Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2010 Cuma

Paok-Beşiktaş kardeşliği





































Toumba Stadı'na varıldığında ise İstanbul'dan özel olarak getirtilen Atatürk pankartı PAOK kulübü tarafından görevlendirilen 'özel güvenlik' tarafından 'No Kemal no Atatürk' denilerek içeri alınmıyor..Akabinde de pankart bu özel görevliler tarafından ne yazık ki çiğneniyordu...

İlk maçtan sonra çarşaf çarşaf haberler yapıldı Yunanlıların pisliklerine dair. İçlerinde ise en can acıtanı ise buydu benim için...

Bu sebeple;birlik beraberliğimizi, tavrımızı ortaya koymamız açısından
dün ki maç çok önemliydi. Ama Paok tribünlerinde gördüklerim karşısında şok olmadım desem yalan olur... Bir alttaki resme bakın, Paok forumlarından alınan...Bir de üstteki resimlere bakın.

















Türkiye'nin iki büyüğü altında yıllarca ezilmiş , varoluş sebebi Fenerbahçe düşmanlığını yaşatmak olan Beşiktaş'ı bugüne kadar pek önemsemesemde arada blogda hakkında post attığım olurdu. Ama artık konuşmaya değecek bir yanını bulamıyorum. Resimlerde herşey ortada değil mi? Atatürk'ün Yunan çocuğu yoktu demişler Antu'da Atatürk'ü sahiplenenlere ithafen...Bir de şöyle bir arma tasarlamışlar ki cuk oturmuş bence:





















Büyük değilsiniz. Muhattap hele hiç değil...

23 Temmuz 2010 Cuma

Yorumsuz-2

İşte Beşiktaş duruşu: Sırt reklamı Kızılay olacak
Cumartesi‚ 08 Ağu 2009 | 13:06

Beşiktaş Kulübünün olağan Divan Kurulu Toplantısında konuşan kulüp başkanı Yıldırım Demirören‚ gelecek haftadan itibaren‚ futbol takımının formasının sırtında Kızılay reklamının yer alacağını söyledi.

Yönetim kurulu olarak hedeflerinin sosyal alanda Beşiktaşı bir numara yapmak olduğunu kaydeden Demirören‚ Bunları yaparsak Beşiktaş sevgisini‚ dürüstlüğünü insanlara gösteririz. Beşiktaş gibi bir kulüp senede 2-3 milyon dolar kazanacak diye formasının sırtına reklam almaz. Türk Kızılayının reklamıyla gelecek hafta sahaya çıkacağız. Bu şekilde topluma Kızılayın önemini anlatmak istiyoruz dedi.

-----------------*******
Yeni sezon öncesi Q7 ve Guti transferi ile Türkiye´yi ayağa kaldıran Beşiktaş‚ şimdi de sponsorlar ile bütçesini güçlendirmeyi hedefliyor.

Geçen sene Kızılay ve Mehmetçik Vakfının isimlerini bedelsiz olarak formasına alan Beşiktaş‚ bu sene sırt reklamı için M-Oil firması ile anlaştı.

Geçtiğimiz günlerde hisselerinin % 70´ni Demirören grubunun aldığı M-Oil ile 5 yıllık anlaşma yapan Siyah-Beyazlılar‚ 5 yıl karşılığında stad panoları ve sırt reklamı için toplam 37 trilyon Lira alacak.

22 Kasım 2009 Pazar

Beşiktaş Maçının Ardından


-------------------Ağır Yenilgiyi Tatmak

Son zamanlarda İnönü'de taraftarlarını mutlu ederek dönen Fenerbahçe bu sefer Beşiktaş'lı olanının bile beklemediği bir skorla mağlup ayrıldı sahadan. Sezon başından beri en ağır yenilgisini tattı.

Hemen hemen her taraftarın kafasındaki 11 sahadaydı Fenerbahçe cephesinde. Beşiktaş'ın ise sürekli bir 11'i olmadığı için herkesin Mustafa Denizli'nin şapkadan tavşan çıkartmasını bekliyordu.

İlk 11'ler geldiği zaman Denizli'nin nasıl bir planı olduğunu kestirmek güç değildi. Alex'i kitleyip maçı da koparacağını düşündü. Bu planında da başarılı oldu. Fenerbahçe gibi bir takımın tamamen bir oyuncu üzerinden skor üretme planlarının olması eleştirilecek, üzerinde durulacak bir durumdur. Dönüp dönüp ihalenin Alex'e kaldığı düşünülürse bu konunun derinlenmesine incelenmesi lazımdır. Alex gol ya da asist yaparsa skor oluyor, olmayınca olmuyor...

Maç içinde sürekli üstün bir takımdan bahsetmek oldukça güçtü. İlk 15 dakika Beşiktaş baskısı vardı, 5 dakikada oyun dengeye geldi ve sonrasında Fenerbahçe devre sonuna kadar atak olan taraftı. Bana göre verilmeyen bir penaltı söz konusu ama bana göre maç birisinden alınıp diğerine verilmediği için üstünde çok durmuyorum. Nitekim ikinci devre de kağıt üzerinde orta sahada geçmesi gereken mücadele bir o kaleye bir bu kaleye taşındı. Bu gariplikler silsilesi içinde hayatının performansını veren İbrahim Üzülmez'in iki kez şaşırtacak hareket yapması ( çalım ve ters ayak orta ) ve genel olarak yanındaki futbolcuya pas veremeyen Fink'in gelişine güzel vuruşu ile Fenerbahçe geriye düştü. Akabinde ikinci golde gelince ise oyun tamamen Beşiktaş hakimiyetine geçti. İlk golde sıfıra inen bir bek oyuncusunun ortasında genelde ön libero oyuncularının pozisyon aldığı yere düşen topta gol olması düşünülecek bir konudur. Emre Belözoğlu'nun yokluğunun etkisi diyebiliriz...

Maçın başından beri sıradan olmayan gelişmeler mevcut olduğundan (Alex'in penaltı noktasından kaçırması, İbrahim'in gitgelleri ve etkili ortaları) ilerleyen dakikalarda maçın bir gariplikle çözüleceğini düşünüyordum. Bunun neticesinde bir takımın kırılacağını... O kırılan takım Fenerbahçe kıran takımsa Beşiktaş oldu. Uzun lig maratonunda her maçı kazanmak olanaksıza yakındır. Arada böyle izahı olmayan ilk dakikalarda sonucu kestirilmeyen maçlar oynanır bu da onlardan biriydi gözümde.

Bilica'nın yokluğunu derinden hissetti Fenerbahçe dün. Defanstan atılan toplar ya dışarı ya da rakip stoperlere gönderildi ki Bilica hem 2 hem 3. bölgeye topu çok sağlıklı şekilde ulaştırabiliyordu.

Emre ve Kazım gereksiz agresiftiler.

Beşiktaş cephesinde ise İbrahim Üzülmez efsane bir oyun koydu. Toraman iyi mücadele etti, Ferrari her zamanki gibiydi. Uğur İnceman'ın oyuna girmesi takıma çok olumlu katkı yaptı diyebiliriz.

Penaltıyı vermeyen yardımcının Kazım'ı atması yönündeki baskıları bu konuda kafamda şüphe yarattı. Ancak buralarda çok fazla hakem tartışmadığımdan Kazım'ın olayına dönelim. Avrupa'da herhangi bir ligde ya da Şampiyonlar Liginde Kazım'ın söyledikleri her maç söyleniyor. Evet bence de orada bu sözün bu şekilde cezalandırılmaması saçmadır. Ama dışarıya hakem ihraç edemediğimiz bir ortamda suçu kendimizde aramamız gerektiğini düşünüyorum. Oraya yönelik bir çalışmamız varsa eğer hakemlerimiz de burada Avrupa maçlarında uygulanan kuralları uygulamalıdır. Gel gelelim o yardımcının kariyeri boyunca Manu-Barca maçı yönetebileceğini düşünmesem de kaza ile Rooney'i bu sözden ötürü attırdığını düşünemiyorum. Gerçi attıramaz orası da ayrıca tartışılması gereken bir konudur tabi...

Fenerbahçe'de Alex harici oyuncuların oyuna direkt etki edememeleri halledilmesi gereken bir konudur.

Ve en önemlisi Emre'nin yokluğunun olumsuz etkilerini en aza indirmek için doğru hamleler yapılması gerekmektedir. Maçın kaybedilmesinden ziyade en kötü gelişme de Emre'nin sakatlanmasıdır gözümde. Allah acil şifalar versin diyelim...

16 Eylül 2009 Çarşamba

Emre Tilev ile Şampiyonlar Ligi Keyfi


1- Kaleci Foster formayı Van der Sar´dan sökmüş spikerimize göre. Oysa ki Edwin Van der Sar sakattır ve muhtemelen ekim ayında sahada olacak‚ haftalardır sallantıda denen Manchester kalesini devralacaktır. 45 yaşında da olsa Foster o kaleyi Edwin´den alamaz.

2- "İştee görüyorsunuz‚ resmen ayağına basıyorrrr" diyerek galeyana getirmek istediği seyirci o an slow motion´da İngiliz takımındaki oyuncunun sadece omzuyla ittiğini görmektedir.

3- "Bu ayakkabı fırlatma olayı hep oluyor‚ biliyorsunuz Beckham´da Ferguson´a ayakkabısını fırlatmış ve kovulmuştu." diyerek bilgi verdi bizlere. Oysa kramponu fırlatan Beckham değil Ferguson´du. Beckham´ın bu olay yüzünden kaşı açılmış‚ takımla arasındaki bağları da akabinde koparmıştır.

4- İbrahim Üzülmez maç boyunca benim saydığım kadarı ile Valencia´dan 2 farklı stilde 7 çalım yemiştir. Muhteşem değildir‚ gemisini kurtaran kaptan değildir‚ kurt hiç değildir.

5- "-İşte görüntüdeki Neville‚ sahanın en yaşlı ismi ve 34 yaşında. Bugün 35 yaşındaki İbrahim Üzülmez ile aynı kanatta karşılıklı oynayacaklar." Yorumsuz.

6- İlk yarının bitiminde topa sahip olma oranlarını açıklarken "-Evet sayın seyirciler‚ Manchester United %65´lik topa sahip olma oranı ile maçta baskın görünüyor olabilir ama bu sizi yanıltmasın‚ en çok koşan 4792m * ile Beşiktaş." diyerek ilk yarı boyunca İngilizlerin Bjk´yi sahada koşturduğunu‚ oradan oraya dolaştırdığını aslında itiraf etmiştir ama futboldan anlayan tek kişinin kendisi olduğunu zannettiğinden olsa gerek bunu iyi birşey gibi bağıra bağıra söylemiş‚ hedef kitlesini hayal dünyasına götürmüştür. (*)Misal.

7- En az 2-3 metre ofsaytta olan Manchester Utd.´li oyuncunun pozisyonunda "-Sanki birşey yok" diyerek oyun kuralları ile alakasının yakinen sorgulanması gerektiği hissini uyandırmıştır. Zira bu adamın yakında taca giden topta penaltı bekleyebilitesi vardır.

8- Sahada sanki birden fazla Ernst varmış gibi top ayağına her geldiğinde "Alman Ernst, Alman Ernst" diyerek bizi ilerleyen dakikalarda "bu Ernst Alman malıysa kaporta sağlamdır" hissine sevketmiştir. Rakiple aramızda bir üstünlük kurma sevdası da olabilir tabii ki, çünkü Manchester United takımının ilk 18'inde hiç Alman oyuncu yoktu. Ama bizde vardı, nanikk nanikkk???

13 Eylül 2009 Pazar

Galatasaray 3 - Beşiktaş 0


Mustafa Denizli beni gerçekten yanılttı. "Mustafa Denizli ise muhtemelen her maç olduğu gibi Bobo-Holosko-Tello üçlüsünden birini, hatta belki de ikisini zayi edecektir." demiştim ama üçünü birden zayi etti. Dolayısı ile hücumda Tuncay Şanlı'nın iki beden küçüğü, savruk ve ötesi kaptan! Serdar Özkan dışında hiçbir varlık gösteremediler. Nihat form tutabilecek mi bilmiyorum ama Holosko olsam şimdiye kadar çoktan isyanlardaydım. Tabata bir süre bana Josué'yi andırdı ama kendisine verilen para ile Josué'nin kendisini alabilmek mümkün olduğu için hiçbir şekilde kimse bu transferi bana mantıklı gösteremez. Mustafa Sarp ve Mehmet Topal ikilisinin sertliği arasında kayboldu gitti. Yusuf ise bence oyuna sonradan girmeliydi. Dolayısı ile sahaya yenilmeye oldukça müsait bir Beşiktaş çıkmıştı, Rüştü'de kariyeri boyunca kendisini Rüştü yapan tüm özelliklerini sahaya yansıttı.

Galatasarayda ise ilk yarının yıldızı kanatlardaki Kewell ve Keita idi. Arda'nın sırtında 10 numarayı taşımasına itirazım yok ama pozisyon olarak 10 numarada kaldığı sürece ağırlığını oyuna koyamayacak. Baros geçen seneki formunda, Elano ise vasatın epey altında kaldı. Mustafa Sarp'ın Tabata'ya yaptığı hareket bana göre kırmızı kart. Kafayı rakibin hangi uvzuna attığınızın bir önemi olmasa gerek..

11 Eylül 2009 Cuma

Daha Az Yorgun Olan Kazansın!


2009-2010 sezonunun ilk derbisi yarın Galatasaray'ın evsahipliğinde oynanacak. Her iki takımın da bir kaç varyasyonu iyi oynayacak kadro derinliği mevcut, sürprizlere açık olmamız gerekiyor yani. Bir yanda yaratıcı oyuncuların fazlalığı ile yüksek skorlara birşekilde ulaşan Galatasaray, diğer yanda kalburüstü oyuncularla bir sistem takımı olma peşindeki son şampiyon Beşiktaş.

Rijkaard'ın takımı dizilişini bozmayacak, Mustafa Denizli ise muhtemelen her maç olduğu gibi Bobo-Holosko-Tello üçlüsünden birini, hatta belki de ikisini zayi edecektir. Ancak maçı bir takımdan alıp diğerine götüren şey bana kalırsa taktik olmayacak. Çünkü Galatasaray her ne kadar maçlarını yüksek skorla kazanmış olsa da ilk defa Beşiktaş gibi sistemli savunma yapan, ortasahada basan bir takıma karşı oynayacak. Bunun yanında Beşiktaş'ın kuvvetli sprinterleri mevcut. Keza Beşiktaş'ta az gol yiyen takım ünvanını üst düzey olmayan rakipler karşısında elde etti. Fenerbahçe'nin karşısına da oldukça dinç çıkmalarına rağmen pas yapan rakibi onları kısa sürede yorabilmişti.

Maçın anahtarı milli takımlardan dönen oyuncuların bu yorgunlukla verebileceklerinden geçiyor bence. Servet, Hakan, Elano, Baros, Keita, Arda Galatasaray'ın millileri. Beşiktaşta ise İsmail, Tello ve Holosko dinlenme fırsatı bulamadan idmana çıkacak oyuncular. Yani Beşiktaş'ın tıpkı Fenerbahçe karşısında olduğu gibi bu maçta da nispeten bir dinç olma avantajı bulunacak. Ortasaha ve defans bloklarından milli takıma giden oyuncuları sadece İsmail ve onun yerine de İbrahim Üzülmez'i kullanabilir Mustafa Denizli. Peki Galatasaray tıpkı Fenerbahçe gibi tek pasları ile topu kaptırmadan Beşiktaş'ı yorabilecek mi yoksa orantısız saldırı gücünü kullanarak maçı kör dövüşü klasmanına mı indirgeyecek?

...Bunun cevabını sadece maçın skoru verebilir.

28 Ağustos 2009 Cuma

Tabata transferi ve Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi Macerası


Nereden girsem konuya bilemiyorum.Tasarlama yapmadan rastgele gideyim bari;
1-8 Milyon Euro bonservis bedeli ve senelik 1,3 milyon euro.8 Milyon euro 3 seneye bölünmüş haberleri var bu da 2,6 eder senelik.1,3 de Tabata.Etti 3,9.Carlos'un parası ile dalga geçenlere selam olsun.Adam 4,2 alıyor ancak ismi Roberto Carlos ve bonservisi 0.(Evet sıfır)
2-Bu Tabata'yı Reggina'da görseler 8 Milyon euro verirlermiydi acaba?Ya da Catania 'da ya da Cagliari'de?Gaziantep'te ki oyuncular neden abuk fiyatlarla transfer ediliyor ve adres hep Beşiktaş oluyor?Hala ödenen birşeyler mi var acaba?Mesela Sivasspor-Gaziantepspor maçının borcu?
Bu iyi ihtimal olanı tabi. Bu kadar paralar birçok amaç için kullanılabilir ancak biz düşündüğümüzü ne yazık ki buraya yazamıyoruz siz anladınız.

Herneyse;Tabata iyi oyuncu olmakla beraber bu kadar para etmeyecek oyuncudur.3 sene içinde Manchester'a karşı top oynayacak Tabata'da hakaten şanslı adammış.Artık para havuzuna girme vaktidir .

Son olarak Beşiktaş'ın grubuyla bitirelim postu.

1- Besiktas JK - Manchester United FC
2- CSKA Moskva - Besiktas JK
3- VfL Wolfsburg - Besiktas JK
4- Besiktas JK - VfL Wolfsburg
5- Manchester United FC - Besiktas JK
6- Besiktas JK - PFC CSKA Moskva

Fikstür böyle,grup fikstüre bakıldığında anlaşılıyor haliyle...Mantıken 3. torbadan giren bir takımın rakibi ikinci torbadır oradan da gelebilecek en kötü takım geldi denilebilir.Ancak 4. den Almanya şampiyonu geldiğinde işler değişiyor tabi.Bir de üstüne bu rezalet fikstür .Beşiktaş hakaten şanssız takım.Moskova'da ki maç Beşiktaş'ın kaderini belirler.Oradan en kötü beraberlik çıkarmak zorundalar.Manchester'dan alınan her puan extradır İnönü'de tahminim net skorlu Manu galibiyeti olsa da neden olmasın?

Şuan ki görüntüsü çok kötü olsa da Beşiktaş bu grupta 3. olmalı en kötü diyeyim ben.Ne yapacak beraber göreceğiz.

20 Ağustos 2009 Perşembe

Turkcell Süper Lig Takımları ve Transferleri Hakkında Notlar(3.Bölüm;Beşiktaş)







Sezona Mustafa Denizli'nin ayrılık iddaaları ve Mehmet Topuz transfer krizi ile girdi Beşiktaş.Bu kadar dolu bir giriş hakkında iki kelam etmeden takım değerlendirmesine ya da transferlere geçmek olmaz diye düşünüyorum.

Mustafa Denizli benim açımdan her zaman 6 aylık teknik direktördü sıkışık programlar için.Fazlasında ise sanki konsantrasyonunu kaybediyor.Asaletinden midir rahatlığından mıdır bilinmez ancak idman yaptırayım,takımla içli dışlı olayım gibi hususlar ona göre değil sanırım ki yakın zamanda kendisini Sir Alex'liğe terfi ettirecek bir proje ile geldi Yıldırım Demirören'in yanına.Öyle ki sözde yardımcı antrenörler istiyordu ki bu isimler Güvenç Kurtar tarzı bildiğiniz teknik direktörler olunca detaydan çok genelle ilgilenme fikrini benimsediği kolayca anlaşılabilir diye düşünüyorum.Öyle ki antremanları dışarıdan izleyecekti maçlarda Alex Ferguson gibi taktiğini verip maç bitince evine gidecekti.Ancak Yıldırım Demirören bu fikre sıcak bakmadı ki Türkiye için milat olabilirdi bu teklifin kabulu.

Mehmet Topuz transferinde ise Beşiktaş yönetimi ve Yıldırım Demirören'in Aziz Yıldırım merkezli transfer yapma alışkanlığı hortladı.Öyle ki Mehmet Topuz için Ocak'ta görüşülüp söz alındığı söylenir Fenerbahçe kanadından yönetime yakın kişilerce.Olay şudur;sezon bitince birkaç husus netleştirilip Mehmet Fenerbahçe formasını giyecektir ki bundan Mehmet Topuz'un da haberi vardır ancak sabırsızlığı başına iş açmıştır.Kurnazlık yapmak isteyen Yıldırım Demirören Mehmet'i ikna edip hem Fenerbahçe'nin güçlenmesini engellemek hem de standarttan aşağı bir bonservis vermek istemişti ancak beceremedi sezona başlarken hanesine eksi puan olarak döndü bu olayda...

Kadroya ,transferlerlere ve ilk iki maçta izlediğim Beşiktaş'a gelirsek geçen sezon Türkiye'nin iki egemen gücünün çok az rastlanır şekilde bir arada kötü olmasından dolayı mücadelesi ile şampiyon olmuştu Beşiktaş.Haklı bir şampiyonluktu.Ancak bu sene durum böyle olmayacak gibi.Fenerbahçe'de Galatasaray'da çok çok iddaalı takımlar kurdular ki izlerken Beşiktaş ile aralarındaki farkı görmek zor olmuyor.

Öncelikli olarak 10,5 numara tartışmalarına değinmek gerekirse 1990lara kadar yer eden ''mevkiye göre numara'' sistemindeki 8 numarayı istiyor Mustafa Denizli.Box to box bir oyuncu olacak,pas organizasyonunu yönetecek,şutu olacak,driblingi olacak,koşacak mücadele edecek.Kısacası Gerrard,Kaka bekliyor.Alabilecekleri en hali hazırda oyuncu Deco idi onu da almak 8-0 ın imajından dolayı zor olsa gerek.Böyle ufak detaylar transferde yön veren unsurlardan oluyor ne yazık ki.

Kendi fikrim sistemini değiştirmeyecekse yanlış bir istekte bulunuyor Mustafa Denizli.Tabi ki ben bunu Fink transferi göründüğü kadar kötü olmadığını varsayarak söylüyorum.Zira elinde Tello gibi dribling,şut,ısırganlık,çalım gibi özellikleri olan oyuncu varken pekala 8numara kullanabilir onu.Bir kere böyle bir oyuncuyu gelecek 10,5(?!) numara ile kanada hapsetmek o oyuncunun şut ve çalım özelliğini devre dışı bırakmak demek ki Tello Arda gibi içeri kateden değil dışa ve dike çalım atan oyuncu.Durum böyle iken yetenekli oyuncuyu kanada hapsetmek ona yapılabilecek en büyük ayıptır gözümde.Sadece orta keser sıfıra iner Tello orada fazlasından yararlanamazsın.Oysa ki göbekte oynadığında şutları çalımları ve driblingleri çok etkili oluyor ki 2 maçta da Beşiktaş 'ın en iyi ismiydi ki, bencede; Beşiktaş'ın elle gösterilecek 2/3 oyuncusundan biri.

Durum şunu gösteriyor ki Mustafa Denizli 8 numara (kendi tabiriyle 10,5) alıp Tello'yu kanada atacak.Tello'dan da 4/3/3 ün kanat forveti ne olur ya orasıda ayrı...Orta sahayı transfer,Ernst,Fink şeklinde kuracak .Yeni transfer diye yerine adam almıyor Fink'in,alamaz da...Ancak bende Fink +2 dir hedefleri olan takımda...Tello gibi göbekte çok iyi oynayan adamı(ki 4/3/3 ün orta üçlüsünün iyi sol içidir) kanada atmak pahasına oynayabileceği yere bir oyuncu alınıyor,garip işler...

Oysa ki Beşiktaş 4/3/3 oynayacaksa Keita gibi bir adam bulsa idi(kanattan içeriye kateden) pekala çok hazır bir takım olabilirdi.Kafamda şöyle bir diziliş olurdu benzer bir transferde;
-----Ernst-Uğur-Tello----
Holosko---------------Keita
----------Bobo-------------
ki dengeli ve ısıran bir takımdır bence yukarıdaki takım.Her ne kadar Bobo fenomen Ronaldo'ya benzeyip göbek bıraksa da gezen yapısıyla Nobre'den daha çok uyumludur ilerideki tek oyuncuya.Gerçi ben olsam Nobre+Bobo nun en iyi özelliklerinin sentezini bünyesinde barındıran Batugol'ü kazanmak için uğraşırdım da günü kurtarma peşinde ki Mustafa Denizli 'nin Erhan Güven'i alırken Aydın'ı vermesi ve Batuhan'ı hiç düşünmemesi gençlere bakış açısını zaten özetliyor o yüzden bunu dememiş olalım en iyisi...


Bu arada yukarıda Fink dedikte...Elbet şuanlık bu oyuncuyu değerlendirmek için erken olabilir biz de tersten ,sağdan,soldan kapak yiyebiliriz.Amma velakin benim Olimpiyat stadında izlediğim Fink(Kupa Finalinde) , 2maçtır Tv den izlediğim Fink bonservisi olmaması dışında bir artısı pek olmayan oyuncu.Evet güçlü ve sert ancak Selçuk Şahin'den ne farkı var çözemedim.Yabancı hakkı bu oyuncu ile kullanılır mı koskocaman bir soru işareti.Eğer ki bonservissiz oyuncu istiyorsan Mustafa Sarp'ı bağlasaydın zamanında Fink kadar topçu en az.He bir de Uğur İnceman'a da yazık tipi Alman'a benziyor ama kendisi de Alman olsaydı Fink alınmazdı.Son maçta attığı orta çok ahım şahım olmamakla beraber onu bile Fink'in kesebileceğini düşünmüyorum.Fink'i de çok yerdik ama +2 olabilir pek tabi bizim sorgumuz ŞL 'de oynayacak takımın ''yabancı''oyuncusu mudur dersek daha net anlaşılır herhalde.

Transferlere geçiş yapmışken Ferrari çok müthiş bir adam olmamakla beraber kötü de bir stoper değil.Gökhan Zan'dan sonra Lucio geliyor adama,doğrudur.Ancak 2,5 milyon euroyu eder mi orası ayrı tartışma konusu.

Erhan Güven şanslı doğan futbolculardan.Hep denir ya ''şansım olsa kız doğardım'' diye.Benim de şansım olsa Erhan Güven olurdum diyesim var.Kapatasitesi belli iyi niyetli çalışkan bir oyuncu ancak çalımda yiyor ters kademeyide çok iyi bilmiyor.İbrahim Toraman iyileştiğinde yedek klubesini ısıtır Erhan sanırım.

Sol bek İsmail'in meziyetleri gerçekten bir Türk sol bek oyuncusuna göre çok fazla.Savunma yapamıyor pek,fiziksel temasa çok gelmiyor ancak yaşı çok genç ve çok şey katacaktır üstüne.Tüm maç boyunca bindiren,iyi orta kesen ayağı bu derece düzgün olan bir solbek beni fazlasıyla ümitlendiriyor işallah efendi duruşunu bozup performansını farklı yerlerde fazla göstermek istemez de ; Beşiktaşlı futbolseverler İbrahim Üzülmez'i izlemekten kurtulur demek gerek.

Sağ bek Rıdvan gelecek vadeden bir oyuncu.Öyle ki Fenerbahçe'liyim,Gökhan Gönül'ü çok severim ve beğenirim hatta 15 tane sağ bek say deseniz içine Gökhan Gönül kesinlikle girer ancak Rıdvan'ın top tekniği olsun seriliği olsun Gökhan'ın üstünde,bire bir adam geçme kabiliyetide...Onunda fiziksel eksiklikleri var ancak Beşiktaş 'da yedek oturmak onu çürütmezse 10senenin beklerini aldı Beşiktaş.Oynatılırsa en az Gökhan Gönül olacak kapasite var kendisinde.

Nihat transferi beklenen bir transferdi,bu kadar sakatlık geçirdikten sonra Türk takımlarından başka takım almazdı elbet Nihat'ı ki yuvasına geri döndü.Ben oldum olası Nihat'ın Milli Takımda Çek Cumhuriyeti maçı hariç bir katkısını görmedim hatta bencilliği hep saç yoldurtmuştur bana...Fenerbahçe alsa tüm sistemin içine edebilitesi vardı iyi ki Beşiktaş aldı korkum da üzüntüm de yok bu açıdan.Futbolsever olarak sakatlığını atlatıp önemli Milli maçlar öncesi form tutması en büyük temennim bizi Dünya Kupasına götürsün biz de bu postu bir güzel yiyelim derim.

Kısacası son şampiyon Beşiktaş bence Fenerbahçe ile Galatasaray'ın arkasında kalacak sezon sonunda.4/3/3 oynayacaklarsa açık transferi yapmayıp Yıldıray gibi garip bir iş yaparlarsa bu söylediğimi bir iddaa olarak kabul edebilirsiniz ancak Quaresma tarzı skor üreten pozisyon hazırlayan bir kanat oyuncusu ile iddaalı duruma gelebilir.
Related Posts with Thumbnails