Başlıktan gidelim; ilk yarıda ki Mersin deplasmanından beri 10 tane daha maç yapmışız dış sahada. Bu maçlarda alınan galibiyet sayısı rakamla 2, yazıyla iki. Otuz puanlık ralliden sadece ve sadece on tam puan almışız, tabi ne kadar tam puan denirse.
Öyle çok zor deplasmanlarda değil aslında Samsun,Ordu,Gençler,Antalya ve köprünün öteki yakasında ki Belediye. Kendi evinde oyunu dominant oynamaya çalışan takım hüviyetinden sadece boğaz köprüsünü geçince bu kadar uzaklaşmak inanılır gibi değil.
Gelelim fotoğrafa; geçen sene kanat beklerinin takıma katkısı Santos 5 gol 2 asist, Gökhan 3 gol 8 asist. Bu gol ve asist katkısı aslında çok şey ifade etmiyor tek başına. Bu sene Reto şu ana kadar 4 asist ile oynuyor ancak takıma hücum olarak katkısı sadece bu asistler ile sınırlı. Arkadaşlarının ileride oynamasına bu asistler dışında katkı veremiyor. Özellikle ikinci devre performansı gittikçe düşmeye başladı, ne ileriye çıkıp hücum gücünü artırıyor nede savunmada sertlik ve denge kazandırabiliyor.
Gökhan ve Retodan geçen sene ki seviyede destek alamayan forvet hattında nereye koşacağını çok iyi bilmeyen Henri, yürümekte zorlanan genç Semih olunca takımın kazanması daha da zorlaşıyor. Moussa Sow'un transferi aslında en çok bu anlamda eksikleri giderecek. Beklerin formu çok üst seviyede olmasa da daha çok gezen yanında adam taşıyan ileri uç kanat adamlarına şut ve boş alan sağlayarak deplasmanlarda kazanma alışkanlığını tekrar edinmemizi sağlayacak. Sezer bu dönemde çok ihtiyacımız olan merkez orta saha oyuncusu olacaktı Aykut hocanın planında ama bir türlü sakatlıktan kurtulamaması da cenabet senenin bize yüklediği yüklerden.
Tabi şu sarı adamı da unutmamak lazım, takımın ihtiyacı olan süpriz golü geçen sene 8 defa attı. Bu sene aynı role kimseyi sokamadık savunmayı önümüzde ki sene planlarken dikkate alsak iyi olur.
Dipnot: Gekasın gollerini süper ligde atması güzel de keşke bizi pas geçseydi :)
Andre Santos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Andre Santos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Şubat 2012 Perşembe
28 Mart 2010 Pazar
İstemem Böyle Ezeli Rekabet Filan...

Hayat bir garip. Bazen en umutsuz anlarınızda dahi umut ışıkları yanıyor garip şekilde. Ve daha garibi ise o ışığı hiç ummadığınız birisi yakıyor...
Öylesine göz alıcı, öylesine can alıcı ki...
Rahmetli Özhan Canaydın anısına açılan dev pankart, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın sahaya çıkarken taşıdıkları pankartlar... Ve yine umulmadık bir şekilde Fenerbahçe'nin alkışlanması... Fair Play abidesi Özhan Canaydın'ın hala böyle güzelliklere vesile olması ölümünün verdiği acıyı azaltmasa da bir nebze olsun hafifletti. Böylesine centilmen bir başkanın vasiyetini yerine getirmemek olmazdı, kemiklerini sızlatmak olmazdı ki Galatasaray taraftarı yapılması gerekeni yaptı, kendilerini tebrik ediyorum.

Yazıları takip edenler daha önce '' Fenerbahçe varsa umut vardır.'' dediğimi hatırlayacaklardır. Bu maç başlamadan önce ise kendimi inkar edecercesine ümitsizdim, genel olarak Galatasaray maçlarından önce olanın aksine bu sefer hislerim Galatasaray galibiyetini işaret ediyor mantığım ise '' Galatasaray bu kadro yapısı ile Fenerbahçe'yi yenememeli,Fenerbahçe kazanmalı. '' şeklinde karşı çıkıyordu hislerime. Rijkaard'ın çıkardığı korkak onbir dahi ikna edememişti beni.
Topal ve Sarp'ın beraber oynamasını Caner ve Sabri'nin hücuma çıkışlarında yaşayanacak defansif sıkıntıları ortadan kaldırmak olarak değerlendirmiştim. Yanılmışım. Rijkaard Alex'in maharetli ayaklarından çekinmiş sadece, hepsi de bu kadar. Mehmet Topal'ı Alex marke etmeye uğraştı ancak Alex uzun süren formsuzluğunun ardından , ilk yarı sonunda maçı anlatan spikerlerin söylediklerinin tam tersine; takımı lider gibi yönetti. Rijkaard korktuğu ve bir kişi eksik mücadele ettiği ile kaldı...
Maçın başında Gökhan'ın bireysel hatasından kaynaklanan pozisyon çok şeyi değiştirebilirdi. Ancak Fenerbahçe Emre'nin yokluğunda Özer ve Vederson'un neredeyse etkisiz eleman görünümde olduğu bir günde dahi maçı istediği gibi götürmeye başladı 5. dakikadan sonra. Andre Keita'ya maç boyunca sadece ve sadece anlık parlama izinleri verdi. Jo'nun, Elano'nun ve Keita'nın birşeyler yapmaya çalışan Giovanni'ye uyum sağlayamaması sonucunda ise umutlar yeşermeye başladı...

İkinci yarıda Rijkaard maça başlarken yaptığı korkaklığı kapatmak istercesine hamleler yaptı. Fenerbahçe cephesinde ise Daum maçın başından beri ortalarda gözükmeyen Özer'e tahammül etmeyi sürdürdü. Ve yine hayatının en rahat maçını oynamasına rağmen garip pas hatalarına devam eden , sıfır baskı altında dahi topu takım arkadaşlarına kazandırmada büyük sıkıntı yaşayan Selçuk'ta hala sahadaydı. Ve senelerdir en çok eleştiri aldığı huyuna devam ederek topu eveleyip gevelemeden ayağından çıkarmayan, üstün cesaret madalyasını hakeden Selçuk yine senelerdir yapmaya çalıştığını yaptı, bildiğini okudu ve golünü attı. Belki de Özer'den de beklediği sadece bir ara topu idi Daum'un kimbilir?

Maçın son dakikalarında Volkan'ın jeneriklik kurtarışı üç puanı(elbette fotoğraftaki değil ) Fenerbahçe'ye getirirken yüzüme yüzüme vuruyordu ışık... Kendi söylediğimi inkar edercesine çöpe attığım umutlar yeniden gözümü alıyordu... Ve kulaklarda o nakarat...
'' Fenerbahçe varsa umut vardır.''
Oyuncu bazlı değerlendirmeye geçersek...
Bilica-Lugano ve Volkan üçgeninin uyumu bugün galibiyetin Fenerbahçe'ye gelmesinde çok etkili oldu. Keza Gökhan'ın iyi niyetli mücadelesi ve Mehmet'in insanüstü çabasından da bahsedebiliriz. Ancak benim için maçın yıldızı Andre Santos'tur. ''Her takımda oynar.'' dediğim Andre bugün tatlı sert futboluyla beklediğim gibi Keita'yı oyundan koparttı, savruk bir görüntü çizmesine sebep oldu. Yine atağa katılışı, sağ çizgide Sabri ile kedinin fare ile oynadığı gibi sürekli oynaması ise enfesti. Bir bek oyuncusu ancak bu kadar teknik ve güçlü olabilir. Bu özellikleri barındırıp üstüne sağ ayaklı ve hızlı olanı İnter'de oynuyor zaten. Helal olsun, işallah Dünya Kupası'nda hakettiği yerde olur.
Özer sadece koştu, fiziksel olarak çok kötü durumda. Seneye kuşkusuz daha iyi seviyeye çıkacaktır. Vederson ise sadece Keita'nın önüne konulmuş bir engel gibiydi ki bugün anladığımız üzere orada Andre varken kendisine gerek yoktu. Yine de iyi niyetiyle mücadele etti, tüm takım gibi onu da tebrik ediyorum.
Galatasaray'dan, oyunculardan bahsetmek istiyorum ancak Neill dışında standartında oynayan oyuncu yoktu. Gio'dan başka standartının dışına çıkmak için çabalayanın olmadığı gibi.... Caner orta yapmayı Sabri'den öğrenmişcesine sürekli dağlara taşlara yaptı ortalarını. Elano çok pasifti. Sarp ve Topal da keza aynen Elano gibiydi ancak onlardan beklenen buydu sanırım. Kademeli alan savunması topun tehlikeli bölgeye inmesini engelledi ve bu ortamda Jo'da beklenen şekilde ortalarda gözükmedi. Aslında Galatasaray'ın sahada Hasan Şaş gibi, Hakan Şükür gibi belkide Ayhan gibi ''derbi oyuncusu'' olmamasının sıkıntısını yaşadığından da bahsedebiliriz...
Derbinin hakemi?
Servet'in Guiza'nın gözüne soktuğu parmağı devam ettirip Mehmet'in Keita'ya yapmadığından dolayı sarı kart vermesi çok anlamlı idi. Alternatifsiz bir mevkinin oyuncusunun direncinin kırılması düşünülmüştü sanırım... Yine de Mehmet yılmadan oyunu ile gerekli cevabı verdi kendisini engellemeye çalışanlara...
Yardımcı hakemler için ise birşey söylemeyeceğim. Koyacağım fotolar herşeyin özetidir. Birinci pozisyonda çekilmeyen ofsayt bayrağının ikincisinde çekilmeside çok anlamlı idi ama Fenerbahçe bu... Evdeki hesabı çarşıya uydurmaz.


Herşeyin başlangıcı olan bu güzel günde kimi şeylerde nihayet buldu benim adıma. Örnek vermek gerekirse ''Ezeli Rekabet'' kavramı. Fenerbahçe, takımın %70'i formsuzken, en önemli oyuncusu sakatken dahi Galatasaray'ı yenebiliyorsa ; beraberliğimize sadece ''Ebedi Dostluk'' gözüyle bakıyorum artık.
Ve bakkal hesabı ile dakikası 1 liraya gelen galibiyetle beraber yeniden başlayan yarışı Fenerbahçe'nin gülerek bitirmesi için bir dahaki maçın önemine dikkat çekerek nihayet veriyorum yazıya. Herşey şimdi başladı, bu galibiyetin anlamlı olması için haftaya kazanmak şart.
Tebrikler Fenerbahçe, tebrikler çocuklar...
8 Mart 2010 Pazartesi
Fenerbahçe-Antalyaspor Maçının Ardından
Maç öncesinde Fenerbahçe'nin artık maç kazanma vaktinin geldiğini düşünüyordum.Hoş, bunu en son düşündüğümde Fenerbahçe kaybetmişti... Yine de Real Madrid-Sevilla maçının ardından Fenerbahçe'li bünyelerde meydana gelen ''ezerek yenme'' tadında gibi beklentim yoktu, Real'in yeniden doğuşu; taraftarın beklediği yeniden doğuş sadece puantaja yazılacak 3 puandan ibaretti benim için. Nitekim beklediğim gibi kimin ne oynadığı belli olmayan bir mücadele sonunda Fenerbahçe sadece lazım olanı almasını bildi.
Brezilya'lı bek oyuncularının Avrupa seferlerinin başında yaşadıkları bek-açık karmaşasını yaşayan Andre'nin esas mevkisine dönmesinden bahsedelim ilk önce. Genel olarak ( son yıllarda bir değişim olsada) açık oyuncusuz oynanan Brezilya futbolunda tüm kanadı kullanan bekler ne hikmetse Avrupa'da ilk önce açığa devşirilmek istenir ki son örneğide Andre Santos'tu bu hadisenin.Altyapıda açık mevkisinde fazlaca oynayan ve yapmadıkları ( koşular, defansa yardım) sebebiyle ziyadesiyle azar işiten birisi olarak Andre'nin açık mevkisindeki aksattıklarını fazlaca eleştirdik burda, açık için önünde çok zaman olduğunu uyumununun ise tamamen zardan ibaret olduğunu belirttik. Bunun yanında Deividvari ''uyuşuk'' yapısı bizi bek mevkisi içinde endişe vericiydi. Ancak beke geçtiğinden beri ''Ben buraya fazlayım.'' diyen bir Andre izliyorum ki daha keyifli bir yanılma yaşayamazdım. Sert, güçlü, teknik. Hız problemi olsa da fazlaları bunu yeterince kapatıyor. Hatta Andre için daha keskin bir kelam etmek gerekirse bence oynayamayacağı takım sayısı çok az. Buram buram kalite...
Açık performansı umutsuzluğa sevkeden Andre'den bek performansı fazlası için umut veren Gökhan'a geçelim. Bildiğimiz formundan uzak olmasının açık performansını etkilediği savunulabilecek olsa da kimi oyuncular(Gökhan,Andre) geriden gelerek etkili olabiliyorlar.Formu istenilen seviyede değil Gökhan'ın da ancak bir kıpırdanma var.Yine de en kısa sürede kıpırdanmadan fazlasını vermeli.Çünkü şu sakat dönemde ona fazlasıyla ihtiyaç var.
Cristian'ın son dönemde aksattığı görevlerin bir kısmına dikkat etmesi ve Lugano'nun dönüşü savunma anlamında daha iyi seviyeye getirmiş Fenerbahçe'yi. Uzun süren sakatlıktan dönen Deivid'in şuanlık tatmin edici performansının daha iyi seviyeye geleceği düşünülürse imkansızlıklara rağmen umut ışığı sönmüyor. Belkide tüm yazılanlar bir hikayedir, bilemiyorum. Belki de Emre izin vermiyordur ışığın sönmesine... Yüreğiyle, kalitesiyle,karakteriyle.Tahminim şudur ki , meşhur şanssız sakatlıklarını yaşamasa muhtemelen ''Büyük takımlarda topçumuz yok'' geyiğini ağızlara aldırmazdı Emre.

Antalyaspor hakkında da birkaç şey söylemek isterdim ancak ne oynamaya geldiklerini anlamadan maç bitti.
Sonuç itibari ile fark yaratması gereken üç oyuncusunun(Deivid, Andre, Emre) ikisinin yarattığı fark ile Gençlerbirliği deplasmanına üstündeki kara bulutları bir nebze olsa da dağıtarak gidiyor Fenerbahçe.Zor bir deplasman ancak;
Emre varsa umut vardır,
Fenerbahçe varsa umut vardır.
![]() |
Brezilya'lı bek oyuncularının Avrupa seferlerinin başında yaşadıkları bek-açık karmaşasını yaşayan Andre'nin esas mevkisine dönmesinden bahsedelim ilk önce. Genel olarak ( son yıllarda bir değişim olsada) açık oyuncusuz oynanan Brezilya futbolunda tüm kanadı kullanan bekler ne hikmetse Avrupa'da ilk önce açığa devşirilmek istenir ki son örneğide Andre Santos'tu bu hadisenin.Altyapıda açık mevkisinde fazlaca oynayan ve yapmadıkları ( koşular, defansa yardım) sebebiyle ziyadesiyle azar işiten birisi olarak Andre'nin açık mevkisindeki aksattıklarını fazlaca eleştirdik burda, açık için önünde çok zaman olduğunu uyumununun ise tamamen zardan ibaret olduğunu belirttik. Bunun yanında Deividvari ''uyuşuk'' yapısı bizi bek mevkisi içinde endişe vericiydi. Ancak beke geçtiğinden beri ''Ben buraya fazlayım.'' diyen bir Andre izliyorum ki daha keyifli bir yanılma yaşayamazdım. Sert, güçlü, teknik. Hız problemi olsa da fazlaları bunu yeterince kapatıyor. Hatta Andre için daha keskin bir kelam etmek gerekirse bence oynayamayacağı takım sayısı çok az. Buram buram kalite...
Açık performansı umutsuzluğa sevkeden Andre'den bek performansı fazlası için umut veren Gökhan'a geçelim. Bildiğimiz formundan uzak olmasının açık performansını etkilediği savunulabilecek olsa da kimi oyuncular(Gökhan,Andre) geriden gelerek etkili olabiliyorlar.Formu istenilen seviyede değil Gökhan'ın da ancak bir kıpırdanma var.Yine de en kısa sürede kıpırdanmadan fazlasını vermeli.Çünkü şu sakat dönemde ona fazlasıyla ihtiyaç var.
Cristian'ın son dönemde aksattığı görevlerin bir kısmına dikkat etmesi ve Lugano'nun dönüşü savunma anlamında daha iyi seviyeye getirmiş Fenerbahçe'yi. Uzun süren sakatlıktan dönen Deivid'in şuanlık tatmin edici performansının daha iyi seviyeye geleceği düşünülürse imkansızlıklara rağmen umut ışığı sönmüyor. Belkide tüm yazılanlar bir hikayedir, bilemiyorum. Belki de Emre izin vermiyordur ışığın sönmesine... Yüreğiyle, kalitesiyle,karakteriyle.Tahminim şudur ki , meşhur şanssız sakatlıklarını yaşamasa muhtemelen ''Büyük takımlarda topçumuz yok'' geyiğini ağızlara aldırmazdı Emre.

Antalyaspor hakkında da birkaç şey söylemek isterdim ancak ne oynamaya geldiklerini anlamadan maç bitti.
Sonuç itibari ile fark yaratması gereken üç oyuncusunun(Deivid, Andre, Emre) ikisinin yarattığı fark ile Gençlerbirliği deplasmanına üstündeki kara bulutları bir nebze olsa da dağıtarak gidiyor Fenerbahçe.Zor bir deplasman ancak;
Emre varsa umut vardır,
Fenerbahçe varsa umut vardır.
8 Şubat 2010 Pazartesi
Fenerbahçe-Diyarbakırspor Maçının Ardından

Yoldan 100 kişi çevirip şu maçın skorunu sorsanız tahminimce en fazla 1 kişi bu maçta Diyarbakırspor'a beraberlik şansı tanırdı. Ama Fenrbahçe beraberliği dahi uzatmalarda kurtardı. Futbol bundan sebep bu kadar güzel...

Fiziksel olarak kendini toparlayan Semih Şentürk ve kendini Fenerbahçe taraftarına kabul ettirmek için her maç korkunç bir efor sarfeden Mehmet Topuz'un maçı olacağını düşündüğüm bu müsabaka beklentilerimi hemen hemen hiçbir açıdan karşılayamadı. Orta saha ve Alex ile pas bağlantıları kopan Semih maç genelinde sahada yok gibiydi. Mehmet ise ona buradan yönelttiğimiz eleştirileri haklı çıkartan bir oyun ortaya koydu yine... Fenerbahçe'ye ne verdiği belli olmayan oyuncuların başında geliyor mevcut kadroda. Mücadele ve hırs... Ötesini henüz göremedik ki Mehmet çok daha fazlasını verebilecek bir oyuncu.
Tabi 3/4 maçtır durgun olan Alex'ten bahsetmezsek olmaz , adam kayırmış oluruz. Nedenini bilmiyorum ama birkaç maçtır isteksiz gibi Alex. Takım olarak form tutulan maçlarda hep Alex'in bu ortama ayak uydurduğu taktirde takımın bir kademe daha ileri gideceğini düşünmüştüm , hala beklemedeyiz.
Diyarbakırspor'un klasik Ziya Doğan takımı kimliğine büründüğünü söylemek zor değil. Sertliği ile rakibi yıldırmaya çalışan ve mümkün mertebe topun arkasına geçmeye çalışan bir takım. Kimse aksini beklemiyor , bundan sonra her takım Diyarbakır olacak. Ama Diyarbakır bir farklı , ben bu lige Denizli ile beraber yakıştıramıyorum Diyarbakırspor'u. İstanbul Büyükşehir'den tutun Kasımpaşa'ya kadar kısıtlı imkanlarına rağmen belirli bir oyun mantığı içinde hareket eden takımların olduğu yerde fazla zevksiz geliyor oynadıkları futbol.
Senelerdir ülkemizde top koşturan Ayman hayatının golünü attı tebrik etmek gerek. Ancak o gol çıkar mıydı hala kafamı kurcalamıyor değil...Volkan Tazameta'nın ayağından aldığı topu kalesinde görseydi böyle düşünmezdim mesela.


Cristian ve Andre tribündeki homurtuların aksine faydalı oynadılar. Bilica tribünden alkış alsada yerini fazla kaybediyor , bu kadar yürek fazla gibi. He kendisini beğeniyor muyum ; ''evet çok beğeniyorum'' dahi diyebilirim ama daha dengeli ve kontrollü olmalı bence. Top ayağına gelsin ve o da çalım atsın diye bekleyen mahalle arasında top oynayan çocuklar gibi...Yalnız mevzu yanlış anlaşılmasın ; topla arasının bu derece iyi olması değil eleştirilen... Eleştirilen nokta Bilica'nın yerini fazlaca kaybetmesi ve bunun sonucunda Lugano'nun çok zor durumları düşmesi.

Sene başında Özer için çıkartılan isyanlar duralı çok oldu artık tribünde yeni moda Özer'in dışarı alınmasını söylemek oldu. Böyle bir ülkede yaşıyoruz, malesef diyecek birşey yok bu konuda daha fazla. Ancak ben Özer Hurmacı'nın takıma farklılık kattığını savunuyorum oynadığı bölge ve oyun karakteri itibari ile top kaybı yapması çok doğal bir durum. Bu kadar fazla yapmamak şartı ile ki o da hala hazır değil zaten... Sakatlanması çok talihsiz gelişme.
İkinci yarı ne gibi değişiklikler yapılabileceğini devre arasında fazlaca düşünen birisi olarak merakla Daum'un hamlelerini bekledim. Bana göre alanı iyi daraltıp ortasaha ve forvet arasında bağı kopartan bir takım karşısında oyuna forvet almak hatadır , 20 forvetin olsa dahi sonuç vermez.Ancak bu bazen sonuç verebiliyor , Daum belki buna , belki hislerine , belkide ne olduğunu tahmin edemeyeceğimiz bir olguya dayanarak bu hamleyi yaptı ama başarısız oldu . Buradan hareketle hamlenin yanlışlığı çokça eleştirilecektir; futbolda doğruları %99 oranında sonuca göre oluşan bir spor dalı değil midir zaten?
En azından ülkemizde diyelim tekrardan...
Hakeme girmeyeceğim , Sivasspor maçında işaret ettiklerimiz başa geldi ve bu dakikadan sonra ağlamanın bence lüzumu yok. Doğru zamanda doğru açıklamalar yapılsa idi bu iş böyle olmazdı , penaltıda verilirdi ''en az 5 dk '' denilmesine rağmen daha az oynatılmazdı uzatmalar...Üstüne üstlük oyun uzatmalarda uzun süre durmasına rağmen böyle oldu ki tebrik etmek gerek hakemi üstüne aldığı görevi layıkıyla yerine getirdi gibi.

Puan kaybına rağmen takıma futbolundan Daum'a değişikliklerinden dolayı kızamıyorum zira 20-45 dakikaları arası ile yine 60-90 dakikaları arasında en son yine Daum zamanında gördüğüm şekilde bir baskı kurdu Fenerbahçe. Ben bu oyundan keyif almak için kombine bilet alıyorum ve dünki mücadeleden keyif aldım.
Özer ve Lugano'nun sakatlıkları ise gecenin en tatsız anlarıydı. Galatasaray'lı Jo'nun sakatlanması ile dalga geçenler , bunun bir spor olduğunun farkında varmayıp bundan keyif duyanlar dünde keyif almışlardır umarım. Ancak ben duymadım hatta çok üzüldüm diyebilirim. Bu maça yazısının bu kadar geç yazılmasının sebebide budur , kısa süreli olarak devre dışı kaldık sakatlık haberleri ile; futbol konuşma isteğimiz törpülendi kısa bir süreliğine... Uğur'a da , Jo'ya da , Lugano'ya da , Özer'e de geçmiş olsun dileklerimi ileteyim bu vesileyle...
Beklenmedik bir beraberlik aldı Fenerbahçe diyerek bağlayalım maç yazısını. Ancak başın yere eğilmesi için herhangi bir sebep yok , Fenerbahçe'nin sakatlıklara rağmen rakiplerin önündeki yerini muhafaza edecek gücü var.
31 Ocak 2010 Pazar
Sivasspor-Fenerbahçe Maçının Ardından

Rötar yapmış bir uçak , 300/400 km otobüs seyahati , dördü cezalı , birisi sakat, birisi hazır olmayan 6 eksik ve Fatih Terim deyimiyle ''tabela''da ki sonuç... Daha muhteşem bir tablo , daha iyi bir performans olamazdı. Hatta bu sonuç ve performans dahi hayal edilecek cinsten değil.
Emre'siz Fenerbahçe'nin ne derece ısıracağını , ne derece mücadele edeceğini görmek adına çok önemli bir maçtı benim için ki zaten bu sebeple çok farklı bir gözle izledim müsabakayı. Stadtan takip ettiğimiz kadarıyla Emre bu takımın yüreğiydi , en karanlık anlarda çakılan çakmağıydı çünkü...
Şunu gördüm ki taraftar transfer isteyedursun bu takıma yapılan en büyük transfer Kazım Richards'ın gönderilmesi olmuş. Carlos'u da unutmayalım tabi... Öyle ki ilk yarının en başarılı oyuncularından birine disiplinsiz davranışlarından dolayı kapıyı gösterebilmektir benim için farklılık. Evet , işin kolayına kaçılması gibi hususlar eleştirilebilir ama işin kolayı ya da zoru farketmez , bir yola girilmiş ve bu yol takıma olumlu yansımışsa bu işin mimarlarını tebrik ederim. Üstüne üstlük giden oyuncunun yaşı ve ondan kazanılabilecek paralar dahi klup gelenekleri sebebiyle çöpe atılmış olsa da...
Andre'de ki performans artışını solbek mevkisine geçmesiyle açıklamak mümkün müdür? Tabi , kısmen öyledir... Ama suratında gördüğümüz ciddiyet neyin nesidir sizce? Bu ayrılık , gecelerdeki bir numaralı kankasına bile böyle bir ciddiyet getiriyorsa ayrılıktan ziyade farklı şeylerinde olduğunun göstergesidir ki buna da bir tebrik yollayıp maça geçelim...
Fenerbahçe'li taraftarlara ''hayatınızda hiç karşılaşmamak istediğiniz birkaç durum söyleyin '' deseniz ilk üçte kesinlikle ''Uğur Boral, Deniz ve Selçuk üçlüsünün bir arada oynaması'' cevabı olur...İşte dün bu üçlü dahi sahadaydı , Fenerbahçe için oluşabilecek en olumsuz şartlar oluşmuştu çünkü. Defansın nefesi , orta sahanın zerafeti yoktu sahada. Sadece ve sadece mücadele vardı, sadece ve sadece ruh. Sonunda ise zafer!
Deniz Barış profesyonel bir oyuncu nasıl olur sorusunun cevabını verdi , yaşanılan binbir sıkıntıya rağmen mesleğe nasıl saygı duyulur ve nasıl bağlı olunur... Çok iyi bir stoper performansı çizdi ki bu benim Deniz'den beklemediğim birşey değildi zira bana göre o alan bilgisi ve farklı pozisyonlara adaptasyonunun yanında azıcık da olsa pas kabiliyeti - hatta daha doğru bir ifade ile- top tekniği olsa Fenerbahçe'de oynamazdı. Alman altyapısına verelim...
Uğur Boral senelerdir görmek istediğimiz işleri yaptı , Sevilla maçından kesitler sundu ki Uğur Boral bunları istikrarlı şekilde yapacak zihinsel olgunlukta olmasa da bu kadar istikrarsız olacak oyuncu da kesinlikle değil. Kendisi ile alakalı bir tespitimi daha doğrusu senelerdir söylediğimi haklı çıkartacak şekilde bir ''hücum beki'' karşısında muhteşem bir oyun çıkarttı... Dani Alves karşısında yaptığı gibi.. Yine savunma ağırlıklı Essien'in karşısında dökülüp oyuna Belletti girdiğinde 15 dakika içinde tüm maç yapamadıklarını yapması gibi... Uğur tarzında oyuncular için açık alanlar tabi ki önemli ama ondan önce karşısındaki oyuncunun karakterine dikkat etmek gerekiyor. Karşısında Abdurrahman, Sabri tarzında bekler varsa çekinmeden sahaya sürebilirsin.
Selçuk asistin dışında çok kritik top kayıpları yaptı ki rakip Sivasspor olmayıp Liverpool olsa idi sonuçlar muhakkak daha değişik olurdu. Bilmem kaç senedir bu konuda eleştiri alıp hatta alaya mağruz kalıp aynı hataları tekrarlayan futbolcuya ne denir bilmem ama medeni cesaretinden dolayı tebrik ediyorum kendisini ...

Semih ilk yarıda çokça eleştirdiğimiz fiziksel sıkıntıları aşmış gibiydi. Devre arası belli ki ona da yaramış. Hiç kimse dikkat çekmiyor ama ilk golden önce arka direğe giderek stoperin birisini bakkala yollaması sonra ön direk koşusu ile ikinci stoperin önüne geçmesi '' Bir golcü neler yapmalı'' dersi idi benim adıma... Golü o iki kere yaptığı 2,5 metrelik koşularla attı benim gözümde. İkinci golde de zor topu kontrol edip oyunu bitirmesi tebrik edilecek cinsten... Güzel hareketler bunlar. Kimse farkında olmasa da Fenerbahçe'nin farklı tarzda ve kıymetli üç adet forveti var, tam Daum'un sevdiği şeyler...
Söylediğim gibi Emre'siz performans benim için çok önemliydi . Ama en az bunun kadar önemli olan şey ise Emre yokken takımın beraberlikten sonra vereceği tepki idi , devre arasında Daum sahada Semih ince ayarı çekti takıma ve Sivas'tan yüzü ak döndü Fenerbahçe. Yine de bu galibiyetler Mehmet Topuz'un geldiğinden beri mücadeleden öte hiçbir şey katmadığını gölgelemesin. Ciddi anlamda pozisyon bilgisi ve futbol altyapısı sıkıntısı gözüme çarpıyor Mehmet'de ki Daum'da bunu görmeyecek adam değil.. Zira bu eksiklikler olmasa o fiziksel dayanıklılık ve mücadele ile ön liberoda oynayacak oyuncu Mehmet Topuz olurdu Özer'in yerine... Şapkadan çıkan şutları da cabası. Ne yapıp edip kendisini geliştirmeli , üstüne koymalı Mehmet. Oyunda daha aktif olmaz ise , skor yükünün altına eline atmaz ise ancak ''çok iyi yedek'' diye bahsedebiliriz bu sistemde kendisinden.
Alex yine Mehmet gibi sahadaki etkisiz elemanlar arasındaydı ki bir kerelik hakkı olsun buna diyorum. Ayakları ile yazdığı şiirlere en kısa sürede devam edeceğinden zerre şüphem yok.
Maçın hakemi bu görkemli galibiyetten sonra ''konuşulmayacak şeyler kategorisinin üyesi' olsa da benim gözüme görmek istemeyeceğim tarzda çok ince detaylar takıldı. Teker teker hepsini yazmaya gerek yok zira Fenerbahçe'nin atak geliştirdiği taraftaki sakat oyuncuyu atak anında Uğur'un önünden oyuna sokması tarzında işlerdi bunlar ki bu en kalınıydı belkide ve bunu hemen hemen her sporseverin farkettiğini düşünüyorum... Hakem kardeşimize dikkat edelim , her maç aynı senryoyu oynuyor ki bu senaryo dün hüsran ile bitmese de birgün Denizli'de ki gibi gözyaşı ile nihayet bulabilir. Dikkatlerden kaçmasın... 5/1'lik galibiyetten sonra benim gibi '' bırakın kardeşim hakemleri , işinize gücünüze bakın ; siz gol attınızda çizgiden hakem mi çıkarttı '' düşüncesine sahip olan biri bile hakeme dair birşeyler karalıyorsa '' Klasik Türk işte '' söylemlerini bir kenara bırakıp düşünmek gerek bence.Sivasspor'a gelirsek... Toplama bir takım kurmuşlar. Oyuncuları kaliteli olsa da olmasa da işleri zor , her hattında çok ciddi problemleri var.
Topla aranız hiç iyi olmasa da sadece mücadele ile maç kazanabiliyorsunuz. Bundan sonra Fenerbahçe kuşkusuz kötü de oynayacaktır ama şu mücadelesi devam ettiği sürece boyun eğeceği kimsenin olmayacağını düşünüyorum. Darısı haftaya...
7 Aralık 2009 Pazartesi
Hastalık
Sıkıntı büyük Fenerbahçe'de.
Sene başı yapılan eğlencelerin Koch'un motivasyon konuşmalarının etkisi kalmadığı belli. Futbolcular yemiyorlar artık, özlerine döndüler.
Oysa ne de güzel umut dağıtıyorduk burada...
Geçen sene büyük maçları kazanan küçük maçlarda ayağını topa uzatmaktan aciz topçuların değildi suç , gözümüz boyanmıştı çünkü... Suçlu bulacağız ya o Aragones'ti, yurtdışına çıkmamıştı hatta köylüydü ! Sert mizaçlıydı , dilimizden derdimizden anlamıyordu.
Ama bu sene Daum gelmişti, takım geçen senenin enkazına rağmen ( ! ) ayağa kalkmıştı. Türk insanını ve bu topçuları çok iyi tanıyan Daum herkesin suyuna gidiyordu...
Ama vaziyet şunu gösteriyor ki ; yetmedi !

Yanlış anlaşılmasın bu Daum meselesi değildir.
Hocalığı , tercihleri tartışılır ancak bu olay onun meselesi değildir , bu Fenerbahçe'nin meselesidir.
Hastalık bünyeleri etkisi altına almıştır ve sanırım o hasta bünyeler Samandıra'dan dışarıya çıkmadan bu hastalık nihayet bulmayacak...

Açıklaması var mıdır Twente maçında ki oyunu oynayan topçuların Eskişehir ve Kasımpaşa maçındaki ruhsuzluklarının ? Peki geçen sene gördüğümüz tablo ile bağlantısı var mıdır?
Dibine kadar !
Evet Twente maçında sahada fırtına estirmedi Fenerbahçe. Ama istedi , istiyordu ; gol atsa da atmasa da taraftarı mutlu oluyordu.
Disiplinsizlik almış başını gitmiş.
Topçuların kimisi araba yarışları yapıyorlar ölüme meydan okuyorlar, kimisi sevgilisi ile tartışıp (?!) kolunu kesiyor, kimisi başka bir alemde...

Sahaya yansıması ?
Vurdumduymazlık.Ve maç seçen Fenerbahçe...
Kazım'ı yeterince savunduk.
Andre'nin performansını hiç yeterli bulmasak da bir ümit dedik. Belki Avrupa futboluna uyum sağlama sürecini yaşıyordur...
Önder'den ise beklemezdik.
Ancak beklesek te beklemesek te neşter şart artık. Bu hocanın değil başkanın değil, Fenerbahçe'nin olayıdır artık.
Bu neşteri vuramayanlar , kelle alamayanlar kendi kellesini vereceklerdir.
Yatarak parasını tıkırında almasına rağmen her gün farklı konuşan Carlos'u , kendisini Van Basten sanan Guiza'yı , gecelerin adamı Kazım'ı , trip güzeli Önder'i bir yollamak gerek ilk etapta...
Yollansın ki topçular anlasınlar tahtın tehlikede olduğunu...
Yollansın ki Anadolu'dan gelen topçular buranın bir ağırlığı olduğunu bilsinler, ona göre yaşasınlar playstation'da araba yarışı yaptığını sanmasınlar kendi arabalarının içinde...
Yollansın ki buraya daha gelmemiş topçular bu camiada nelerin normal nelerin anormal olduğunu bilsinler ona göre gelsinler, öyle gelsinler ki ; bu hastalık bünyelerine sıçramasın...
Yollansın, o kelle alınsın ki ; buraya gelecek yabancı topçularda neyi yapmaması gerektiğini bilsinler!
Biz sadece camianın adını kirletenlere , kötü örnek olanlara salladık ama yazının başlığı ve girişi farklı değil mi?
Onun içinde yazarız bir yazı efendim.
İlk önce bilmemkaç senedir burada olan ve her büyük maça ölümüne çıkıp küçük maçlarda yapabileceklerini yapmayanları yazarız. Mücadele etmeyenleri , istemeyenleri...
Kabul kötü top oynarsın ancak kötü mücadele edemezsin değil mi?
Varlığı artık zarar verenleri yazarız. Her gelen forvete hendek olanlarını... Takımın en ağır topu ile girdiği ilişki neticesinde kimi zaman 11 oynayan kimi zaman o ağır top üzerinden '' ülkenin en iyi forveti'' ilan edilen ama ne hikmetse hiç bir hoca tarafından yeterli bulunmayan ama dediğimiz gibi gelen forvetlere yol yapanları yazarız.
Bu '' maç seçme '' alışkanlığının yer ettiği bedenleri bir bir yazarız. Sağdaki panelde göreceğiniz şekilde bizim efsanemiz olsalar da...
Zira dediğimiz gibi bu Fenerbahçe meselesidir, şahısların değil.
Değil Daum, Mourinho' yu getirsen oyuncu Galatasaray maçındaki isteğininin çeyreğini diğer maçlara yansıtmıyorsa ve bunu bilmemkaç senedir yapıyorsa ancak köylü der evine yollarsın geleni...
Bir ihtimal bu takım şampiyon olacaktır, bu kelleler zamanında alınırsa yine bir ihtimal ki diğerlerine ders olacaktır.
Ama yetmez!
Hastalıklı bünyelerden kurtulmadan gelen şampiyonluğun kıymeti yoktur. Gidenin de zararı...
Sene başı yapılan eğlencelerin Koch'un motivasyon konuşmalarının etkisi kalmadığı belli. Futbolcular yemiyorlar artık, özlerine döndüler.
Oysa ne de güzel umut dağıtıyorduk burada...
Geçen sene büyük maçları kazanan küçük maçlarda ayağını topa uzatmaktan aciz topçuların değildi suç , gözümüz boyanmıştı çünkü... Suçlu bulacağız ya o Aragones'ti, yurtdışına çıkmamıştı hatta köylüydü ! Sert mizaçlıydı , dilimizden derdimizden anlamıyordu.
Ama bu sene Daum gelmişti, takım geçen senenin enkazına rağmen ( ! ) ayağa kalkmıştı. Türk insanını ve bu topçuları çok iyi tanıyan Daum herkesin suyuna gidiyordu...
Ama vaziyet şunu gösteriyor ki ; yetmedi !

Yanlış anlaşılmasın bu Daum meselesi değildir.
Hocalığı , tercihleri tartışılır ancak bu olay onun meselesi değildir , bu Fenerbahçe'nin meselesidir.
Hastalık bünyeleri etkisi altına almıştır ve sanırım o hasta bünyeler Samandıra'dan dışarıya çıkmadan bu hastalık nihayet bulmayacak...

Açıklaması var mıdır Twente maçında ki oyunu oynayan topçuların Eskişehir ve Kasımpaşa maçındaki ruhsuzluklarının ? Peki geçen sene gördüğümüz tablo ile bağlantısı var mıdır?
Dibine kadar !
Evet Twente maçında sahada fırtına estirmedi Fenerbahçe. Ama istedi , istiyordu ; gol atsa da atmasa da taraftarı mutlu oluyordu.
Disiplinsizlik almış başını gitmiş.
Topçuların kimisi araba yarışları yapıyorlar ölüme meydan okuyorlar, kimisi sevgilisi ile tartışıp (?!) kolunu kesiyor, kimisi başka bir alemde...

Sahaya yansıması ?
Vurdumduymazlık.Ve maç seçen Fenerbahçe...
Kazım'ı yeterince savunduk.
Andre'nin performansını hiç yeterli bulmasak da bir ümit dedik. Belki Avrupa futboluna uyum sağlama sürecini yaşıyordur...
Önder'den ise beklemezdik.
Ancak beklesek te beklemesek te neşter şart artık. Bu hocanın değil başkanın değil, Fenerbahçe'nin olayıdır artık.
Bu neşteri vuramayanlar , kelle alamayanlar kendi kellesini vereceklerdir.
Yatarak parasını tıkırında almasına rağmen her gün farklı konuşan Carlos'u , kendisini Van Basten sanan Guiza'yı , gecelerin adamı Kazım'ı , trip güzeli Önder'i bir yollamak gerek ilk etapta...
Yollansın ki topçular anlasınlar tahtın tehlikede olduğunu...
Yollansın ki Anadolu'dan gelen topçular buranın bir ağırlığı olduğunu bilsinler, ona göre yaşasınlar playstation'da araba yarışı yaptığını sanmasınlar kendi arabalarının içinde...
Yollansın ki buraya daha gelmemiş topçular bu camiada nelerin normal nelerin anormal olduğunu bilsinler ona göre gelsinler, öyle gelsinler ki ; bu hastalık bünyelerine sıçramasın...
Yollansın, o kelle alınsın ki ; buraya gelecek yabancı topçularda neyi yapmaması gerektiğini bilsinler!
Biz sadece camianın adını kirletenlere , kötü örnek olanlara salladık ama yazının başlığı ve girişi farklı değil mi?
Onun içinde yazarız bir yazı efendim.
İlk önce bilmemkaç senedir burada olan ve her büyük maça ölümüne çıkıp küçük maçlarda yapabileceklerini yapmayanları yazarız. Mücadele etmeyenleri , istemeyenleri...
Kabul kötü top oynarsın ancak kötü mücadele edemezsin değil mi?
Varlığı artık zarar verenleri yazarız. Her gelen forvete hendek olanlarını... Takımın en ağır topu ile girdiği ilişki neticesinde kimi zaman 11 oynayan kimi zaman o ağır top üzerinden '' ülkenin en iyi forveti'' ilan edilen ama ne hikmetse hiç bir hoca tarafından yeterli bulunmayan ama dediğimiz gibi gelen forvetlere yol yapanları yazarız.

Bu '' maç seçme '' alışkanlığının yer ettiği bedenleri bir bir yazarız. Sağdaki panelde göreceğiniz şekilde bizim efsanemiz olsalar da...
Zira dediğimiz gibi bu Fenerbahçe meselesidir, şahısların değil.
Değil Daum, Mourinho' yu getirsen oyuncu Galatasaray maçındaki isteğininin çeyreğini diğer maçlara yansıtmıyorsa ve bunu bilmemkaç senedir yapıyorsa ancak köylü der evine yollarsın geleni...
Bir ihtimal bu takım şampiyon olacaktır, bu kelleler zamanında alınırsa yine bir ihtimal ki diğerlerine ders olacaktır.
Ama yetmez!
Hastalıklı bünyelerden kurtulmadan gelen şampiyonluğun kıymeti yoktur. Gidenin de zararı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



