21 Şubat 2012 Salı

Dereağzı'nda Geçen Bir Haftanın Ardından

Önce U 18 maçı ile başladı derbi haftası. Oyun çok fazla keyif vermese de skor yüzleri güldürmeye yetti. Ardından haftasonu benim çok büyük umutlar beslediğim U14 ve U15 takımının müsabakaları vardı Dereağzı'nda. Uzun süren ayrılığın ardından geri dönüşü Galatasaray derbileri ile yapayım istedim bende. Bana göre altyapıların en iyi takımlarından biri olan U16 ile U17 takımları deplasmanda olduklarından onları izleyemedik ama galibiyet haberleri ile haftayı 5'te 5 ile tamamladık.

İlk önce U18 takımı ile başlayalım. Daha önce çokça ifade ettiğimiz gibi Fenerbahçe'nin altyapı dönüşümünün başlangıcı U16 takımı. Dolayısı ile bende buraya oturmuş bir oyun formatı görme arzusundan çok kimi oyuncuları izleme arzusu ile gittim. Günün süprizi Beykan Şimşek'in A2 takımdan indirilip bu kategoride oynatılmasıydı. Yaşı itibari ile U17'de de oynayabilecek bir oyuncu olan Beykan'ın futbol karakterini ve yeteneklerini ilgiyle takip ediyorum. Ama sahada çoğu zaman bu kategoriyi reddeden bir vücut dili vardı. Golünü atıp kalitesini de ortaya koydu ancak ben şahsen daha çok fark yaratmasını beklerdim ki biraz daha konsantre bir Beykan'ın bunu yapacağına da eminim. Nihayetinde eski Beden Öğretmeni hocam olan iyi bir Fenerbahçeli Semih Özü'nün Fenerbahçesi maçı 2-1 galip bitirdi. Ben şahsen değişimin etkilerinin daha net şekilde hissedildiği diğer alt yaş gruplarının Semih hocanın eline geldiğinde hocanın isminden daha sık söz ettireceğini düşünüyorum.

Maçta akılda kalan oyuncular ise Metincan Cici, Oğuz Mataracı ve Mustafa Eren Yeniçeri idi Fenerbahçe adına. İlerleyen zamanlarda daha çok izleyip not düşeriz elbet...

Cumartesi gününün ilk maçı saat 12,00 da idi. Görkem Bitin'li U14 takımı rahat ve dominant bir oyun ile Galatasaray'ın 4-0 önüne geçtiğinde dakika henüz 40'tı. Akabinde bu yaş grubunun en dikkat çeken oyuncularından olan Görkem Bitin ve Yusuf Türk'ün dışarı alınması ile başlayan oyuncu değişiklikleri sebebi ile oyun 4-2 ye gelse de Galatasaray organizasyon itibari ile maçta eşitliği sağlayabileceğini hiç hissettiremedi. Nitekim maç da bu skorla bitti.
Galatasaray'ın kalecisinin ve defans kurgusunun hataları sebebiyle golle sonuçlanan iki korner skorun buraya gelmesinde çok etkili olsa da Fenerbahçe'nin bu yaş grubunun futbolun temel olgularını başarıyla yerine getirdiğinden bahsetmek gerek. Mesela kaymalar, alan savunması, saha parselizasyonu gibi önemli konularda Fenerbahçe U14 takımı rakibinin epey üstündeydi. Yaşları itibari ile fizikleri ve oyun tecrübeleri oturmamasından sebep kimi zaman oyun belirli bölgelerde sıkışsa da ben futbolcu adaylarının iyi niyetini ve futbolun temel doğrularını sahaya yansıtma azimlerini beğendim. Aynı zamanda yapılan yan top organizasyonlarını da...

Saatler 13.45 olduğunda sırada U15 takımı vardı. Bu yaş grubunda çok beğendiğim Boğtan Kızıltan harici çok fazla methini duyduğum Tarık Çalışkan ve Muhammed Samet Karakoç'un olması maça dair beklentilerimi arttırdı. Nitekim ilk 5 dakika dolmadan 10 numara forması ile oynayan Tarık Çalışkan usta işi bir aşırtma vuruşu ile oyunu 1-0'a getirirken Beşiktaş'a 8 farklı mağlubiyeti tattıran ekibin Galatasaraylı rakiplerine nasıl bir tarife hazırladığının haberini veriyordu binevi. 34. dakika geldiğinde Boğtan Kızıltan ters ayağı ile çok şık bir plase yaparak farkı ikiye çıkardı. 79. dakikada ise sahanın en iyisi olan Muhammed Samet Karakoç skoru 6-0a getiren golü atıp perdeyi indirdi.

U15 takımı içinde organize ve bütün bir takım olduğunu söylemememiz yanlış olmayacaktır. Boğtan , Tarık ve Muhammed ' de ışıl ışıl parladılar, beklentilerimin tamamını karşıladılar. Aynı zamanda tabiki Mehmet Eray isimli stoperimizde...

Şimdi ezeli rakibe karşı alınan ezici skorlardan daha önemli bir noktaya temas etmek istiyorum. U16 yaş grubu ve bu takımın alt kategorilerinin bir farklılık gösterdiğini yazının başında belirtmiştim. Bunu biraz açmak gerekirse evvela bu takımların hepsinin üç aşağı beş yukarı benzer bir oyun karakteri ortaya koyduğunu söylemek lazım. Belki kağıt üstündeki dizilişler farklı, belki yaşa bağlı olarak oyuncuların fiziksel kapasiteleri farklı ancak ortak olan birçok nokta var. Örnek vermek gerekirse U16,U15 ve U14 takımının oyunu rakip yarısahada oynama istekleri çok fazla benzerlik gösteriyor. Ve tabiki bunu uygulamaya geçirme konusundaki benzerlikleri de. Top oynamayı seven, oyun genelinde ve son paslarda sabırlı ancak top rakipteyken sabırsız oynuyor altyapı takımlarımız. Saha parselizasyonu, defansların çıktığı yer ve kaymalar da yine hem daha büyük abilerine göre hem de rakiplerine göre daha oturmuş ve organize şekilde gerçekleşiyor. Defans arkasına atılan topların oyun içi zamanlaması, ( Ramazan ve Bertuğ'un Aziz Ceylan'a, Muhammed Samet'in Tarık'a ) , duran toplardaki ezici hakimiyet gibi birçok ortak ve fazla nokta daha gösterilebilir. Ve tabiki aynı mevkilerde oynayan oyuncuların benzer oyun karakterleri de çok önemli benim için. U16'daki Ramazan'dan aldığım keyif, oyuna kattığı ve oyun karakteri ile U15'teki Muhammed arasında çok büyük bir fark yok. Aksine benzeşen çok nokta var. Aynı şekilde sol ve sağbekler arasında da... Oyuncu tarzı anlamında tek fark U16'nın Aziz Ceylan gibi çok donanımlı ve kullanışlı bir forvete sahip olması. Ancak diğer yaş gruplarının ileri uç elemanları da fazlasıyla ümit veriyor...

Sözün özü bana göre Fenerbahçe için yepyeni bir sayfa açacak kadar organize ve ne yaptığını bilen bir altyapı geliyor. Uygun zamanınızda Dereağzı'na bekleriz. Eminim pişman olmayacaksınız.

2 Şubat 2012 Perşembe

Deplasmanda Kayıp:Samsunspor 3 - 1 Fenerbahçe SK

Başlıktan gidelim; ilk yarıda ki Mersin deplasmanından beri 10 tane daha maç yapmışız dış sahada. Bu maçlarda alınan galibiyet sayısı rakamla 2, yazıyla iki. Otuz puanlık ralliden sadece ve sadece on tam puan almışız, tabi ne kadar tam puan denirse.

Öyle çok zor deplasmanlarda değil aslında Samsun,Ordu,Gençler,Antalya ve köprünün öteki yakasında ki Belediye.  Kendi evinde oyunu dominant oynamaya çalışan takım hüviyetinden sadece boğaz köprüsünü geçince bu kadar uzaklaşmak inanılır gibi değil.

Gelelim fotoğrafa; geçen sene kanat beklerinin takıma katkısı Santos 5 gol 2 asist, Gökhan 3 gol 8 asist. Bu gol ve asist katkısı aslında çok şey ifade etmiyor tek başına. Bu sene Reto şu ana kadar 4 asist ile oynuyor ancak takıma hücum olarak katkısı sadece bu asistler ile sınırlı. Arkadaşlarının ileride oynamasına bu asistler dışında katkı veremiyor. Özellikle ikinci devre performansı gittikçe düşmeye başladı, ne ileriye çıkıp hücum gücünü  artırıyor nede savunmada sertlik ve denge kazandırabiliyor.
Gökhan ve Retodan  geçen sene ki seviyede destek alamayan forvet hattında nereye koşacağını çok iyi bilmeyen Henri, yürümekte zorlanan genç Semih olunca takımın kazanması daha da zorlaşıyor. Moussa Sow'un transferi aslında en çok bu anlamda eksikleri giderecek. Beklerin formu çok üst seviyede olmasa da daha çok gezen yanında adam taşıyan ileri uç kanat adamlarına şut ve boş alan sağlayarak deplasmanlarda kazanma alışkanlığını tekrar edinmemizi sağlayacak. Sezer bu dönemde çok ihtiyacımız olan merkez orta saha oyuncusu olacaktı Aykut hocanın planında ama bir türlü sakatlıktan kurtulamaması da cenabet senenin bize yüklediği yüklerden.
Tabi şu sarı adamı da unutmamak lazım, takımın ihtiyacı olan süpriz golü geçen sene 8 defa attı. Bu sene aynı role kimseyi sokamadık savunmayı önümüzde ki sene planlarken dikkate alsak iyi olur.

Dipnot: Gekasın gollerini süper ligde atması güzel de keşke bizi pas geçseydi :)

28 Ocak 2012 Cumartesi

Unifeb Aydınlık Gelecek Ödülleri

Buradan da ulaşabileceğiniz üzere bu sene de yerden şut üstten aut olarak Unifeb Aydınlık Gelecek Ödülleri'ne aday gösterilmişiz.

Normal şartlar altında ilginizi talep ederdim ancak Papazın Çayırı gibi bir gerçek var. Yerden Şut Üstten Aut'u böyle bir ödüle aday görenlere teşekkür etmekle beraber oyumun Papazın Çayırı'na gideceğini belirtmem gerek. Böyle güzel bir blogla aynı ödüle aday olmak da mutluluk verici.

Gerek okul gerek iş yoğunluğu sebebiyle boşladığımız blogun takip edildiğini bilmek güzel bir duygu. Ancak bunun motivasyonu ile Şubat sonunda daha sıkı ve yoğun şekilde döneceğimizi beyan eder, Papazın Çayırı'nı şimdiden kutlarım.


26 Ocak 2012 Perşembe

Yeni Kara İnci: Moussa SOW

Futbol icat edildiğinden beri bu oyunu kara kıtanın evlatları kadar fizik ve hıza dayalı oynayan bir topluluk olmamıştır. Kamerunlu, Nijeryalı yada Senegalli olması fark etmiyor oynanan oyunda. Düzensiz ama bir o kadar yaratıcılığa açık, aceleci ama hızlı bir oyun.

Emenike bu türün en önemli temsilcisi olabilirdi eğer bu topraklardan kaçmak zorunda bırakılmasaydı, o gitti ardından Henri ile doldurulmak istendi boşluğu ama olmadı. Sow ise son yıllarda sürekli forvet oyuncusu üreten Senegalin Demba BA ile birlikte en değerli ismi.

Aslında 2010 yılına kadar ismini ülkemizde duyanların sayısı 10 kişiyi geçmezdi. Rennes ile sözleşmesini devre arasında uzatmayacağını söylediğinde ona şans vermek isteyen Lille'in transfer çalışmaları başladı. Vittek'in sürekli değişen performansı sonrası gözden düşmesi, De Melo'nun sakatlık sonrası bir türlü istenen seviyeye gelememiş olması ve Frau'nun bir türlü üst düzeye gelememiş olması  bir şans kapısı açtı genç Senegalliye. Moussa bu şansı iyi kullandı, hemde çok iyi. Gervinho ve Hazard'ın sağdan ve soldan getirdiği topları öldürmeden değerlendirdi. Cabaye gibi bir orta saha oyuncusununda önünde oynamasıda aslında onun en büyük şansıydı.

Sow'un oyunu tamamlayan stili takımın tamamına etki etti, bir sezon önce 13 gol 9 asistle oynayan Gervinho sezonu 15 gol 14 asist ile tamamladı ve gunners'ın yolunu tuttu. 2009 yılını 10 gol 18 asistlik performansın ile tamamlayan Hazard 13 gol 19 asist rakamlarına ulaştı. Bu gol sayılarında Sow'un defansı sürekli sağa sola taşıması ve  hep kanat hücumcularına alan boşaltmasının payı büyük.

Bu oyun tarzı neden önemli Fenerbahçe için?  Niang bu takıma gol olarak müthiş bir katkı yapmadı ama yanında oynayan isimlerin kariyerlerine katkısı tartışılmazdı. Sow aynı etkiyi gösterecek meziyetlere fazlasıyla sahip. Topsuz oyunda sürekli alan arayışında olması, fizik fiziğe mücadeleden kaçmaması ve hızı onun takıma golden daha fazla şeyler katması demek.

Müthiş bir bitirici değil ama Henri gibi nerede duracağını bilmeyen bir oyuncuda hiç değil. Savunma arkasına  sarkan  ve hep olması gereken yere çabucak varıp dönen topu tamamlayacak kadarda hızlı.
Alex ve Aykut hoca daha ne ister ki;  birde sağ kanata kanırtan bir açık.
Mesela Krasiç.
Neden olmasın.
Dipnot1:Ekvator gine takımının golüne bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi:)
Dipnot2: Foto canaria1907.com dan alıntı(Yakışmış koçuma)

13 Aralık 2011 Salı

Fenerbahçe-Güngören A2 Maçının Ardından

Hasta olmamdan ötürü Dereağzı'ndan takip edemediğim bir maçı yazma niyetinde değildim. Ancak özellikle Recep Niyaz bu düşüncemi değiştirdi.

Maçı Fenerbahçe A2 Takımı üstün bir oyunla 5-0 kazandı. Sonucu ortaya çıkartan birçok sebep var, mesela Ömer Kandemir'in takıma dönüşü, Güngören'in nispeten zayıf bir ekip olması gibi. Dolayısı ile yine kişisel performanslara dayalı bir not düşme niyetindeyim...

Öncelikle Ömer Kandemir'in oynadığı maçlarda Fenerbahçe'nin farklı bir performans sergilediğini söyleyelim. Temposu, oyun için devamlılığı ve kararlılığı iyi seviyede Ömer'in. Dahası top tekniği ve hücuma verdiği destek gibi hususlarda da Okan Alkan'dan sonra oyuncu beğenmenin çok zor olduğu bir mevki ve ortamda takip edilebilir bir profili var. Bugün yine çok faydalı ve etkiliydi. Sakatlıktan ve şanssızlıktan uzak bir ikinci yarı geçirir umarım.

Gökay İravul bugün geçmiş maçlara nazaran iyi olsa da benim tandığım Gökay bu değil. A2 takımında oynamaktan mı şikayetçi, yoksa başka bir problem mi var bilemiyorum ama benim tanıdığım Gökay herşeyden evvel çok daha delici. Yine takıma önemli katkı veriyor, sahada '' farklı '' duruyor ama onun performanslarını 2-3 sene önce Ankaragücü'nden gelip de A2 takımla oynadığı zamanlarda '' huzursuz '' olduğunu hissettiren Abdülkadir Kayalı'ya benzetiyorum. İdmanlarda ve sahada elinden geleni yapmaya çalışması şart. Ben onun çok daha becerikli ve kaliteli bir oyuncu olduğunu biliyorum ancak tanımayanlar için kendisini biraz daha fazla tanıtsa fena olmayacak.

Berkay Öztuvan'ı genel olarak beğeniyorum. Bu sene ciddi bir fiziksel ilerleme katetmiş gibi geliyor.

Defansta, kaptan Hasan Erbey'in partneri Berkaycan Değirmencioğlu'nu geçtiğimiz senelerde izlediğimde pek beğenmememe rağmen bu sezon itibari ile çıkışta buluyorum. Hava toplarındaki hakimiyeti iyi seviyede. Ancak tabi ki olmazsa olmaz; çalışmaya devam etmeli.

Hasan Erbey geçenlerde hakkında ne yazdıysam hepsini okuduğunu söylemişti, bu maçta onun içinde birşeyler karalayalım. Kendisinin de söylediği gibi, gerçekten çok iyi çalıştığını düşünüyorum zira fiziği bunu ciddi manada kanıtlar durumda. Onun hakkında yazdıklarımı şöyle bir inceleyim dediğimde gözüme çarpan yazı üzerinden gitmek gerekirse;

''A2 sezonu boyunca Dereağzı'nda oynanan tüm maçları izleyen birisi olarak o maçlara yöneticilerin dahi ilgi göstermediğini gördüğümden rahatlıkla bu dört oyuncu hakkında detaylı bilgilendirme yapabilecek az sayıdaki futbolseverden birisi olduğumu söyleyebilirim. Bu sebeple Hasan'ı anlatmamda mani olduğunu düşünmediğimden kısaca bir oyuncu profili çizeyim...

Stoper mevkisinde oynuyor Hasan. A2 takımının defanstaki lideri idi. Yanında oynayan stoper ve bek oyuncularını çizgi halinde ileri çıkartan, defansta liderlik görevini üstlenen bütün sezon boyunca kendisi idi. Tipi, oyun için konsantrasyonunu, kısmen ağırlığını Lugano'ya benzetebiliriz ki kendiside edindiğim izlenime göre Lugano fanatiklerinden. Ayaklarının Lugano'ya göre daha düzgün olduğundan ve ileriye dönük olarak umut verdiğinden bahsedebilecek olsakta kısa mesafede Lugano gibi çevik olmadığını da söyleyebiliriz. Hava toplarında da gayet etkili. Çabukluk sıkıntısını atarsa ilerleyen zamanlarda iyi yerlere geleceğini söylemek güç değil.''


eskiden yazdığım bu yazı üzerinden birşeyler ilave etmek gerekiyor diye düşünüyorum. Hasan'ın hava hakimiyetine vurgu yapmışız ancak bir oyuncu Lugano'yu örnek alıyorsa bence duran toplarda en azından tehlike arzetmelidir ki Hasan'ın da bu özelliğin üstüne koyması yararına olacaktır diye düşünüyorum.

Son olarak Recep Niyaz...

Bugün hız, devamlılık, dribling ve bitiricilik özellikleri açısından olağanüstü bir gol attı Recep. Onun tarzındaki meziyetli oyuncuların skor üretmesi beni çok keyiflendiriyor. Ancak asıl önemli olan tabi ki gerek yaş, gerek fizik olarak rakiplerinden çok daha geride olmasına rağmen Recep'in bunları sahaya yansıtması, yansıtma isteği. Hakkında keskin ve çok umutlu mesajlar atmamaya çalışıyorum ancak Recep takım mağlupken de galipken de ortaya hep birşeyler koyma isteğinde. Toplu ve topsuz inanılmaz iyi oynuyor ki zaten en önemli özelliklerinden bir tanesi de topsuz oyunu oynama mahareti. Devam et Recep... Şımarmadan, hiçbir meslek dalında elde edemeyeceklerini doğru bir futbolcu olarak kazanabileceğinin bilincinde olarak , üzerindeki formanın Fenerbahçe forması olduğunu her daim aklında tutarak devam et...





5 Aralık 2011 Pazartesi

Fenerbahçe-Kartal A2 Maçının Ardından

Bugün Dereağzı'nda seyir zevki açısından oldukça düşük kalitede bir maç vardı. Ancak 0-0 biten maçı izlenir kılan, dikkat çekici oyuncular yok değildi.

Özellikle İlyas Yılmazer'den bahsetmek lazım ilk etapta. Herşeyden evvel belirtmek gerekiyor ki istikrarlı bir oyuncu İlyas. Sezon içinde oynadığı maçlarda takıma verdiği katkı her zaman üç aşağı beş yukarı aynı. Sadece sol bek de oynadığı zaman kendini bu maçtaki kadar göstereceği alanlar bulamıyor doğal olarak... Bugün ise çok iyi bir sol açık performansı verdi. Topla çok seri ve dönüşleri inanılmaz hızlı. Olağanüstü bir yetenek demek elbette güç ancak bu yaş grubu için artık yavaş yavaş fazla geldiğini belirtmek lazım. Adam eksiltmesi, sertliği, boyunun kısa olmasına karşılık özellikle üst bölgesinin genişliği ve seriliği ile A takıma geçişin sinyallerini vermeye başladı. İki sene önce geldiği Pendikspor'da A takımda da oynamışlığı olduğunu belirtmek lazım. İstikrarı ve yükselen çizgisi ile bana çok büyük umut veriyor İlyas... Yalnız şahsi fikrim hücuma katılma zamanı ve ters kademe gibi temel bek öğretilerini bünyesine katıp bek oynarsa çok daha iyi performanslar verebilir. Bugün onu sol açık performansı ile çok beğendim ancak kimi oyuncular arkadan geldiğinde daha etkilidirler ya, İlyas'da da bu söz konusu olabilir. Gerçi orada oynayamasa da, bugün oynadığı ön tarafta da gayet etkili, önümüzdeki senelerde A Takım'ın sol açık rotasyonuna katılması şaşırtıcı olmayacak benim için.

Recep Niyaz ilk yarı sonunda oyundan alınmasına karşılık topu her ayağına alışında nasıl bir futbolcu olduğunu gösterdi. Çok olağandışı işler yapmadı, skor üretemedi ancak top kontrolleri, seriliği ve adam ekarte etme becerisi yaşına göre çok fazla. Fiziksel eksikliklerini kapatmak için çok fazla zamanı olduğu için rahatlıkla Fenerbahçe'nin üst yapısına çıkıp senelerce katkı verecek yıldız potansiyelli bir oyuncunun geldiğini söyleyebiliriz.

Stoper Berkay'ı ilk izlediğim zamanlarda çok dağınık bulmuş konsantrasyon eksikliği olduğunu düşünmüştüm. Ancak özellikle son iki maçta kendisini iyi gördüm. Hava toplarında epey etkili. Tabi daha geniş alanlarda oynanan maçlarda hızlı rakiplere karşı da görmek gerekiyor.

Gökay İravul bugün geçen maça göre daha istekli ve iyiydi. Çok rahat ve oyunu iyi yönlendiriyor. Ancak bu sene bir kere gördüğüm '' A Takım havası solumuş oyuncu '' farkını sahaya yansıttığını söyleyemem.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Fenerbahçe-Kasımpaşa A2 Maçının Ardından

Maç yazılarını sıcağı sıcağına yazmadığım zaman '' o an '' ki hazzı alamıyorum doğal olarak. Ancak bu maç özelinde çok önemli ve güzel performanslara şahit olduğum için geç de olsa Kasımpaşa maçına dair birşeyler karalayım istedim.

Dereağzı tribünlerinde yerimi almaya doğru giderken saha kenarında Recep Berk Elitez'i gördüm. Fizik olarak önemli bir gelişme trendi yakalamış gibi gözüküyordu. Ancak bu onun son maçlardaki formsuzluğunu ve doğal olarak sonradan oyuna girip skor katkısı yapan Emre Kara'nın onu kesmesini engellememişti.

Erten,Zeki,Berkaycan,Hasan Erbey,Devrimcan,Görkem,Gökay,Berkay Öztuvan,İlyas Yılmazer,Recep Niyaz ve Emre Kara ilk 11'i ile sahaya çıkmıştı Fenerbahçe. Kasımpaşa ısınırken gözüme çarpan fiziksel olgunlukları zor bir maç olacağı hissine kapılmama sebep olmuştu ki nitekim ilk 10 dakika top göstermedi Paşa Fenerbahçe'ye. Bunda günün '' kötü '' bile oynayamayan ismi Gökay'ın da etkisi yok değildi tabi. Görkem'in enfes derin topları ile etkili olmaya çalışıyordu Fenerbahçe. Oldu da... Ancak Emre'nin gününde olmamasından dolayı oyun anlamında zaten zor durumlara düştüğü müsabakada skoru elde etmesi de gecikiyordu. Derken klasik Fenerbahçe golü geldi. İlyas'ın kornerden ortalığı topa çok iyi yükselen Berkaycan güzel bir kafa vuruşu ile öne geçirdi Fenerbahçe'yi. Ancak orta alanda çok etkili olan ve izleyenlere gol atacağını hissettiren Kasımpaşa'nın cevabı gecikmedi.

İkinci yarıda Recep Niyaz'da Görkem'e eşlik etmeye çalışsa da Görkem'in 2/3 tane gollük pasını değerlendiremeyen Emre Görkem ve Recep'in bireysel çabalarını gölgeliyordu. Değişiklikte gecikmedi. Ve Emre Kara'nın yerine oyuna giren Recep Berk Elitez, Görkem'in ikramlarından birini oyuna girdiği gibi skora çevirip Fenerbahçe'yi öne geçiriyordu. Ancak son dakikalarda gelen Kasımpaşa golü ile maç 2/2 bitti. Nitekim maçın hakkı da beraberlikti.

Oyuncu özelinde birkaç şey yazacak olursak öncelikle Gökay'dan bahsetmek gerekiyor sanırım. Ben sahadaki Gökay'ı tanıyamadım. Bazen futbolcular kötü oynayabilirler, maçı tutturamayabilirler ancak Gökay kötü bile oynayamadı. Maçın başından sonuna kadar sahada var mıydı yok muydu belli değil gibiydi.

Ön libero Berkay oynadığı temiz futbolla bir kez daha dikkat çekti. Çok net ve garanti oynuyor. Basit oyununu bile zevk vererek seyrettirmeyi başarıyor. Umarım çizgisi devam eder.

Recep Niyaz özellikle ikinci yarı elinden geleni yaptı. Çok net futbol oynuyor o da. Top gelmeden ne yapacağının kararını vermiş olup herkesten önce harekete geçiyor. Yaşı sebebiyle gelişime açık olan fiziği ona bu kademede kimi ikili mücadelelerde sıkıntıya sebep olsa da oyun zekası, yeteneği ve estetiği ile gerçekten umut verdi Recep.

Son olarak Görkem Kulbay ile bağlayalım maç yazısını. Sene başında Karşıyaka'ya transferi son anda yatan Görkem'in yaşadığı bu talihsizlik bu performansını sürdürüp üstüne ufak eklemeler yaparsa büyük bir şansa dönebilir. Maçın bence en iyi performansı ondan geldi. Sağ kanattan defansın arkasına 3 tane gollük top attı ki toplardan biri havadan gelip forvetin koşu yaptığı kanalda tam anlamıyla öldü, Emre'nin topu kontrol etmek için ekstra bir çaba sarfetmesine gerek kalması. Yine ilk yarıda hareket halindeki topa baskı da varken kaptırdı gözüyle bakmama rağmen yaptığı '' Hamit Altıntop ortası '' ve ikinci yarıda rakibin sol bekini birebirde geçip attığı '' al da at '' pası maçın seyrini tamamen değiştirebilecek işlerdi. Ancak birtakım eksikler hala göze çarpmıyor değil. Bunlardan en önemlisi soldan gelişen ataklarda ceza sahasına girmekten çekinmesi ya da girmemesi. Bir kere denedi bunu Görkem, onda da gollük bir yarım vole imkanı buldu. Üst kademede '' kanat '' oyuncusu olmak istiyorsa bence bu asistçi özelliğini skorlarla da süslemeli. Oyun zekası ve tekniği ile doğru orantılı skor üretmiyor Görkem.

Kısacası A2 maçlarına gelin, size keyif verecek birşeyleri illaki bulursunuz. Birdahaki Dereağzı günlüğünde görüşmek üzere.

30 Ekim 2011 Pazar

Fenerbahçe-Galatasaray U-16 Maçının Ardından

Fenerbahçe Lefter Küçükandonyadis tesislerinde derbi dolu birgün geride kaldı. Sınırlı vaktim ve ilgim sebebiyle U16 takımını izlemeyi tercih ettim. U17 maçına göre maçta gol olması bile doğru tercih yaptığımın ispatı olmalı. Kıran kırana mücadele de cabası...

Oyunun başında aynen Beşiktaş ile oynanan hazırlık maçında olduğu gibi önde oynamak adına büyük bir çaba vardı Fenerbahçe'de. Daha ilk dakikalardan itibaren oyuncular oyunu Galatasaray yarı sahasına yıkmak istediklerini ortaya koydular. 3. dk da gelen gol frikikten gelen bir ortaya yapılan kafa vuruşu sonucunda oluşsa da takımın oyunu öne itme çabası maçın farklı kazanılacağı düşüncesi oluşturuyordu. Nitekim 6. dk da yine duran toptan ( kornerden ) gelen topa yapılan kafa vuruşu ile Fenerbahçe 2-0 öne geçmişti ki bu; oyunun yavaş yavaş basketbol maçına döneceği hissini iyice kuvvetlendiriyordu. Ancak dakikalar ilerledikçe Galatasaray ortasahada dengeyi sağlamaya başladı. Bunda şüphesiz Fenerbahçe'nin skoru erken elde etmesi ile rahatlaması da etkili oldu. Yalnız bu dakikalarda da dikkat çeken en önemli detay, Fenerbahçe'nin ilk dakikalardaki kadar agresif oynamamasına karşılık önemli pozisyonlar yaratabilmesiydi. Bunda da baş aktör 8 numaralı Bertuğ oldu. Bertuğ '' kadife '' diye tabir edilen sol ayağını mükemmel kullanan ve de bunu temposu ile birleştirmeye çalışan önemli bir organizatör... Bugün de çok klas derin toplar attı. Ancak bunlar golle sonuçlanmayınca Galatasaray'ın devre sonuna doğru kazandığı penaltı '' atamayana atarlar '' klişesinin doğruluğunu bir kez daha ispatladı. 2-1 biten ilk yarının ardından Fenerbahçe ikinci yarıya yine çok istekli başladı ancak yakalanan pozisyonları golle neticelendiremedi. Ve maç 2-1 lik Fenerbahçe galibiyeti ile sonlandı.

İki takım özelinde konuşmak gerekirse aralarındaki en büyük farkın Fenerbahçe lehine ''organize , yetenekli ve birbirini iyi tamamlayan bir takım '' olması olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki Fenerbahçe U 16 takımı gerek sahayı parselleme gerekse yardımlaşma konusunda Galatasaray'dan daha iyi seviyede. Bunun yanında iki takımın kontra atakları arasında da büyük farklılıkların olduğunu söyleyebiliriz ki bu da organizasyonun en önemli ispatıdır bence.. Bugün yakalanılan hızlı ataklarda Fenerbahçe oyuncularının koşuları yaptığı yerler ve özellikle Melih'in ters kanada attığı iki top birbirlerinin karbon kopyası gibiydi. Kısacası iyi de olsa kötü de olsa Fenerbahçe takımında bir organizasyon, bir bilinç görebiliyorsunuz. Bu da bu takımı izlemek için yeterli. Zira bugün tıp ki Beşiktaş maçındaki gibi ilk yarının sonlarında, takımın rölanti anında yediği gol ve Galatasaray'ın da oyunu topla oynama açısından dengelediği dakikaların fazlalığı takımdan olan beklentilerimin biraz altında bir izlenim bıraksa da bu takım diğer rakiplerinden '' organizasyon ve takım olma '' yönünden ayrılıyor. Bu da onları epey ayırıyor.

Bu kadar '' bütün '' bir yapının parçalarını ayrı ayrı değerlendirmek biraz güç. Ancak nispeten güçlü bir rakibe karşı oynadıklarından kimi oyunculara bugünkü performanslarından sebep parantez açmak şart. Bertuğ Başdemir ilk yarı boyunca kusursuz oynadı. Defansın arkasına atılan toplar, etkili duran toplar, ortasahada rakibe kaptırılan toplara anında yaptığı pres... Çok iyiydi. Ancak ikinci yarı etkisi biraz düştü.

Stoper ikilisi birbirini çok iyi tamamlayan oyunculardan oluşuyor. Onları bu sebeple ayıramayacağım. İyi bir performans sergilediler.

Sağ bek Egemen çok istikrarlı, çizgisinden kolay kolay sapmayan bir sağ bek oyuncusu. Bugün yine eski performanslarını tekrarladı. Oyunun son dakikalarında takım kontraya çıkma hazırlığındayken ilk önce topa basıp rakibi bayılttıktan sonrasında çizgiye paralel şekilde Melih Okutan'a yuvarlaması da sağ beke göre biraz fazla gibiydi.

Forvet Aziz Ceylan fiziksel avantajlarını çok iyi kullanan iyi bir ileri uç elemanı. Ancak bugün benim alışık olduğum keskinliği yoktu. Bazı pozisyonlarda topu ezdi. Ancak Galatasaray defansı ile çok iyi boğuştu. Defans arkasına attığı etkili koşular sürekli tehdit oluşturdu. Bu da Galatasaray defans çizgisinin biraz daha arkaya çekilmesine sebep oldu

Sol bek Yasir'i bugün bir kez daha çok beğendim. Hücuma katılacağı zamanı çok iyi bilen, oyunun iki yönünü de gerek kafası gerekse fiziği ile iyi oynayabilen bir bek oyuncusu. İkinci yarıda penaltı itirazına sebep olan müdahalesini çok beğendim. Penaltı mı değil mi bulunduğum yerden seçmek çok zor ancak bana değil gibi geldi. Penaltıysa da yerden kalkıp oyuna tereddütsüz şekilde devam etmesi öyle düşündürmüş olsa gerek...

Son olarak sağ açık Melih Okutan... Melih bugünün en başarılı isimlerinden biriydi. İkinci yarıda kontra anında attığı ters toplar çok iyiydi. Onun haricinde sağ beki ile çok uyumlu bir ikili oluşturdu. Boş alanlara sürekli yaptığı koşularla topa sahip olan oyunculara etkili bir tercih hakkı sundu. Oyunu genelinde etkili ve hareketliydi. ( Yanılmıyorsam ) Yaptığı kafa vuruşu da gol olsaydı çok güzel bir hediye olacaktı. Bir dahaki maçlara artık...

Galatasaray takımının kaptanı ve aynı zamanda 15 numarası olan çocuğu da çok beğendim. Adını bilmiyorum ancak takımının en çok göze batan oyuncusuydu.

Başka bir U16 haftasında görüşmek üzere...

10 Ekim 2011 Pazartesi

Fenerbahçe-Beşiktaş U-16 maçı ve Fenerbahçe U-16 takım raporu

Geçen sezon sonu kazanılan Türkiye Şampiyonası Finali'nden sonra ilk önce Macaristan'a, sonra ise Manchester'a gidip Dünya 5. olmuş çok özel bir takım Fenerbahçe U-16 takımı. Ancak onlar sadece başarılarından sebep özel değiller. Gerek arkadaşlıkları, gerek takımlarına ve camialarına olan bağlılıkları, gerek hemen hemen her oyuncunun karakter olarak sporcu kimliğini oturtmuş olmaları, gerekse yaşlarına göre oynayabileceklerinin en iyisini oynamaları... Birçok açıdan benim gördüğüm en organize altyapı takımı. Tabi bu takımın kurulması ve idare edilmesinde büyük payı olan hocaları Tamer Sivrikaya'yı da söze dahil etmezsek sanırım haksızlık etmiş oluruz. Gerçekten inanılmaz başarılı ve her açıdan '' istenen '' bir takım yaratmış başarılı antrenör.

Takım kaptanı İbrahim Serdar Aydın ile hoca twitter'dan cumartesi günü maç olduğunu yazınca biz de bu genç kardeşlerimizi sadece Fb TV'den izlemekle kalmayalım dedik ve Dereağzı'na yola koyulduk. Onlar da maç başlar başlamaz çok organize gelişen bir atak sonrasında çok klas bir gol atarak bizi daha büyük bir merağa sevkettiler. Bu dakikadan sonra top ne kadar Beşiktaş'lı oyuncuların ayağında kalsa da oyunun kontrolü Fenerbahçe'de idi. Beşiktaş Fenerbahçe'nin oynamaya müsade ettiği kadar futbol oynayabiliyordu ki burda da hocamız için ayrı bir parantez açmak gerekiyor diye düşünüyorum. Yaşı nispeten küçük futbolcuları birbirine sıkı sıkıya bağlamak, birşeyler öğretmek ne kadar kolay gözükse de Fenerbahçe U-16 takımının yaptığı saha parselizasyonunu yapmak pek kolay değil. Ancak Fenerbahçe U-16 takımı bu açıdan yaşlarına göre mükemmel denebilecek bir disiplin ve uyuma sahip görüntü veriyordu. Zaten ilerleyen dakikalarda da savunma anında rakibi pas hatasına zorlayarak istediği anda tempo yapmasını beceren Fenerbahçe, yine organize bir şekilde sürüklediği ve meziyetli oyuncusu Ramazan Civelek'in ortaya yeteneklerinden bir tutamını bıraktığı pozisyonda penaltı kazandı. Kaptan İbrahim Serdar Aydın atışı gole çeviremese de kaçan penaltıda aslan payı Beşiktaş kalecisine aitti. Çok çevik şekilde çok iyi uzandı topa. Ancak ilerleyen dakikalarda maç boyunca en az 10 defa tanık olduğumuz defans arkası toplarından birini atan İbrahim Serdar'ın enfes pasında onunda yapacak çok fazla şeyi kalmamıştı. Fenerbahçe kendini çok sıkmadan 2/0 öne geçti

Oyun bu şekilde sürecek diye beklerken bir anlık konsantrasyon kaybı sonrasında Beşiktaş'ın golü gelse de takım izleyenlere '' farklı '' olduğunun mesajını veriyordu. Oyuncu değişiklikleri ile Fenerbahçe yedek takımına dönüp Beşiktaş Fenerbahçe'ye göre nispeten daha az değişiklik yapınca Beşiktaş maçı 3/2 kazandı. Ancak kazandığı sadece bir hazırlık maçıydı. Zira Fenerbahçe takımı oynadığı futbolla Beşiktaş'tan çok daha iyi olduğunu ortaya koymuştu. Beşiktaş adına ise takım bazında çok fazla şey söyleyemesek de 10 numaralı oyuncuları Muhammed Şahingöz yetenek olarak, 5 numaralı oyuncuları ise fizik olarak takımdan ayrı bir yerde duruyordu.

Bu sezon daha fazla U-16 maçıyla karşısınızda olup daha fazla oyuncu tanıtacak olsam da ilk etapta gözüme çarpan birkaç oyuncudan bahsetmek gerekiyor. Öncelikle kaleci Anıl Demir çok başarılı , geride takımına güven veren bir kaleci. Zaten yaş grubunda da Milli olması onun yeteneklerinin farkında olan birilerinin olduğunun ispatı... Kaleciliği kadar oyun kuruculuğu ; yani ayak gücü ne seviyede şuan için net birşey söyleyemiyorum. Ancak epey iyi kaleci olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Macaristan'da ki turnuvanın en değerli kaleci seçildiğini de ekleyelim.

Sağ bek Egemen Zengin, Kayseri'ye kiralanan Okan Alkan kadar yetenekli olmasa da hücuma katılması ve savunma disiplini ile göze batan diğer isimlerden. Sert, topla sağ bek oyuncusuna göre iyi seviyede. Zaten herhangi bir bek oyuncusunu Okan Alkan ile kıyaslamak ona yapılmış büyük haksızlık olur. Zira Okan bir sağ bek oyuncusunun sahip olabileceği en üst seviyede yeteneğe sahip bir oyuncu.

Orta sahanın ortasında oynayan ve 8 numara giyen Bertuğ, yetenekli ve teknik bir solak. Çok isabetli derin toplar atıp, oyunu orta sahada iyi yönlendiriyor. Savunma anlamında da çok üst seviyede olmasa da şok preslerle ve birebir mücadelelerde top kazanmasını biliyor. Saf sol ayağının yanına bir de bu özelliğini daha da geliştirerek koyarsa kendisini bir anda iki siklet öteye taşıyabilir diye düşünüyorum.

Forvet arkası oyuncusu İbrahim Serdar takımın en farklı ve özel oyuncularından. Milli Takımlarda sağ bek oynayan, zamanında stoper oynamışlığı olan bir forvet arkası oyuncusu. Kısacası hocanın elinde çok yönlü iyi bir joker ve tabi iyi bir lider oyuncu var. Onun sağ bek ve stoper performanslarını hiç izlemesem de mücadele azmi ve devamlılığı sebebiyle buralarda oynayabilmesine şaşırmadım. Forvet arkası oyuncusu için de tekniği iyi seviyede olan İbrahim, zaman zaman Alex tarzında yaptığı topsuz koşuları ile forveti ikileyip süpriz goller atan iyi bir pasör. Şutları da gayet net ve etkili. Şahsen A2 takım seviyesinde oynayabilir gibi geldi bana. Zaten zamanla oralara geleceğinden de hiç şüphem yok. Dünya Şampiyonası'nda elde ettiği gol krallığı da bunun ispatı olsa gerek...

Forvet oyuncusu Aziz Ceylan'da bu özel grubun en özel oyuncularından. Defans oyuncuları için '' bela '' denilebilecek özelliklere sahip. Ve topla münasebeti de gayet iyi gibi gözüküyor. Stil olarak Torres'e benzettim kendisini. Onun da Cv'sinde Macaristan'da kazandığı gol krallığının olduğunu ekleyelim.

Esasen bu takımdaki oyuncularının hepsi çok özel ve meziyetli oyuncular. Stoperler Mehdi ile Çağrı, açık oyuncusu Melih, ( Fenerbahçe.org sağolsun ) ismini bilmediğim sol bek oyuncusu ( edit: Hocamız adının Yasir olduğunu söyledi ) ve Ramazan Civelek'te bahsedebileceğimiz oyuncular ancak onlar bir sonraki yazıya kalsın.

Bu çocukları bir de Dereağzı'nda izleyin derim.Ancak izleyemesenizde biz yerinize izleyeceğiz ve işallah 3/4 sene daha önceden yazmaya başladığımız Gökay ve Okan abileri kadar iyi oyuncular olmaya aday bu yetenekli gençleri burada tanıtmaya devam edeceğiz.

Yarına not

Yarın Fenerbahçe U 16 takımı raporu yazmaya niyetim var . Tabi terslik olmadığı taktirde. İki gün önce Beşiktaş karşısında izlediğimde de buna niyetlenmiştim ancak kavuşturamadık. Biraz maç,biraz oyuncu tanıtımı iyi olur gibi. Herkesin bu muhteşem çocukları tanıması gerek bence.

Sonrasında bir zamanda da bir '' Aykut KOCAMAN '' yazısı.

Görüşmek üzere.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Türkiye-Almanya Milli Maçının Ardından

Kısa ve öz...

Ben en temel sorunumuzun Spor Kültürümüzün olmaması olduğunu düşünüyorum.

Bunu tetikleyen etmenlerin ise herşeyi bilme hastalığımızın ve spor algımızın yanlışlığı olduğunu düşünüyorum.

Bakıyorum; biri Hiddink'e sallamış biri başkasına. Sahada olup da sallanmayan oyuncu kalmamış. Aslında Hiddink seçimi tartışılabilir ancak onun da başlığı adamın fazla profesyonelliği, bizim ise gazman oluşumuz olur. Bu açıdan bir değerlendirme yapılabilir ki yine temel problemin ne olduğu ortaya çıkar.

Hiddink belki bugün çok kötü günündedir, çok kötü kadro çıkarmıştır... Dersine iyi çalışmamıştır... Baştan sona rezalet bir hazırlanma periyodunun ardından sınavda 0'ı çakmışızdır Milli Takım olarak... Ancak bizim çözülmesi gereken problemimiz kadroda olması gereken Fenerbahçe'li futbolcular değil. Servet, Sabri,Selçuk Şahin, Hakan Balta değil. Burak Yılmaz değil. Anadolu'dan adam alınmaması hiç değil... Tamamen yukarıda saydıklarım.

Bu Milli Takım Dünya 3.sü oldu... Antrenörü kötü giyiniyor, konuşamıyor diye eleştirildi. O antrenör geçtiğimiz üç senede 1 Türkiye kupası aldı, 1 kez takımını şampiyonluğa oynattı. Bizim kazmanın alası dediğimiz Serkan Balcı ile, kütük Burak Yılmaz ile mücadele ederek yaptı bunu. Onları yıldız yaparak...

Bu ülkede bir takım Metalist Kharkiv'e elendi. Elenen hoca suçlunun ta kendisi olduğu için kovuldu. Ve Bursa'da şampiyon oldu.

Bu ülkenin Uefa ve Süper Kupa sahibi takımı Tromsolara elendi, Helsinborglara yenildi.

Bu ülkenin şampiyonu şampiyonlar liginde 0 çekti.

Ve yine bu ülkenin Milli Takımı Dünya 3. olduktan sonra baraj maçlarında Letonya'ya elendi...


Dolayısı ile biz aynaya bakmadıkça, Beckenbauer kadar cesur hareket edemedikçe bugün Sabri ile Hiddink olur günah keçisi yarın ise Selçuk Şahin... Bizim medyamız Arda vs. Messi demeye devam ettikçe biz daha çok küfrederiz Mesut'un Alman Milli Takımını seçmesine... Çünkü biz kendimize sormayız '' Neden bu adamı biz yetiştiremiyoruz '' diye... Aynen Hamit Altıntop ya da Nuri Şahin'in klup performanslarının Milli Takıma göre neden ve nasıl bu kadar iyi olduğunu ya da kısaca bu adamların Milli Takımda neden yapamadıklarını soramadığımız gibi... Ve ya sorarız, '' paragöz i*neler, Milli Takımı sallamıyorlar klup takımı kadar '' deriz. Arda'nın Galatasaray'da Atletico'da oynadığının yarısını oynaYAmadığını da görmeyiz, görsek de yine Arda'ya kızarız.

Hakem kötüydü, Ahmet gününde değildi, Mustafa kazmanın teki, biz çok iyiyiz ancak Mehmet s*çtı batırdı, bundan yenildik... Rakip hiç iyi değildi. Ya da biz hiç kötü değildik...

Dün facebookta Neslihan'a smaç servis atmayı öğreten ondan önceki gün Ersan İlyasova'ya 3lük atmayı öğretiyordu. Bugün ise Sabri'ye orta yapmayı.

Dün facebookta voleybol antrenörüne sallayan ondan önceki gün Orhun Ene'ye küfrediyordu. Bugün ise Hiddink'e...

Acı gerçeğimiz budur. Biz değişmedikçe, biz herşeyi bilmedikçe, biz yeteneklerimiz doğrultusunda yapacağımızın en iyisini yapma gayreti göstermedikçe... '' Coşkulu ve istekli takım '' gibi saçma sapan bir sıfat ile kendimizi, bizden aslında bir halt olmayacağını açık etmemeye karar vermedikçe. Hiddink yetmez Mourinho olsun diyorum ben. Sabri yetmez, Xavi Hernandez olsun.



He maça gelince de Almanlar gerçekten müthişler, top değil futbol oynuyorlar. Daha ciddi ve tam kadro bir Almanya karşısında Türkiye'nin 7 yemesi bile süpriz değildir.

24 Eylül 2011 Cumartesi

Futbol Dolu Hafta İçinin Ardından

Şike operasyonunun etkisini kırdırmak için mi düzenlenmiştir bilmem ancak sıkışık maç programı, aşırı bir bıkkınlık yaratmasına karşılık, bu sürecin hukuğa aykırı ve insan onurunu ayaklar altına alan bir biçimde ilerlediğini öne süren beni dahi futbola yeniden döndürdü diyebilirim. Tabi şuan için, Fenerbahçe hakkında çok uzun uzadıya yazı yazacak bir enerjiye sahip olmasamda genel olarak birçok futbol maçı izleyerek geçirdiğim hafta içini dikkatimi çeken 2 maç ile özetleyebilirim diye düşünüyorum.

Valencia-Barcelona

Geceleri uykumun gelmediği zamanlarda bilgisayarı kapatıp televizyon izlemek üzere kanepeye kurulurum. Valencia-Barcelona maçına da bir gece yarısı maçın tekrarında rastladım. Her çıkışın bir inişi olduğunu doğa kanunu olarak gören ve buna bağlı olarak ta Cecs Fabregas hamlesinin değiştireceği oyun formasyonu itibari ile Barcelona'yı geriye götürme ihtimalini azımsanmayacak kadar güçlü gören birisi olarak Guardiola'nın Cecs'i monte etme uğruna sistemde çok fazla değişiklik yapmadığını gördüğümden ötürü bu beklentimin tam olarak karşılandığından bahsetmek güç. Buna rağmen ben Bayern'e ve önüne gelene 4/5 atan; üç sezon önceki Barcelona'dan aldığım keyfi nasıl geçen sezon izlediğim takımdan alamadıysam bu sezon izlediğim takımın da geçen sezon ki keyfi vermediğini söyleyebilirim. Barcelona'nın makine düzeninde oynadığı maçlardan sıkılmış olmama rağmen Cecs'in Katalanlara ne vereceğini merak ettiğimden dolayı bu sezon çok az maçlarını kaçıracağımı tahmin ediyorum. Bakalım ilerleyen zamanlar neler gösterecek?

Atletico Madrid-Sporting Gijon

Çok övülmesine karşılık Falcao'yu çok izlemiş bir futbolsever değildim ki halen daha değilim. Soranlara bu sebeple pek fazla yorum yapmıyordum zira izlemediğim oyuncuları yorumlamak bana uzak bir hadise.Yine uykunun tutmadığı bir gece yarısı golcü kardeşimizi alıcı gözle bir inceleyeyim dedim. Hava hakimiyeti hakkında bilgi ve görgü sahibi olduğumdan '' forvet '' özelliklerini yani attığı koşuları, rakip stoperleri topsuz olarak nerelere götürdüğünü gözlemlemek istedim. Bunun forvet oyuncuları için modern futbolda çok önemli bir yer tuttuğuna inanırım ancak Falcao muhtemelen uyuya kaldığım 40. dakikaya kadar atılan 10 kornere %80 civarı vurduğu için böyle bir değerlendirmenin adil olmadığı kanaatine vardım. Kluivert, Morientes ya da Hakan Şükür... Kafasıyla şut atan, plase yapan birçok iyi kafacı gördüm ancak böylesini daha önce görmemiştim diyebilirim. Rastgele yapılan ortalara dahi vurabilmek büyük bir sezi ve zamanlama işi. Daha yakından takip etmek gerek. Sadece hava hakimiyeti bile bunun için yeterli sebep.

Bad Teacher

Bu hafta ''Şu filmi izleyeyim. '' şeklinde bir düşünceye sahip olmadan gittim sinemaya. Vizyondakilere baktığımda oyuncu kadrosu itibari ile ( Justin, Cameron Diaz ) '' Bad Teacher '' ı izlemeye karar verdim.

Beklentim olmaması itibari ile eğlenceli vakit geçirdiğimi söyleyebilirim. Detaylara inmeden kısaca filmin konusu hakkında bilgi vermek gerekirse film; mesleğiyle alakası olmayan , paragöz bir öğretmenin, silikon taktırmak uğruna attığı taklaları anlatan, yer yer mantık hataları olan ( komedi filminde mantık hatası aramak en büyük mantık hatası gerçi ) eğlenceli bir film. Ancak bunlara rağmen sinemaya bu film için gitmek para ve vakit kaybı olur diyebiliriz. Evde izlemek için ideal bir film.

Cameron Diaz'ın ve Justin'in oyunculuklarını beğenmeme rağmen Justin'in canlandırdığı karakterin ona uymadığını; dolayısı ile karakter uyuşmazlığından bahsetmemizin acımasız bir eleştiri olmadığı kanaatindeyim. Filmde ''kötü polis'' olan Amy'nin filmin sonunda haklı olmasına rağmen tayininin çıkmasına sevindik tabi. Kısacası koleksiyonunuza katabileceğiniz ancak sinemada izlemenizi önermeyeceğim bir film.

11 Eylül 2011 Pazar

Kolombiyalı:İntikam Meleği

Filmlerin ilk dakikalardan itibaren kendisini izlettirecek sebepleri sunmasını beklerim. Mutlaka '' Ne oluyor '' dedirtecek bir detay ya da filmin gelişme kısmını açık etmeden bir olağandışılık... Kolombiyalı filmi de bu açıdan daha ilk dakikalarından yakaladı beni. Ve film bittiğinde zamanıma acımadan, film izlemenin keyfine vararak ayrıldım salondan.

İzlemeyenler olabilir diye filmin içeriğini açık etmek istemiyorum. Ancak kısaca söylemek gerekirse film, ailesini gözünün önünde katledenlerden intikam almak üzerine yemin etmiş olan bir kızın bu yolda yaptığı mücadeleler üzerine kurulmuş. Çok iyi bir senaryo çok güzel mekanlarda işlenerek hayli pahalı bir filme imza atılmış.

Filmi izlemeye başladığınız andan itibaren silahlı sahnelerin canlılığı ve gerçekliği dikkatinizi çekiyor ki bu da benim gibi aksiyon meraklısı bir sinemaseveri hayli etkiledi. Tabi bunda Kataleya karakterinin müthiş bir oyunculuk sergilemesi de etkili oldu. Eğer yolunuz düşerse eminim sizde vaktin nasıl geçtiğini anlayamadığınız bir film seyredeceksiniz.

Oyunculuklar, silahlı sahnelerin inandırıcılığı, senaryo, oyuncuların karakterlere uyumu,yaratıcılık gibi birçok açıdan değerlendirmek gerekirse benim filme puanım 10 üzerinden 8.5 tur. Mutlaka tavsiye ederim.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Eve Dönüş...

En son mesajın üstünden ne kadar geçti onun hesabı dahi güç. Sanırım haklı sebepler vardı; Taurasi skandalından itibaren ilerleyen süreçte Fenerbahçe ve Türk Sporunun nezdimde izlenmeyecek hale gelmesi en önemlisi benim için. Ancak şuraya iki satır birşey karalamamak ta onca emeğe haksızlık sanırım. Öyle ya da böyle Dünya dönüyor.

Bu sene üniversiteyi bitirme niyetinde olduğumdan çok tempolu deparlar atayamacağız belki ama yine de bu kadarı da olmaz sanırım. Bir de dil kursu ve yüksek ihtimal çalışma temposu eklenince zaman çok kısıtlanacak ama şuraya iki satır karalayacak kadar vaktimiz olur sanırım. Vakit buldukça - ki bu konuda genelde bulurum - A2 maçlarını aktarmaya devam edeceğim. Bahis hayatına geri döndüğüm taktirde maçta paylaşabiliriz. Kısacası çok özel anlar olmadığı müddetçe Fenerbahçe Futbol Takımı hakkında birşey yazmak gelmiyor içimden. Onun haricinde hayatından her alanından satırlar bulabilirsiniz.

Bir de Öss Maratonundan sıyrılmayı başaran Mali'nin Motor Sporları ile ilgili yazıları ve evliliğin ilk zamanlarını atlatan Adem Öztürk'ün Fransa ve Brezilya futbolu temelinde Dünya futbolu ile ilgili yazıları da eklenirse güzel olur tabi. İrtibatı sağlayıp blogu daha güncel hale getirme isteğim bu sefer başarı ile sonuçlanır diye umuyorum. İlk yazıda görüşmek üzere...
Related Posts with Thumbnails