23 Şubat 2010 Salı

Alkış ve Teşekkürlerimle...

Sezon başından beri taraftar grupları tarafından bilet fiyatlarının düşürülmesi için verilen mücadele en sonunda meyvelerini verdi. 22 TL’ye düşen fiyatlar sonucunda tribünlerimiz eskisi gibi doldu ama bu doluluğun kime ne faydası oldu, orası tartışılır.

Futbolcusunu yuhalamaya gelen, en ufak bir hataya tahammül gösteremeyen, ilk fırsatta düsene bir tekme de kendi sallamayı görev bilen seyircinin ne bu takıma ne de camiaya faydası olamaz. Bu kitle, bilinçsiz, yaşama olan nefretini kusmak için Fenerbahçe’yi sadece bir neden olarak görüyor izlenimi vermektedir.

İzlediğiniz film değildir efendiler! Stadınız parasını verip hakkını aldığınız bir meta değildir, karşınızdakiler sizi ezen patronunuzun, hakkınızı vermeyen müşterinizin yansıması değiller. Yanınızda duran, “küfretmeyin, tepki göstermeyin, destek verin” diyenler sizin düşmanınız değil. Düşmanınız size hayatı dar edenlerdir, öfkenizi onlara yöneltin. Stadımız mabedimizdir, evimizdir, evimizde birlik olmayınca gerisinin önemi yoktur.

Dün gece Kadıköy’de sonu bambaşka bir oyun izleyebilirdik. Son dediğimiz de asla skor değildir. Takımını ne olursa olsun sahiplenen, geçmiş zamanların Fenerbahçeli ruhlarını hatırlayarak sadece bugüne değil geleceğe de bakan bir taraftar ile kaybedilen bir maçın ardından güven ve inanç kazanılabilirdi.

Fırsat halen kaçmış değil. Üç gün sonra oynanacak maç ile hem sahadakilerin hem de tribündekilerin telafi etme ve kaybedileni kazanma şansı hala var.

Fenerbahçe forması giyen futbolcunun, yenilgi bilmeden saldırmasını nasıl istiyorsak stattakilerin de aynı inatla takımına destek olması gerekiyor. Kendi futbolcusunu bitiren seyirci ile basarili olmanın mümkün olmadığı bilinsin.

Destan, umudu kaybetmeye yüz tuttuğu anda yere düşmüş futbolcusunun kalkmasına yardım eli uzatıldığı anda yazılmaya başlanacaktır.

Bir durup düşünün, şu an, şimdi, Lille maçında, Fenerbahçe sevgisinin en zor zamanlarda en yükseğe çıktığı zamanları düşünün. Babanızın sizi ilk maça götürdüğü anı hatırlayın, çubuklunun ilk gol sevincinde ne yaptığınızı düşünün.

Gaziantep maçında Rapaiç’le birlikte binlerce kişinin koştuğunu hatırlayın;

Galatasaray maçında direğe çarpan topun binlerce insanın nefesiyle çizgiyi geçtiğini düşünün;

Beşiktaş yenilgisinde herkesin birlikte üzülüp, sabahın bir sahibi var, sorarlar elbet diye bir dahaki maça nasıl hazırlandığımızı düşünün,

Bordo maçındaki Hüseyin’i hatırlayın , Vişnevski’nin çizgiden çıkardığı topu hatırlayın ve unutmayın:

Dökeceğiniz gözyaşı bu olsun, hayata öfkeniz varsa, Fenerbahçe’yi izlemeyin, Fenerbahçe olup haykırın, geleceğe goller yağdırın…

Tıklayınız.

Teşekkürler...

Kaynak: http://www.vamosbien.org/index2.php/2010/02/23/doktugunuz-kimin-gozyaslari/

Fenerbahçe-Bursaspor Maçının Ardından

Kimi zaman hiçbirşey yazasınız gelmez, kelimeler tıkanır boğazınızda ve hiçbirşey yazamazsınız. Bugüne kadar Fenerbahçe mağlubiyetlerinin maç yazısını yazmamamın sebebi özel hayatımdaki sıkışıklıklar ve bundan dolayı meydana gelen vakit darlığı olsa da bu sefer gerçekten yazasım gelmiyor. Ama yine de yazılacak çok şey olduğundan yazmaktan alıkoyamıyorum kendimi bir yandan...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursamac446.jpg
Burada hep karalamıştık '' Kimi galibiyetlerin taktiği tekniği yoktur, tabelada galibiyetin yazması herşeyin önündedir.'' diye. İşte bu mağlubiyetinde direkt böyle bir anlamı olmasa da teknik ve taktik boyuttan çok daha fazla anlamı var gözümde. Kurulu bir düzene , yerleştirilmeye çalışılan bir oyun formatına darbe indirildi dün. Bursaspor değildi Fenerbahçe'nin formatını bozan malesef taraftardı. Bursaspor'un etkisi yok değil ancak en önemli sebep bu değil. Yoksa saymaya kalksak - ki önem derecesine göre üst basamakta olanları sayacağız ; Ertuğrul Sağlam'ın doğru Daum'un yanlış hamlelerini , Cristian'ın etkilerini- sene başından beri yazmadığımız uzunlukta bir post ortaya çıkar.

Oyundan başlayalım , taktikten başlayalım yinede...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa2.jpg
Tamamen Alex'in ayağına bakan bir düzende çıktı Fenerbahçe ki sakatlık belası bunun başlıca sebebidir. Alex geldiğinden beri aşağı yukarı böyle olsa da dün eksiklerin ve devre arası transfer yapmamanın faturası da ödendi Fenerbahçe futbol takımı tarafından. Ön alandaki oyuncuların teknik kapasitesini arttırmak için Andre'yi öne çekmek gibi bir hamle yapılabilinirdi ancak Daum buna gerek görmemiş sanırım ki Andre'nin sol öndeki performansını çokça eleştiren birisi olarak şu söylediğimde çaresizlikten öte birşey değil.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa3.jpg
Emre'nin ortasahayı tek başına almaya çalışıp aldığı dakikalarda Alex ayağı ile yine şiir yazdı ki bu derece erken gelen bir golden sonra Bursaspor'un demoralize olup hemen ikinci golü kalesinde göreceğini düşündüm. Beklediğim kadar kısa bir sürede gerçekleşmese de Fenerbahçe beklediğim gibi ikinci golü de buldu. Ancak Türk takımlarının en büyük sorunlarından birisi olan hücuma çıkarken top kaptırma hastalığı baş gösterince golü kalesinde görüverdi Fenerbahçe. Ozan İpek'in çok güzel ortasına doğru yerde bulunan Bursaspor'lu şık bir kafa vuruşu ile topu Fenerbahçe ağlarına gönderdi ki bu gol bile arzulu , ısırgan Fenerbahçe'nin maçı kaybetme ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmeye yetmedi.

İkinci yarı Fenerbahçe yine müthiş tempolu , müthiş arzulu başladı oyuna. Kimi zaman şans kimi zaman beceriksizlikler sebebiyle oyunu kopartacak golü bulamadı ki Cristian'ın oyun başından beri yapıp gözümün içine içine soktuğu bilinçli sert hareketlerine Lille maçındaki gibi orta saha defans bloğu arasındaki köprü vazifesini görme görevini aksatması eklenince tehlike sinyallerini almaya başladım.Son 2/3 maçtır yaptığı pas hatalarından daha ölümcül daha ciddi bir sıkıntı bu görevin Cristian tarafından aksatılması ki bir dahaki postta uzunca anlatacağımdan şimdi noktayı koyuyorum bu konuya...


Cristian'ın görevini doğru yapmamasından dolayı defans ve orta saha arasında 30 metre kadar mesafe kalması ve rakibin bu mevkiye attığı tüm topları santraforun alıp kanatlara ikram yapmasından da ciddi bir sıkıntı baş gösterdi bu dakikalarda. Daum benim Fenerbahçe kariyerinde gördüğüm en büyük hatalardan birini yaparak Guiza'yı seyircinin kucağına attı ve bilet fiyatları yüzünden küfürlerini ekran başında savuran taraftar Guiza'nın resmen ırzına geçti. Sonrası mı? Guiza ağladı , takım ağladı , maç sonunda taraftar ağladı... Ve pişkin pişkin kendisine tezahürat yaptıkları Semih'e de bastılar kalayı...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa6.jpg
Kendisini son vuruşlardaki beceriksizliğinden dolayı çokça eleştiren birisi olarak şunun üstüne basa basa söylüyorum - ki dün bu yine net bir şekilde ortaya çıktı- tempolu, dirençli ve iş bilen stoperleri olan takıma karşı Fenerbahçe'nin ilerideki oyuncusu Daniel Guiza'dır. Şöyleki Guiza varken kalesinin ancak 20 metre önüne çıkan stoperler Semih oynayınca (Bknz: Diyarbakırspor, Bursaspor) defans çizgisini nerede ise orta sahaya kuruyorlar. Bunun sebebide tabiki Semih'in günümüz futbol anlayışından uzak futbol karakteri... Biliyorlar ki Semih'e onlar ortasahada iken top atsalar dahi yetişip yakalayacaklar. Guiza kaçırsa da ise bu riski göze alamıyorlar ki almalarıda çok büyük yanlış olur zaten... '' Ya atarsa?'' Boş kaleye bile topu taca atıyor ancak ''Ya atarsa?'' Ee defans ortasahada iken oyna oynayabiliyorsan pasa üzerine kurulu oyununu... Takımda 10 metre dribling yapabilecek tek adamın Alex ve Cristian'ın defolarını kapatmakla meşgulken, kanat oyuncuların hızlı değilken kur bakalım baskı kurabiliyorsan...

Bundan daha mühim olan ve 85. dk da Bilica'nın gereksiz hareketi ile patlak veren ise Guiza'nın gözyaşlarının takım üzerine etkisi oldu. Guiza çıkana kadar orjinal mevkilerinde oynamayan oyuncularla dahi baskı kuran , oyunu domine eden Fenerbahçe taraftarın oyuna muhteşem etkisi ile(!) Guiza'nın çıktığı dakikadan itibaren bu oyun kimliğinden uzaklaştı ki Lugano'nun ıslıklardan dolayı ekşiyen suratı da bunun temsilidir zaten... Tribünde oturan bir futbolcunun suratına yansıyan üzüntünün saha içindeki oyunculara yansımamasını ben şahsen düşünemiyorum ki kim ne kadar inkar edecek olsa da o baskının kırılmasının en büyük sebebi de o ıslıkları duyan ve saha kenarında takım arkadaşlarının gözyaşlarını gören oyuncuların bozulan morali oldu. Bir de Semih Şentürk faktörünün yani stoperlerin ortasahaya kadar çıkmalarının , buradan hareketle Fenerbahçe'nin baskısını ve pas bağlantılarını kırmasının üstüne Cristian'ın mevkisinin gerektirdikleri ile uzaktan yakından ilgisi olmayan oyunu eklenince maç da gitti , Guiza'da . Sene başından beri süregelen o muhteşem özgüven ve inançta...

Türkiye'de spor kültürünün olmaması , Cristian'ın görevini aksatması gibi taraftarında aslolan görevinin farkında olmadan gereksiz işlere girmesinin etkilerini dün Fenerbahçe gördü , yarın ise Beşiktaş görecek... Belki öbürgün ise Galatasaray. Bilmem kaç maçtır bariz hakem hatalarını minimuma indirecek baskıyı kuramayan ''Büyük Fenerbahçe taraftarı''(!?) veya istemediği başkanını göndertemeyen Beşiktaş taraftarının gücünden filan kimse bahsetmesin bu dakikadan sonra bana. İnsanı stadtan , spordan soğutuyorlar.

Evet, Guiza'nın ıslıklanacağı toplumsal gerçekti bu kabulum. Ancak sezon başından beri en güzel toplarından birini oynayan Fenerbahçe'nin böylesine baskı kurduğu dakikalarda Semih'i istemek ve istek yerine gelince susmasını bilmeyip o oyuncuyu ıslıklamak kimsenin haddine değildir , ihanetinde en büyüğüdür. Hoş , biz burada bu kadar yazdık ama gelecek yorumları tahmin bile edemiyorum, çünkü Guiza çok gol kaçırıyor değil mi? Taraftar senelerdir kan ağlıyor , birazda Guiza ağlasın değil mi?

Ama bilinmesi gerekir ki dün ki sonuç sonrasında ağlaması gereken kişi herşeyi bildiğine inanıp devre arasında gerekli önlemi almayan Aziz Yıldırım ve kendisini çok beğendiğim Daum ve Guiza'yı ağlatan taraftardır.. ''Yenseniz de yenilseniz de sırılsıklam olsun o forma'' diye şarkılar söyleyen bir taraftarın o formayı en çok terletenlerden birine böyle bir ortamda, ligin bitmesine haftalar kala tepki göstermeye hakkı yoktur, varsa da zamansızdır ki bence tepkinin adresi son derece yanlıştır . Zaten bundan sonraki haftalarda ya bunu göreceğiz ya da Daum'a Türk kimliği çıkartıp ismini dahi yapacağız. Elinde sene başındaki gibi bir enkaz kaldı Daum'un , süre ise çok çok az... Bundan sonrası kendi mahareti.
http://www.bursaspor.org.tr/antrenman/2010/subat/zafer11.jpg

Bursaspor'a gelirsek...

Ligin iyi top oynayan , oyuncu kalitesi yüksek takımlarından birisi Bursaspor. Çok da başarılı bir antrenöre sahipler. Mustafa Keçeli-Bekir Ozan-Iglesias hamleleri çok doğru ve başarılı hamlelerdi gözümde. Aksayan Cristian'dan sebep yalnız kalan Emre Belözoğlu'nun üzerinde Hüseyin ve Bekir Ozan ile , aksayan ; hava hakimiyeti olmayan iki stoperin üzerine iki tane hava hakimiyeti olan forvet ile baskı kurma hamlesi takdiri haketti. Bir de ilk yarıda aksayan oyuncusunu Mustafa Keçeli ile değiştirerek ( neden Mustafa ile başlamadığı sorgulanabilir.) iki tane bek oyuncusunun olduğu kanada (Gökhan-Önder) üstünlük kurma hamleside akıl doluydu. Ertuğrul gibi antrenör ve Bursaspor gibi takımlar bu lige lazım , tebrik ediyorum kendilerini.

http://www.bursaspor.org.tr/antrenman/2010/subat/zafer23.jpg


Şimdi sırada Lille maçı var. Fenerbahçe'nin açısından elenmesi hayırlı olsa da bu maçtaki mücadele ve oyuncuların göstereceği reaksiyon çok önemli. Bu maç sonrasında bunları da yazarız...

21 Şubat 2010 Pazar

Satranç Ustası Türk Milli Takımı'nın Başında

http://4.bp.blogspot.com/_R0AFDWJhNBo/SF0swMFsfgI/AAAAAAAAAGY/SvLnpPqBBaI/s400/hiddink.jpg

Aslında haber eski ancak yorucu ve sıkışık tempodan dolayı postu bu geceye nasip oldu. Mahmut Özgener ve arkadaşlarını bu klas hareketten dolayı tebrik etmek gerekiyor.

Gittiği yerlerde büyük oranda başarı sağlamış bir futbol düşünürünü başa getirmek Türk futbolundaki mevcut sistemsizliğin önüne geçmek adına muhteşem bir hamle. Onun başında olduğu takımların değişen çehrelerini ve Barcelona karşısındaki Chelsea'si dışında oynadıkları pozitif futbolu izlemek büyük keyifti ki A Milli Futbol Takımının başına geçmesinden dolayı bu ve bunun gibi birçok sebepten ötürü inanılmaz mutlu oldum.

Geçmişinden bahsetmek küfür niteliğinde olacağından yazılacak fazla birşeyde bulamıyorum açıkçası.Barcelona'yı elemenin eşiğinden dönen Chelsea'sini, Barcelona'yı nasıl kitlediğini anlatmakta küfür niteliğinde olmasa da hakaret olacağından bu topa da hiç girmiyorum. Mustafa Denizli deyimi ile 10,5 numara hareket oldu bu gerçekten , getirilebilecek en iyi hoca getirildi.

Türk Milli Takımının dengesiz-sistemsiz-rastgele oyunu gibi birçok husus Hiddink ile de değişmezse değişecek çok şey var demektir. En başta futbolcular...Bu sebeple işi sıkı tutup en iyi derece ile istenilen yere gitme durumundalar zira onları teknik ve taktik yönden en iyi şekilde donatacak bir hocaları var artık. Eski hocalarının aksine... ''Haydi Koçum , sahaya çık ve onu anasından doğduğuna pişman et'' sözlerinden uzak...

Gelişen Futbol Değişen Sistemler













Savunma beklerinden hücum beklerine, çapalardan çift yönlü orta saha oyuncularına, forvet arkası oyuncularından box to boxlara... Sürekli gelişen, değişen, kendini yenileyen bir yığın sistem...

10 senelik periyotlar ile sürekli yeni bir akım , farklı bir heyecan. Nerede kaldı acaba sıfırı zorlayan ve sadece orta yapan açık oyuncuları? Yerini alan , içeri katedip hücumcu sayısını arttıran açık oyuncularının yerini kim alacak acaba? Bir yığın soru...

Sir Alex cevaplamaya başlamıştı , bayrağı Arsene Wenger devraldı sonrasında. Sıra Pep'e gelmiş olacak ki o da farklı işler yapmaya merak salmış , belkide sırası 10/15 sene sonra gelecek sistemi sene sonunda hayata geçirecek.















Chigrinskiy transferi yedek klubesini güçlendirmek üzere yapılmış bir hamle olarak gözükse de çok daha fazlası idi aslında. Amaç 11 oyuncunun da topu direkt ve net oynayabilecek seviyeye çekilmesi idi(hoş 8'i böyle zaten.) , takımdaki oyuncuların teknik kapasitesini en üst noktaya çekmekti ki bu konuda Puyol ciddi anlamda darbe vurdu bu düşüncelere. Gerçekten insanüstü oynuyor ama bunun çok da önemi yok zira iki üç senedir kulaktan kulağa yayılan Fabregas - Barcelona dedikoduları nihayete erdikten sonra oluşacak sistemde yerini kaybetmesi çok muhtemel benim gözümde.

Yaya ya da Busquets'den ziyade Xavi'yi oraya çekip Fabregas ve İniesta ile tamamlanmış bir üçlü...

Chelsea'nin , Xabi Alonso'lu Liverpool'un,Milan'ın ve nice 3lü orta saha ile oynayan takımın sisteminden farklı bir 3'lü bu. Herşeyden evvel bahsettiğimiz takımlarda çapa görevini yapan oyuncu bu sistemde yok. Klasik MC( Xabi Alonso, Pirlo) tarzı oyuncular ise yerini biraz daha box to box tarzı oyunculara bırakıyor. Chelsea'nin Lampard'ı , Liverpool'un Gerrard'ı , Milan'ın Seedorf'u ise Barcelona'da yeni sistemde İniesta oluyor. Evrimleşen Mc ise Fabregas.

Xabi-Mascherano-Gerrard

Pirlo-Gattuso-Seedorf

Fabregas-Xavi-İniesta

Fazlası ile farklı değil mi?

Bununla da bitmiyor. Normal bir futbol takımında futbol topu hassasiyeti en az olması gereken mevkideki oyuncuları ise Chigrinskiy ve Pique. Guardiola'ya abartma demek gerek , zaten çoğu maçı %60 %40 gibi topa sahip olma istatistikleri ile bitiriyor. Bu oran dahi onu tatmin etmiyor olsa gerek.

Pozisyon bilgisi , hırsı , profesyonelliği ve tekniği üst düzey olan 11 oyuncuyu izlemek fazlasıyla farklı bir deneyim olacak. Sene sonu Cecs'i alabilseler bari de bu sistemin eksik yanlarını izleyerek analiz etsek bizde...

Lille Maçından Geriye Kalanlar

Fransız temsilcisinin iki üç maçını izleyen sıradan bir futbolsever bile çok ters bir kura çekildiğinin bilincine kısa sürede varırdı. Hız, tempo ve nicesi. En mühimi oynarken oynatmayan bir takım ki bu Fenerbahçe için yeterince ters zaten...

Ancak bu kadarını bekliyordum dersem yalan söylemiş olurum. Skorda Guiza'nın kadife bileklerinin ziyadesiyle etkisi olsa da Lille'de kaçırdı.Hatta oynarken kaçırdı , Fenerbahçe ise oynamaya çalışan Lille'in savunmasındaki anlık boşlukları değerlendirmeye çalıştı. Burada da devreye Guiza girerek hayır dedi.

İki çeşiti olan 4/3/3'ün(bir dahaki post konusu) modern olanını oynuyor Lille. Siyahi stoperleri hariç gayet dengeli ve az hata yapan bir takım görünümünde. Açıklar top iç oyuncularında iken süratle yer değiştiriyorlar.Buna zaman zaman kanada akan zaman zaman orta sahaya gelen forvet elemanıda eşlik edince oluşabilecek tehlikeleri minimize etmek adına çok fazla efor sarfetmek ve maksimum düzeyde konsantre olmak gerekiyor. Hepsinden önemlisi ise 3 tane basan ve sert göbek oyuncusuna karşı eksik kalmamak.

Tüm bu futbol doğrularına rağmen son paslarda yeterince iyi seviyede değiller. Oyunun zihinsel ve fiziksel yönünde mükemmele yakın olmalarına rağmen oyuncu karakterinin etkisi olarak da istisnalar harici teknik olarak zayıf kalıyorlar. Ama bu görüntüleri bile yetti Fenerbahçe karşısında galip gelmelerine ki bu benim hiç ama hiç garibime gitmedi. Zira bir tarafta yarım sahayı 30 saniyede kateden bir takım diğer tarafta tüm sahayı 10 saniyede geçebilen bir takım vardı. Bu hız fazla geldi Fenerbahçe'ye.

Maçın başından sonuna kadar bindiren bekler, yer değiştiren açık oyuncuları ve orta sahayı parselleyen göbek oyuncularının kondüsyonlarının bir yerde biteceğini orada ise sazı Fenerbahçe'nin alacağını düşündüm maç içinde ki bu da olmadı. Lille takımının sağlık ekibinden tutup kondüsyonerine kadar tebrik etmek gerek bu hususta. Gerçekten fazla bir tempo bu.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen deplasmanda atılan gol umutlu olmaya yetiyor. Fazlası değil...Fazlası için fizik olarak rakibin seviyesinde olup baskı altında top yapabilecek oyuncularla kurulu bir kadro gerekiyor. Ve hepsinden önemlisi ise Guiza'nın hamama gitmesi...

16 Şubat 2010 Salı

Biraz Vücut Geliştirme





''Genç'' Gökay ile Onur yanyana geldiklerinde bir problem yok gibi dursa da Selçuk'un çocuğu gibi kalmışlar. Selçuk'un 1,87 boyundan dolayı bu normal ancak asıl sıkıntı boydan ziyade gövde genişliklerinin yeterli olmaması ki bu konunun üstünde milyon kez durduk geçmiş postlarda... Ben olsam Samandıra'nın dışına çıkmazdım vesselam.

Yine de olacak bu çocuklar.

Adam Olacak Çocuk

15 Şubat 2010 Pazartesi

Yeniden Doğuş




















Adanaspor'da iken Fenerbahçe'de görmek istediğim yetenekli Türk forvetlerinin başında gelirken Galatasaray hızlı bir şekilde kadrosuna katmıştı Necati'yi. Ortalama üstü hız ve hızlanması , azmi , çalışkanlığı , jenerik golleri ile Galatasaray'da başarılı bir kariyere imza atarken doğruluğu belli olmayan haberler sonucunda Galatasaray'dan uzaklaştırılmıştı.

Tüm bu saydığımız özelliklerin yanında gol attırır, stoperleri sağa sola götürüp arkadaki oyunculara yer açar. Sizin anlayacağınız ona İspanya'da güreşçi denilse de komple forvet oyuncusudur gözümde. Aynı zamanda Galatasaray'ın neden yolladığını anlayamadığımdır. Üstelik futbolunun en olgun ve buradan hareketle verimli dönemini geçirecekken...(80 doğumlu)
Böyle rezalet görülmedi / 3
Fazla kilolarını verdikçe açılıyor Necati, açıldıkça kaybolan piyasasını yeniden oluşturuyor. Fotoğraflardaki gibi garip kareler vermeyip üstüne bir de dillere destan garip açıklamalarını yapmazsa Galatasaray'dan isteye isteye bir hal olduğu son şansı başka kluplerde bulabilir. Üstelik sözleşmesi de bu sezon sonu bitiyor.

Semih ve Guiza konularında belirsizlik yaşanmasa dahi sene sonu bedavaya alırdım Fenerbahçe'ye... Galatasaray'da karın tokluğuna oynayan Necati'nin çok büyük bir masrafı da olmaz. Kısacası risk dahi yok ortada, tutarsa tutar ... Tutmazsa Necati bilir.

9 Şubat 2010 Salı

Görev Yerine Getirildi



Kolay kolay böyle yazılar yazmayacağımı blogu takip edenler bilirler. Ancak maç yazısında hakemi zan altında bırakacak söylemlerde bulunduğumuz için en bariz olan ''eyyam kokan'' hareketi buraya taşımak istedim.

Pozisyonda Mehmet Topuz rakibinin boğazından tutuyor, itiyor , kakıyor. Bu hareketin karşılığı gayet tabii kırmızı kart.



Ancak bu kareden görüleceği gibi hakemin ciddi ciddi gözünün dibinde Diyarbakırspor'lu oyuncu Mehmet Topuz'a onun kendisine yaptıklarını yapıyor. Ve en çarpıcı kare geliyor;



Hakem Mehmet'e kartın sebebini ''Boğazını sıktın'' diyerek açıklıyor. Komik değil mi? Değil , hiç değil hatta. Bu arada topun oyuna sokulmasını geciktiren oyuncuya sarı kart dahi verilmiyor sanırım.

Hadi diyelim olayı Mehmet başlattı ve Mehmet'in hareketi daha şiddetli...(Ki hakemlikte böyle bir mantık yok.)

Olaya karışmanın cezası olarakta en aşağı sarı kart alacak bir oyuncu topun oyuna girmesini geciktirdiği için çift sarıdan men edilmeliydi ki bu da olmadı.

İlgiyle izliyoruz hakem skandallarını... İşin kötüsü nereden tutsak elimizde kalıyor. Ve benim gibi spor sevdalılarını stadyumlardan uzaklaştırıyorlar adım adım. Sonrada bu ülkede spor kültürü oluşmuyor diye ağlarlar ekranlarda. İlk önce adil bir ortamda mücadele imkanı sağlayın ki belirli bir spor kültürü olan insanlar gelsinler stadyumlara, salonlara... Aksi taktirde çok ağlarsınız daha.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Fenerbahçe-Diyarbakırspor Maçının Ardından


Yoldan 100 kişi çevirip şu maçın skorunu sorsanız tahminimce en fazla 1 kişi bu maçta Diyarbakırspor'a beraberlik şansı tanırdı. Ama Fenrbahçe beraberliği dahi uzatmalarda kurtardı. Futbol bundan sebep bu kadar güzel...

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar6.jpg

Fiziksel olarak kendini toparlayan Semih Şentürk ve kendini Fenerbahçe taraftarına kabul ettirmek için her maç korkunç bir efor sarfeden Mehmet Topuz'un maçı olacağını düşündüğüm bu müsabaka beklentilerimi hemen hemen hiçbir açıdan karşılayamadı. Orta saha ve Alex ile pas bağlantıları kopan Semih maç genelinde sahada yok gibiydi. Mehmet ise ona buradan yönelttiğimiz eleştirileri haklı çıkartan bir oyun ortaya koydu yine... Fenerbahçe'ye ne verdiği belli olmayan oyuncuların başında geliyor mevcut kadroda. Mücadele ve hırs... Ötesini henüz göremedik ki Mehmet çok daha fazlasını verebilecek bir oyuncu.

Tabi 3/4 maçtır durgun olan Alex'ten bahsetmezsek olmaz , adam kayırmış oluruz. Nedenini bilmiyorum ama birkaç maçtır isteksiz gibi Alex. Takım olarak form tutulan maçlarda hep Alex'in bu ortama ayak uydurduğu taktirde takımın bir kademe daha ileri gideceğini düşünmüştüm , hala beklemedeyiz.

Diyarbakırspor'un klasik Ziya Doğan takımı kimliğine büründüğünü söylemek zor değil. Sertliği ile rakibi yıldırmaya çalışan ve mümkün mertebe topun arkasına geçmeye çalışan bir takım. Kimse aksini beklemiyor , bundan sonra her takım Diyarbakır olacak. Ama Diyarbakır bir farklı , ben bu lige Denizli ile beraber yakıştıramıyorum Diyarbakırspor'u. İstanbul Büyükşehir'den tutun Kasımpaşa'ya kadar kısıtlı imkanlarına rağmen belirli bir oyun mantığı içinde hareket eden takımların olduğu yerde fazla zevksiz geliyor oynadıkları futbol.

Senelerdir ülkemizde top koşturan Ayman hayatının golünü attı tebrik etmek gerek. Ancak o gol çıkar mıydı hala kafamı kurcalamıyor değil...Volkan Tazameta'nın ayağından aldığı topu kalesinde görseydi böyle düşünmezdim mesela.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar11.jpg

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar12.jpg
Cristian ve Andre tribündeki homurtuların aksine faydalı oynadılar. Bilica tribünden alkış alsada yerini fazla kaybediyor , bu kadar yürek fazla gibi. He kendisini beğeniyor muyum ; ''evet çok beğeniyorum'' dahi diyebilirim ama daha dengeli ve kontrollü olmalı bence. Top ayağına gelsin ve o da çalım atsın diye bekleyen mahalle arasında top oynayan çocuklar gibi...Yalnız mevzu yanlış anlaşılmasın ; topla arasının bu derece iyi olması değil eleştirilen... Eleştirilen nokta Bilica'nın yerini fazlaca kaybetmesi ve bunun sonucunda Lugano'nun çok zor durumları düşmesi.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar4.jpg
Sene başında Özer için çıkartılan isyanlar duralı çok oldu artık tribünde yeni moda Özer'in dışarı alınmasını söylemek oldu. Böyle bir ülkede yaşıyoruz, malesef diyecek birşey yok bu konuda daha fazla. Ancak ben Özer Hurmacı'nın takıma farklılık kattığını savunuyorum oynadığı bölge ve oyun karakteri itibari ile top kaybı yapması çok doğal bir durum. Bu kadar fazla yapmamak şartı ile ki o da hala hazır değil zaten... Sakatlanması çok talihsiz gelişme.

İkinci yarı ne gibi değişiklikler yapılabileceğini devre arasında fazlaca düşünen birisi olarak merakla Daum'un hamlelerini bekledim. Bana göre alanı iyi daraltıp ortasaha ve forvet arasında bağı kopartan bir takım karşısında oyuna forvet almak hatadır , 20 forvetin olsa dahi sonuç vermez.Ancak bu bazen sonuç verebiliyor , Daum belki buna , belki hislerine , belkide ne olduğunu tahmin edemeyeceğimiz bir olguya dayanarak bu hamleyi yaptı ama başarısız oldu . Buradan hareketle hamlenin yanlışlığı çokça eleştirilecektir; futbolda doğruları %99 oranında sonuca göre oluşan bir spor dalı değil midir zaten?

En azından ülkemizde diyelim tekrardan...

Hakeme girmeyeceğim , Sivasspor maçında işaret ettiklerimiz başa geldi ve bu dakikadan sonra ağlamanın bence lüzumu yok. Doğru zamanda doğru açıklamalar yapılsa idi bu iş böyle olmazdı , penaltıda verilirdi ''en az 5 dk '' denilmesine rağmen daha az oynatılmazdı uzatmalar...Üstüne üstlük oyun uzatmalarda uzun süre durmasına rağmen böyle oldu ki tebrik etmek gerek hakemi üstüne aldığı görevi layıkıyla yerine getirdi gibi.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar14.jpg
Puan kaybına rağmen takıma futbolundan Daum'a değişikliklerinden dolayı kızamıyorum zira 20-45 dakikaları arası ile yine 60-90 dakikaları arasında en son yine Daum zamanında gördüğüm şekilde bir baskı kurdu Fenerbahçe. Ben bu oyundan keyif almak için kombine bilet alıyorum ve dünki mücadeleden keyif aldım.

Özer ve Lugano'nun sakatlıkları ise gecenin en tatsız anlarıydı. Galatasaray'lı Jo'nun sakatlanması ile dalga geçenler , bunun bir spor olduğunun farkında varmayıp bundan keyif duyanlar dünde keyif almışlardır umarım. Ancak ben duymadım hatta çok üzüldüm diyebilirim. Bu maça yazısının bu kadar geç yazılmasının sebebide budur , kısa süreli olarak devre dışı kaldık sakatlık haberleri ile; futbol konuşma isteğimiz törpülendi kısa bir süreliğine... Uğur'a da , Jo'ya da , Lugano'ya da , Özer'e de geçmiş olsun dileklerimi ileteyim bu vesileyle...

Beklenmedik bir beraberlik aldı Fenerbahçe diyerek bağlayalım maç yazısını. Ancak başın yere eğilmesi için herhangi bir sebep yok , Fenerbahçe'nin sakatlıklara rağmen rakiplerin önündeki yerini muhafaza edecek gücü var.

7 Şubat 2010 Pazar

2012'ye doğru



Kura çekimi sonucunda deplasmansız gruba düşmemiz sevindirici olmuş. İyi bir antrenör ve adil bir kadro seçimi ile grupta birinci dahi olabilecek kapasitemiz olduğuna inanıyorum ama öncelikli olarak Teknik Direktör hususunu açıklığa kavuşturmak gerekiyor.

Gruplara ilk baktığımda gözüme İrlanda'nın grubu çarptı. Gereken yapılmış demek geliyor içimden. Grubun seribaşı bile denilebilir İrlanda için...

İsrail,Yunanistan,Hırvatistan grubunda berbat maçların olacağını kestirmek güç olmasa gerek. O grupta elle seçilmiş gibi gerçekten. Bir maçını bile takip etmeyi düşünmüyorum şahsen o grubun.Nesini takip edelim ki?

İngilizlerin geçmiş kuralara göre daha sert bir gruba düşmesine şaşırdım , son zamanlarda lobi faliyetleri ihmal edilmiş gibi duruyor İngilizler ki hiç de gerek yoktu zaten. Yine birinci olarak çıkarlar. Bu grupla beraber Portekiz grubuda ilgimi çeken gruplardan birisi oldu. Çekişmeli mücadelelere sahne olacak bu iki grup ki sabırsızlıkla bekliyoruz.

4 Şubat 2010 Perşembe

Fenerbahçe-Beşiktaş A2 Ligi Derbisi
















Maça ilk yarının bitimine 10 dakika kala yetiştiğimden dolayı eski A2 Ligi müsabakaları kadar geniş ve detaylı bir yazı yazamayacağım malesef. Ancak Dereağzına giriş yapar yapmaz skoru sorup 0/0 cevabı aldığımda çok fazla birşey kaçırdığımı düşünmüyordum ki maçı izleyenlerde ilk yarıda futbol adına pek bir güzellik sergilenmediğini söylüyorlardı...
http://www.besiktaspostasi.com/wp-content/uploads/2010/02/a2_besikas_fener-220x300.jpg
Federasyonun resmi sitesinden maç kadrolarına erişemediğimden dolayı ( Klup takımlarının resmi sitelerinden tutun , federasyon sitesine kadar değişime ihtiyaç var memlekette) Beşiktaş'ın 13 numaralı oyuncusunun kim olduğuna dair(Edit:Oyuncunun ismi Sametmiş.) en ufak bir fikrim-bilgim yok. Ancak Fenerbahçe'nin baskı kurduğu dakikalarda stoperde Sezer Özmen ve orta sahada Orhan Gülle ile beraber ayakta kalan fark yaratmaya çalışan oyunculardan biri olduğunu belirtmekte fayda var.

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-03_bjk8.jpg

50-65 dakikaları arasında oyun ortasaha mücadelesi şeklinde geçsede ibre Fenerbahçe'yi gösteriyordu. A2 takıma iki beden büyük Can Erdem'in gitmesinden sonra Beşiktaş'ta forvet mevkisinde bir sıkıntı olduğunu gözlemledim zira Fenerbahçe'nin as stoperi olan Hasan Erbey ve yanılmıyorsam Sertaç'ın sakatlığından sonra defansa geçen aslen ön libero olan Barış Yardımcı Ali Kuçik'e atılan topları hatasız karşılayıp doğru şekilde hücuma yönelik pas trafiğini başlattılar.

65-70. dakikalar arasında Fenerbahçe baskısını iyice hissettirmeye başlayıp Berk ile bir pozisyondan yararlanamadı ve kaleci Alptekin'in büyük hatası ile Beşiktaş 73. dk da skor üstünlüğünü ele geçirdi. A takıma çıkan Okan ve Gökay'ın beklediğimi veremediği bir ortamda maçın dönmesinin zor olacağını düşünürken uzatma dakikalarında Görkem Kulbay'ın kornerinde karambolde kalan topu Berk Elitez gole çevirip müsabakanın skorunu 1/1 olarak belirledi.

Son dakikada atılan goller futbola farklı bir tat ve heyecan katsada benim için anlamlı olan 1/0 geriye düşmüş takımın sabırla topu şişirmeden pas yapması idi. Öyle ki son saniyelerde tribünde ''şişirsenize'' şeklinde bağırışlar yükselmesine karşın ilk önce topu kanada indirdi Fenerbahçe sonrasında kornerden golü buldu. Skordan ziyade önemli olan budur gerçekten , bu yaşta gençlere sabır ve pas kültürü verilmeye çalışılması çok önemli benim açımdan.

http://www.tff.org/Resources/TFF/Images/001-2010/TFF/TamSaha/Subat/Sezer-1.jpg

Oyuncu değerlendirmelerine gelirsek ; Beşiktaşın stoperi Sezer Özmen'i çok beğendim. Ayağı son derece düzgün ki ; TamSaha'ya yaptığı açıklamalarda bu konuda kendisini daha fazla öne çıkarmak için çalışmalar yaptığını görünce Türk futbolu adına mutlu oldum.
http://www.tff.org/Resources/TFF/Images/0002009/TamSaha/Aralik002/Orhan-Gulle-4.jpg
Yine Orhan Gülle her hareketi ile '' Ben buradayım '' diye bağıran oyunculardan biri. Çok modern bir orta saha oyuncusu , Abdülkadir , Orhan Gülle ve Necip gibi oyuncuları görmek gerçekten heyecan verici. Lassana tarzı ofansif ve defansif meziyetlerle donatılmış durumda ki fiziğide üstyapı için umut veriyor. Ancak o saç stilini değiştirmesi şart.

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-03_bjk1.jpg

Fenerbahçe cephesinde Okan ve Gökay onlardan olan beklentilerimin büyüklüğünden sebep benim gözümde çok iyi bir performans sergilemediler ama takım geneli itibari ile Gökay yine sorumluluk almaya , fark yaratmaya çalışan oyunculardan birisi oldu. Çalımları ve top sürüşü günden güne Arda Turan'a benziyor ancak yeteneklerinin hakettiği yere gelmesi için fiziksel gelişimini sağlaması şart.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-03_bjk6.jpg

Solbek Devrimcan üstyapı için yetersiz olsa da ben onun sertliğinden ve hırsından keyif alıyorum. Birinci tercih Onur'un kiralanması ( ki çok doğru hareket) onun önünü açtı. Bu şansı değerlendirmesi lazım.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-03_bjk7.jpg
Berkay Öztuvan tercihini ben anlamadım , o mevki için(orta saha göbek) fazla kibar kalıyor Berkay. Oysa tarz olarak onun gibi kibar olan Furkan'ı belki forvette kesebilir ! Zira ben hiçbir büyük takımın altyapısında bu denli kibar ve temel altyapı sorunu olan bir forvet görmedim , boyuna rağmen topla ilişkisi iyi olmasına rağmen zamanlama ve pozisyon bilgisi gibi hususlarda büyük eksikliği var Furkan'ın.















Oyuna sonradan giren Ronaldo kılıklı Görkem Kulbay oyuna hareket getirdi. Topla arası gayet iyi , birebirde rahat adam geçebiliyor ama daha fazla mücadele etmesi gerek ve sahada Ronaldo gibi kasıla kasıla dolaşmaması gerek.Altyapıda bu tip tavırlar , hareketler çabuk göze batar ; o direksiyonun başında değil de üstyapıda kendini göstermek istiyorsa kendisine has bir Görkem tarzı geliştirmeli...














Berk Elitez'e gelecek olursak... Çok hızlı olmasına karşın topla arası istenilen seviyede değil. Fenerbahçe gibi kapalı savunmalara karşı oynayan bir takımın üstyapısını hedefliyorsa topla ilişkisini daha iyi seviyeye getirmeli. Aksi taktirde her büyük müsabakada gol atması , hiçbir derbiyi boş geçmemesi gibi aranan golcü özelliklerinin bir anlamı kalmayacak gibi duruyor.
















Bu arada eleman 13/14 yaşında başlamış derbilerde kitlemeye...

2 Şubat 2010 Salı

İnsan İnsana Benzer #10

http://www.reelsohbet.com/blog/wp-content/uploads/2009/07/fatih-terim-en-buyuk-marka-turkiye-olacak_o.jpg



Fatih Terim ve Hüseyin Avni Danyal...


http://www.kvpusufan.net/wp-content/uploads/2008/09/yalcin-bulut.jpg


Bunlar da ikramımız;

http://3.bp.blogspot.com/_jL4DATnM_jw/Sc04-hU9FdI/AAAAAAAAB5Q/WdJEAmINLI8/s400/fatihterim.jpg

http://img217.imageshack.us/img217/6607/17825bq0.jpg


Forma Verilmez , Alınır

http://www.kocaelispor.org.tr/KS/haber/data/upimages/15092008kemal.jpg
Piyasaya genç bir oyuncu çıkar çıkmaz ne verdiğine , ne ispatladığına bakılmaksızın büyük takımlarla ilgili hayali haberler salınır medyaya. Genelde hiçbir büyük takım bu oyuncularla ilgili girişimlerde bulunma düşüncesinde olmamasına karşın söz konusu oyuncuların eski teknik direktörlerine oyuncu değerlendirmelerinde bulundurulur , bir de nasihat verdirilir. Televizyonlarda da ''Şu takım X oyuncusu için aslında daha uygun'' denilir ki o takım genelde Galatasaray olur bir ihtimal Beşiktaş olur ama Fenerbahçe olmaz. Çünkü Fenerbahçe'ye Kemal Aslan gelmiştir , Olcan Adın gelmiştir ve bu oyuncular şuan öyle büyük yıldız olmuşlardır ki o zamanlarda bu oyuncuların gönderilmesi , oynatılmaması bu sebeple büyük suçtur.
http://3.bp.blogspot.com/_hB5jIq3Xgwk/SVECaJpjqSI/AAAAAAAAA_c/maI8xR4QgSM/s400/olcanad%C4%B1n.jpg
Acaba gerçekten öyle midir , Hıncal Uluç'un deyimiyle '' Fenerbahçe Medyası'' müthiş dehalarıyla kimsenin Fenerbahçe'ye ne fayda getireceğini anlamadığı böyle bir oyuna mı(?!) girişiyordur?

Somut delillerle kimin hangi genç oyuncuya ne şans verdiği ispat edilebilir , ilerleyen zamanlarda daha geniş bir çalışma ile ortaya koyarız gerçekleri. Şuanlık sadece hafızamızı zorlayarak birkaç örnek ile postun konusuna gelelim...
http://www.ataryemez.com/wp-content/uploads/2009/12/ertem-sener-sercan-yildirim-01.jpg
Örneğin Sercan Yıldırım konuşuluyor iki transfer döneminden beri. Menajer oyunu mudur başka kimsenin oyunu mudur bilmiyorum ama çok yetenekli olsa dahi yeteneğinin hakkındaki soru işaretlerini gidermeye yetmeyeceği bir ortamda Sercan için 10 milyon eurolardan bahsedilir oldu. Ne midir bu soru işaretleri? Mesela Bursa'da yaşayıp top oynadığı halde Sercan'ın İstanbul gecelerine merakı ... Hadi bunu bir kenara koyalım -ki benim için pek bir anlamı yok zaten -, zira onlarda senin benim gibi insan değil mi? Sercan'ın Bursa'da kaç maça çıkıp hangi istatistikleri yakaladığına bir göz atalım , bu genç yaşında büyük hedefleri olan camialarda Guiza-Semih gibi kendini ispatlamış oyuncuları kesip kesemeyeceğini düşünelim bir... Bunu yaparken Sercan'ın ne klup ne milli takım bazında kendini ispatlamadığını da göz önünde bulunduralım ama... Ortaya çıkan gerçek '' Sercan kendini ispatlamamış olsa da gelişimi açısından oynamalı'' ise oynamayacağı kabak gibi ortada oyuncuya 10 milyon eurolar istemek, ( veya diğer taraftan bakalım) bu paraları vermeyi düşünmek neyin nesidir? Halbuki memlekette doğru düzgün yönetici olsa bu bahsedilen paraların bile Sercan için ne büyük bir baskı oluşturacağını bilir ya neyse...

http://www.yenibursa.com/img/haber/large/snnii_sercan-yildirim.jpg

Olayın Fenerbahçe'yi ilgilendiren kısmına gelelim. Kemal Aslan şuan Manchester'da oynamasından sebep Sercan Yıldırım'a ve onun gibi birçok genç oyuncuya '' Fenerbahçe genç oyuncu öğütme makinası,Galatasaray'a git '' şeklinde telkinlerde bulunulur , zira Olcan Adın'da Liverpool'da oynuyor zaten... Fatih Terim'in Milli olma şerefini layık gördüğü Can Arat ise Puyol ile beraber Barcelona'nın defanstaki ikilisini oluşturuyor ki tüm bunlardan dolayı Sercan'a , Murat Ceylan'a bu söylenilenler haklıdır. Galatasaray ise Genç Milli takımlarda 67 kez bulunan Aydın Yılmaz'ı Eskişehirspor'a , yine Genç Milli Takımlarda 48 kez bulunan Semih Kaya'yı Gaziantepspor'a satın alma opsiyonları söz konusu Anadolu takımlarında olmak üzere sezon sonuna kadar kiralayarak gençlere verdiği önemi birkez daha gözler önüne sermiştir.
http://3.bp.blogspot.com/_fVqUsK7UeU4/SUGBZhrRsqI/AAAAAAAABUY/ZRzsWmZ7-lc/s400/ayd%C4%B1n-y%C4%B1lmaz3.jpg

29 Ocak 1988 doğumlu Aydın Yılmaz'ın kiralanması uygunsa neden sene başında Abdullah Avcı'nın '' Aydın'ı bende kiralık olarak bırakırlarsa bir sene sonra Avrupa'dan alamayacakları kadar üst düzey bir kanat oyuncusu kazanırlar '' şeklindeki çağrısına kulak verilmemiştir acaba? O zaman ki şartlar bunu gerektirmiştir değil mi?
http://foto.fanatik.com.tr/Article/2008/7/13_221401_genc280.jpg

Peki 24 Şubat 1991'li Semih'în sene başı değilde şimdi kiralık verilmesinin sebebi nedir?

Çünkü bu işlerde yerden yere vurulan Fenerbahçe'den başlayarak , süper genç oyuncular yetiştirdiği söylenen Galatasaray'a kadar bu işler günlüktür çünkü. O dönemin şartları bunları gerektirmiştir . Haklıdırlar da ; çünkü forma verilmez , alınır. Sözüm ona genç öğütme fabrikası Fenerbahçe'de(?!) Tuncay'ın , Gökhan Gönül'ün aldığı gibi... Arda'nın Boleslav maçı patlaması ile '' Bu forma artık benim'' dediği gibi...

Türkiye'de ki genç oyuncu fetişistlerinin de , yorumcularının da ''Genç oyuncu'' değil de ''Hazır oyuncu'' kavramının doğru olduğunu ve kluplerin oyunculara bir haksızlık yapsalar dahi suyun akıp yolunu bulacağını anlamaları lazım. Öyle ya da böyle kendini geliştirmek isteyenler , yedekliği içine sindiremeyecek olanlar Abdülkadir gibi '' A2 ' de oynamak bana hiçbir şey katmıyor , kiralık gitmek istiyorum'' şeklinde atar verip kendisini ispatlama yolunu seçeceklerdir.

Şans konusu da elbette önemli ama hiçkimse altyapısında ya da takımında gördüğü '' Geleceğin Messi'' sini elden çıkarmayı göze almaz, alamaz... Neden Emre Çolak'ın elde tutulup Semih Kaya'nın opsiyonu karşı tarafa bırakılmak üzere kiralandığı bu söylenilende saklıdır.

Son olarak her genç oyuncu muhabbetinde Fenerbahçe'yi, Beşiktaş'ı yeren Galatasaray'ı ise övenler bunları düşünmelidir , Kemal'i ve Olcan'ı değerlendirirken nerelerde olduklarını göz önünde bulundurmalı , Gökhan ve Tuncay'ın kaç yaşında bu formaları aldıklarını hesap etmelidir. Aksi taktirde daha çok ''QTM'' denir kendilerine , satılan spor (aslında futbol) gazeteleri belirli bir seviyeye-kitleye hitap eder , ''Daum Almanya'lı'' deseler dahi inanılmaz...

1 Şubat 2010 Pazartesi

Yetmez Demirören



Fotoğraf Antep semalarından. Beşiktaş da başkanlık koltuğunun el değiştirmemesi yurdun çeşitli bölgelerinde sevinç gösterilerine sebep olmuş. Duyumlara göre Kayserispor menajeri Süleyman Hurma seçimin hemen ardından Yıldırım Demirören'i tebrik etmiş ve eklemiş '' Başkan bizde Ali Turan diye bir topçu var , Fenerbahçe istiyor , fiyatı 10 milyon euro civarı da başkanlık hediyesi olarak sana 7,5 a okuturuz, pardon satarız'' ...

Türk futbolunda iyi paraların dönmesi , iflasın eşiğindeki takımların kapılarına kilit vurmalarının önlenmesi için lazım Demirören gibi başkanlar. Yıldırım gibi başkan vesselam , gece yarısı operasyonu ile takasta verdiği Serdar Kurtuluş'u 6 milyona alırsa şaşırmam, o derece hızlı ve fantastik...

Yetmez başkanım yetmez.
Related Posts with Thumbnails