20 Ocak 2011 Perşembe

İşte Bu...


Sadece şu fotoğraf bile ikinci yarıya umutlu girme sebebidir. Geç oldu, güç olmasın...

19 Ocak 2011 Çarşamba

Unifeb 2010 Yılının Enleri


Şuradan ulaşabileceğiniz üzere etkin bir şekilde çalışma imkanı yakalayamasam da parçası olduğum UNİFEB'in yılın Fenerbahçe'li blogu dalında adaylar arasında gösterilmişiz. Yaptıkları ile benzerlerinden çok farklı bir profil çizen UNİFEB tarafından böyle bir ödüle aday gösterilmek gerçekten çok büyük onur ve mutluluk kaynağı. Adaylar arasında benimde çok severek okuduğum çok değerli bloglar olduğundan yılın Fenerbahçe'li blogu ödül adaylarından olmanın keyfini sürüyorum şuan.

2010 yılı boyunca Fenerbahçe'nin Daum dönemini stadtan aktarmaya çalıştık. Ayrıca A2 müsabakalarını yerinde takip ederek izlenimlerimizi mümkün olduğunca kendi karelerimizle blogda paylaşmaya çalıştık. Ki geçmişe baktığımda kendi adıma en büyük mutluluğum Gökay, Okan ve Berk gibi gençlerin adının gerek blog dünyasında, gerek forumlarda, gerekse basında geçmesinde ufak da olsa bir payım olmasıdır. Onların her ortalarında ya da kazandıkları topta daha da artıyor tabi bu mutluluk. Bir de altyapı organizasyonuna dair gelen ısrarlı sorular var ki onların varlığı sebebiyle kendimi başarılı olarak görmekteyim. Kısacası zaman zaman buraları boşlasak ta kendi adıma keyifli ve güzel bir sene geçirdim , bloga yerleştirmeye çalıştığım misyon doğrultusunda blog takipçilerini altyapı organizasyonu konusunda bilgilendirmeye çalıştım.

Sözü bitirmeden önce tekrar UNİFEB'e teşekkür ediyorum. Böyle şeyler insana ilham veriyor gerçekten...

13 Ocak 2011 Perşembe

Filmin Sonu...

''Servet'in rövaşatası ile dünyanın sonu mu geldi acaba derken Fener'in Türkiye Kupası'ndan elenmesiyle hayat tekrarnormale döndü. Gülmemek elde değil.'' demiş arkadaşın biri. Katılmamak elde mi?

Ancak sadece bu söze katılabiliyoruz tabi. Zira ortada bir tablo var, çok iç açıcı olanından. Hemen paylaşıyorum;

Kupa-> Grup sonuncusu.
Avrupa-> Gruplara kalıp sonuncu dahi olamadı.
Lig->Sübhanallah liderin 9 puan gerisinde...

Eski Malatya olsa kesin yenerdik. Yenisi ters geldi biraz, anladım da... Ortada bir gariplik yok mu sizcede? Mesela 15 kişi ile neredeyse Lille'i eleyecekken talihsiz bir gol sonrasında elenen hoca vizyonsuz diye ayaklarından tavana asıldı geçen sene. Türkiye Kupası'nı finalde, ligi ise yine finalde bıraktı. Türk taraftarlar gelişiyorlar tabi, önceden '' Ne iş yapar bu adam, simitçi bile bu takımı şampiyon yapardı.'' derdi, geçen sezon sonu ise son senelerin modası nakarat etti dillerde...

Sıkı durun:

Looser...

Şimdi insan düşünüyor tabi. Daum looser ise Aykut Kocaman nedir diye sorası geliyor arada. Ama sormayalım. Sonra yazı değerlendirmelerinde ''kötü''yü yiyoruz.

Devam edelim...

He unutmadan ;devam ederken geçen sene kör topal kanat oyuncuları ve el bombası bir stoperle finallere kadar geldiğimizi hatırlatıp ama üstünde durmadan devam edelim.

Burada sürekli olarak paylaştık ''Neden Aykut Kocaman yetersiz?'' sorusunun cevabını. Negatif yorumlar alsak ta bunları ''taraftar gibi davrananı taraftarın tutmasına'' bağladık bunca zaman. Ama görülmek istenmese dahi en büyük problem taraftar gibi davranmak aslında. Sene başında bir hata yaptık, kızımıza damat alıyorduk sanki '' Adam gibi adam '' almalıydık, doğru konuşmalı idi politik ve stratejik değil. Kelepçecigillerden Vedo yollanmalıydı ilk, yollandı. Sonra birikmiş sorun Alex'e gelmeliydi sıra geldi. Sonra kelepçecilerden Andre Santos'un dengesi bozulmalıydı , bozuldu. Sonra moral olarak yerin dibindeyki forvet oyuncusuna bir tekme daha atılmalıydı, atıldı. Klup maddi olarak zarar edecek olsa da doğrular bunlardı değil mi? Sonra Cristian'a takılmalıydı, takıldı. Ruhsuz oyuncular, kelepçeci oyuncular kapı dışarı edilmeliydi...

Ee, öyleyse bu tabloyu kim , nasıl açıklayacak?

Çok samimi birkaç şey söylemek istiyorum. Esasen temel sıkıntı ne Aykut Kocaman'ın taktik, teknik eksikliği ne transferleri ne başka birşey. Bunlardan etken tabi ama en büyük sıkıntı Lille maçından sonra Daum'un kellesini isteyen taraftar, ligde şampiyon olamadı diye Zico'yu gönderen başkan ve çok övülmesine rağmen iletişim konusunda yerlerdeki Teknik Direktör...

''Yorumsuz'' olarak vereceğim bir cümlem daha var buna binaen;

Alex De Souza, Andre Santos, Cristian, Kazım, Andre Santos, Guiza...

Zira Daum'un Dunga'ya yalan söylemeyerek (Evet, Andre Santos'un kelepçeli partilerin içinde olduğu haberi malesef ki doğru diyerek ) sattığı Andre Santos'un Daum döneminde şuanki performansının 10 mislini verdiğini herkes görüyor...

Sahi, yukarıda Vederson demişken aklıma geldi. Keleçpeciydi değil mi o? Peki Caner neci acaba?

Bu makamda oturan şahsiyetlerin taraftar gibi davranıp taraftarın taktığı konulara takmaması gerektiğini milyon kere yazdık buraya. Bir kez daha tekrarlamanın lüzumu yok zira kelepçeliler kelepçesizlerden ne hikmetse 3 kat daha başarılı oldular geçen sezon...

En kötü olan ise şu ki Fenerbahçe taraftarı futbol diye bir branşın olduğunu unutmak üzere... Bunda başka branşlarda alınan başarıların büyük etkisi olsa da temel sebep futbol şubesinin başarısızlık ve kötü yönetime alışması sanırım. Benim gibi bir Fenerbahçe taraftarı Fenerbahçe futbol takımının maçından çok Fenerbahçe Ülker maçını izliyorsa cidden incelenmesi gereken bir konu olmuştur bu...

Son paragraf transfer mevzusu için gelsin. Fenerbahçe'nin sol bek ya da ön libero ihtiyacı olduğu doğrudur ancak en büyük ihtiyaç sahada ne yaptığını bilen , takım gibi oynayabilen bir takımdır. Şayet eksik bölgelere mevkilerinin en iyileri olan yıldızları getirsenizde bir değişim olmadığını göreceksiniz... O zamanda çok iyi oyunculardan kurulu rezalet bir takım olarak devam edeceğiz yola, ötesi değil.

9 Ocak 2011 Pazar

Onur Karakabak Hakkında

Aragones döneminde,''Yeni Hakan Şükür'' diye piyasaya sürülen Furkan Aydın ile beraber Gökhan Emreciksin ve Abdülkadir Kayalı'nın da transfer edildiği devre arasında Fenerbahçe'ye katılmıştı Onur Karakabak. Buraya daha ilk maçta Furkan Aydın için olumsuz notlar düşmüştük ancak Onur Furkan'dan çok ayrı ve pozitif bir futbol ortaya koyuyordu. Yarım sezon Fenerbahçe A2 takımı ile oynadıktan sonra Mersin İdman Yurdu'na kiralanmıştı orada da 15 maç kadar oynayıp maç tecrübesi kazanmıştı.

Buraya kadar olan kısmı hatırlamayanlar için not düştük. Buradan sonrası ise '' Adsız '' blog takipçisi için gelsin. Onur Dereağzı'nda tedavi görüyormuş şuan. Geçirdiği sakatlık sonrasında çapraz bağ ameliyatı olmuş, fizyoterapi görüyormuş. Ne zaman geri döneceğine dair bir haber alırsam tekrar buradan paylaşacağım.

8 Ocak 2011 Cumartesi

8 Ocak 2011- Fenerbahçe-Kartalspor U18 Müsabakası


Uzun zamandır Fenerbahçe'nin u18 takımını izlemeyi düşünüyordum. Gerek bu takım hakkında yapılan yorumlar gerek Recep Niyaz hakkında söylenenler maça gitmeden bir beklentiye girmeme sebep olmuştu. Bu sebeple başta Recep Niyaz olmak üzere dikkatli bir şekilde izlemeye çalıştım takımı.

Maç başlamadan 45 dakika kadar önce Dereağzı'ndaydım. Geçtiğimiz sene izlediğim A2 maçlarının hemen hemen hepsinde beraber olduğum sevgili abim ile U18 takımı ve diğer yaş grupları üzerine keyifli bir sohbete başladık. Ara sıra Kartalspor'un ısınma hareketlerindeki ciddiyetleri dikkatimi çekti. Sonra döndüm bir de benim futbol oynadığım zamanlardaki ısınmaları düşündüm. İşte aradaki büyük fark Kartalspor'un ligdeki konumunu ortaya çıkartıyor, çıkartıyormuş. Kartalspor'a böyle bir gelecek hazırlayan hocaları tebrik etmek gerekiyor.

Maçın ilk yarısında tek pozisyonu Fenerbahçe'nin solbek oyuncusunun hatası ile Fenerbahçe kalesinin üst direğinde patlayan toptu. Mücadele açısındana yüksek kalitede, üretkenlik açısından kısır bir ilk yarının sonrasında oyun kırmızı kart ve gol kokmaya başladı.




2005 yılında Kartalspor'dan Fenerbahçe'ye transfer olan Ali Civan Düzova, Recep Niyaz ve Mehmet Topçu'nun sürekli yer değiştirerek oynadığı Fenerbahçe'de gol Mehmet Topçu'dan geldi. Bu dakikaya kadar üstteki resimdeki ''Aliş'' lakaplı Ali Civan oyunun genelinde çok istekli ve zaman zaman üretken bir performans sergiledi. O ve diğerleri hakkında kesin bir yargıya tek maçta varmak biraz insafsızlık olur ancak gerek Ali gerek Recep gerek Mehmet sahada diğerlerinden rahatça ayrılıyor. Özellikle çoğu topun Ali Civan ile buluşması onun takımda dominant bir durumda olduğunu düşündürdü bana. Yetenekli ve hızlı olmasının yanında yeri geldiğinde tek top oynama çabası ilk maçta pozitif bir not düşmeme sebep oldu.














Recep Niyaz hakkında bir maç izlemiş olsam da şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki kafası diğer oyunculardan daha farklı ve hızlı çalışıyor kendisinin. Kısa mesefade bileklerine hakim, seri ve ''pırpır'' olması bir yana basit oynama çabası ve pas verdiği zaman sürekli boşa çıkması diğer oyunculardan ayrılan en belirgin özellikleri olarak gözüme çarptı. Daha etkileyici olan ise şu ki bu yaşlarda oyuncular genel olarak attığı çalımı tribüne atarlar ya da rakibi geçmiş olmak için. Fakat Recep'in çalım attığı yerler ve çalım attıktan sonraki hareketleri attığı çalımı sonuca gitmek, atağı hızlı geliştirmek amacı ile attığını düşündürdü bana. Zira çalımın gerekmediği yerlerde sürekli tek ve kısa pas tercihi kullandı Recep ki dediğim gibi bu bana farklı ve özel gelen bir özellik. Çok beğendim kendisini...

Mehmet Topçu'yu A2 takımında da izliyip buraya not düştüğüm için onda '' ne yapar bu oyuncu '' sorusunun değil de '' neleri değiştirmiş, geliştirmiş?'' sorunun cevabını aradım. Bir kere kendi yaş grubu olduğu için çok daha rahat. Topu istediği gibi kullanıyor. Onun haricinde zaten klasik inceci, teknik bir solak oyuncu Mehmet.


Maç çok sert geçtiğinden yer yer sakatlıklar oldu. Bu denli sert geçen bir mücadelede genç oyuncuların sinirlerine hakim olmasının sevindirici olduğunu düşünürken maç sonunda maç kenarındaki abilerinin(?) etkisiyle bir Kartalspor'lu oyuncunun Fenerbahçe'nin sağbekinin üstüne yürüyüp ortamı germesi sevincimi yarıda bıraktı. Fenerbahçe'li oyuncularda maçtaki gerginlik ve sertlikten çok fazla beslenmiş olacaklar ki gerek golde gerek maç bitiminde güzel bir coşku yaşadılar.

Kısacası bu takım bana keyif verdi, gerek mücadeleleri gerek bireysel performansları oldukça ilgimi çekti. Bundan sonra fırsat buldukça A2 takımının yanında bu takımıda ele almaya devam edeceğim.

Formula 1'in Renkleri: 1970'ler

Jarama 1979, Ligier JS11, Patrick Depailler ve Jacques Laffite
Yuvarlak hatlı araçlar iyidir. Mavi-beyaz ve altın şerit kombinasyonu da öyle.


Interlagos 1977, BRM P207, Larry Perkins
Sanki biraz IRL burnu, renkler de Champcar'daki Players Forsythe renkleri gibi. Hoş ama.


Clermont-Ferrand 1972, Tyrell 3, Sir Jackie Stewart
Tyrell ne yaparsa çok güzeldi zaten 70'lerin sonlarına kadar. Sir Jackie Stewart'ı ayrıca severiz zaten. Bakın ne hoş:


Silverstone 1979, Arrows A2, Riccardo Patrese
Yuvarlak hatlı olsun bizim olsun, yumurta misali altın Arrows. Gümüş Ok varsa Altın Ok da var. Riccardo Patrese de sevilir, karısının ödünü kopardığı şu videosu tavsiye edilir.


Monaco 1977, McLaren M23, Jochen Mass
Arka kanadına ve kokpit arkası hava girişlerine hastayım. 1 numaralı olanı da o sene James Hunt kullandı, ki F1'in Jimmy Dean'i diyebiliriz kendisine.


Anderstorp 1977, Walter Wolf WR2, Jody Scheckter
Siyah üzerine altın o dönemlerin modası tabii, WR2'ye ve Scheckter'e de yakışmış. Scheckter Güney Afrikalı ilk ve tek F1 Şampiyonu ve Schumacher dönemine kadar Ferrari'nin son şampiyonuydu-1979'da.


Fuji 1977, Heros Racing KE009, Noritake Takahara
Bridgestone'un ikinci F1 deneyimi-ki ilki bir sene önce yine burada. Japonlar yapmış gerçekten, renkler filan F1'de görülebilecek cinsten değil neredeyse.


Interlagos 1978, Merzario A1, Arturo Merzario
Bir müşteri Arrows'uyla 31 sene önceden u şeklindeki ön burunu bulmak...Bu sene herkes Red Bul'dan taklit etti, ama daha önce yapılmış sanki? Gör bunları Adrian. Adriaaaaaan!


Kyalami 1975, Martini Racing BT44B, Carlos Reutemann
Zaten Lancia ile birlikte sevdiğim renklere sahip Martini. Brabham BT44B şasisi de zaten çok güzel. Carlos Reutemann da iyidir-F1'de de WRC'de de puan almıştı, daha sonraları Brezilya'da Santa Fe valisi de oldu sanırım.


Anderstorp 1976, Tyrell P34, Jody Scheckter
En güzelini sona bıraktım. Genelde sıralama yapmam bu araçlar arasında ama P34'ün yeri başka bende. Burada Formula 1'in 6 tekerlekle yarış kazanan tek otomobili olma unvanını alıyor.


Sırada 80'ler var. Prost, Senna, Lauda, Rosberg, Piquet, İlhan İrem filan derken orada da seçmek çok zor olacak. Takip ediniz.

Mali SELIŞIK

Rapor

İlk önce bugün oynanan Kartalspor-Fenerbahçe maçından detaylar,fotoğraflar, Recep Niyaz, Mehmet Topçu ve ''Aliş'' hakkında değerlendirmeler...

İlerleyen zamanlarda sürpriz bir röportaj...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Türk Telekom Arena Açılırken

































Kazım Kazım transferiyle Kadıköy'de galibiyet gören bir oyuncu takviye edilerek eksik parça tamamlandı. Hayırlısı olsun. Artık kapanana kadar, çalsın sazlar...

Adnan Adnan'dan Kazım Kazım Hamlesi

















Galatasaraylılar isyanda, Fenerbahçeliler ise dalga geçiyorlar ama... Bence sorunlu oyuncu yoktur; yetersiz hoca vardır.

He, 1,250 nedir, onu anlayamadım tabi.

31 Aralık 2010 Cuma

Yok Böyle Asist



Yeğenimden aldığım bir video, izleyince insanın inanası gelmiyor. Nasıl bir hayal gücüdür bu pas gerçekten seyretmekten büyük keyif aldım. Yeni değil 24 ağustosta atılmış bir golün videosu.

Golü atan Fransa 2. liginde Le Havre forması giyen Brice Jovial ama o golü atmasa asisti yapan Hassane Alla'ye büyük ayıp ederdi.

Birde Le Havre de bir Fofana vardı sahi onun bonservisine ne oldu

21 Aralık 2010 Salı

Sezon Başından Bugüne...

Biri bana nelerin değiştiğini anlatabilir mi? Evet, ihtiyacım var şuan buna. Mesela stoperlerimiz rol model Barcelona'nın ( alınan modelin eşi benzeri daha görülmedi ya neyse) stoperlerinin çıktığı mesafenin yarısına çıkabiliyorlar mı? Veya 27 kişilik kadronun 20'si eski takımlarında lider oyuncu yani kaptanken Fenerbahçe sahaya bir karakter koyabiliyor mu en basitinden? Sahayı parselleyebiliyor mu geçen bunca süreden sonra? Yoksa baskısı adam kaydırmalara dayalı alan savunması değil de rakibe 3 kişinin deli dana gibi basmasından mı ibaret? Birikmiş sorunlarımız çözüldü mü acaba yoksa o birikmiş sorun hala maçlar, kelleler kurtararak sorun biriktirmeye devam mı ediyor(!) ? Fransa Ligi gol kralı, tank gibi forvet Niang , iki tane atlet kanat oyuncusu ile 4/3/3'e mi döndük yoksa elimize yüzümüze mi bulaştırdık bu hayalide... Yoksa istenmeyen adam konumuna getirilen adam evdeki hesabı çarşıya mı uydurmadı?

Bilinçli baskı deyimini de bugün itibari ile futbol lügatine armağan eden Ömer Üründül'den daha komik detaylar da mı vardı sahada? Mesela kazanılması gereken bir maça as oyuncuları takvimde yakın tarihte herhangi bir maç yokken yedek bırakmak gibi? Ya da baktık olmadı '' Hadi aslanlarım çıkın alın'' demek gibi. Ya da işler sarpa sardığında rüzgarda savrulmuş yapraklar gibi takımı alakasız bir şekilde sahaya sürmek gibi... Tabi sahanın en iyi iki oyuncusunu sahadan çıkarmak gibi.

Avrupa'da Fenerbahçe yok gibi. Eh ligde de şampiyonluk hayal gibi. Kupaya girmiyorum, o hayal bile değil gibi. Eh naptık biz bugüne kadar, bari sahada değişen ne var ki ilk günün üstüne hızla koyan bir Fenerbahçe gibi?

Gökay gibi bir gencecik bir değerin Ankaragücü maçından itibaren ortaya koyduğu istikrarlı yükselişi de gölgeliyoruz gibi. Sanki top alışı, kararlılığı, kabul edilirliği arttı gibi. Sanki abileri kabul etti gibi. Aynen çoğu şeyi kabul etmek zorunda bırakılmaları gibi. Sistemsizlik için savrulmalarına göz yumulmaları gibi...

Armanın Gururu Dünyanın En Büyüğü










Fenerbahçe Acıbadem rahat bir oyun sonrasında rakibini 3/0 yenerek Dünya Klupler Şampiyonasında şampiyonluk kupasını kaldırdı.

Teşekkürler Sarı Melekler...

Not:Bonkör devlet büyüklerimizin Dünya ikinciliğine verdikleri prim sonrasında gelen Dünya Şampiyonluğuna verecekleri prim merak konusu.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Denizli-İstanbul Hattı 1- Gökay İravul

17.04.2007... Bir çok insan için pek bir anlam ifade etmeyen bir tarih gibi gözükse de belki de herşeyin başlangıcı...Ağırlıklı olarak Milli Takımlarda gösterdiği performansların neticesinde Fenerbahçe'ye transfer olup bu sezon A takım kadrosunda şans bulan Gökay İravul'un Tff kayıtları altında Milli Takım formasını taşıdığı ilk tarih. Kim 17 Nisan 2007 ' de yazılmaya başlanan bu hikayenin kahramanının ilerleyen yıllarda Fenerbahçe gibi bir camianın geleceğe umutla bakmasını sağlayacağını düşünebilirdi ki?
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEinwTgyCV8vSpfQzejLRX-Xmj3-L3tip4xMmaCgM0CIb50tn9zF_7nYOCrZ_fRl-rFJi5AehrPyWAOV2n81jN8DmzQs7y1mIxo8fL-g-FHZZ0qb73nMZmbnaSg2OgE35AketF1NlxYRAtY/s320/806152.jpg
Hollanda karşısında 4/1 galibiyetle sonuçlanan maçta bugünlerde kendisi gibi çokça konuşulan Okan ile beraber terletiyordu Milli formayı. Okan Mardin' de Gökay ise Denizli'deydi. O kadroda Fenerbahçe'li olan sadece iki oyuncu vardı.(Barış Yardımcı, Aykut Kıratlı) Ki şu günlerde Fenerbahçe altyapısının Milli Takımları kuşatması da bundan, o zamanlarda Milli Takımlara verilen az sayıda oyuncunun yarattığı farkındalıktandır. O gün 40 dakika oynayan Gökay , Onur Karakabak , Okan Alkan , şuanda Fenerbahçe'den ayrılan Selçuk Evcim ilk etapta Milli olan iyi oyuncuları toplama düşüncesinin ürünü olarak Fenerbahçe'ye kazandırılan gençler olmuşlardı.

3 Temmuz 2007' de Fenerbahçe'li idi Gökay artık. Milli Takımda ise sürekli oynamaya başlayacağı yeni bir dönem başlıyordu. 18.09.2007' de U16 Milli Takımı ile Karşıyaka'da İrlanda karşısına çıktı Gökay İravul. O zamanlar Milli Takımlarda 2 numaralı formayı giyen bir sağbekti. Orhan Gülle, Berkin Kamil Arslan ve Gökhan Töre'li o takım daha sonra Fifa U17 Dünya Şampiyonasında Çeyrek Final'de Kolombiya'ya elenecek ancak çoğu oyuncu hafızalarda yakın bir zaman sonra karşılaşmak üzere yer edinecekti. İlk 90 dakikalık Milli performansını 2/1 kazandığımız bu maçta ortaya koyan Gökay Milli forma altındaki ilk golünü yine sağbekken 02.10.2207 tarihinde 3/1 kazanılan Belçika maçında ağlara bırakacaktı.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-11-25_bursa4.jpg

Fenerbahçe forması ile ilk maçını Deplasmanlı Süper Gençler Liginde 16.02.2008'de eski adı İstanbul Kartal Belediye olan Yıldırım Bosnaspor'a karşı oynadı Gökay. O maç 15 dakika şans bulmuştu. 29.03.2008'de oynanan Kocaelispor maçında şuan A takım kadrosunda bulunan Alper ve Okan ile beraber yedek klubesinde oturuyordu. Ve 2007/2008 sezonunun sonunda Ukrayna ile oynanan Milli müsabakada artık 7 numaralı forması ile daha ön tarafta sahaya çıkıyordu Gökay. Artık yanında alt yaş Milli takımların her turnuvasında gol kralı olacak Recep Berk Elitez' de vardı. Maç 1/1 sona ererken golü Recep Berk Elitez atıyordu.
Türkiye 2-1 Azerbaycan
2008/2009 sezonu başladığında Gökay İravul artık 11 oyuncusu olmuştu. Bazen 8 bazen 10 numaralı formayı giymesi onun sağbekken geçirdiği evrimin kısmi bir ispatı olsa gerek. Zira bir sağbek oyuncusuna göre fazla bir oyuncuydu Gökay. Önünde oynayan Recep Berk Elitez ile uyumu dikkat çekiciydi. Ancak bir ortasaha oyuncusuna göre gol sayısı halen istenilen düzeyde değildi. Ki 20.12.2008'de sezonun 12. maçında ağları bulmayı başardı Gökay. Ardından bir hafta sonra Fenerbahçe forması ile ikinci golüne imza atıyordu. 11.04.2009 tarihinde oynanan Gölcükspor maçı ile de sezonun kapanışını ilk golünü attığı takıma karşı yapıyordu.
Deplasmanlı Süper Gençler Liginde istenilen gol sayılarına ulaşamasa da oyun içinde bitmek bilmeyen enerjisi ve sorumluluk almaktan kaçmayan yapısı ile takımın Okan, Berk Elitez , Hasan Erbey ile beraber önemli bir parçası oluyordu. Bu performansı ona A2 takım kapılarını açtı. Artık asıl patlamayı yapacağı 2009/2010 sezonu gelmişti. 06.10.2010 tarihinde 10 numaralı forması ile Fenerbahçe'nin Kasımpaşa'yı 2/1 yendiği maçta iki gol atıp A2 klasmanında ilk gollerine ulaşıyordu. Sırada Milli forma ile Dünya Şampiyonası oynamak vardı. Burkina Faso ile oynanıp 1/0 galibiyetimiz ile sonuçlanan maçta son 30 dakika forma şansı buldu Gökay. Ancak bulduğu bu süre onun daha sonradan bu formayı sırtından çıkarmayacağının ispatı idi zira daha önce gerek Milli Takım gerek Fenerbahçe'de bulduğu kısa sürelerden sonra 3/4 maç içinde formasını kimseye vermemeye başlıyordu Gökay.28.10.2009 tarihinde Kostarika maçında 61. dakikada oyuna girip 70. dakikada attığı enfes gol formasının artık garanti olduğunun habercisi olmuştu. Artık Muhammet Demir ve Engin Bekdemir kadar konuşulan iki genç oyuncu daha vardı: Gökay İravul ve Okan Alkan...


Gruplardan çıkılmış hedefe emin adımlarla yürünüyordu.2. turda U17 Millilerin rakibi Birleşik Arap Emirlikleri idi. 39. dakikada 10 kişi kalmamıza karşın 2/0 ile turu geçerken Gökay 90 dakika sahada kalıyordu. Ancak Oğulcan'ın gördüğü kırmızı kart çeyrek final maçında etkisini gösteriyor son dakikada yediğimiz gol ile penaltılara giden maçta Kolombiya'ya 6/4 kaybediyorduk.

Dereağzının yolunu tutan Gökay'ın mesaisi daha yeni başlamıştı. Önce Beşiktaş'a sonra da Bursa'ya gollerini atarak onu izlemeye gelenlere gerekli mesajı yolluyordu. Nitekim gerek Milli Takım gerek Fenerbahçe altyapısında gösterdiği büyük gelişim sayesinde Okan Alkan ile beraber Fenerbahçe'nin A takımı ile devre arası kampına katılma hakkı kazanıyorlardı. Artık televizyondan izlediği oyuncularının yanında antreman yapacak belki de antremanda da olsa beraber oynamayı en çok istediği oyuncu olan Emre Belözoğlu'na bacak arası yapacaktı.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-07-06_idman19.jpg

Sezon bittiğinde o artık 2 defa U15, 22 defa U16, 5 defa U17 formasını giyen bir oyuncu olmanın ötesine geçmiş Fenerbahçe'nin A Takım oyuncusu olmayı başarmıştı. Sezon başında onu A Takım idmanlarına çıkması için A takıma getiren Aykut Kocaman'ın hocası olması ise belkide en büyük şansı olmuştu. Ben dahil altyapıyı takip eden herkes forma giyeceği ilk maçı sabırsızlıkla beklemeye başlamıştık. Cumhuriyet Kupası adı altında oynanan Sivasspor maçında 90 dakika sahada kalsa da resmi olarak ilk defa 02.10.2010 Gençlerbirliği maçında Mamadou Niang'ın yerine son 4 dakika için Saraçoğlu çimlerine adımı atıyordu Gökay. Ve bir rüya gerçek oluyordu. Ardından Konya deplasmanında 76. dakikada Dia'nın yerine oyuna girip vasat bir performans ortaya koyuyordu.




Ona inanan bir hocasının olması silik görüntüsüne rağmen 2 maçta üstü çizilenlerden olmamasını sağlıyor ve Ziraat Türkiye Kupası müsabakasında Ankaragücü maçında 90 dakika forma şansı bulmasına yardım ediyordu. Gökay yine beklentilerin uzağında bir oyuncu gibi gözüküyordu. Ancak Aykut Kocaman onun oyunundan memnun olacak ki sakatlıklar sebebiyle Buca ve İbb maçlarında 90 dakika forma şansı tanıyordu genç oyuncuya. Ve Gökay bu maçlarda ona inanan hocasını da onu ilk izlediğinde büyük bir heyecanla bu satırlarda ona methiyeler düzen benide gururlandırıyor sahanın en çok koşan oyuncusu olmanın yanında Fenerbahçe'nin oyununa pozitif bir katkıda da bulunuyordu.
Yine de zaman zaman kimi yerlerde Gökay İravul'un Fenerbahçe için çok düz bir oyuncu olduğu yorumunu okuyorum. Peşinen belirtmek gerekiyor ki bu son derece basit, hiçbir altyapısı olmayan bir düşüncedir. Çok değil 10 ay evveline kadar A2 müsabakalarında 20/30 kişiye oynayan bir oyuncunun bu rakamların bin misline oynamasını değerlendirme dışı bırakarak yorum yapanların iyi niyetini ayrıca sorgulamak gerek tabi. Şunu belirtmek gerekiyor ki Gökay ne o A2 maçlarında Messiliğe soyunuyordu ne de iki seneye kadar oynayacağı Şampiyonlar Ligi müsabakalarında bu işi yapacak. Gökay'ın en önemli meziyeti bu oyunu düz, basit ve olabildiğince etkili oynamasıdır. Bu sebeple kimse kendisinden kurtarıcı rolü oynamasını beklememeli. Çünkü Gökay futbol bilgisi ve oyun karakteri itibari ile çok iyi işleyen bir sistemin en önemli oyuncularından biri olabilecek kapasitede olsa da hiçbir zaman Messi olmayacak. Kimi zamanlar maç kurtardığı da olacak ama bunu düzenli şekilde yapmasını beklemek hem Gökay'a hem de Aykut Kocaman'ın oluşturmaya çalıştığı Fenerbahçe düzenine haksızlıktır.

Gökay İravul sahada duruşu ve yaptıkları ile herhangi bir Türk oyuncunun çok ötesinde bir oyuncu. Pozisyon bilgisi, yardımlaşması üst düzeyde. A Takım müsabakalarında ön libero olarak görev alsa da kendisi orta sahanın her yerinde oynayabilen bir oyuncudur. Ben kendisini Bastian Schweinsteiger'e benzetiyorum bu yönden. Kendisi ise Steven Gerrard'ı örnek alan bir oyuncu ki bu da futbol karakteri hakkında bilgi sahibi olmamız açısından önemli bir donedir. Düzgün ve etkili şutlar atar, takımı için her zaman elinden geleni yapar. Gereksiz gösterişe kaçmaz ancak birebir kaldığı taktirde rakibini ekarte edebilecek kadar çalım atabilecek kapasiteye sahiptir. Bunun yanında çok efendi, Fenerbahçe formasını layıkıyla taşıyacak karakterde bir oyuncudur. Bu yönüyle de bende yeri farklıdır. Kısacası Gökay'ı değerlendirmeden futboldan ne anladığımızı sorgulamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Eğer futbol Almanların oynadığı ise Gökay İravul'u zamanla 11'inizin vazgeçilmezi yapacaksınız. Ama eğer ki Brezilya aşığı bir futbolseverseniz Gökay İravul'u uzun bir süre size hitap etmeyecek. Hele hele 18 yaşındaki bir gencin 12 ayda atladığı bunca kademeyi göz önünde bulundurmamak gaddarlığına sahipseniz; üzgünüm Gökay İravul hiçbir zaman sizin istediğiniz Gökay İravul olmayacak. Ama o tüm bu yazılarda( sırayla rakamlara tıklayınız: 1, 2 ,3 , 4, 5 ) bahsettiğim ve arama bölümüne Gökay İravul yazdığınız taktirde diğer yazılarda da görebileceğiniz gibi her maç takımı için savaşacak ve zamanla Fenerbahçe'nin vazgeçilmezi olacaktır.


Bir Yıl Önce Bir Yıl Sonra

Brezilya da günün karesi bu, geçen sene zon maçta kümede kalan Fluminense Guaraniyi 1-0 yenerek şampiyon oldu.
Bir yıl önce Adriano'nun önderliğinde şampiyonluğu kucaklayan Flamengo ise ligde zar zor kalabildi. Bu sene ki şampiyonluğun en önemli adamı bir arjantinli "Conca".
Şampiyonluğu getiren golü ise eski bir Flamengolu Emerson'un atması ise hafızalara kazınan detay oldu.
Şimdi karnaval zamanı Rio da.
Bu sene milli takım hocası olması klüp yönetimi tarafından engellenen Ramalho ise bir sene içinde takımdaki bu dönüşümün en önemli unsuru.
Sao Paolo da ard arda üç şampiyonluk kazanmıştı kendisi bu başarı ile seri a'nın son dönemlerdeki en başarılı hocası ünvanınıda elde etmiş oluyor.
Darısı Fenerbahçemizin başına
Related Posts with Thumbnails