Emre Belözoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Belözoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2015 Pazartesi

2015-2016 Sezonuna Girerken Fenerbahçe

En son yazıyı 2 sene önce yazmışız. Araya önce askerlik sonra İsmail Kartal girince böyle bir ara oluşuyor haliyle. Eski takipçiler bilir, ağırlıkla altyapı üzerine yazılar yazıyorduk burada. 92 yaş grubu ile başlayan, 93-96 arası takımların da takip ettiği ama üst tarafa çıkıp kalıcı olamayan tonla oyuncu yazdık. Çok sebep vardı belki ama hangileri akla çok yatıyordu acaba? Bu açıdan bakınca da yok gibi.

Yeni sezonun başlangıcında; vakit anlamında da bir uygunluk söz konusu olduğu için bir değerlendirme yapabiliriz. Zamanla yazma alışkanlığını ve blogger kimliğini tekrar oturtursak daha zengin görsel içerik de olabilir ama bu yazı özelinde dümdüz,çok fazla görselle süslenmemiş bir yazı olacağını şimdiden belirtelim de uzun ve düz yazıları okumayı sevmeyenleri uyarmış olalım.

Fenerbahçe sezona birçok transfer ve yeni bir hoca ile girdi. Başkan Aziz Yıldırım, başkanlığın ilk bölümünde çizdiği başkanlık profilinin aksine  TD'lerle en az (bazen başarılı olsa da en çok) bir sene  çalışmayı gelenek haline getirdiği için böyle de devam edeceğini söyleyebiliriz ki oturma safhasındaki bir takım, riskli bir oyun anlayışı ile de birleşince oluşabilecek olumsuz skorlarda bu geleneğin varlığı önemli. Hocaya şöyle bir bakarsak; çok farklı futbol iklimlerinde çalışmış olduğunu söyleyebiliriz. Proje takımı olan Porto'da da çalışmış, Oly gibi çok daha farklı bir camiada da. Atladığımı düşünebileceğiniz Arap macerası da benim için önemli, zira hoca için eminim epey çılgın bir deneyim olmuştur. Tüm bunların nihayetinde, kazandığı kupa sayısı ve birçok farklı futbol ikliminde çalışmasının yanında Oly&Yunanistan deneyiminin de bulunması hoca özelinde Türkiye macerasına yön verebilecek güzel kazanımlar. Benzer ülkeler ve benzer takımlar...

Hoca ile ilgili Yunan arkadaşlarım ile konuştuğumda Türkiye'de çizdiği agresif ve oyunu en önde oynamak isteyen profille taban tabana zıt bir karakterin Oly macerasını şekillendirdiğini söylediler. Doğruluğu tartışılır elbet ama hocanın geliş sürecinde  benzer haberlerde çıkmıştı. Ve akabinde oynayanan maçlar ve saha içi dizilişine baktığımda hoca ile ilgili ilk tespitimin Biliç gibi, Daum gibi ülkenin ve camianın hassas noktalarını tespit edecek zekaya sahip olduğunu söyleyebilirim. Çift forvet deneyimi yok denecek kadar az olan bir hocanın radikal şekilde çift forvet üzerine takım inşaa etmesi ve aslında bunu oynatabileceği en temel dizilişle sahaya çıkması da beni bu düşüncemde destekliyor. Hocanın vazgeçmeyecek gibi gözüktüklerinin doğruluğunu da elbet takımın puan cetvelindeki yeri belli edecek. Zira Fenerbahçe varolan stadı, takımı ile barışmış taraftarı, bol sıfırlı sözleşmeleri ve ödediği bonservis bedelleri ile bu sene şampiyonluğa mecbur. Farklı bir derecenin getirebileceği ekonomik darboğaz için Beşiktaş ve Galatasaray örneklerine bakabiliriz.

Hocaya yazının ilerleyen bölümlerinde tekrar geri dönüş yapacağım. Bu sebeple biraz da takımın yaşadığı değişimden bahsedelim, sonu elbet hocaya tekrar bağlanacaktır.Tüm Türkiye'nin malumu, camia 7-8 senedir zirve ve dibi birbirini izleyen yıllarda görmeyi başarabilen, kendine has dinamikleri olan bir camia. Zico zamanı herkesin çok beğendiği ancak bana ''komşu vilayetlerden ordu toplama''yı anımsatan bol stop-pasa dayanan, hücumda topsuz oyunun getirdiği hızlıca akan bir oyundan çok daha yerleşik bir takımı da gördük, Daum'un ilk deneyimine göre daha şuurlu ancak yine de risk almayı bilen takımını da... Aykut Kocaman'ın muhafazakar ve savunma disiplinine sadık oyununun  getirdiği şampiyonluk ve Avrupa ligi yarı finaline rağmen tribündekileri dahi uyutan takımını da gördük piyasanın sol çılgını Ersun Yanal'ın takımını da. Aradaki  Aragones,3 Temmuz ve İsmail Kartal ızdıraplarını bir kenara bıraksak dahi söz konusu  takımların tamamının en belirgin ortak özelliğının, lider oyunculardan kurulmuş ve büyük oyunları iyi oynayan; en azından istediklerini alabilen takımlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda bahsi geçen takımların ''büyük ve kazanan'' oyuncularının birçoğunun değiştiği ortamda hocanın mevcut alışkanlığı devam ettirmesi de önemli. Oturma safhasındaki bir takımı bekleyen en büyük tehlikelerden biri bu olabilir zira Fenerbahçe taraftarı hızlı reaksiyon vermeyi seven bir taraftar. Ki şuan yapılan transferlerin en önemli besini de belli ; sabır.

Yapılan transferlerin çoğu liderlik ve kazanma alışkanlığı anlamında gidenlerin yerini doldurabilecek oyuncular.Aidiyet hissinin de zamanla kazanılacağını düşünüyorum. Kurulan takımda yapılan tercihler de birçok açıdan değerlendirilebilir, örneğin kısa vadeli yapılan bir planda Emre Belözoğlu ve Egemen Korkmaz'ın ayrılıkları kritik edilebilir ve bunun kendince haklı sebepleri de vardır ancak yaşanılan değişimlerin ne sebeple yaşandığına hakim olmadığım için daha ''üstünden'' bir değerlendirme yapmam daha uygun.

Şahsen mevcut kadroya ve hocanın saha içi diziliş terciherine baktığımda satılan 37,000 kombinenin bir numaralı sebebi olan Robin Van Persie'nin ve şuan takımın en hazır ve faydalı transferi olan Joseph De Souza'nın belli bir planın transferi olduğunu düşünmüyorum.Elbette Van Persie fırsatı oluştuğunda alınır ancak arkasında kalacak isimlerden bir tanesi sözleşmesinin son senesinde olan Sow olup; halihazırda Ağustos'un sonuna gelmişken elden çıkartılmamışsa böyle düşünmem için yeterli sebep oluşuyor. Mevcut forvet rotasyonunun ve klubün harcamalarının işaret ettiği değişim Sow-Campbell(ya da benzer tarz ve yaşta) olabilir. Burada Sow'un satılmaması klubü maddi açıdan ciddi bir getiriden mahrum bırakacak, satılması ise devre arasına kadar iki forvetle idare edileceğini düşündürüyor. Joseph'e gelirsek; sosyal medyada takip ettiğim referansları Joseph'in oyununu görmeden dahi önemli bir fikir vermişti ki oyunu ve istatistiki verileri de söz konusu referansları doğruluyor. Ancak mevkisinin en  iyilerinden Mehmet Topal'ın varlığı ve mevcut saha içi görevlendirmeleri , Topal'ın yanında topa daha iyi yön verebilecek bir oyuncunun transferinin daha iyi olabileceğini hala düşündürtmüyor değil. 25 milyon euroluk bir ortasaha üçlüsünün(Topal-Joseph-Ozan) birinin yedek kalacak olması ve oynayacakların topa yeterince yön verip veremeyecekleri soru işareti. Bu da farkında olunan bir husus olsa gerek zira yapılacak ''kanat'' transferinin karakteri basına yansıdığı kadarı ile kemik kanat oyuncularından epey farklı. Tüm bu söylediklerimden alınan oyuncuları beğenmediğim anlamı çıkabilir; tekrarlamak gerekirse bahsi geçen oyuncular (ki özellikle Persie) beğeniye sunulacak oyuncular değil. Sadece farklı açılardan bakmak gerekiyor. Mesela Topal'ın bu sene bitecek sözleşmesi mi orada böyle bir operasyona gidildiğini düşündürtmüyor değil.

Yine Zico zamanında başlayan bir başka alışkanlık; yetersiz atletizm ve dribling Aykut Kocaman ile zirve yapmış, biz de oyuncu geçebilen atlet oyunculara hasret kalmıştık. Nani,Volkan,Şener transferleri sırf bu sebeple dahi benim için anlamlı. Özellikle Volkan'ın gelişinin (Volkan istediği ve kendini verdiği ölçüde)güzel bir havuz ve esneklik vereceğine inanıyorum. Fernandao'da benim için tartışmaya kapalı bir transfer.Fiyat&Fayda, Yaş, Oyun içi katma değerleri; nereden bakarsak bakalım nokta atışı.

Kjaer'i yeterince izlemediğimden, yeterliliği ve oyuncunın handikapları hakkında yorum yapmak sağlıklı değil ancak yine referansları sağlam olduğundan ve izlediğim maçlarında gördüğüm pozitif özelliklerinden dolayı umutluyum. Bu mevkiye bir transfer yapılacaktı ve kariyeri gerek oynadığı lig çeşitliliği açısından gerek tecrübesi açısından umutlu olmamız yeterli sebebi veriyor. Yalnız yanındaki oyuncu için aynı şeyleri düşünemiyorum. Burada üzerine yazdığım husus Bruno'nun oyuncu karakterinden daha çok yaşı ve sözleşmesinin son senesinde olması. Bir sene boyunca Kjaer-Bruno uyumunu yakalamayı bekleyip sonrasında yeni stoper ile Kjaer uyumunu beklemek uzun ve yorucu bir süreç ki ben bu tip değişimler yapılırken stoper değişimlerinin de uzun vadeli planlanmasını ve mümkünse ''ikili'' halinde yapılmasını mantıklı bulanlardanım. Bu bağlamda transferin son gününe özellikle atlet ve yaşı da bir transfer yapmaya daha müsait bir oyuncu bekleyeceğim. Alternatif stoper Ba hakkında da yorum yapmak için erken ama fiziksel görüntüsü vasat bir stoper oyuncusundan epey farklı. Yine de zaman gösterecek...

Tüm bu söylenenlerin ışığında hocanın işinin çok zor olduğuna inanıyorum. Gerek kadro yapmak, gerek oynamayanı kaybetmemek,gerek oyunculara uygun saha dizilişi bulmak ve gerekse bunu oturtmak uzun bir süre alacak.Zamanın hocada Fatih Terim'in son dönüşünde 4-3-3 ile başlayan ancak sonrasında 4-4-2'ye dönen takımında gözlemlenen değişiklikler gibi değişiklikler yaptırma ihtimali de çok yüksek. Bunun üzerinden hocanın esnekliğini de görmüş olacağız.

Transfer döneminin sonunda bir kez daha üzerine konuşmak üzere(kanat ve muhtemel stoper hamlelerini görmek adına) burada keselim.Sonu şampiyonluk olsun.

10 Mart 2010 Çarşamba

Arda Ne Kadar Haklı?

Yorum yapmadan Hürriyet Gazetesindeki haberi giriyorum. Chemedya adlı blogun sahibi Ahmet Ercanlar güzel bir araştırmaya imza atmış.


En çok dayağı Emre yedi

Süper Lig’de “en çok faul yapılan” futbolcu istatistiklerinde ilk sırayı, 17 maçta 52 kez sertliğe maruz kalan F.Bahçeli yıldız aldı.

FUTBOLDA dünün en çok konuşulan olayı, Galatasaray Kaptanı Arda Turan’ın Eskişehirspor maçı sonrası yaptığı açıklamalardı. Sarı kırmızılı futbolcu, rakiplerinin sert oynadığından yakınarak sürekli tekme yediğini söylüyordu. Arda’nın bu sözleri dikkatlerimizi Süper Lig’in faul istatistiklerine yöneltti.Bu soruların cevaplarını bulmak için istatistikleri açıp inceledik ve çok ilginç bilgilere ulaştık...

“Arda ne kadar haklı?”, “Rakamlar ne diyor?”

Braga 45 faulle üçüncü sırada

Öncelikle 24 haftası geride kalan Süper Lig’de en çok faul yapılan futbolcunun Emre Belözoğlu olduğu gerçeği ile karşılaştık. Fenerbahçeli yıldız, 17 karşılaşmada 52 kez kural dışı harekete maruz kalmış. İstatistikte Emre’yi takip eden oyuncu Kayserisporlu Franco Cangele oldu. Arjantinli forvet, 19 maçta 50 kez faulle karşı karşıya kaldı. Cangele’nin ardından üçüncülük koltuğunun sahibi Denizlisporlu Douglas Braga’nın. Brezilyalı orta saha oyuncusu, 45 kez rakipler tarafından sertlikle durduruldu.

Bilica’ya bile geçilmiş!

Evet, “faul yapılan futbolcular” listesinin ilk 3’ü böyle... Şimdi geldik bu istatistiğin en can alıcı bölümüne... Eskişehirspor maçından sonra sertliğe isyan eden Arda Turan, sıralamada ilk 20’de bile yok. 22 maçta 32 kez faul yapılan sarı kırmızılı futbolcu, listenin 21. sırasında yer alıyor. İşin diğer ilginç yanı, ilk 20’da Galatasaray’dan hiç futbolcu yok.Fenerbahçe’nin savunmacısı Bilica’ya bile Arda’dan daha fazla faul yapılmış: 20 maçta 33 faulle 17. sırada.

Alex 39, Keita 35. sırada.

Topla çok oynadıkları için “faul yapılanlar” listesinin üst basamaklarında yer almalarını beklediğimiz Fenerbahçeli Alex De Souza 39. sıraya yerleşirken (18 maç 26 faul), Beşiktaşlı Tello 31. (17 maçta 29 faul), Galatasaraylı Abdul Kader Keita ise 35. (18 maç 27 faul) sırada...Arda ne demişti?“Maçlarda sürekli tekme atıyorlar, kolumdan çekiyorlar. Ben de kendimi korumak istiyorum ve sinirleniyorum.”

İŞTE EN ÇOK FAUL YAPILAN OYUNCULAR

1-Emre Belözoğlu (F.Bahçe) 17 maç 52 faulMetin Rengi
2-Cangele (Kayseri) 19 maç 50 faul
3- Braga (Denizli) 21 maç 45 faul
4- Isaac (Manisa) 18 maç 43 faul
5- Serkan Balcı (Trabzon) 23 maç 40 faul
6-Volkan Şen (Bursa) 20 maç 38 faul
7-Kahe (G.Birliği) 23 maç 37 faul
8- Gökhan Süzen (İstanbul BŞB) 19 maç 37 faul
9- Alanzinho (Trabzon) 20 maç 36 faul
10- Julio Cesar (G.Antep) 22 maç 36 faul
17-Bilica (F.Bahçe) 20 maç 32 faul
21-Arda Turan (G.Saray) 22 maç 32 faul
26-Gökhan Gönül (F.Bahçe) 21 maç 30 faul
31-Rodrigo Tello (Beşiktaş) 17 maç 29 faul
33-Fabian Ernst (Beşiktaş) 20 maç 28 faul

Haberin linki için tıklayınız.

Ahmet Ercanlar'ın bloguna ulaşmak için tıklayınız.

Eline sağlık Ahmet abi.

8 Mart 2010 Pazartesi

Fenerbahçe-Antalyaspor Maçının Ardından

Maç öncesinde Fenerbahçe'nin artık maç kazanma vaktinin geldiğini düşünüyordum.Hoş, bunu en son düşündüğümde Fenerbahçe kaybetmişti... Yine de Real Madrid-Sevilla maçının ardından Fenerbahçe'li bünyelerde meydana gelen ''ezerek yenme'' tadında gibi beklentim yoktu, Real'in yeniden doğuşu; taraftarın beklediği yeniden doğuş sadece puantaja yazılacak 3 puandan ibaretti benim için. Nitekim beklediğim gibi kimin ne oynadığı belli olmayan bir mücadele sonunda Fenerbahçe sadece lazım olanı almasını bildi.

Brezilya'lı bek oyuncularının Avrupa seferlerinin başında yaşadıkları bek-açık karmaşasını yaşayan Andre'nin esas mevkisine dönmesinden bahsedelim ilk önce. Genel olarak ( son yıllarda bir değişim olsada) açık oyuncusuz oynanan Brezilya futbolunda tüm kanadı kullanan bekler ne hikmetse Avrupa'da ilk önce açığa devşirilmek istenir ki son örneğide Andre Santos'tu bu hadisenin.Altyapıda açık mevkisinde fazlaca oynayan ve yapmadıkları ( koşular, defansa yardım) sebebiyle ziyadesiyle azar işiten birisi olarak Andre'nin açık mevkisindeki aksattıklarını fazlaca eleştirdik burda, açık için önünde çok zaman olduğunu uyumununun ise tamamen zardan ibaret olduğunu belirttik. Bunun yanında Deividvari ''uyuşuk'' yapısı bizi bek mevkisi içinde endişe vericiydi. Ancak beke geçtiğinden beri ''Ben buraya fazlayım.'' diyen bir Andre izliyorum ki daha keyifli bir yanılma yaşayamazdım. Sert, güçlü, teknik. Hız problemi olsa da fazlaları bunu yeterince kapatıyor. Hatta Andre için daha keskin bir kelam etmek gerekirse bence oynayamayacağı takım sayısı çok az. Buram buram kalite...

Açık performansı umutsuzluğa sevkeden Andre'den bek performansı fazlası için umut veren Gökhan'a geçelim. Bildiğimiz formundan uzak olmasının açık performansını etkilediği savunulabilecek olsa da kimi oyuncular(Gökhan,Andre) geriden gelerek etkili olabiliyorlar.Formu istenilen seviyede değil Gökhan'ın da ancak bir kıpırdanma var.Yine de en kısa sürede kıpırdanmadan fazlasını vermeli.Çünkü şu sakat dönemde ona fazlasıyla ihtiyaç var.

Cristian'ın son dönemde aksattığı görevlerin bir kısmına dikkat etmesi ve Lugano'nun dönüşü savunma anlamında daha iyi seviyeye getirmiş Fenerbahçe'yi. Uzun süren sakatlıktan dönen Deivid'in şuanlık tatmin edici performansının daha iyi seviyeye geleceği düşünülürse imkansızlıklara rağmen umut ışığı sönmüyor. Belkide tüm yazılanlar bir hikayedir, bilemiyorum. Belki de Emre izin vermiyordur ışığın sönmesine... Yüreğiyle, kalitesiyle,karakteriyle.Tahminim şudur ki , meşhur şanssız sakatlıklarını yaşamasa muhtemelen ''Büyük takımlarda topçumuz yok'' geyiğini ağızlara aldırmazdı Emre.
http://www.ajansspor.com/resim/yalcin_emre_tartisma.jpg
Antalyaspor hakkında da birkaç şey söylemek isterdim ancak ne oynamaya geldiklerini anlamadan maç bitti.

Sonuç itibari ile fark yaratması gereken üç oyuncusunun(Deivid, Andre, Emre) ikisinin yarattığı fark ile Gençlerbirliği deplasmanına üstündeki kara bulutları bir nebze olsa da dağıtarak gidiyor Fenerbahçe.Zor bir deplasman ancak;

Emre varsa umut vardır,
Fenerbahçe varsa umut vardır.

23 Şubat 2010 Salı

Fenerbahçe-Bursaspor Maçının Ardından

Kimi zaman hiçbirşey yazasınız gelmez, kelimeler tıkanır boğazınızda ve hiçbirşey yazamazsınız. Bugüne kadar Fenerbahçe mağlubiyetlerinin maç yazısını yazmamamın sebebi özel hayatımdaki sıkışıklıklar ve bundan dolayı meydana gelen vakit darlığı olsa da bu sefer gerçekten yazasım gelmiyor. Ama yine de yazılacak çok şey olduğundan yazmaktan alıkoyamıyorum kendimi bir yandan...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursamac446.jpg
Burada hep karalamıştık '' Kimi galibiyetlerin taktiği tekniği yoktur, tabelada galibiyetin yazması herşeyin önündedir.'' diye. İşte bu mağlubiyetinde direkt böyle bir anlamı olmasa da teknik ve taktik boyuttan çok daha fazla anlamı var gözümde. Kurulu bir düzene , yerleştirilmeye çalışılan bir oyun formatına darbe indirildi dün. Bursaspor değildi Fenerbahçe'nin formatını bozan malesef taraftardı. Bursaspor'un etkisi yok değil ancak en önemli sebep bu değil. Yoksa saymaya kalksak - ki önem derecesine göre üst basamakta olanları sayacağız ; Ertuğrul Sağlam'ın doğru Daum'un yanlış hamlelerini , Cristian'ın etkilerini- sene başından beri yazmadığımız uzunlukta bir post ortaya çıkar.

Oyundan başlayalım , taktikten başlayalım yinede...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa2.jpg
Tamamen Alex'in ayağına bakan bir düzende çıktı Fenerbahçe ki sakatlık belası bunun başlıca sebebidir. Alex geldiğinden beri aşağı yukarı böyle olsa da dün eksiklerin ve devre arası transfer yapmamanın faturası da ödendi Fenerbahçe futbol takımı tarafından. Ön alandaki oyuncuların teknik kapasitesini arttırmak için Andre'yi öne çekmek gibi bir hamle yapılabilinirdi ancak Daum buna gerek görmemiş sanırım ki Andre'nin sol öndeki performansını çokça eleştiren birisi olarak şu söylediğimde çaresizlikten öte birşey değil.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa3.jpg
Emre'nin ortasahayı tek başına almaya çalışıp aldığı dakikalarda Alex ayağı ile yine şiir yazdı ki bu derece erken gelen bir golden sonra Bursaspor'un demoralize olup hemen ikinci golü kalesinde göreceğini düşündüm. Beklediğim kadar kısa bir sürede gerçekleşmese de Fenerbahçe beklediğim gibi ikinci golü de buldu. Ancak Türk takımlarının en büyük sorunlarından birisi olan hücuma çıkarken top kaptırma hastalığı baş gösterince golü kalesinde görüverdi Fenerbahçe. Ozan İpek'in çok güzel ortasına doğru yerde bulunan Bursaspor'lu şık bir kafa vuruşu ile topu Fenerbahçe ağlarına gönderdi ki bu gol bile arzulu , ısırgan Fenerbahçe'nin maçı kaybetme ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmeye yetmedi.

İkinci yarı Fenerbahçe yine müthiş tempolu , müthiş arzulu başladı oyuna. Kimi zaman şans kimi zaman beceriksizlikler sebebiyle oyunu kopartacak golü bulamadı ki Cristian'ın oyun başından beri yapıp gözümün içine içine soktuğu bilinçli sert hareketlerine Lille maçındaki gibi orta saha defans bloğu arasındaki köprü vazifesini görme görevini aksatması eklenince tehlike sinyallerini almaya başladım.Son 2/3 maçtır yaptığı pas hatalarından daha ölümcül daha ciddi bir sıkıntı bu görevin Cristian tarafından aksatılması ki bir dahaki postta uzunca anlatacağımdan şimdi noktayı koyuyorum bu konuya...


Cristian'ın görevini doğru yapmamasından dolayı defans ve orta saha arasında 30 metre kadar mesafe kalması ve rakibin bu mevkiye attığı tüm topları santraforun alıp kanatlara ikram yapmasından da ciddi bir sıkıntı baş gösterdi bu dakikalarda. Daum benim Fenerbahçe kariyerinde gördüğüm en büyük hatalardan birini yaparak Guiza'yı seyircinin kucağına attı ve bilet fiyatları yüzünden küfürlerini ekran başında savuran taraftar Guiza'nın resmen ırzına geçti. Sonrası mı? Guiza ağladı , takım ağladı , maç sonunda taraftar ağladı... Ve pişkin pişkin kendisine tezahürat yaptıkları Semih'e de bastılar kalayı...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa6.jpg
Kendisini son vuruşlardaki beceriksizliğinden dolayı çokça eleştiren birisi olarak şunun üstüne basa basa söylüyorum - ki dün bu yine net bir şekilde ortaya çıktı- tempolu, dirençli ve iş bilen stoperleri olan takıma karşı Fenerbahçe'nin ilerideki oyuncusu Daniel Guiza'dır. Şöyleki Guiza varken kalesinin ancak 20 metre önüne çıkan stoperler Semih oynayınca (Bknz: Diyarbakırspor, Bursaspor) defans çizgisini nerede ise orta sahaya kuruyorlar. Bunun sebebide tabiki Semih'in günümüz futbol anlayışından uzak futbol karakteri... Biliyorlar ki Semih'e onlar ortasahada iken top atsalar dahi yetişip yakalayacaklar. Guiza kaçırsa da ise bu riski göze alamıyorlar ki almalarıda çok büyük yanlış olur zaten... '' Ya atarsa?'' Boş kaleye bile topu taca atıyor ancak ''Ya atarsa?'' Ee defans ortasahada iken oyna oynayabiliyorsan pasa üzerine kurulu oyununu... Takımda 10 metre dribling yapabilecek tek adamın Alex ve Cristian'ın defolarını kapatmakla meşgulken, kanat oyuncuların hızlı değilken kur bakalım baskı kurabiliyorsan...

Bundan daha mühim olan ve 85. dk da Bilica'nın gereksiz hareketi ile patlak veren ise Guiza'nın gözyaşlarının takım üzerine etkisi oldu. Guiza çıkana kadar orjinal mevkilerinde oynamayan oyuncularla dahi baskı kuran , oyunu domine eden Fenerbahçe taraftarın oyuna muhteşem etkisi ile(!) Guiza'nın çıktığı dakikadan itibaren bu oyun kimliğinden uzaklaştı ki Lugano'nun ıslıklardan dolayı ekşiyen suratı da bunun temsilidir zaten... Tribünde oturan bir futbolcunun suratına yansıyan üzüntünün saha içindeki oyunculara yansımamasını ben şahsen düşünemiyorum ki kim ne kadar inkar edecek olsa da o baskının kırılmasının en büyük sebebi de o ıslıkları duyan ve saha kenarında takım arkadaşlarının gözyaşlarını gören oyuncuların bozulan morali oldu. Bir de Semih Şentürk faktörünün yani stoperlerin ortasahaya kadar çıkmalarının , buradan hareketle Fenerbahçe'nin baskısını ve pas bağlantılarını kırmasının üstüne Cristian'ın mevkisinin gerektirdikleri ile uzaktan yakından ilgisi olmayan oyunu eklenince maç da gitti , Guiza'da . Sene başından beri süregelen o muhteşem özgüven ve inançta...

Türkiye'de spor kültürünün olmaması , Cristian'ın görevini aksatması gibi taraftarında aslolan görevinin farkında olmadan gereksiz işlere girmesinin etkilerini dün Fenerbahçe gördü , yarın ise Beşiktaş görecek... Belki öbürgün ise Galatasaray. Bilmem kaç maçtır bariz hakem hatalarını minimuma indirecek baskıyı kuramayan ''Büyük Fenerbahçe taraftarı''(!?) veya istemediği başkanını göndertemeyen Beşiktaş taraftarının gücünden filan kimse bahsetmesin bu dakikadan sonra bana. İnsanı stadtan , spordan soğutuyorlar.

Evet, Guiza'nın ıslıklanacağı toplumsal gerçekti bu kabulum. Ancak sezon başından beri en güzel toplarından birini oynayan Fenerbahçe'nin böylesine baskı kurduğu dakikalarda Semih'i istemek ve istek yerine gelince susmasını bilmeyip o oyuncuyu ıslıklamak kimsenin haddine değildir , ihanetinde en büyüğüdür. Hoş , biz burada bu kadar yazdık ama gelecek yorumları tahmin bile edemiyorum, çünkü Guiza çok gol kaçırıyor değil mi? Taraftar senelerdir kan ağlıyor , birazda Guiza ağlasın değil mi?

Ama bilinmesi gerekir ki dün ki sonuç sonrasında ağlaması gereken kişi herşeyi bildiğine inanıp devre arasında gerekli önlemi almayan Aziz Yıldırım ve kendisini çok beğendiğim Daum ve Guiza'yı ağlatan taraftardır.. ''Yenseniz de yenilseniz de sırılsıklam olsun o forma'' diye şarkılar söyleyen bir taraftarın o formayı en çok terletenlerden birine böyle bir ortamda, ligin bitmesine haftalar kala tepki göstermeye hakkı yoktur, varsa da zamansızdır ki bence tepkinin adresi son derece yanlıştır . Zaten bundan sonraki haftalarda ya bunu göreceğiz ya da Daum'a Türk kimliği çıkartıp ismini dahi yapacağız. Elinde sene başındaki gibi bir enkaz kaldı Daum'un , süre ise çok çok az... Bundan sonrası kendi mahareti.
http://www.bursaspor.org.tr/antrenman/2010/subat/zafer11.jpg

Bursaspor'a gelirsek...

Ligin iyi top oynayan , oyuncu kalitesi yüksek takımlarından birisi Bursaspor. Çok da başarılı bir antrenöre sahipler. Mustafa Keçeli-Bekir Ozan-Iglesias hamleleri çok doğru ve başarılı hamlelerdi gözümde. Aksayan Cristian'dan sebep yalnız kalan Emre Belözoğlu'nun üzerinde Hüseyin ve Bekir Ozan ile , aksayan ; hava hakimiyeti olmayan iki stoperin üzerine iki tane hava hakimiyeti olan forvet ile baskı kurma hamlesi takdiri haketti. Bir de ilk yarıda aksayan oyuncusunu Mustafa Keçeli ile değiştirerek ( neden Mustafa ile başlamadığı sorgulanabilir.) iki tane bek oyuncusunun olduğu kanada (Gökhan-Önder) üstünlük kurma hamleside akıl doluydu. Ertuğrul gibi antrenör ve Bursaspor gibi takımlar bu lige lazım , tebrik ediyorum kendilerini.

http://www.bursaspor.org.tr/antrenman/2010/subat/zafer23.jpg


Şimdi sırada Lille maçı var. Fenerbahçe'nin açısından elenmesi hayırlı olsa da bu maçtaki mücadele ve oyuncuların göstereceği reaksiyon çok önemli. Bu maç sonrasında bunları da yazarız...

23 Ocak 2010 Cumartesi

Denizlispor Maçının Ardından

Kötü oynayabilirsin , üstelik bu ; sahadan çok oyuncuların niteliklerinden de kaynaklanabilir ancak kötü mücadele edemezsin. Elbette dün ki futbolu oyuncu niteliklerinden çok saha ve hava koşulları belirledi ama Fenerbahçe yapması gerekeni yaptı , sahada verebileceği en iyi mücadeleyi vererek galip gelmesini bildi.


Fiziksel anlamda hala hazır duruma gelemeyen Özer' in bu sahada oyunun başından itibaren kullanılmaması doğru düşünülmüş bir hamledir benim açımdan. Zaten fizik kalitesi iyi durumda olan iki orta saha oyuncusunun yanına fiziksel olarak iyi durumdaki Vederson ve Mehmet Topuz'un eklenmesi ve çift forvet tercihi beni maçı ilk yarıda kopacakmış beklentisine soktu. Ama olmadı. Bunda Mehmet Topuz' dan beklenilen katkının alınmaması etkili oldu bence. Yazının başında dediğimiz gibi farkı mücadele belirleyecekti ki belirledi de... Ancak benim tanıdığım Mehmet bu Mehmet değil. Daha fazlasını verecek kapasitesi fazlası ile var.

Mücadele temelinde oynanan bir müsabaka olduğu için pas hataları gibi hususlar üzerinde pek durmanın pek sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Ama dün sahada açıkça görünen birşey var ki onu söylemezsek olmaz. O da Bilica ve Lugano'nun tez zamanda düzelmesi gerekliliğidir. Bu konuda çok fazla düşünmeme rağmen onların geriye gidişlerine anlam veremiyorum ama bu kendilerini toparlamaları gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Özellikle Lugano'nun...

Bekir İrtegün ve Andre Santos buralara transfer olmalarına yardımcı olan iyi performanslarına hızla yaklaşıyorlar. Daha iyi olacaklarını düşünüyorum ki özellikle Bekir'in Antep günlerine dönmesi çok sevindirici bir gelişme. Zira memlekette ve Fenerbahçe'de alternatif stoper eksikliği had safhada. Dün bek oynasa da ( ki orada da gayet başarılı idi.) gerçek mevkisi olan stoperde daha başarılı olacabileceğini düşünüyorum Bekir'in. Tabi sıra&şans gelirse...

Dün sahada iki tane fark yaratan oyuncu vardı. Bu farkın sebebi bir tanesinin yüreği diğerinin hünerli ayakları idi...

Belki ayakları Gökhan Ünal' dan daha hünerli olsa da Emre'nin yüreği idi fark yaratan , Gökhan'ın ise ayakları-varlığı... Elbette Emre bu sahada oynayabileceği en iyi futbolu oynadı , ikili mücadeleleri kazanması bir kenara ; topla dönüşleri , takımı atağa kaldırmaları fevkaladeydi. Ancak bundan daha büyük farkı yüreği ile arzusu ile takımı rakip yarısahaya taşıması ile yarattı Emre. Gökhan ise oynadığı kısa sürede ne kadar doğru transfer olduğunu birkez daha gösterdi.



Maçın hayal kırıklığı Cristian oldu gözümde. Ama onunda arada böyle performanslar vermeye hakkı var sanırım. Hakemler çok tepki almalarına rağmen maçı iyi yönettiler, kartların hepsi doğruydu. Fenerbahçe'li oyuncularda kimi kartlar saçma gelse de ; rakibi sindirmek adına , oyunu sertleştirmek adına yapmaları gerekenleri yaptılar bence. Hakemde bu pozisyonları doğru kartlarla cezalandırdı.

Bir de , Kazım ve Carlos' un ayrılıkları takıma bir ders olmuş gibiydi dün.
İki oyuncu kaybetmiş ama hırsını kazanmış Fenerbahçe ...

16 kaldı diyeceğim ama 15 (Ankaraspor) kaldı. Her maçta şu maç kadar mücadele edilsin şampiyonluk bir adım mesafede...

15 Eylül 2009 Salı

Sinir Harbi...




Fenerbahçe'nin iç saha maçlarını yerinden takip ettiğim için bu maçların yazılarını genellikle bir defa daha televizyondan izlemeden yazmamaya özen gösteriyorum. Stad televizyona göre çok daha sağlıklı analiz yapılacak bir mekan olsa da kimi zaman tribünlere dalmak suretiyle atlanılan yerler olabileceğinden kendimce böyle bir uygulamaya gidiyorum.

Bu sefer bir dış saha maçını televizyonlara yansıyan '' öfke selini'' anlayabilmek adına bir defa daha izledim. Mağlum ülke olarak bizi derinden üzen olaylar kadar konuşulmaya başladı Fenerbahçe'li oyuncuların halleri...

Olaya farklı perspektiflerden bakmak gayet mümkün buna istinaden herkesin kendine ait bir doğrusu şekillenecektir. Örnek vermek gerekirse ''X'' kişisi Bilica-Sercan kapışmasında Sercan'ın kırmızı görmesi gerektiğini, bunun verilmemesinin maçı çığırından çıkardığını , ek olarak da Alex'in olmayan faulünden atak kesildiğini üstüne sarı kart yenildiğini ve bir ''refleks'' olduğunu iddaa edecektir yapılan hareketlerin. ''Y '' kişisi ise olayların etki kısmını önemsemeyerek tepkilere not verecektir zihninde.

Madem saha içi çirkin davranışlar tartışılmakta bilinmesi gereken birkaç konunun altını çizme gereksinimi duyuyorum. Bunlar Fenerbahçe futbolcular tarafından bilinmesi gereken en önemli konulardır. İlk olarak üzerilerindeki forma çubuklu ise olayın etki kısmı yoktur,varsa da yok kabul edilir bu zihinlere yazılmalıdır. Öyle ki basının ustaca dokunuşları altında sinir tramvası geçiren ve agresifliğine agresiflik katan Emre Belözoğlu bu davranışları veya daha fazlasını üzerinde parçalı varken çokça yapmıştır. Ayhan, Baros, Sabri her maç hala yapmaktadır. Ancak ne Ayhan'ın hakemi çekmeleri ne Baros'un hakeme kan sürmeleri ne de zamanında Emre Belözoğlu'nun kat be kat aşırı hareketleri klip halinde kanallarda gösterilmemiştir- gösterilmeyecektir. Sahi parçalı demişken ne zamanlardı değil mi taca giden bir top için defanstan depara kalkan Bülent Korkmaz'ın ; her aleyhte karar için hakeme Ergün Pembe harici adam adama markaj uygulayan parçalı formalıların başarılı olduğu yıllar... Acaba Galatasaray başarılı diye mi Emre Belözoğlu o zaman kollanıyordu? Veyahut basının bu işe bakışı üzerlerdeki çubuklu-parçalı formalara göre mi şekillenmektedir?

Ben size cevap vereyim. Gayet tabi üzerindeki forma bu işe bakış açısını değiştiriyor. O zaman bu davranışlar ''ruh'' olarak addediliyordu.Evet şuan çirkeflik, pislik olarak adledilen bu davranışlar ''ruh'' adı alıyordu o zamanlar.Birşey daha söylemek gerekirse Fenerbahçe' li futbolcuların davranışlarını Beşiktaş'lı futbolcularda sergilese böyle klipler dönecektir. Bunun sebebi belki de biraz camiaların duruşudur ne dersiniz, belki Beşiktaş ve Fenerbahçe camialarının ve söz konusu takımların futbolcularının genel itibari ile duruşları şuan bu davranışların ''çirkeflik'' olarak nitelenmesine sebep oluyordur.Ruh değil bunlar ...Sahi Hagi'nin salyaları da ruhtur değil mi ama? Ve bu salyaları dakika başı göster(mey)en kliplerde taraftsız ve ilkeli bir duruştur. 3 sene şampiyonluk sözü, Mehmet Topuz transferi ve hepsinden ötesi ''çürük adam o oynamaz'' denilen Emre Belözoğlu'nun çatır çatır topunu oynaması birilerini çok fazla rahatsız ediyor sanırım, buna ne dersiniz peki?



Neyse diyelim konunun özüne dönelim. Zira basının duruşu bellidir. Onlar bugüne kadar işlerini yapmışlardır bundan sonrada Lugano'nun alkışını montajlayıp hakem sarısından sonra ekrana getireceklerdir.Amaç ''Bak Lugano alkışladı ancak atılmadı bir dahaki maç hatalı nefes almaktan atın bunu'' dan başka birşey değildir.En kötüsü de Lugano'nun alkışı sebebiyle kart gördüğünü bildikleri halde bu yaptıklarından da utanmayacaklardır. Dediğim gibi konunun özüne dönmekte fayda var sanırım... Zira basının duruşu anlat anlat bitmiyor.

Birilerinin Fenerbahçeli futbolcuların üzerlerindekinin çubuklu olduğunu anlatmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Ve bunca yazıya rağmen bu olayı abarttıklarınında... Evet o bahsi geçen zamanlarda ve yine şuan kimi zamanlarda parçalılarda bu itiraz olayını abartmışlardır ancak çubuklularda son zamanlarda epey abartmaya başlamışlardır. En önemlisi birilerinin futbolculara Fenerbahçe efsanesi sıfatının mücadelenin yanında kabalık&kabadayılık eklemeleri ile kazanılmadığını ; mücadelenin yanında efendilikle kazanıldığını anlatması lazım.

Yukarıda sayılan örnekleri Fenerbahçe'li futbolcuların bilmemesi sizce mümkün müdür? Peki biliyorlarsa bu yapılanlar ''bile bile lades ''değil de nedir? Evet, aynen öyledir,bile bile ladestir.

Herşeyden, hepsinden ötesi kötü örnek alınmaz. Emre Belözoğlu'nun da Mehmet Topuz'un da sarı kırmızı formalar altında öğrendiklerinden ziyade verebilecekleri çok fazla şey olduğu düşüncesindeyim.

Ama soruyorsanız...

Evet,Sercan atılmalıydı.Evet olmayan korner ve olmayan faul ile 3 adet kart yenilmiştir.Ancak biliniz ki sizin bacağınız kopsa da hakeme omuz atmaya hakkınız yoktur. Evet söylediğiniz gibi maç başında Sercan'ın atılmaması sinirlerin gerilmesine sebeptir ancak her pozisyon hakemi taciz etmeye ''Küçük Emrah'' şeklinde araya almaya sebep değildir.Söylediğimiz gibi hakemin maça hakim olma metodları ne kadar hatalı ise Gökhan ve Alex'i atmaması o derece hatadır. Bakın şahsımca basının duruşu ortadadır ancak dolduruşları Deniz Çoban'a yetmemiştir bu maçlık. Deniz Çoban'ın ise yüreği yetmemiştir... Ancak bu dolduruşlar ile gelecek maçlarda alakasız pozisyonlarda 10 kişi kalacaktır Fenerbahçe. Mesela Lugano ile başlayabilir... Belki bir alkış kırmızı sebebi olur.

Hiçbir yerde ''hakem sinirleri gerdi,çok fazla kazanma hırsı olan Fenerbahçe reaksiyon verdi.'' denilmemektedir ya da verilmeyen penaltı konuşuşmamaktadır haklı olarak zira Fenerbahçe'li futbolcuların yaptığı hareketler oyunlarını da gölgemektedir aldıkları skoru da... Her yerde ''çirkef topçular '' şeklinde isimleri çıkmıştır bu da dediğimiz gibi alışılmamış bir durum söz konusu olduğundan söylense gerek...

Evet Fenerbahçe'li futbolcular haklı da olsanız haksız da olsanız hedef sizsiniz . Böyle devam ederseniz yarın hepiniz Emre olup atılıcaksınız.Bu sebeple bu işe bir çözüm bulunmalıdır. Hemde acilen...

Yakışmamaktadır.Herşeyden önemli olan hususda şudur; biliniz ki şampiyon olmak mümkündür ancak Fenerbahçe olmak imkansızdır .

14 Eylül 2009 Pazartesi

Bursaspor Maçının Ardından...


Milli takımımızdan beklediğimiz sonucu alamamanın üzüntüsünü 12 Dev Adam’ın galibiyetleri ile unutmaya çalıştığımız bir ‘’Milli Maç’’ haftasını geride bıraktık. Bu haftanın dönüşü her zaman çok tehlikeli olmuştur Fenerbahçe için. Bir de üstüne takımın önemli taşlarından Andre Santos’un uzun bir yolculuğun ardından yorgun dönme ihtimali ve maçın hakeminin ismi zihinleri bulandırıyordu… Nitekim zor bir maç oldu . Maç analizi de buradadır.

Unutmadan... Deniz Çoban'a selam olsun !



4 Eylül 2009 Cuma

Kuyruk Acısı


Biliyorum hala sindiremeyenler var çubukluyu üzerine giymesini...

Biliyorum hala sindiremeyenler var ; ''çürük adam o alsanız ne olur''geyiğinin altında acı yaşayan bünyelerde,Fenerbahçe'nin en istikrarlı ve hemen hemen en fazla maç oynayan futbolcusu olmasının daha bir fazla etki yarattığını daha bir fazla acıttığını...

Biliyorum senelerdir böyle bir başlangıç yapamayan Fenerbahçe'den korkulduğunu.Ve bu başlangıcın baş mimarlarına vurup onu durdurma isteğinizi.(Bknz:Kazım,Emre,Lugano)

Biliyorum ne yalan söyleyeyim Emre'nin de yanlış yaptığını.Ancak aynı hareketleri hatta daha beterlerini yapan Hagi'nin yöneticileri tarafından kollandığı ''özür dilenmeli '' denildiği ortamı da biliyorum.Köşe yazarlarının ''Hagi'yi yıldırmak'' başlıklı yazılarını da hatırlıyorum.Hagi hakeme tükürürken söylenen şeydir;''Hagi'yi yıldırmak'',yanlış olmasın.Biliyorum Fatih Terim'in Selçuk Şahin'e Cabanas'ın ayağını kır işaretini.Ne hikmetse Emre'nin futbol ve nefret tohumlarını atan bu insanlar suçsuzken bu ülkede Emre'nin neredeyse vatan haini ilan edilmesini de biliyorum,Fatih Terimlere ,Hagilere tek birşey söylenmez hatta medya tarafından kollanırken Emre'ye klipler çevrildiğini de biliyorum.

Eyvallah hepsini biliyoruz, anlıyoruz.Hepsine tamam da...

Yukarıda ki başlığı neden atarlar anlamıyorum.Buradan selamlarımı yolluyorum zira bu başlığı atanın 1 aya kadar yatacak yeri kalmayacaktır.
Related Posts with Thumbnails