Alex De souza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alex De souza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2011 Cumartesi

Galatasaray-Fenerbahçe Maçının Ardından

Dün üzerimde Galatasaray forması, yüreğimde ise sarı kırmızı olup stadta olsaydım herhalde hala şokta olurdum. Öylesine bir atmosfer oluştu ki zamanla Galatasaraylılar dahi '' bu sefer olacak galiba '' diye düşündüler. Ancak yine olduramadılar. Fenerbahçe müsabakası oynanıyorsa 90. dakikaya kadar sabretmek lazım sevinmek için. Erken havaya girdiğin taktirde Fenerbahçe affetmiyor, Alex ise hiç affetmiyor.

Maçın kendi çapımda özeti iki tane büyük yanlışlar yapan teknik direktörlerden daha az yanlış yapanı kazandı diyeceğim ancak elinde Alex olanı kazandı. Zira Hagi daha az yanlış yapmış olsa dahi yetmeyebilir, rakipte Alex var çünkü.Böyle negatif bir tablo ortadayken maçı yanlışsız idare etmesi gerekiyordu ki o ve onun çizgisinden yürüyen Schuster'in varlığı ile Aykut Kocaman'ın hocalığına, daha fazlası ise adamlığına şükreder olduk.

Ben Hagi'nin maça Pino ile başlamamasının büyük hata olduğunu düşünüyorum. Elinde bir adamın var; daha önceki derbide müthiş oynamış, hızlı, yetenekli ve formda. Başka bir adam daha var; o da hala kendini bulmaya çalışıyor. Fenerbahçe rekabetine dair bildikleri muhtemelen soyunma odasında anlatılanlarla sınırlı. Normal şartlar altında şuan kahve sohbeti yapıyor olsam çok güzel sıfatlar takabilirdim Hagi'ye ama blog işte. Kısacası ben olsam Pino ile başlardım.

Ancak Hagi oyuna Pino ile başlamadığı gibi oyuna dahi almadı. Ortalama üstü performans veren, golünü atıp daha da iştahlanmış Kazım'ı oyundan aldı ancak Stancu hala oyunda idi. İzlerken böyle rezalet bir idareye karşı Fenerbahçe'nin kazanması gerektiğini düşünüyordum nitekim öyle de oldu. Sen maçın ilk yarısında oyun anlamında daha çok pozitif şeyler yaptığın ancak beraberlik beklenebilecek bir maçta ikinci yarıya oyunu sende tutan en önemli faktörü-yani ortasahayı- rakibe verecek değişiklikler yaparsan olmuyor işte. Kendi ayağına sıkmak bu olsa gerek.

Kafamdaki Hagi hamleleri gerçekleşse dahi Galatasaray belki 3/4 tane yiyebilirdi ancak bence futbolun doğrusu yapılmış olacaktı. Sezon başından beri maç temposu yakalamasına imkan olmayan,sakat iki tane kanat adamını oyuna aldığında bir rahatlama oluştu bende. Zira Arda'da Kewell'da istenilen tempoda değiller şuan ki Kewell hiç bir zaman olmadı da zaten. Bu hamleler ile maçın başından beri Fenerbahçe'nin etkili olamama sebebi olan ortasaha hakimiyeti yavaş yavaş Fenerbahçe'ye teslim edildi ki bahsettiğimiz gibi elde bir tane dahi kontra atakçı kalmayınca kaybettiği taktirde 3 puan değil 2 maç geriye düşecek olan takım için bulunmaz bir ortamdı bu.

Olayın Aykut Kocaman tarafına gelirsek...

Kimi maçlar vardır, kimi oyuncular rezalet bir oyun ortaya koyarlar. Ne pas verebilir ne mücadele edebilir ne de ayakta durabilirler. Bu takım oyununa olumsuz etkide bulunur , belli zaman sonra takım o oyuncuyu yoksayar ve yalnızlığa iter saha içinde. Ama daha tehlikeli olan bir durum varsa o da oyuncunun varlığının takıma verdiği negatif elektriktir. Dün Niang takım üzerinde böyle bir etkiye sahipti ya da ben öyle düşünüyorum. Gollerin onsuz gelmesi hamlelerin doğruluğunun değil futbolda elektiriğin( ya da enerjinin ) ne kadar önemli bir yer tuttuğunun kanıtıdır gözümde. Size saçma gelebilir tabi, saygı duyarım. Ancak ben futbolculuk deneyimiminde etkisi ile böyle düşünüyorum.

Emre-Topuz ikilisi nasıl savunma anlamında sıkıntı yaratıyorsa Cris-Selçuk ikilisi de hücum anlamında kısırlaştırıyor Fenerbahçe'yi. Maça bu ikili ile başlamak bence çok büyük hataydı. Buna bir de Mehmet Topuz'un son derece sinik ve silik performansı eklenince ortasahanın Galatasaray'a geçmesi süpriz olmamalı. İkinci yarı yapılan Cris-Semih değişikliği bu yanlışların üzerine tuz biber ekti, oyunu gereksiz şekilde Galatasaray cezasahası ile Fenerbahçe ortasahası arasına sıkıştırdı. Ancak sıkışan top değil, mevkisiz oynayan Semih'ti. Alex ve Semih sürekli top almak için geri geldi, böylelikle hücum anlamında bir bütünlük sağlanamadı. Böyle bir ortamda sonucu ancak Alex belirleyebiliyor işte.

Benim gözüme batan bir başka yanlışta kesinlikle Stoch'un oyuna sokulma dakikası idi. Tamam, futbol takımlarında papaz oyuncular vardır ve oyundan almak zordur. Ancak Niang ilk yarı itibari ile bugün birşeyler yapamayacağını her haliyle anlatıyordu. Hoca olarak bu hamleleri yapmaktan çekinmemek gerekiyor. Zira daha önce de yazdığım gibi kayıp 3 puan değil 2 maç olacaktı çünkü.

Tüm bu antrenör yanlışlarına sebebiyle sonucu Fenerbahçe ya da Galatasaray değil Alex belirledi. Senelerdir yaptığı işlere bir yenisini ekledi. Yalnız burada da bir parantez açmak lazım. Aykut Kocaman sene başında gerek eylem gerek söylemleri ile Alex'e bağlılıktan şikayet ediyordu, Fenerbahçe'yi bu sıkıntıdan kurtaracağını söylüyordu. Bu konuda attığı yanlış adımlardan ders aldığına , Alex'in harcanmamasına seviniyorduk ancak şuan sahada tamamen Alex'e bağlı bir Fenerbahçe var. Bundan önceki senelerde de Alex'e bağlılık söz konusuydu ki Alex varsa zaten bu normaldir. Ancak takıma puan tablosunda yazılacak 3 puan bu kadar Alex ile alakalı mıydı, bence değildi. Bunu bir masaya yatırmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Kısacası Alex'in varsa hayata bir sıfır önde başlarsın. Heykel şart oldu bu sezon itibari ile...

29 Ağustos 2010 Pazar

Kaptandan Al Mesajı


Devir iletişim devri, Tweet eden edene. Alex maçtan sonra bunu göndermiş. 6 sene demiş eskilerin yerin de olsa bu rakam 6 değil ta Müjdat zamanına kadar uzanır.

Sonuç güzel değişmesi gerekenler var ama zamanla onlarda değişecek yada bertaraf olacak. Gün sabırla destek günü.

24 Ağustos 2010 Salı

Trabzonspor Deplasmanının Ardından

Yerleştirilmeye çalışılan farklı bir düşünce, yaratılmaya çalışılan yeni bir Fenerbahçe varken olumsuz sonuçlardan sonra maç yazısı yazmak en zor şey. Bu sebeple küçük harflerle konuşmaya, akla her geleni söylememeye çalışıyorum. Ne derece başarabiliyoruz, işte orası muamma...


Kadrolar kanallara ulaştığında, bizde televizyonda gördüğümüzde epey şaşırdım. Daum'un çift forvet vb. ısrarlara karşı ders vermek adına takımı bile bile mağlubiyete terkettiği, Aragones'in klasik hamlelerinden cinnet eşiğine gelinen ortamda tercihler heyecan vericiydi. Gerçi birinci Daum zamanında böyle enteresan kadro tercihlerine çokça tanık olmuştuk, keza Zico'nun tüm takımı rotasyon yapmasına da. Ancak böylesine kilit mevkilerde oynayan vazgeçilmez oyuncuların değiştirilip takımın geri kalanına dokunulmaması az rastlanır durumdu. Ya hepsi değişirdi, ya hiç değişmezdi bugüne kadar. En azından eski antenörler tarafından...

Aykut Kocaman'ın maç sonu açıklamalarından da anlaşılacak olanı maç başında düşünmek zor olmasa gerek... Alex belirli yaşa gelmiş , tempo olarak zaten yerlerde olan bir oyuncu. Dahası son zamanlarda deplasman maçlarında sürekli kayıp. Stoch'da ise durum biraz daha farklı. Bana kalırsa bu maçta oynamasında herhangi bir engel yoktu ama belliki Paok maçı için yapılan planlarda Stoch'un çok önemli bir yeri var. Bir haftada üç maç oynamak kolay olmayacağı gibi Aykut hocanın dediği gibi Paok maçı telafisi olmayan bir maç. Kısacası Özer'in oynamasını da çok fazla yadırgamıyorum,.Tercihim Semih'i kesip Stoch'u oynatmak olsa da Semih'in de son dönemlerde formda olduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak, bu kadro tercihlerinde Aykut hoca kadar şartlarında etkili olduğu ortaya çıkıyor.

Şenol Güneş ülkenin güzel futbol adamlarından. Trabzonspor'un Young Boysvari bir oyun anlayışı ile sahaya çıktığı söyleyeceğim ancak bu oyun şekli Şenol Güneş'in geldiği ilk günden beri üç aşağı beş yukarı sahaya yansıyor Trabzonspor cephesinde. Yine önde bastılar, hızlı oynamaya çalıştılar ve bol pozisyon yarattılar. Böyle bir anlayışa sahipseniz kaybetsenizde zevk vermeyi beceriyorsunuz. Kendisini tebrik ediyorum.
http://i.tmgrup.com.tr/ftm/galeri/fenerbahce/trabzonspor__fenerbahce_spor_toto_super_lig_2_hafta_maci/02_d.jpg
Skor tabelası deplasmanda da olsa Trabzonspor mağlubiyetini gösterdiği zaman ertesi gün gazetelerde sütun doldurmak için sallanacak pek çok şey bulunur. Benim ise sadece iki husus dikkatimi çekti maçı izlerken... Birincisi saha parselleme konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyor Fenerbahçe, top rakipteyken çalışılmış bir yerleşme planı olduğunu söylemek güç. İkincisi ise mağlup durumdayken gerek Paok gerek Trabzonspor maçında ciddi bir baskı kuramamak düşündürücü. Baskı kurulsa da büyük takım görüntüsünden uzak olmak... Fenerbahçe bu sonucu haketmiş-haketmemiş olabilir ancak geçmiş yıllarda ne kadar hantal bir oyun ortaya koysada maçın kimi periyotlarında rakibin top göremediği dahi olurdu. Şuan ise yedikleri gibi attıkları da rastlantı sonucu oluşmuş gibi, hücum setlerini bir kenara bırakırsak; kornerlerde dahi herhangi bir organizasyon göremedik. Bu konular ciddi düşünülmeli diye düşünüyorum.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-23_t7.jpg
Bunun yanında olumlu şeyler de yok değil. Aykut Kocaman'ın kağıt üstünde 4/4/2 olan takımının saha içinde kimi zamanlarda 4/1/2/1 ' e , kimi zamanlarda 4/1/3/2 ye dönmesi, sonrasında zorunluluktan dahi olsa Semih değişiklinden sonra 4/2/3/1'e dönen dizilişin yine Selçuk-Mehmet değişikliği ile 4/3/3'e dönmesi mesela... Birşeyler deneniyor, tek bir hamle ile oyun Fenerbahçe'nin tutturabileceği bir hale geliyor ki bunlar hoş detaylar. Bu denenen dizilişlerde oyunculara binen görevler daha net anlaşıldığı zaman daha da anlamlı olacaktır.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-23_t6.jpg
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-23_t2.jpg
Maç sonu yorumlarında dinlediğim kadarıyla Emre'nin pasif kaldığı yönünde eleştiriler var ki ben buna son derece karşıyım ve bunu da olumlu bir detay olarak paylaşabilirim. Fenerbahçe adına sahada en fazla top kullanan ve pas yüzdesi olarak en başarılı olmuş oyuncu Emre iken, bir çok pozisyon Emre'nin dikine direkt pasları ile başlamışken söylenenleri anlamak güç. Keza Emre gibi Stoch ve Niang'ı da çok beğendim bugün. Kezman ve Guiza'dan sonra Niang'ı niteleyecek sıfat bulmak gerçekten çok güç. İki tane iri kıyım stoperi sırtına alması, havadan yeterince hakimiyet kurması, birebirde yapabileceklerinin bir kısmını göstermesi dikkat çekiciydi. Takıma alıştıkça çok daha iyi olacak.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-23_t1.jpg
Sahada futbol oynamak üzere bulunan iki takım olunca haliyle maçta çok fazla pozisyon ve bu sebeple bir çok kırılma anı oluyor. Yediği gollerde pek hata bulamadığım Mert'in penaltı kurtarması gibi... Bu anlarda kafamda hep '' Acaba oyun kırılmak için Alex'i mi bekliyor? '' sorusu canlandı. Ama nihayetinde yedek beklemeye hiç alışık olmayan Alex oyunun neresinden tutabileceğini seçene kadar maç bitti. Eh yarın ki tartışma konusu da koşmuyor diye eleştirilen, kesik yemesi söylenen Alex'in yedekten oyuna dahil olması olsun bari...
http://www.trabzonspor.org.tr/Upload/Resimler/buyuk/5195-6H4K6M0R.jpg
Böylesine sertlik ve mücadele dolu olan bir maçta oyuncuların arasında en ufak gerilim olmaması, en sert müdahalelerden sonra Emre Belözoğlu'nun alışılmışın dışına çıkması maça güzellik katan hususlardan biriydi. Üzücü olan tek şey ortada olan bir maçın kalecinin eline top değmeden bitmesi... Ama daha ikinci haftada olduğumuzu göz önünde bulundurarak puan kaybı yaşanan maçların gösterdiklerinin gelecek adına üç puandan daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Sahada mücadele eden oyuncuların tamamına teşekkürlerimi ileterek bitireyim postu...

Yarın bir aksilik olmazsa A2 maçından sonra görüşmek üzere.


Dipnot:Resimler alıntıdır.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Alex De Souza & Dia

http://www.fenerbahce.org/pic_lib/2010-07-24_idman12.jpg

Alex seçici adamdır, referans olarak kabul ediyoruz bunu. Maldonado'yu hatırlamak bile istemiyoruz tabi...

23 Şubat 2010 Salı

Fenerbahçe-Bursaspor Maçının Ardından

Kimi zaman hiçbirşey yazasınız gelmez, kelimeler tıkanır boğazınızda ve hiçbirşey yazamazsınız. Bugüne kadar Fenerbahçe mağlubiyetlerinin maç yazısını yazmamamın sebebi özel hayatımdaki sıkışıklıklar ve bundan dolayı meydana gelen vakit darlığı olsa da bu sefer gerçekten yazasım gelmiyor. Ama yine de yazılacak çok şey olduğundan yazmaktan alıkoyamıyorum kendimi bir yandan...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursamac446.jpg
Burada hep karalamıştık '' Kimi galibiyetlerin taktiği tekniği yoktur, tabelada galibiyetin yazması herşeyin önündedir.'' diye. İşte bu mağlubiyetinde direkt böyle bir anlamı olmasa da teknik ve taktik boyuttan çok daha fazla anlamı var gözümde. Kurulu bir düzene , yerleştirilmeye çalışılan bir oyun formatına darbe indirildi dün. Bursaspor değildi Fenerbahçe'nin formatını bozan malesef taraftardı. Bursaspor'un etkisi yok değil ancak en önemli sebep bu değil. Yoksa saymaya kalksak - ki önem derecesine göre üst basamakta olanları sayacağız ; Ertuğrul Sağlam'ın doğru Daum'un yanlış hamlelerini , Cristian'ın etkilerini- sene başından beri yazmadığımız uzunlukta bir post ortaya çıkar.

Oyundan başlayalım , taktikten başlayalım yinede...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa2.jpg
Tamamen Alex'in ayağına bakan bir düzende çıktı Fenerbahçe ki sakatlık belası bunun başlıca sebebidir. Alex geldiğinden beri aşağı yukarı böyle olsa da dün eksiklerin ve devre arası transfer yapmamanın faturası da ödendi Fenerbahçe futbol takımı tarafından. Ön alandaki oyuncuların teknik kapasitesini arttırmak için Andre'yi öne çekmek gibi bir hamle yapılabilinirdi ancak Daum buna gerek görmemiş sanırım ki Andre'nin sol öndeki performansını çokça eleştiren birisi olarak şu söylediğimde çaresizlikten öte birşey değil.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa3.jpg
Emre'nin ortasahayı tek başına almaya çalışıp aldığı dakikalarda Alex ayağı ile yine şiir yazdı ki bu derece erken gelen bir golden sonra Bursaspor'un demoralize olup hemen ikinci golü kalesinde göreceğini düşündüm. Beklediğim kadar kısa bir sürede gerçekleşmese de Fenerbahçe beklediğim gibi ikinci golü de buldu. Ancak Türk takımlarının en büyük sorunlarından birisi olan hücuma çıkarken top kaptırma hastalığı baş gösterince golü kalesinde görüverdi Fenerbahçe. Ozan İpek'in çok güzel ortasına doğru yerde bulunan Bursaspor'lu şık bir kafa vuruşu ile topu Fenerbahçe ağlarına gönderdi ki bu gol bile arzulu , ısırgan Fenerbahçe'nin maçı kaybetme ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmeye yetmedi.

İkinci yarı Fenerbahçe yine müthiş tempolu , müthiş arzulu başladı oyuna. Kimi zaman şans kimi zaman beceriksizlikler sebebiyle oyunu kopartacak golü bulamadı ki Cristian'ın oyun başından beri yapıp gözümün içine içine soktuğu bilinçli sert hareketlerine Lille maçındaki gibi orta saha defans bloğu arasındaki köprü vazifesini görme görevini aksatması eklenince tehlike sinyallerini almaya başladım.Son 2/3 maçtır yaptığı pas hatalarından daha ölümcül daha ciddi bir sıkıntı bu görevin Cristian tarafından aksatılması ki bir dahaki postta uzunca anlatacağımdan şimdi noktayı koyuyorum bu konuya...


Cristian'ın görevini doğru yapmamasından dolayı defans ve orta saha arasında 30 metre kadar mesafe kalması ve rakibin bu mevkiye attığı tüm topları santraforun alıp kanatlara ikram yapmasından da ciddi bir sıkıntı baş gösterdi bu dakikalarda. Daum benim Fenerbahçe kariyerinde gördüğüm en büyük hatalardan birini yaparak Guiza'yı seyircinin kucağına attı ve bilet fiyatları yüzünden küfürlerini ekran başında savuran taraftar Guiza'nın resmen ırzına geçti. Sonrası mı? Guiza ağladı , takım ağladı , maç sonunda taraftar ağladı... Ve pişkin pişkin kendisine tezahürat yaptıkları Semih'e de bastılar kalayı...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa6.jpg
Kendisini son vuruşlardaki beceriksizliğinden dolayı çokça eleştiren birisi olarak şunun üstüne basa basa söylüyorum - ki dün bu yine net bir şekilde ortaya çıktı- tempolu, dirençli ve iş bilen stoperleri olan takıma karşı Fenerbahçe'nin ilerideki oyuncusu Daniel Guiza'dır. Şöyleki Guiza varken kalesinin ancak 20 metre önüne çıkan stoperler Semih oynayınca (Bknz: Diyarbakırspor, Bursaspor) defans çizgisini nerede ise orta sahaya kuruyorlar. Bunun sebebide tabiki Semih'in günümüz futbol anlayışından uzak futbol karakteri... Biliyorlar ki Semih'e onlar ortasahada iken top atsalar dahi yetişip yakalayacaklar. Guiza kaçırsa da ise bu riski göze alamıyorlar ki almalarıda çok büyük yanlış olur zaten... '' Ya atarsa?'' Boş kaleye bile topu taca atıyor ancak ''Ya atarsa?'' Ee defans ortasahada iken oyna oynayabiliyorsan pasa üzerine kurulu oyununu... Takımda 10 metre dribling yapabilecek tek adamın Alex ve Cristian'ın defolarını kapatmakla meşgulken, kanat oyuncuların hızlı değilken kur bakalım baskı kurabiliyorsan...

Bundan daha mühim olan ve 85. dk da Bilica'nın gereksiz hareketi ile patlak veren ise Guiza'nın gözyaşlarının takım üzerine etkisi oldu. Guiza çıkana kadar orjinal mevkilerinde oynamayan oyuncularla dahi baskı kuran , oyunu domine eden Fenerbahçe taraftarın oyuna muhteşem etkisi ile(!) Guiza'nın çıktığı dakikadan itibaren bu oyun kimliğinden uzaklaştı ki Lugano'nun ıslıklardan dolayı ekşiyen suratı da bunun temsilidir zaten... Tribünde oturan bir futbolcunun suratına yansıyan üzüntünün saha içindeki oyunculara yansımamasını ben şahsen düşünemiyorum ki kim ne kadar inkar edecek olsa da o baskının kırılmasının en büyük sebebi de o ıslıkları duyan ve saha kenarında takım arkadaşlarının gözyaşlarını gören oyuncuların bozulan morali oldu. Bir de Semih Şentürk faktörünün yani stoperlerin ortasahaya kadar çıkmalarının , buradan hareketle Fenerbahçe'nin baskısını ve pas bağlantılarını kırmasının üstüne Cristian'ın mevkisinin gerektirdikleri ile uzaktan yakından ilgisi olmayan oyunu eklenince maç da gitti , Guiza'da . Sene başından beri süregelen o muhteşem özgüven ve inançta...

Türkiye'de spor kültürünün olmaması , Cristian'ın görevini aksatması gibi taraftarında aslolan görevinin farkında olmadan gereksiz işlere girmesinin etkilerini dün Fenerbahçe gördü , yarın ise Beşiktaş görecek... Belki öbürgün ise Galatasaray. Bilmem kaç maçtır bariz hakem hatalarını minimuma indirecek baskıyı kuramayan ''Büyük Fenerbahçe taraftarı''(!?) veya istemediği başkanını göndertemeyen Beşiktaş taraftarının gücünden filan kimse bahsetmesin bu dakikadan sonra bana. İnsanı stadtan , spordan soğutuyorlar.

Evet, Guiza'nın ıslıklanacağı toplumsal gerçekti bu kabulum. Ancak sezon başından beri en güzel toplarından birini oynayan Fenerbahçe'nin böylesine baskı kurduğu dakikalarda Semih'i istemek ve istek yerine gelince susmasını bilmeyip o oyuncuyu ıslıklamak kimsenin haddine değildir , ihanetinde en büyüğüdür. Hoş , biz burada bu kadar yazdık ama gelecek yorumları tahmin bile edemiyorum, çünkü Guiza çok gol kaçırıyor değil mi? Taraftar senelerdir kan ağlıyor , birazda Guiza ağlasın değil mi?

Ama bilinmesi gerekir ki dün ki sonuç sonrasında ağlaması gereken kişi herşeyi bildiğine inanıp devre arasında gerekli önlemi almayan Aziz Yıldırım ve kendisini çok beğendiğim Daum ve Guiza'yı ağlatan taraftardır.. ''Yenseniz de yenilseniz de sırılsıklam olsun o forma'' diye şarkılar söyleyen bir taraftarın o formayı en çok terletenlerden birine böyle bir ortamda, ligin bitmesine haftalar kala tepki göstermeye hakkı yoktur, varsa da zamansızdır ki bence tepkinin adresi son derece yanlıştır . Zaten bundan sonraki haftalarda ya bunu göreceğiz ya da Daum'a Türk kimliği çıkartıp ismini dahi yapacağız. Elinde sene başındaki gibi bir enkaz kaldı Daum'un , süre ise çok çok az... Bundan sonrası kendi mahareti.
http://www.bursaspor.org.tr/antrenman/2010/subat/zafer11.jpg

Bursaspor'a gelirsek...

Ligin iyi top oynayan , oyuncu kalitesi yüksek takımlarından birisi Bursaspor. Çok da başarılı bir antrenöre sahipler. Mustafa Keçeli-Bekir Ozan-Iglesias hamleleri çok doğru ve başarılı hamlelerdi gözümde. Aksayan Cristian'dan sebep yalnız kalan Emre Belözoğlu'nun üzerinde Hüseyin ve Bekir Ozan ile , aksayan ; hava hakimiyeti olmayan iki stoperin üzerine iki tane hava hakimiyeti olan forvet ile baskı kurma hamlesi takdiri haketti. Bir de ilk yarıda aksayan oyuncusunu Mustafa Keçeli ile değiştirerek ( neden Mustafa ile başlamadığı sorgulanabilir.) iki tane bek oyuncusunun olduğu kanada (Gökhan-Önder) üstünlük kurma hamleside akıl doluydu. Ertuğrul gibi antrenör ve Bursaspor gibi takımlar bu lige lazım , tebrik ediyorum kendilerini.

http://www.bursaspor.org.tr/antrenman/2010/subat/zafer23.jpg


Şimdi sırada Lille maçı var. Fenerbahçe'nin açısından elenmesi hayırlı olsa da bu maçtaki mücadele ve oyuncuların göstereceği reaksiyon çok önemli. Bu maç sonrasında bunları da yazarız...

8 Şubat 2010 Pazartesi

Fenerbahçe-Diyarbakırspor Maçının Ardından


Yoldan 100 kişi çevirip şu maçın skorunu sorsanız tahminimce en fazla 1 kişi bu maçta Diyarbakırspor'a beraberlik şansı tanırdı. Ama Fenrbahçe beraberliği dahi uzatmalarda kurtardı. Futbol bundan sebep bu kadar güzel...

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar6.jpg

Fiziksel olarak kendini toparlayan Semih Şentürk ve kendini Fenerbahçe taraftarına kabul ettirmek için her maç korkunç bir efor sarfeden Mehmet Topuz'un maçı olacağını düşündüğüm bu müsabaka beklentilerimi hemen hemen hiçbir açıdan karşılayamadı. Orta saha ve Alex ile pas bağlantıları kopan Semih maç genelinde sahada yok gibiydi. Mehmet ise ona buradan yönelttiğimiz eleştirileri haklı çıkartan bir oyun ortaya koydu yine... Fenerbahçe'ye ne verdiği belli olmayan oyuncuların başında geliyor mevcut kadroda. Mücadele ve hırs... Ötesini henüz göremedik ki Mehmet çok daha fazlasını verebilecek bir oyuncu.

Tabi 3/4 maçtır durgun olan Alex'ten bahsetmezsek olmaz , adam kayırmış oluruz. Nedenini bilmiyorum ama birkaç maçtır isteksiz gibi Alex. Takım olarak form tutulan maçlarda hep Alex'in bu ortama ayak uydurduğu taktirde takımın bir kademe daha ileri gideceğini düşünmüştüm , hala beklemedeyiz.

Diyarbakırspor'un klasik Ziya Doğan takımı kimliğine büründüğünü söylemek zor değil. Sertliği ile rakibi yıldırmaya çalışan ve mümkün mertebe topun arkasına geçmeye çalışan bir takım. Kimse aksini beklemiyor , bundan sonra her takım Diyarbakır olacak. Ama Diyarbakır bir farklı , ben bu lige Denizli ile beraber yakıştıramıyorum Diyarbakırspor'u. İstanbul Büyükşehir'den tutun Kasımpaşa'ya kadar kısıtlı imkanlarına rağmen belirli bir oyun mantığı içinde hareket eden takımların olduğu yerde fazla zevksiz geliyor oynadıkları futbol.

Senelerdir ülkemizde top koşturan Ayman hayatının golünü attı tebrik etmek gerek. Ancak o gol çıkar mıydı hala kafamı kurcalamıyor değil...Volkan Tazameta'nın ayağından aldığı topu kalesinde görseydi böyle düşünmezdim mesela.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar11.jpg

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar12.jpg
Cristian ve Andre tribündeki homurtuların aksine faydalı oynadılar. Bilica tribünden alkış alsada yerini fazla kaybediyor , bu kadar yürek fazla gibi. He kendisini beğeniyor muyum ; ''evet çok beğeniyorum'' dahi diyebilirim ama daha dengeli ve kontrollü olmalı bence. Top ayağına gelsin ve o da çalım atsın diye bekleyen mahalle arasında top oynayan çocuklar gibi...Yalnız mevzu yanlış anlaşılmasın ; topla arasının bu derece iyi olması değil eleştirilen... Eleştirilen nokta Bilica'nın yerini fazlaca kaybetmesi ve bunun sonucunda Lugano'nun çok zor durumları düşmesi.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar4.jpg
Sene başında Özer için çıkartılan isyanlar duralı çok oldu artık tribünde yeni moda Özer'in dışarı alınmasını söylemek oldu. Böyle bir ülkede yaşıyoruz, malesef diyecek birşey yok bu konuda daha fazla. Ancak ben Özer Hurmacı'nın takıma farklılık kattığını savunuyorum oynadığı bölge ve oyun karakteri itibari ile top kaybı yapması çok doğal bir durum. Bu kadar fazla yapmamak şartı ile ki o da hala hazır değil zaten... Sakatlanması çok talihsiz gelişme.

İkinci yarı ne gibi değişiklikler yapılabileceğini devre arasında fazlaca düşünen birisi olarak merakla Daum'un hamlelerini bekledim. Bana göre alanı iyi daraltıp ortasaha ve forvet arasında bağı kopartan bir takım karşısında oyuna forvet almak hatadır , 20 forvetin olsa dahi sonuç vermez.Ancak bu bazen sonuç verebiliyor , Daum belki buna , belki hislerine , belkide ne olduğunu tahmin edemeyeceğimiz bir olguya dayanarak bu hamleyi yaptı ama başarısız oldu . Buradan hareketle hamlenin yanlışlığı çokça eleştirilecektir; futbolda doğruları %99 oranında sonuca göre oluşan bir spor dalı değil midir zaten?

En azından ülkemizde diyelim tekrardan...

Hakeme girmeyeceğim , Sivasspor maçında işaret ettiklerimiz başa geldi ve bu dakikadan sonra ağlamanın bence lüzumu yok. Doğru zamanda doğru açıklamalar yapılsa idi bu iş böyle olmazdı , penaltıda verilirdi ''en az 5 dk '' denilmesine rağmen daha az oynatılmazdı uzatmalar...Üstüne üstlük oyun uzatmalarda uzun süre durmasına rağmen böyle oldu ki tebrik etmek gerek hakemi üstüne aldığı görevi layıkıyla yerine getirdi gibi.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar14.jpg
Puan kaybına rağmen takıma futbolundan Daum'a değişikliklerinden dolayı kızamıyorum zira 20-45 dakikaları arası ile yine 60-90 dakikaları arasında en son yine Daum zamanında gördüğüm şekilde bir baskı kurdu Fenerbahçe. Ben bu oyundan keyif almak için kombine bilet alıyorum ve dünki mücadeleden keyif aldım.

Özer ve Lugano'nun sakatlıkları ise gecenin en tatsız anlarıydı. Galatasaray'lı Jo'nun sakatlanması ile dalga geçenler , bunun bir spor olduğunun farkında varmayıp bundan keyif duyanlar dünde keyif almışlardır umarım. Ancak ben duymadım hatta çok üzüldüm diyebilirim. Bu maça yazısının bu kadar geç yazılmasının sebebide budur , kısa süreli olarak devre dışı kaldık sakatlık haberleri ile; futbol konuşma isteğimiz törpülendi kısa bir süreliğine... Uğur'a da , Jo'ya da , Lugano'ya da , Özer'e de geçmiş olsun dileklerimi ileteyim bu vesileyle...

Beklenmedik bir beraberlik aldı Fenerbahçe diyerek bağlayalım maç yazısını. Ancak başın yere eğilmesi için herhangi bir sebep yok , Fenerbahçe'nin sakatlıklara rağmen rakiplerin önündeki yerini muhafaza edecek gücü var.

20 Aralık 2009 Pazar

Trabzonspor Maçının Ardından



Geçen hafta bu haftaya yönelik iyi dileklerimle nihayet vermiştim yazıma. Açıkça dile getiremesemde böyle bir diriliş bekliyordum içten içe.Ancak bu kadar keyifli bir maç dabeklemiyordum.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-20_trabzon11.jpg
Maça hemen hemen herkesin kafasındaki 11 ile başladı Fenerbahçe. Oyunu tutmayı amaçlayarak maça Vederson ile de başlanabilinirdi ancak son haftalarda kendini iyice göstermeye başlayan Özer'i tercih etti Daum. Bu da basında Özer üzerinden kriz yaratmak isteyenlerin ve yine Daum'u korkaklıkla suçlayanların düşünmesi gereken bir husustur gözümde. Özer fiziksel anlamda tam hazır olmasa da takıma bireysel yetenekten çok daha fazlasını katıyor. Attığı derin toplarla ileride oynayan oyuncular normalden çok daha fazla pozisyona giriyor ki bu da takımın Alex'e bağlılığını azaltan bir olaydır. Yine Fenerbahçe'nin çok çeşit hücum yapmasını sağlayan pozitif bir katkıdır. Hazır olduğunda çok daha iyi olacak Özer Hurmacı.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-20_trabzon15.jpg
Hızlı başlayan mücadele erken goller olabilirdi. Ancak buna Guiza ve Trabzonspor atağını kesen yardımcı hakem izin vermedi. Çok düşük yüzdeyle gol atan ve her hafta buralarda eleştirdiğimiz Guiza'nın iki haftadır takımı galibiyete taşıması düşündürücü. Yine Semih Şentürk'ün 90 dakika oynadığında dahi giremediği pozisyon sayısına 20 dakika içinde girmesi ayrıca düşünülecek başka bir olay. Devre arasında fizik yükleme yaparak bu devrede attığından çok daha fazlasını atabilir Guiza. Zira ikinci yarının ortalarından sonra düşme potasında olacak takımlarda kapanamayacak Fenerbahçe'ye karşı ki bu da tam Guiza'lık maçlar izleyebileceğimiz anlamına gelir.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-20_trabzon5.jpg
Trabzonspor oyunun belirli bölümlerinde Cale destekli Gabriç kanadından etkili oldu. Ben bu maç Gabriç'i çok beğendim, düz ve çok faydalı oynuyor. Şenol Güneş'in onu oyundan alması yanlıştır gözümde. Bunun yanında Colman'ı da kenara alarak oyuna müdahale anlamında sınıfta kaldı bugün bence. Karşı cephede ise Daum'un oyuna bugün çok iyi müdahale ettiğini söyleyebiliriz.Zorunlu Guiza-Semih değişikliğini yapmayı düşünüyor muydu kestiremiyorum ancak şu formsuz haliyle bile Semih topun rakip yarı sahada kalmasında oldukça etkili oldu. Özer'in oyundan düştüğü dakikalarda yapılan Vederson hamlesi ve yine Emre-Deniz değişikliği çok yerindeydi.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-20_trabzon14.jpg
Fenerbahçe'de bugün Cristian iyi mücadele etti, faydalı futbol oynadı.Andre de Carlos'un gidişiyle geçtiği sol bek mevkisinde iyi bir performans ortaya koydu. Birkaç yanlış pas tercihi dışında Bilica ve Lugano da gayet etkiliydiler ancak maçın adamı yine Alex'tir gözümde. Oyunu soğutmaları, futbol aklı bir yana Guiza'ya yaptığı asist ayakta alkışlanacak cinstendi. Böyle bir zamanlama ve sıçrama kabiliyeti çoğu forvet oyuncusunda yok. O topu ligin havadan en etkili olan ikililerinden Song-Egemen arasında iken indirmesi olayın özetidir zaten...

Galibiyet kadar anlamlı ve güzel birşey daha vardı bugün sahada. O da Guiza'nın attığı golden sonra takım halinde yaşanan coşku ve kenetlenmeydi. Guiza'nın attığı o golden sonra Semih Şentürk'ün yanına gitmeside bir başka güzellikti. Ve burada Semih Şentürk'e belkide haketmediği ithamlarda bulunan bizlere bir cevaptı. Özür dilerim Semih Şentürk, ayağınıza;yüreğinize sağlık çocuklar...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-20_trabzon19.jpg



İlk yarı lider bitirildi bu galibiyetle. Darısı lig sonuna diyelim.

14 Aralık 2009 Pazartesi

Ankaragücü maçı ardından

http://www.fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-12_mac446.jpg

Fenerbahçe için çok sıkıntılı bir hafta ; sıkıntılı bir maç ile geride kaldı.

Bazı maçların taktiği tekniği yoktur, kazanmak zorundasındır; çıkarsın mücadele ederek öyle ya da böyle kazanırsın. Kötü dönemde alınan bu tip galibiyetler oyuncuların moralinin ve güveninin yerine gelmesinde çok önemli bir yer tutar. Buna istinaden sahaya çıkıp geçmiş maçlarda eksik ya da olmayan olarak tanımladığımız mücadeleyi maç sonuna kadar veren futbolcuları tebrik ediyorum.



Takım kadrolarını baktığımızda sene başında büyük umutlarla transfer edildiği halde sakatlık sebebiyle takımdan uzak kalan, beklenen katkıları yapabileceği süreleri alamayan Özer Hurmacı'yı gördük. Uzun süren sakatlığından sonra bu kadar kritik bir maçta görev almasını açıkçası beklemiyordum ancak Özer bu maçta formasının ve yeteneğinin hakkını verdi. Fark yaratan oyunculardan oldu. Ancak fiziksel olarak henüz hazır olduğunu söylemek oldukça güç.Yine de böyle bir oyuncunun kadroda olması takıma çok önemli değerler katıyor. Orta sahanın ilerisinde hemen hemen her mevkide görev alabilen Özer'in yeteneği idmanlarda elde edeceği fiziksel kalite ile birleşince ilerleyen haftalarda düzenli olarak 11'de görev alabileceğini düşünüyorum. Bu da Fenerbahçe'yi Alex merkezli bir takım olmaktan uzaklaştıracak ve rakipleri daha fazla tedbir almaya itecektir.
http://www.fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-12_ank13.jpg
Lugano-Bilica ikilisine sene başında bulunduğumuz övgüler nazar değdirmiş olacak ki Bilica cezasını tamamladığından beri uyumsuz bir görüntü çiziyorlar. Ancak savunmanın sadece stoper oyuncuları ile yapılmadığını unutmamak gerek. Atılan golleri şöyle bir kenara bırakırsak Gökhan Gönül'de ki genel düşüş takımı çok olumsuz etkiliyor. Emre ve Kazım'ın olmadığı bir ortamda Özer'in de daha beklediğimiz seviyeye gelemediğini, Mehmet'in alışma sürecinde olduğunu düşünürsek Gökhan'ın daha fazla katkı verme zorunluluğu üzerinde durabiliriz.:Ancak asist sayılabilecek bir orta da yapsa hücumda gayretli olmasına rağmen etkisiz olmasının yanında savunma anlamında da kötü bir performans sergiliyor Gökhan Gönül son haftalarda. Neyse ki devre arası geliyor , o da kendi iç muhasebesini yapacaktır.

Cristian basit , gösterişsiz ancak çok faydalı oyununa devam etti. Maçın adamı da Alex'tir gözümde.
http://www.fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-12_ank8.jpg
Guiza'nın da son birkaç maçtır alışık olduğumuz görüntünün dışında etkili olduğunu düşünüyorum. Bunu gol attığı için ya da çok iyi oynadığı için söylemiyorum; sadece eski performanslarının yanında Eskişehir , Kasımpaşa , Twente ve Ankaragücü maçındaki performanslarının iyi olduğu söylenebilir. Tabiki daha iyi olmalı özellikle Dünya Kupasına gitmek istiyorsa...

Zor bir hafta geride kaldı. Devre arasına Trabzon galibiyeti ile girmek dileğiyle...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Derbi Maçın Ardından

Bir Kadıköy gecesi ve alışılmış bir galibiyet... Maç sonrasında evlerine dönen Galatasaray'lıların keyifli görüntüleri artık bu işten tat aldıklarını gösterir nitelikte idi. Sonuca alışmış...

İlgili olan için ise maç yazısı buradadır.

27 Eylül 2009 Pazar

Antalyaspor Maçının Ardından

Fenerbahçe zor olmasını beklemediğim bir deplasmandan ligin en kötü takımlarından birine karşı sıkıntı yaşayarak döndü. Oyun itibari ile daha önceden söylediğimiz gibi dengeli ve oyuna hükmeden bir oyun ortaya koysa da ve bundan dolayı maçı daha önce koparması gerekse de skor tabelasında galibiyet golünün dakikasına baktığımızda gerilim dolu bir 90 dakikanın geride kaldığını söyleyebiliriz.

İlgili olanına maç yazısı buradadır.

15 Eylül 2009 Salı

Sinir Harbi...




Fenerbahçe'nin iç saha maçlarını yerinden takip ettiğim için bu maçların yazılarını genellikle bir defa daha televizyondan izlemeden yazmamaya özen gösteriyorum. Stad televizyona göre çok daha sağlıklı analiz yapılacak bir mekan olsa da kimi zaman tribünlere dalmak suretiyle atlanılan yerler olabileceğinden kendimce böyle bir uygulamaya gidiyorum.

Bu sefer bir dış saha maçını televizyonlara yansıyan '' öfke selini'' anlayabilmek adına bir defa daha izledim. Mağlum ülke olarak bizi derinden üzen olaylar kadar konuşulmaya başladı Fenerbahçe'li oyuncuların halleri...

Olaya farklı perspektiflerden bakmak gayet mümkün buna istinaden herkesin kendine ait bir doğrusu şekillenecektir. Örnek vermek gerekirse ''X'' kişisi Bilica-Sercan kapışmasında Sercan'ın kırmızı görmesi gerektiğini, bunun verilmemesinin maçı çığırından çıkardığını , ek olarak da Alex'in olmayan faulünden atak kesildiğini üstüne sarı kart yenildiğini ve bir ''refleks'' olduğunu iddaa edecektir yapılan hareketlerin. ''Y '' kişisi ise olayların etki kısmını önemsemeyerek tepkilere not verecektir zihninde.

Madem saha içi çirkin davranışlar tartışılmakta bilinmesi gereken birkaç konunun altını çizme gereksinimi duyuyorum. Bunlar Fenerbahçe futbolcular tarafından bilinmesi gereken en önemli konulardır. İlk olarak üzerilerindeki forma çubuklu ise olayın etki kısmı yoktur,varsa da yok kabul edilir bu zihinlere yazılmalıdır. Öyle ki basının ustaca dokunuşları altında sinir tramvası geçiren ve agresifliğine agresiflik katan Emre Belözoğlu bu davranışları veya daha fazlasını üzerinde parçalı varken çokça yapmıştır. Ayhan, Baros, Sabri her maç hala yapmaktadır. Ancak ne Ayhan'ın hakemi çekmeleri ne Baros'un hakeme kan sürmeleri ne de zamanında Emre Belözoğlu'nun kat be kat aşırı hareketleri klip halinde kanallarda gösterilmemiştir- gösterilmeyecektir. Sahi parçalı demişken ne zamanlardı değil mi taca giden bir top için defanstan depara kalkan Bülent Korkmaz'ın ; her aleyhte karar için hakeme Ergün Pembe harici adam adama markaj uygulayan parçalı formalıların başarılı olduğu yıllar... Acaba Galatasaray başarılı diye mi Emre Belözoğlu o zaman kollanıyordu? Veyahut basının bu işe bakışı üzerlerdeki çubuklu-parçalı formalara göre mi şekillenmektedir?

Ben size cevap vereyim. Gayet tabi üzerindeki forma bu işe bakış açısını değiştiriyor. O zaman bu davranışlar ''ruh'' olarak addediliyordu.Evet şuan çirkeflik, pislik olarak adledilen bu davranışlar ''ruh'' adı alıyordu o zamanlar.Birşey daha söylemek gerekirse Fenerbahçe' li futbolcuların davranışlarını Beşiktaş'lı futbolcularda sergilese böyle klipler dönecektir. Bunun sebebi belki de biraz camiaların duruşudur ne dersiniz, belki Beşiktaş ve Fenerbahçe camialarının ve söz konusu takımların futbolcularının genel itibari ile duruşları şuan bu davranışların ''çirkeflik'' olarak nitelenmesine sebep oluyordur.Ruh değil bunlar ...Sahi Hagi'nin salyaları da ruhtur değil mi ama? Ve bu salyaları dakika başı göster(mey)en kliplerde taraftsız ve ilkeli bir duruştur. 3 sene şampiyonluk sözü, Mehmet Topuz transferi ve hepsinden ötesi ''çürük adam o oynamaz'' denilen Emre Belözoğlu'nun çatır çatır topunu oynaması birilerini çok fazla rahatsız ediyor sanırım, buna ne dersiniz peki?



Neyse diyelim konunun özüne dönelim. Zira basının duruşu bellidir. Onlar bugüne kadar işlerini yapmışlardır bundan sonrada Lugano'nun alkışını montajlayıp hakem sarısından sonra ekrana getireceklerdir.Amaç ''Bak Lugano alkışladı ancak atılmadı bir dahaki maç hatalı nefes almaktan atın bunu'' dan başka birşey değildir.En kötüsü de Lugano'nun alkışı sebebiyle kart gördüğünü bildikleri halde bu yaptıklarından da utanmayacaklardır. Dediğim gibi konunun özüne dönmekte fayda var sanırım... Zira basının duruşu anlat anlat bitmiyor.

Birilerinin Fenerbahçeli futbolcuların üzerlerindekinin çubuklu olduğunu anlatmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Ve bunca yazıya rağmen bu olayı abarttıklarınında... Evet o bahsi geçen zamanlarda ve yine şuan kimi zamanlarda parçalılarda bu itiraz olayını abartmışlardır ancak çubuklularda son zamanlarda epey abartmaya başlamışlardır. En önemlisi birilerinin futbolculara Fenerbahçe efsanesi sıfatının mücadelenin yanında kabalık&kabadayılık eklemeleri ile kazanılmadığını ; mücadelenin yanında efendilikle kazanıldığını anlatması lazım.

Yukarıda sayılan örnekleri Fenerbahçe'li futbolcuların bilmemesi sizce mümkün müdür? Peki biliyorlarsa bu yapılanlar ''bile bile lades ''değil de nedir? Evet, aynen öyledir,bile bile ladestir.

Herşeyden, hepsinden ötesi kötü örnek alınmaz. Emre Belözoğlu'nun da Mehmet Topuz'un da sarı kırmızı formalar altında öğrendiklerinden ziyade verebilecekleri çok fazla şey olduğu düşüncesindeyim.

Ama soruyorsanız...

Evet,Sercan atılmalıydı.Evet olmayan korner ve olmayan faul ile 3 adet kart yenilmiştir.Ancak biliniz ki sizin bacağınız kopsa da hakeme omuz atmaya hakkınız yoktur. Evet söylediğiniz gibi maç başında Sercan'ın atılmaması sinirlerin gerilmesine sebeptir ancak her pozisyon hakemi taciz etmeye ''Küçük Emrah'' şeklinde araya almaya sebep değildir.Söylediğimiz gibi hakemin maça hakim olma metodları ne kadar hatalı ise Gökhan ve Alex'i atmaması o derece hatadır. Bakın şahsımca basının duruşu ortadadır ancak dolduruşları Deniz Çoban'a yetmemiştir bu maçlık. Deniz Çoban'ın ise yüreği yetmemiştir... Ancak bu dolduruşlar ile gelecek maçlarda alakasız pozisyonlarda 10 kişi kalacaktır Fenerbahçe. Mesela Lugano ile başlayabilir... Belki bir alkış kırmızı sebebi olur.

Hiçbir yerde ''hakem sinirleri gerdi,çok fazla kazanma hırsı olan Fenerbahçe reaksiyon verdi.'' denilmemektedir ya da verilmeyen penaltı konuşuşmamaktadır haklı olarak zira Fenerbahçe'li futbolcuların yaptığı hareketler oyunlarını da gölgemektedir aldıkları skoru da... Her yerde ''çirkef topçular '' şeklinde isimleri çıkmıştır bu da dediğimiz gibi alışılmamış bir durum söz konusu olduğundan söylense gerek...

Evet Fenerbahçe'li futbolcular haklı da olsanız haksız da olsanız hedef sizsiniz . Böyle devam ederseniz yarın hepiniz Emre olup atılıcaksınız.Bu sebeple bu işe bir çözüm bulunmalıdır. Hemde acilen...

Yakışmamaktadır.Herşeyden önemli olan hususda şudur; biliniz ki şampiyon olmak mümkündür ancak Fenerbahçe olmak imkansızdır .

14 Eylül 2009 Pazartesi

Bursaspor Maçının Ardından...


Milli takımımızdan beklediğimiz sonucu alamamanın üzüntüsünü 12 Dev Adam’ın galibiyetleri ile unutmaya çalıştığımız bir ‘’Milli Maç’’ haftasını geride bıraktık. Bu haftanın dönüşü her zaman çok tehlikeli olmuştur Fenerbahçe için. Bir de üstüne takımın önemli taşlarından Andre Santos’un uzun bir yolculuğun ardından yorgun dönme ihtimali ve maçın hakeminin ismi zihinleri bulandırıyordu… Nitekim zor bir maç oldu . Maç analizi de buradadır.

Unutmadan... Deniz Çoban'a selam olsun !



Related Posts with Thumbnails