Kimi zaman hiçbirşey yazasınız gelmez, kelimeler tıkanır boğazınızda ve hiçbirşey yazamazsınız. Bugüne kadar Fenerbahçe mağlubiyetlerinin maç yazısını yazmamamın sebebi özel hayatımdaki sıkışıklıklar ve bundan dolayı meydana gelen vakit darlığı olsa da bu sefer gerçekten yazasım gelmiyor. Ama yine de yazılacak çok şey olduğundan yazmaktan alıkoyamıyorum kendimi bir yandan... Burada hep karalamıştık '' Kimi galibiyetlerin taktiği tekniği yoktur, tabelada galibiyetin yazması herşeyin önündedir.'' diye. İşte bu mağlubiyetinde direkt böyle bir anlamı olmasa da teknik ve taktik boyuttan çok daha fazla anlamı var gözümde. Kurulu bir düzene , yerleştirilmeye çalışılan bir oyun formatına darbe indirildi dün. Bursaspor değildi Fenerbahçe'nin formatını bozan malesef taraftardı. Bursaspor'un etkisi yok değil ancak en önemli sebep bu değil. Yoksa saymaya kalksak - ki önem derecesine göre üst basamakta olanları sayacağız ; Ertuğrul Sağlam'ın doğru Daum'un yanlış hamlelerini , Cristian'ın etkilerini- sene başından beri yazmadığımız uzunlukta bir post ortaya çıkar.
Oyundan başlayalım , taktikten başlayalım yinede... Tamamen Alex'in ayağına bakan bir düzende çıktı Fenerbahçe ki sakatlık belası bunun başlıca sebebidir. Alex geldiğinden beri aşağı yukarı böyle olsa da dün eksiklerin ve devre arası transfer yapmamanın faturası da ödendi Fenerbahçe futbol takımı tarafından. Ön alandaki oyuncuların teknik kapasitesini arttırmak için Andre'yi öne çekmek gibi bir hamle yapılabilinirdi ancak Daum buna gerek görmemiş sanırım ki Andre'nin sol öndeki performansını çokça eleştiren birisi olarak şu söylediğimde çaresizlikten öte birşey değil. Emre'nin ortasahayı tek başına almaya çalışıp aldığı dakikalarda Alex ayağı ile yine şiir yazdı ki bu derece erken gelen bir golden sonra Bursaspor'un demoralize olup hemen ikinci golü kalesinde göreceğini düşündüm. Beklediğim kadar kısa bir sürede gerçekleşmese de Fenerbahçe beklediğim gibi ikinci golü de buldu. Ancak Türk takımlarının en büyük sorunlarından birisi olan hücuma çıkarken top kaptırma hastalığı baş gösterince golü kalesinde görüverdi Fenerbahçe. Ozan İpek'in çok güzel ortasına doğru yerde bulunan Bursaspor'lu şık bir kafa vuruşu ile topu Fenerbahçe ağlarına gönderdi ki bu gol bile arzulu , ısırgan Fenerbahçe'nin maçı kaybetme ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmeye yetmedi.
İkinci yarı Fenerbahçe yine müthiş tempolu , müthiş arzulu başladı oyuna. Kimi zaman şans kimi zaman beceriksizlikler sebebiyle oyunu kopartacak golü bulamadı ki Cristian'ın oyun başından beri yapıp gözümün içine içine soktuğu bilinçli sert hareketlerine Lille maçındaki gibi orta saha defans bloğu arasındaki köprü vazifesini görme görevini aksatması eklenince tehlike sinyallerini almaya başladım.Son 2/3 maçtır yaptığı pas hatalarından daha ölümcül daha ciddi bir sıkıntı bu görevin Cristian tarafından aksatılması ki bir dahaki postta uzunca anlatacağımdan şimdi noktayı koyuyorum bu konuya...
Cristian'ın görevini doğru yapmamasından dolayı defans ve orta saha arasında 30 metre kadar mesafe kalması ve rakibin bu mevkiye attığı tüm topları santraforun alıp kanatlara ikram yapmasından da ciddi bir sıkıntı baş gösterdi bu dakikalarda. Daum benim Fenerbahçe kariyerinde gördüğüm en büyük hatalardan birini yaparak Guiza'yı seyircinin kucağına attı ve bilet fiyatları yüzünden küfürlerini ekran başında savuran taraftar Guiza'nın resmen ırzına geçti. Sonrası mı? Guiza ağladı , takım ağladı , maç sonunda taraftar ağladı... Ve pişkin pişkin kendisine tezahürat yaptıkları Semih'e de bastılar kalayı... Kendisini son vuruşlardaki beceriksizliğinden dolayı çokça eleştiren birisi olarak şunun üstüne basa basa söylüyorum - ki dün bu yine net bir şekilde ortaya çıktı- tempolu, dirençli ve iş bilen stoperleri olan takıma karşı Fenerbahçe'nin ilerideki oyuncusu Daniel Guiza'dır. Şöyleki Guiza varken kalesinin ancak 20 metre önüne çıkan stoperler Semih oynayınca (Bknz: Diyarbakırspor, Bursaspor) defans çizgisini nerede ise orta sahaya kuruyorlar. Bunun sebebide tabiki Semih'in günümüz futbol anlayışından uzak futbol karakteri... Biliyorlar ki Semih'e onlar ortasahada iken top atsalar dahi yetişip yakalayacaklar. Guiza kaçırsa da ise bu riski göze alamıyorlar ki almalarıda çok büyük yanlış olur zaten... '' Ya atarsa?'' Boş kaleye bile topu taca atıyor ancak ''Ya atarsa?'' Ee defans ortasahada iken oyna oynayabiliyorsan pasa üzerine kurulu oyununu... Takımda 10 metre dribling yapabilecek tek adamın Alex ve Cristian'ın defolarını kapatmakla meşgulken, kanat oyuncuların hızlı değilken kur bakalım baskı kurabiliyorsan...
Bundan daha mühim olan ve 85. dk da Bilica'nın gereksiz hareketi ile patlak veren ise Guiza'nın gözyaşlarının takım üzerine etkisi oldu. Guiza çıkana kadar orjinal mevkilerinde oynamayan oyuncularla dahi baskı kuran , oyunu domine eden Fenerbahçe taraftarın oyuna muhteşem etkisi ile(!) Guiza'nın çıktığı dakikadan itibaren bu oyun kimliğinden uzaklaştı ki Lugano'nun ıslıklardan dolayı ekşiyen suratı da bunun temsilidir zaten... Tribünde oturan bir futbolcunun suratına yansıyan üzüntünün saha içindeki oyunculara yansımamasını ben şahsen düşünemiyorum ki kim ne kadar inkar edecek olsa da o baskının kırılmasının en büyük sebebi de o ıslıkları duyan ve saha kenarında takım arkadaşlarının gözyaşlarını gören oyuncuların bozulan morali oldu. Bir de Semih Şentürk faktörünün yani stoperlerin ortasahaya kadar çıkmalarının , buradan hareketle Fenerbahçe'nin baskısını ve pas bağlantılarını kırmasının üstüne Cristian'ın mevkisinin gerektirdikleri ile uzaktan yakından ilgisi olmayan oyunu eklenince maç da gitti , Guiza'da . Sene başından beri süregelen o muhteşem özgüven ve inançta...
Türkiye'de spor kültürünün olmaması , Cristian'ın görevini aksatması gibi taraftarında aslolan görevinin farkında olmadan gereksiz işlere girmesinin etkilerini dün Fenerbahçe gördü , yarın ise Beşiktaş görecek... Belki öbürgün ise Galatasaray. Bilmem kaç maçtır bariz hakem hatalarını minimuma indirecek baskıyı kuramayan ''Büyük Fenerbahçe taraftarı''(!?) veya istemediği başkanını göndertemeyen Beşiktaş taraftarının gücünden filan kimse bahsetmesin bu dakikadan sonra bana. İnsanı stadtan , spordan soğutuyorlar.
Evet, Guiza'nın ıslıklanacağı toplumsal gerçekti bu kabulum. Ancak sezon başından beri en güzel toplarından birini oynayan Fenerbahçe'nin böylesine baskı kurduğu dakikalarda Semih'i istemek ve istek yerine gelince susmasını bilmeyip o oyuncuyu ıslıklamak kimsenin haddine değildir , ihanetinde en büyüğüdür. Hoş , biz burada bu kadar yazdık ama gelecek yorumları tahmin bile edemiyorum, çünkü Guiza çok gol kaçırıyor değil mi? Taraftar senelerdir kan ağlıyor , birazda Guiza ağlasın değil mi?
Ama bilinmesi gerekir ki dün ki sonuç sonrasında ağlaması gereken kişi herşeyi bildiğine inanıp devre arasında gerekli önlemi almayan Aziz Yıldırım ve kendisini çok beğendiğim Daum ve Guiza'yı ağlatan taraftardır.. ''Yenseniz de yenilseniz de sırılsıklam olsun o forma'' diye şarkılar söyleyen bir taraftarın o formayı en çok terletenlerden birine böyle bir ortamda, ligin bitmesine haftalar kala tepki göstermeye hakkı yoktur, varsa da zamansızdır ki bence tepkinin adresi son derece yanlıştır . Zaten bundan sonraki haftalarda ya bunu göreceğiz ya da Daum'a Türk kimliği çıkartıp ismini dahi yapacağız. Elinde sene başındaki gibi bir enkaz kaldı Daum'un , süre ise çok çok az... Bundan sonrası kendi mahareti.
Bursaspor'a gelirsek...
Ligin iyi top oynayan , oyuncu kalitesi yüksek takımlarından birisi Bursaspor. Çok da başarılı bir antrenöre sahipler. Mustafa Keçeli-Bekir Ozan-Iglesias hamleleri çok doğru ve başarılı hamlelerdi gözümde. Aksayan Cristian'dan sebep yalnız kalan Emre Belözoğlu'nun üzerinde Hüseyin ve Bekir Ozan ile , aksayan ; hava hakimiyeti olmayan iki stoperin üzerine iki tane hava hakimiyeti olan forvet ile baskı kurma hamlesi takdiri haketti. Bir de ilk yarıda aksayan oyuncusunu Mustafa Keçeli ile değiştirerek ( neden Mustafa ile başlamadığı sorgulanabilir.) iki tane bek oyuncusunun olduğu kanada (Gökhan-Önder) üstünlük kurma hamleside akıl doluydu. Ertuğrul gibi antrenör ve Bursaspor gibi takımlar bu lige lazım , tebrik ediyorum kendilerini.
Şimdi sırada Lille maçı var. Fenerbahçe'nin açısından elenmesi hayırlı olsa da bu maçtaki mücadele ve oyuncuların göstereceği reaksiyon çok önemli. Bu maç sonrasında bunları da yazarız...
Yoldan 100 kişi çevirip şu maçın skorunu sorsanız tahminimce en fazla 1 kişi bu maçta Diyarbakırspor'a beraberlik şansı tanırdı. Ama Fenrbahçe beraberliği dahi uzatmalarda kurtardı. Futbol bundan sebep bu kadar güzel...
Fiziksel olarak kendini toparlayan Semih Şentürk ve kendini Fenerbahçe taraftarına kabul ettirmek için her maç korkunç bir efor sarfeden Mehmet Topuz'un maçı olacağını düşündüğüm bu müsabaka beklentilerimi hemen hemen hiçbir açıdan karşılayamadı. Orta saha ve Alex ile pas bağlantıları kopan Semih maç genelinde sahada yok gibiydi. Mehmet ise ona buradan yönelttiğimiz eleştirileri haklı çıkartan bir oyun ortaya koydu yine... Fenerbahçe'ye ne verdiği belli olmayan oyuncuların başında geliyor mevcut kadroda. Mücadele ve hırs... Ötesini henüz göremedik ki Mehmet çok daha fazlasını verebilecek bir oyuncu.
Tabi 3/4 maçtır durgun olan Alex'ten bahsetmezsek olmaz , adam kayırmış oluruz. Nedenini bilmiyorum ama birkaç maçtır isteksiz gibi Alex. Takım olarak form tutulan maçlarda hep Alex'in bu ortama ayak uydurduğu taktirde takımın bir kademe daha ileri gideceğini düşünmüştüm , hala beklemedeyiz.
Diyarbakırspor'un klasik Ziya Doğan takımı kimliğine büründüğünü söylemek zor değil. Sertliği ile rakibi yıldırmaya çalışan ve mümkün mertebe topun arkasına geçmeye çalışan bir takım. Kimse aksini beklemiyor , bundan sonra her takım Diyarbakır olacak. Ama Diyarbakır bir farklı , ben bu lige Denizli ile beraber yakıştıramıyorum Diyarbakırspor'u. İstanbul Büyükşehir'den tutun Kasımpaşa'ya kadar kısıtlı imkanlarına rağmen belirli bir oyun mantığı içinde hareket eden takımların olduğu yerde fazla zevksiz geliyor oynadıkları futbol.
Senelerdir ülkemizde top koşturan Ayman hayatının golünü attı tebrik etmek gerek. Ancak o gol çıkar mıydı hala kafamı kurcalamıyor değil...Volkan Tazameta'nın ayağından aldığı topu kalesinde görseydi böyle düşünmezdim mesela.
Cristian ve Andre tribündeki homurtuların aksine faydalı oynadılar. Bilica tribünden alkış alsada yerini fazla kaybediyor , bu kadar yürek fazla gibi. He kendisini beğeniyor muyum ; ''evet çok beğeniyorum'' dahi diyebilirim ama daha dengeli ve kontrollü olmalı bence. Top ayağına gelsin ve o da çalım atsın diye bekleyen mahalle arasında top oynayan çocuklar gibi...Yalnız mevzu yanlış anlaşılmasın ; topla arasının bu derece iyi olması değil eleştirilen... Eleştirilen nokta Bilica'nın yerini fazlaca kaybetmesi ve bunun sonucunda Lugano'nun çok zor durumları düşmesi. Sene başında Özer için çıkartılan isyanlar duralı çok oldu artık tribünde yeni moda Özer'in dışarı alınmasını söylemek oldu. Böyle bir ülkede yaşıyoruz, malesef diyecek birşey yok bu konuda daha fazla. Ancak ben Özer Hurmacı'nın takıma farklılık kattığını savunuyorum oynadığı bölge ve oyun karakteri itibari ile top kaybı yapması çok doğal bir durum. Bu kadar fazla yapmamak şartı ile ki o da hala hazır değil zaten... Sakatlanması çok talihsiz gelişme.
İkinci yarı ne gibi değişiklikler yapılabileceğini devre arasında fazlaca düşünen birisi olarak merakla Daum'un hamlelerini bekledim. Bana göre alanı iyi daraltıp ortasaha ve forvet arasında bağı kopartan bir takım karşısında oyuna forvet almak hatadır , 20 forvetin olsa dahi sonuç vermez.Ancak bu bazen sonuç verebiliyor , Daum belki buna , belki hislerine , belkide ne olduğunu tahmin edemeyeceğimiz bir olguya dayanarak bu hamleyi yaptı ama başarısız oldu . Buradan hareketle hamlenin yanlışlığı çokça eleştirilecektir; futbolda doğruları %99 oranında sonuca göre oluşan bir spor dalı değil midir zaten?
En azından ülkemizde diyelim tekrardan...
Hakeme girmeyeceğim , Sivasspor maçında işaret ettiklerimiz başa geldi ve bu dakikadan sonra ağlamanın bence lüzumu yok. Doğru zamanda doğru açıklamalar yapılsa idi bu iş böyle olmazdı , penaltıda verilirdi ''en az 5 dk '' denilmesine rağmen daha az oynatılmazdı uzatmalar...Üstüne üstlük oyun uzatmalarda uzun süre durmasına rağmen böyle oldu ki tebrik etmek gerek hakemi üstüne aldığı görevi layıkıyla yerine getirdi gibi. Puan kaybına rağmen takıma futbolundan Daum'a değişikliklerinden dolayı kızamıyorum zira 20-45 dakikaları arası ile yine 60-90 dakikaları arasında en son yine Daum zamanında gördüğüm şekilde bir baskı kurdu Fenerbahçe. Ben bu oyundan keyif almak için kombine bilet alıyorum ve dünki mücadeleden keyif aldım.
Özer ve Lugano'nun sakatlıkları ise gecenin en tatsız anlarıydı. Galatasaray'lı Jo'nun sakatlanması ile dalga geçenler , bunun bir spor olduğunun farkında varmayıp bundan keyif duyanlar dünde keyif almışlardır umarım. Ancak ben duymadım hatta çok üzüldüm diyebilirim. Bu maça yazısının bu kadar geç yazılmasının sebebide budur , kısa süreli olarak devre dışı kaldık sakatlık haberleri ile; futbol konuşma isteğimiz törpülendi kısa bir süreliğine... Uğur'a da , Jo'ya da , Lugano'ya da , Özer'e de geçmiş olsun dileklerimi ileteyim bu vesileyle...
Beklenmedik bir beraberlik aldı Fenerbahçe diyerek bağlayalım maç yazısını. Ancak başın yere eğilmesi için herhangi bir sebep yok , Fenerbahçe'nin sakatlıklara rağmen rakiplerin önündeki yerini muhafaza edecek gücü var.
Kötü oynayabilirsin , üstelik bu ; sahadan çok oyuncuların niteliklerinden de kaynaklanabilir ancak kötü mücadele edemezsin. Elbette dün ki futbolu oyuncu niteliklerinden çok saha ve hava koşulları belirledi ama Fenerbahçe yapması gerekeni yaptı , sahada verebileceği en iyi mücadeleyi vererek galip gelmesini bildi.
Fiziksel anlamda hala hazır duruma gelemeyen Özer' in bu sahada oyunun başından itibaren kullanılmaması doğru düşünülmüş bir hamledir benim açımdan. Zaten fizik kalitesi iyi durumda olan iki orta saha oyuncusunun yanına fiziksel olarak iyi durumdaki Vederson ve Mehmet Topuz'un eklenmesi ve çift forvet tercihi beni maçı ilk yarıda kopacakmış beklentisine soktu. Ama olmadı. Bunda Mehmet Topuz' dan beklenilen katkının alınmaması etkili oldu bence. Yazının başında dediğimiz gibi farkı mücadele belirleyecekti ki belirledi de... Ancak benim tanıdığım Mehmet bu Mehmet değil. Daha fazlasını verecek kapasitesi fazlası ile var.
Mücadele temelinde oynanan bir müsabaka olduğu için pas hataları gibi hususlar üzerinde pek durmanın pek sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Ama dün sahada açıkça görünen birşey var ki onu söylemezsek olmaz. O da Bilica ve Lugano'nun tez zamanda düzelmesi gerekliliğidir. Bu konuda çok fazla düşünmeme rağmen onların geriye gidişlerine anlam veremiyorum ama bu kendilerini toparlamaları gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Özellikle Lugano'nun...
Bekir İrtegün ve Andre Santos buralara transfer olmalarına yardımcı olan iyi performanslarına hızla yaklaşıyorlar. Daha iyi olacaklarını düşünüyorum ki özellikle Bekir'in Antep günlerine dönmesi çok sevindirici bir gelişme. Zira memlekette ve Fenerbahçe'de alternatif stoper eksikliği had safhada. Dün bek oynasa da ( ki orada da gayet başarılı idi.) gerçek mevkisi olan stoperde daha başarılı olacabileceğini düşünüyorum Bekir'in. Tabi sıra&şans gelirse...
Dün sahada iki tane fark yaratan oyuncu vardı. Bu farkın sebebi bir tanesinin yüreği diğerinin hünerli ayakları idi...
Belki ayakları Gökhan Ünal' dan daha hünerli olsa da Emre'nin yüreği idi fark yaratan , Gökhan'ın ise ayakları-varlığı... Elbette Emre bu sahada oynayabileceği en iyi futbolu oynadı , ikili mücadeleleri kazanması bir kenara ; topla dönüşleri , takımı atağa kaldırmaları fevkaladeydi. Ancak bundan daha büyük farkı yüreği ile arzusu ile takımı rakip yarısahaya taşıması ile yarattı Emre. Gökhan ise oynadığı kısa sürede ne kadar doğru transfer olduğunu birkez daha gösterdi.
Maçın hayal kırıklığı Cristian oldu gözümde. Ama onunda arada böyle performanslar vermeye hakkı var sanırım. Hakemler çok tepki almalarına rağmen maçı iyi yönettiler, kartların hepsi doğruydu. Fenerbahçe'li oyuncularda kimi kartlar saçma gelse de ; rakibi sindirmek adına , oyunu sertleştirmek adına yapmaları gerekenleri yaptılar bence. Hakemde bu pozisyonları doğru kartlarla cezalandırdı.
Bir de , Kazım ve Carlos' un ayrılıkları takıma bir ders olmuş gibiydi dün. İki oyuncu kaybetmiş ama hırsını kazanmış Fenerbahçe ...
16 kaldı diyeceğim ama 15 (Ankaraspor) kaldı. Her maçta şu maç kadar mücadele edilsin şampiyonluk bir adım mesafede...
Geçen hafta bu haftaya yönelik iyi dileklerimle nihayet vermiştim yazıma. Açıkça dile getiremesemde böyle bir diriliş bekliyordum içten içe.Ancak bu kadar keyifli bir maç dabeklemiyordum. Maça hemen hemen herkesin kafasındaki 11 ile başladı Fenerbahçe. Oyunu tutmayı amaçlayarak maça Vederson ile de başlanabilinirdi ancak son haftalarda kendini iyice göstermeye başlayan Özer'i tercih etti Daum. Bu da basında Özer üzerinden kriz yaratmak isteyenlerin ve yine Daum'u korkaklıkla suçlayanların düşünmesi gereken bir husustur gözümde. Özer fiziksel anlamda tam hazır olmasa da takıma bireysel yetenekten çok daha fazlasını katıyor. Attığı derin toplarla ileride oynayan oyuncular normalden çok daha fazla pozisyona giriyor ki bu da takımın Alex'e bağlılığını azaltan bir olaydır. Yine Fenerbahçe'nin çok çeşit hücum yapmasını sağlayan pozitif bir katkıdır. Hazır olduğunda çok daha iyi olacak Özer Hurmacı. Hızlı başlayan mücadele erken goller olabilirdi. Ancak buna Guiza ve Trabzonspor atağını kesen yardımcı hakem izin vermedi. Çok düşük yüzdeyle gol atan ve her hafta buralarda eleştirdiğimiz Guiza'nın iki haftadır takımı galibiyete taşıması düşündürücü. Yine Semih Şentürk'ün 90 dakika oynadığında dahi giremediği pozisyon sayısına 20 dakika içinde girmesi ayrıca düşünülecek başka bir olay. Devre arasında fizik yükleme yaparak bu devrede attığından çok daha fazlasını atabilir Guiza. Zira ikinci yarının ortalarından sonra düşme potasında olacak takımlarda kapanamayacak Fenerbahçe'ye karşı ki bu da tam Guiza'lık maçlar izleyebileceğimiz anlamına gelir. Trabzonspor oyunun belirli bölümlerinde Cale destekli Gabriç kanadından etkili oldu. Ben bu maç Gabriç'i çok beğendim, düz ve çok faydalı oynuyor. Şenol Güneş'in onu oyundan alması yanlıştır gözümde. Bunun yanında Colman'ı da kenara alarak oyuna müdahale anlamında sınıfta kaldı bugün bence. Karşı cephede ise Daum'un oyuna bugün çok iyi müdahale ettiğini söyleyebiliriz.Zorunlu Guiza-Semih değişikliğini yapmayı düşünüyor muydu kestiremiyorum ancak şu formsuz haliyle bile Semih topun rakip yarı sahada kalmasında oldukça etkili oldu. Özer'in oyundan düştüğü dakikalarda yapılan Vederson hamlesi ve yine Emre-Deniz değişikliği çok yerindeydi. Fenerbahçe'de bugün Cristian iyi mücadele etti, faydalı futbol oynadı.Andre de Carlos'un gidişiyle geçtiği sol bek mevkisinde iyi bir performans ortaya koydu. Birkaç yanlış pas tercihi dışında Bilica ve Lugano da gayet etkiliydiler ancak maçın adamı yine Alex'tir gözümde. Oyunu soğutmaları, futbol aklı bir yana Guiza'ya yaptığı asist ayakta alkışlanacak cinstendi. Böyle bir zamanlama ve sıçrama kabiliyeti çoğu forvet oyuncusunda yok. O topu ligin havadan en etkili olan ikililerinden Song-Egemen arasında iken indirmesi olayın özetidir zaten... Galibiyet kadar anlamlı ve güzel birşey daha vardı bugün sahada. O da Guiza'nın attığı golden sonra takım halinde yaşanan coşku ve kenetlenmeydi. Guiza'nın attığı o golden sonra Semih Şentürk'ün yanına gitmeside bir başka güzellikti. Ve burada Semih Şentürk'e belkide haketmediği ithamlarda bulunan bizlere bir cevaptı. Özür dilerim Semih Şentürk, ayağınıza;yüreğinize sağlık çocuklar...
İlk yarı lider bitirildi bu galibiyetle. Darısı lig sonuna diyelim.
Maç öncesi yapılan iddaalı açıklamalar ile doğrudan bağlantısı olan bir maç izledik Hollanda'da
Beşiktaş maçında 1 puanın iyi olacağını söylediği halde ofansif meziyetleri Vederson'a göre daha üstün olan Andre ile başlayan Fenerbahçe Daum'un kazanma olasılığını %100 olarak açıkladığı bir ortamda sahaya Vederson ile çıktı. Bu biraz düşündürücü idi ancak Daum'un kafasından geçenleri bilmek imkansız. Bizim açıklamalara binaen beklediğimiz kadrolarda çokça ters köşe yapıyor Christoph Daum.
Keyifli ve içinde çok fazla mesaj barındıran bir maç oldu. Bunlardan en göze batanı ise Fenerbahçe için Bilica'nın taşıdığı önem... Öyle ki Bilica olmadığı zaman hem Lugano aksıyor, hemde orta saha oyuncularının hücüm anlamındaki etkinlikleri düşüyor. Mevcut kadroda olmazsa olmazlardan biri oldu Bilica.
Yine bu maçta Cristian'ın ofansif olarak sorumluluk alabileceğine tanık olduk. Net pasları bir yana kanatlardan taşımaya çalıştığı toplar Fenerbahçe'nin hücum çeşitliliği için ilerleyen zamanda çok önemli hale gelebilir. Ancak bunun için Emre varken de Cristian'ın bu denli oyunun içinde olması lazım. Takıma ofansif olarak da önemli katkılar yapabilecek kapasitede bir oyuncu ki Avrupa futboluna tam olarak uyum sağladığı zaman gerçekten aranan oyuncu haline gelebilir.
Mehmet Topuz'un her maç gördüğümüz şekilde ilk yarı etkili olduğunu ikinci maç ise oyundan düştüğünü söyleyebiliriz. Probleme en basitinden fizik&kondüsyon yetersizliği diyebiliriz ancak detaylı reçete tabi ki Daum'un elindedir. Buna bir çare bulunması şart zira Mehmet'in oyundan düşmesine bağlı olarak Fenerbahçe'nin kağıt üzerindeki en sağlam yerlerinden olan sağ tarafı ciddi tehlikeler yaşıyor.
Lugano istikrarlı oyunlarına bir yenisini eklerken Alex ve Gökhan Gönül gününde değildi. Özellikle Stoch Gökhan'ı bugüne kadar kimsenin zorlamadığı kadar zorladı. Bunda Gökhan'da son haftalarda göze çarpan düşüşünde etkisi var ancak gözardı etmemek gerekirki Stoch'da epey iyi oyuncu. İlerleyen zamanlarda adını daha sık duyacağımızdan eminim ki zaten Chelsea'nin oyuncusu kendisi.
Yine rakip takımın ön libero mevkisinde görev yapan Tiote gözüme çarpan bir diğer oyuncuları oldu. Fiziksel olarak çok diri bunun yanında toplada gayet etkili. 86 doğumlu bir oyuncu olduğunu göz önünde bulundurursak çok önemli yerlere gelebileceği varsayımında bulunabiliriz.
Twente defansı oyunun özellikle ilk yarısında çok fazla yan pas yapma imkanı buldular. Fenerbahçe geri dörtlüsü ise topa Twente kadar sahip olamadılar. Bunda orta saha bloğunun rakip üzerine zamanında çıkmaması - alan daraltmaması ve yine defanstan top çıkarken sahaya çok doğru bir şekilde yayılmamasının etkili olduğunu düşünüyorum. Zira Twente defansı top çevirirken genellikle kendi yarı sahasının ortasına kadar top almaya gelen Tiote ve Brahma'ya Cristian veya Selçuk ikilisinin baskısı yoktu; bu da kolay top kullanma imkanı verdi. İkinci yarıda sanırım Daum müdahalesi ile Mehmet ve Cristian biraz öne çıkınca bu kadar rahat top çeviremedi rakip savunma.
Fenerbahçe'nin Bilica varken de çokça pozisyon vermesi düşündürücü ancak bunda Selçuk'un etkisi olduğunu düşünüyorum. İsabetsiz pasları ile birçok atağı öldürdüğü gibi rakibe hızlı çıkma şansı da tanıdı. Daha dikkatli olması gerekiyor. Yine Cristian-Semih tartışması Fenerbahçe'nin şu sıralar hiç ihtiyacı olmayan şeylerden, takımın üstünde bu kadar baskı ve eleştiri varken oyuncularının birbirlerini koruması ve birbirlerine daha hoşgörülü davranması gerektiğini düşünüyorum.
Yine de Fenerbahçe'nin bu gruptan lider çıkması, kötü skorlarına bir Avrupa maçı ile son vermesi sevindirici. Bir çiçekle bahar gelmez ancak Bilica'nın dönüşünün takıma çok fazla katkı vereceği ortada. Darısı Eskişehir maçına...
Milli takımımızdan beklediğimiz sonucu alamamanın üzüntüsünü 12 Dev Adam’ın galibiyetleri ile unutmaya çalıştığımız bir ‘’Milli Maç’’ haftasını geride bıraktık. Bu haftanın dönüşü her zaman çok tehlikeli olmuştur Fenerbahçe için. Bir de üstüne takımın önemli taşlarından Andre Santos’un uzun bir yolculuğun ardından yorgun dönme ihtimali ve maçın hakeminin ismi zihinleri bulandırıyordu… Nitekim zor bir maç oldu . Maç analizi de buradadır.
Türk futbolunun lokomotifleri ve en çok şampiyonluk yaşayan iki takımına geldi sıra.
Geçen sene ligi daha üst sırada bitirmesinden dolayı Fenerbahçe’den dalalım lafa.
Geçen sezon Fenerbahçe için bir enkaz vardı ortada.İki çıkar yolu vardı.Ya dışarıdan bakıldığında macera gibi gözükecek sistem hocaları ile yeni bir yapılanma.Ya da bu ülkeyi tanıyan hocalar ile kalınan yerden devam etme.Fenerbahçe bence doğru olanı yaptı.Tarihin çoğu kesitinde (Fenerbahçe tarihi boyunca da denilebilir aslında)müthiş sistemli bir yapıda (gerek futbol takımı, gerek idari) yönetilmeyen Fenerbahçe’nin geçen senenin kan uyuşmazlığından dolayı üzerlerinde toz olan değerli taşlarını çöpe atıp yeni taşlar değerli parçalar bulması,bunların Fenerbahçe camiasına alışması,yeni bir takım ve sistem oluşması zor gerçekleşecek bir olaydı.Uzun vadede olabilitesi tabi ki var ancak Fenerbahçe’nin ve Aziz Yıldırım’ın buna sabrı yoktu.Doğru bir analiz ile geçen seneki kötü performansın sebepleri ortaya döküldü,takımda fazlalığın %90’ı temizlendi ve modern futbolun hemen hemen her sisteminde oynayabilitesi olan oyuncular alındı.Bu oyuncuların Anadolu’nun en klas oyuncuları olduğunu belirtmekte de fayda var.
Geçen sene ki kötü performans demişken…Şampiyonlar liginde çeyrek final nasıl kimi eksiklikleri örtüp takıma çok az takviye ile yeni sezona girilmesine sebep olmuşsa geçen sene ki tablo da farklı açıdan benzer bir sonuç doğurdu bence.En azından Fenerbahçe taraftarına bakınca bu gözüme net bir şekilde çarpıyor.Öyle ki Fenerbahçe geçen sene 4. olacak kadroya sahip takım değildi.Zaten önemli maçlardaki performansı gücünün is
patı şeklinde önümüzde duruyor.Anadolu takımlarına karşı oynanan maçlardan motivasyon eksikliği Fenerbahçe’ye 0 puan olarak döndü ki bu ligde şampiyonu Anadolu Takımları belirliyor,bunu belirtmekte fayda var.Tabi ki takımda aksayan kimi bölgeler vardı,kimi oyuncular Fenerbahçe klasında değildi.Ancak yine de kadro kalitesi olarak geçen sene iyi durumdaydı Fenerbahçe.Bu sene de…
Birçok önemli transferi oldu Fenerbahçe’nin.Ancak bunlardan en önemlileri (ki birbirinden ayıramıyorum) C.Daum ve Aykut Kocamandır gözümde.Daum kazanması kaybetmesi bir yana Alman disiplinini Güney Amerika’lı oyuncularla birleştirerek farklı bir tat bırakacak bundan eminim.Herşeyi geçtim kaybetse de 90. dk da gol kaçırarak kaybedecek Fenerbahçe.Geçen seneden sonra bunu görmek taraftarı sevinçten ağlatır herhalde…
İlk olarak kadroda çürümeye yüz tutan gençler ayrıldı Fenerbahçe’den.İçlerinden ayrılması en çok acıtan da Özgür Çek oldu ancak Ankaraspor ile Fenerbahçe’nin yakınlığı göz önünde bulundurulursa bu transfere kiralık gözüyle bile bakabiliriz.Sahne Özgür’ün bundan sonra.Fenerbahçe’de en iyi ihtimal 18’e girebilirdi ki o da çok zordu.Ancak orada geleceğini kendisi belirleyecek.Ya Özer Hurmacı gibi damgasını vuracak takıma…Ya da bir dahaki transferini Antalyaspor’a yapacak.
Transferi lig bitmeden kesin gibi gözüken Bilica’ya karşılık iyi bir para ve Yasin Çakmak verildi Sivasspor’a.Bilica değerlendirmesini daha sonra yapacağız ancak Yasin hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.Yasin’in Rize performansı Bekir İrtegün’ün Gaziantep performansı kadar etkileyici olmasa da bu formanın ağırlığını kaldırabiliyordu.Şuan Bekir’in yaşadığı en temel problemi hiç çekmemişti Yasin.Belki gözü kapalı yazılmıyordu takıma ancak çıktığında belirli bir standartı vardı ve bu şaşmıyordu.Bilica’ya karşılık verilen para zaten iyiydi,+ olarak Yasin’in verilmesi hata denilebilir zira Yasin Sivas’a alışabilirse Servetvari bir transfer yapabilecek kapasiteye sahip.Servet kadar çalışma aşkı var mı yok mu onu göreceğiz.Tabi bu transferde Gaziantep-Fenerbahçe restleşmesi sonucu netleşen Bekir transferi ve Yasin’in Tahir Kıran ile
olan yakınlığı etkili oldu muhtemelen içinde olmadan bilemiyoruz.Biz sadece saha içi performansa bakarak birkaç not düşelim dedik.
Gökhan Emreciksin senenin yılan hikayesinde Mehmet Topuz karşılığında Kayserispor’a gönderildi ki bence de doğru bir iş yapıldı.Fenerbahçe Gökhan için fazla büyük bir klup maximum’u Trabzonspor olabilir Gökhan’ın.
Burak Yılmaz Es-Es ‘e kiralandı ki bu da doğru yapılan işlerden bir tanesi bence.Fiziği bu kadar müsaitken kendisinin neden Luca Toni rolüne soyundurulmadığını epey merak etmişimdir Burak’ın.Hızsa bir yere kadar var,hızlanması da iyidir.Hava topuna çıkar,güçlüdür.Elden çıkartılmaması ona verilen bir şanstır,Es Es’de kendisini ispatlarsa Guiza’nın World Cup sonrası muhtemel transferinden sonra seneye Fenerbahçe forvet rotasyonunda yer bulması muhtemeldir.
Gelen isimlere gelirsek…
Brezilya’dan futbolcu izlemek ayrı bir olay sanırım bunu belirterek konuya girmemiz lazım.Zira Alper Öcal ve birkaç arkadaşım Cristian ve Andre Santos’u överken benim indirdiğim
maç videolarında pek övülesi yanlarını bulamamıştım.Tamam Andre topla çok iyiydi ancak temposuzdu,topsuz oyunda çok iyi değildi,Avrupa futbolunda ne yapabilirdi?Cristian ise iki stoper arasında değişik bir roldeydi o maçlarda.Bir Fenerbahçe’li olarak karalar bağlamamak zordu.Aykut Kocaman ve Daum’a güvenmekten başka çare yok gibiydi.
Ancak Kadıköy’de ki tüm maçları stadtan izleyen birisi olarak Cristian’ı beğenmemek zordu.Pas yüzdesi,oyun bilgisi,Emre’yi rahatlatması takıma ‘’cuk ‘’ diye oturmasına sebep oldu.Sertlik konusunda ki eksikliklerini yavaş yavaş çözüyor.Kendisi ön liberoya bakış açımı yavaş yavaş değiştiriyor.Çok faydalı bir transfer oldu.Ancak çözülmesi gereken bir denklem var onuda Cristian&Bilica ekseninde değerlendireceğiz.
Andre ise değişik bir futbolcu.Örnek vermek gerekirse Rizespor maçında Deivid kafa golünden önce Uğur’un defans arkasına yaptığı koşuyu yapmadı bugüne kadar.Her yerde Brezilya’da oynandığı gibi sanıyor futbolu.Öyle ki Brezilya’da bek oyuncuları tüm kanadı kullanır açık kavramı yoktur,zaman zaman açığa gelen oyuncular 4/2/2/2 nin forvet arkası ikilisinden biridir.Andre’de o kanadı bekin kullanacağı yerleş
miş olsa gerek Carlos çıktığı zaman direkt içeri kaçıyor ya da defans arkasına atması gereken koşuları atmıyor.Ancak top tekniği,sırtı dönük topu alabilmesi,driblingi,şutu, ortalamanın epey üzerinde.Muhtemelen World Cup sonrası epey talibi olur.Abidal’e Maxwell’e selam olsun.
Bu iki transfer belki futbolun sadece show yönüyle ilgilenen futbolseverler için ya da futbol’u youtube ve maç özetlerinden sayanlar için Keita ve Elano transferi kadar müthiş transferler değildir.Ancak Fenerbahçe’nin son zamanlarda oturan pas üzerine kurulu takım tertibi için bulunmaz nimetler.Kaldı ki sadece bunlarla sınırlı değil takıma katkılar bu oyuncuların.Arkalarında ve yanlarında oynayan oyuncuları(Roberto Carlos ve Emre) inanılmaz rahatlatıyorlar.
Mehmet Topuz ve Özer Hurmacı gibi oynadıkları takımlar onların isimlerinden ibaret olan oyuncular alındı.Mehmet Topuz transferinin bu noktadan sonra tartışılacak mantıki bir boyutu yoktur,bu bir büyüklük savaşıdır,gövde gösterisidir ki Aziz Yıldırım bu gösteriyi fazlasıyla yaptı.Mesajı alması gereken adresler gerekli mesajı tahmin ediyorum ki almıştır,Beşiktaş bu transferi yüzüne gözüne bulaştırdığı ile kaldı.
Özer Hurmacı’ya ayrı bir paragraf açmak lazım tabi.Kendisi gördüğüm en yetenekli Türk oyuncusudur piyasada.İbrakadabra’nın Carew’e verdiği ayarın benzerini ilerleye senelerde birçok oyuncuya vermesi muhtemeldir.(Bknz:Ben Carew’in topla yaptıklarını portakalla yapıyorum.)Apayrı bir yetenek.Türk futbolunun son zamanlarda en büyük yıldızı gibi gösterilen Arda’dan bence daha yetenekli
ve komple oyuncu.Arda Turan’ın şüphesiz çok önemli meziyetleri var.Ancak Arda’nın şuan Türkiye’de bu kadar önemli yerlere gelmesinin bende ki en temel sebebi futbol aklı ve olgunluğudur.Öyle ki ortalama bir hızı ve gücü olduğu tartışıladursun Arda karşısında oynayan oyuncuları senelerdir aynı çalımlarla paçavraya çevirmektedir.Zaten kendisi de ifade etmektedir solda oynamak üzere geliştirdiği çeşitli planları vardır bunlara bağlı kalarak oynamaktadır orada.Sağda oynamasının süre alacağını belirtmiştir.Ancak Özer’in saha içinde ki her hareketi doğaçlamadır.Budur onu ayrı kılan sağ kanat sol kanat ayırt etmeksizin oynamasına imkan veren.Karşısındaki adam kim olursa olsun Özer Hurmacı’nın yapacağı birkaç numarası her zaman vardır.Ancak dediğimiz gibi Özer’in koluna şuan bir kaptanlık pazubandı verilse muhtemelen Arda gibi taşıması çok zor olacaktır.Özer sadece kriz anlarında Arda gibi insiyatif almayı becerirse futbolculuk özellikleri bakımından (Çift ayak,daha iyi bir çalım yeteneği,daha iyi bir hız) önde bulunduğu Arda’dan 1 gömlek üstün futbolcu olacaktır.Eğer ki bu söylediğimiz hususlarda sıkıntı yaşar ise Milli Takım’da Arda’yı izlemeye ve piyasada ki en iyi oyuncu olarak Arda’nın lanse edilmesine mahkumdur.Tabi ilk olarak sakatlığını tam olarak atlatmasını(Zihinsel olarak) beklemek durumundayız.Sonra da formasını alması gerekiyor.
Fenerbahçe ikili bazında (bek-açık ,göbek oyuncuları,forvet arkası-forvet)stoper ikilisi hariç çok dengeli takım.Ancak stoper ikililerinin alışma süreci için en az 1ayları vardır gözümde.Kimilerine göre bu süre daha çoktur,doğrudur da max alamazsın yeni bir ikiliden 1 ay içerisinde.Ancak ne verecekleri aşağı yukarı kestirilebilir hiç olmazsa.
Carlos-Andre ikilisi oyunun iki tarafınıda layıkıyla oynayan bir ikili ki Andre’nin Avrupa futboluna daha bir uyum sağladığı ve Carlos’un bildiğimiz performansını sergilediği zaman(Bayadır da o bildiğimiz performans yok ya,herneyse)çok daha iyi olacaktır.
Türkiye’nin Arda ile beraber Avrupa’ya gitmesi en yakın oyuncusu olan Gökhan Gönül o kanadı tek başına bile kullanacak fizik kondüsyona sahip.Ancak önünde ki Kazım Kazım ile alışılagelmişin dışında bir uyum sergiliyorlar ki Kazım’ın Daum’un gazlamaları sonucu(Bknz:Kazım ilk geldiğim gün bana defans yapmadığını söyledi ancak bu benim direktiflerim dışında savunmayada çok yardım etti defansa ettiği yardım göz yaşartacak cinsten.Geçtiğimiz senelere göre göze C.Ronaldo gelecek şekilde etkin.
İkili değerlendirmesini takım geneline yaydığımız zaman Fenerbahçe’nin pas trafiğini ve buna bağlı olarak oyun dengesini elinde tutmak isteyen bir yapıda olduğunu görüyoruz.Galatasaray gibi tüm takım hücum etmekten ziyade ‘’set hücumu’’ yapmaya çalışıyor.Bekler atakların %75 inde rakip yarısahanın ortasına kadar geliyorlar.Açık oyuncuları buna bağlı olarak forvet sayısını çoğaltıyorlar.Emre ve özellikle Alex forvetmiş gibi göbekten yüklenirken olası kontralar için Cristian biraz daha geride pozisyon alıyor.Bu Fenerbahçe’nin aklı başında hücum ettiğinin bir göstergesidir benim için.Tüm takım Allah ne verdiyse çıkmak yerine yine bireysel tercih özgürlükleri olan ancak bunu takım yararı için kullanılması için çabalanan bir yapı.Türkiye ligi için ailecek hücum edilmesi daha çok kabul gören bir husus olsa da Fenerbahçe bu işi garantiye alarak yapıyor.Sonuç itibari ile Fenerbahçe bu sene az gol yiyecektir bu dengeli yapısından.Set hücumu denilen olayda hücumda geçen seneye göre inanılmaz çoğalmasından ve yetenekli oyuncularının çokluğundan dolayı golde bulacaktır.Yedek oyuncu bağlamında da sıkıntı yaşayacağını tahmin etmiyorum zira Türkiye’nin en yetenekli oyuncularından dediğimiz Özer Hurmacı ve Mehmet Topuz için kadroda yer açmakta yaşanan güçlük bunu ispat ediyor ki bu oyuncular sakatlık problemlemlerini atlattıkları taktirde de yedek oturacaklar bir süre.
Takımın kötü olduğu noktalar var mı?Evet var.Bir kere Bilica topla çok extra özellikleri olan bir stoper olsa da havadan Edu’nun yanına yaklaşamayacak bir stoper.Keza birebir adam savunmasında da…Şimdi olaya farklı bir pencerede bakmakta fayda var.Ön liberoda Cristian değil de Selçuk tarzı çapa bir ön libero olsa Bilica’nın olumsuz özellikleri çok fazla ön plana çıkmayabilirdi.Cristian ne kadar gömülü oynamayı sevse de ileriye topla çıkışları Selçuk’la kıyas kabul etmeyecek kadar extra bir futbolcu ki topla da gerçekten yumuşak.Ancak gömülü oynasa da Bilica’nın hava zafiyetini kapatacak bir hava hakimiyeti yok Cristian’ın.Xabi Alonso tarzı pas yüzdesi çok yüksek olsa da bu olumsuz özelliğinden dolayı arkasındaki stoperin topla yumuşak olmak gibi bir extrasından ziyade çok hızlı sert bir süpürücü oynaması gerekiyor.Kaldı ki Lugano’nun da arkasını Edu’nun toparladığı gerçeği vardı Fenerbahçe’de.Lugano ne kadar birebirde tuttuğu adamı canından bezdirse de arkasına seken topları Edu gayet iyi topluyordu ki sürekli hücuma çıkan beklerde söz konusu.
Kısacası Cristian topla iyi olan bir ön libero.Bekler sürekli çıkan topla arası iyi olan bekler.Durum böyle iken arkada topla çok iyi olan bir stoperdense beklerin çıkışlarını daha kontrollü hale getirecek ,Lugano’nun birebir markaj özelliğini daha rahat yapmasını sağlayacak sert,hava toplarında etkin ve hızlı bir stoper olması Fenerbahçe için doğru seçim olacaktı.Ön libero ve beklerin topla olan ilişkileri ve oyun karakterleri(beklerin stoper devşirmesi olmaması,ön liberonun çapa olmaması)bunu bir zorunluluk haline getiriyor.Ancak dediğimiz gibi Bilica’nın Lugano ile sağlayabileceği uyum konusunda şuan sadece takım içi dinamiklere bakarak sistem analizli bir öngörüde bulunuyoruz ne vereceklerini nasıl bir ikili olacaklarını ilerleyen haftalarda daha net göreceğiz.Şuan için hava toplarında ki zafiyeti çözmeleri önceliktir bence ki Fenerbahçe’yi hiçbir zaman her gelen yan topun tehlike yarattığı bir durumda görmeyen birisi olarak bu sene ki durum oldukça göze batıyor.
Bir de Guiza problemi var takımda tabi.Kendisi gözümde ne taraftarın yarısının nefret ettiği kadar kötü ne de yarısının umut bağladığı kadar klas bir forvettir.İyi bir forvet oyuncusudur orası ayrı.Ancak futbol karakterinin Fenerbahçe ile hepsinden önemlisi Türkiye ligiyle uyuşmadığını düşünüyorum.Anelka’nın gol atamayıp Nobre gibi top süremeyen topçuların yağmur gibi gol yağdırdığı ligde bu durum çok garibime gitmiyor açıkçası.
Ancak Anelka&Nobre örneğinin dışında Guiza’yı değerlendirmek gerekirse ortaya koyduğum Fenerbahçe’ye uymuyor iddasını açmam gerekecek sanırım.Bizde gereğini yerine getirelim.
Evet bence Fenerbahçe’nin oyun yapısı ile uymayan bir futbol karakteri var.Pas yüzdesi düşük buna rağmen ilginç şekilde asist özelliği var.Ancak Fenerbahçe ondan gol atmasını bekliyor.Şimdi baktığımız zaman Guiza Fenerbahçe’nin pas organizasyonu(Bknz:Diyarbakırspor maçında ki gol) ya bozan ya da tökezleten isim.Topu saklamagibi bir özelliği olmadığı gibi attığınız top muhtemelen ya kontrol edilemiyor ya da Guiza garip şekilde topun üstünden atlamak suretiyle arkasındaki adamı kaçırdığını sanıyor ki sarkık olan stoper onu büyük ölçüde alıyor.Kısacası Guiza takım içi pas organizasyonunu Semih tarzı bir katkıda bulunamıyor.Topu sırtı dönük alıp kanada aktarma gibi bir özelliği olmadığı gibi Alex ile uyumu Semih&Alex ikilisine göre oldukça düşük.Yukarıda methettiğimiz kontrollü hücumlarını öldüren kişi olarak yerine Semih’in oynaması saha içi pas trafiğinden tutun Alex’in etkinliği hususuna kadar Fenerbahçe’ye katkı sağlayacaktır.Ancak Dünya Kupası arifesinde İspanyol takımları’nın gözde oyuncularının(Kun,Forlan,Villa) transferlerinin önümüzdeki yaz gerçekleşmesi muhtemel iken kimse Guiza’yı kesemez.Bizim burada yazdıklarımızda havada kalır…
Neyse biz ligimize neden uymadığı ile devam edelim.
Guiza tarz itibari ile defans arkasına koşu yapan ileri uç elemanı.Defans oyuncuları için başa bela bir oyuncu karakteridir bu.Ancak ligimizde defansların ceza yayı çevresine kurulmasını göz önünde bulundurursak Guiza’nın en önemli özelliğinin pasifize edildiğini görüyoruz.Üstüne bir de bu defans oyuncuları çok sert olunca fiziksel temasa gelemeyen Guiza’nın etki alanı çok kısıtlanıyor.Gerçi tüm bu saydığımız negatif taraflara rağmen Guiza birçok pozisyona girmekte ve atamamakta ki net pozisyonlarda gol yüzdesi %25 civarıdır en fazla.İşte bu noktada da onun bahsedildiği gibi çok büyük golcü oyuncu olmadığını belirtmek lazım zira Guiza maça kötü başlarsa ikinci yarı beklemeden çıkartılabilecek bir oyuncudur.Ama büyük golcüler bilirler ki her zaman gol atabilirler her zaman pozisyona girebilirler…Baktığımızda Guiza’nın geldiği zamandan beri ligde ilk golü attığı maç sayısı bir elin parmaklarını geçmediğini görüyoruz,bu da açılan defanslara karşı etkili olduğunun ispatıdır Guiza’nın.Büyük takımlara karşı Anadolu takımlarının sahaya yansıttığı oyun karakterinden ise bahsetmeye gerek yok.Hal böyle iken ikinci defa Guiza yedeğe diyebiliriz çaresizce…Guiza belki bu sene 15 gol atabilir belki daha fazlasını.Ancak bir Semih’in terse attığı kontra topları atamadığından ya da ikiye birleri,duvar olmaları çok iyi yapamadığından kanat oyuncularının ve Alex’in verimini aşağıya çekebilir bu 15 gol.Ancak Semih oynayıp 12 gol atsa da Alex ve kanat oyuncularının performanslarının %30 daha fazla artacağını öngörüyorum ki Semih kanat oyuncularını ortalarına vuracak hava etkinliğine de ön ve arka direk koşu bilgisine de sahip.
Tüm taktik ve teknik gözlemlerimdeki dengeli yapısı ve hepsinden önemlisi bu ülkeyi avcunun içi gibi bilen Daum faktörü ile %55 ile şampiyonlukta ki favorim Fenerbahçedir.
Galatasaray’a gelirsek…
Galatasaray Türkiye’nin gerçekten belirli bir sisteme sahip ekol klubü.Fenerbahçe’li olarak bunu kabul etmekte zorlanan birçok arkadaşa sahip olsam da bunu kabul etmemenin tehlikeli olduğunu düşünmekteyim.
Çok fazla konuda ekol olduğunu sistemli yapılarının olduğunu öngörsemde (altyapı organizasyonu vb.) profesyonel futbol takımı ekseninde bir örnek ile konuyu izah etmeye çalışayım.Galatasaray’ın oturmuş futbol kültürü,ekolü vardır en basitinden.Bu futbol kültürünü 6 stoperle oynayan Bülent Korkmaz ile bozsalarda hatalarından ders alıp yine kendi yapıları ile örtüşen bir teknik direktör seçimi yaptılar ki burada da Fenerbahçe’den ayrılan bir olgudan bahsetmek gerek.Rijkard şayet Fenerbahçe’ye gelse idi alışması Aragones örneğini göz önünde tutarsak aylar alacaktı muhtemelen ancak Galatasaray’ın yıllardır süregelen futbol kültürüne uygun bir antrenör olduğu için uyum sıkıntısı konusunda pek fazla zorlanmadığını görüyoruz.Baktığımız zaman beğenilmeyen Skibbe bile hücum oynatmayı seven bir hocaydı ki gerilere gidersek Gerets’in de bu anlayışa sahip bir hoca olduğunu görüyoruz.Kısacası kriz anında yapılan hatalı seçimler harici(Bülent Korkmaz,Georghe Hagi) Galatasaray’ın belirli bir sisteme bağlı kalarak hoca seçimi yaptığını görüyoruz ki bu da büyük kluplerimizin hepsinin özümsemesi gereken bir olaydır bence.
Futbol takımı ve transferlere gelirsek…
Fenerbahçe bölümünde söylediğimiz gibi Galatasaray’ın da ligde 5. olacak takımı yoktu bana kalırsa.Ancak kimi saha içi dinamiklerine doğru ayarı çekmediğiniz takdirde lig sonu sıralamalarda alışılagelmişin dışında sonuçlarla karşılaşabiliyorsunuz.
Galatasaray gerçekten sansasyonel transferlere imza attı bu transfer döneminde beklenenin aksine.Kimse Keita ayarında bir oyuncu beklemez iken yanında extrası olarak Elano’yu da karşılarında buldu Galatasaraylılar.
Dost sohbetlerinde Keita’nın sürekli içeriye olan girişleri epey tartışma konusu oldu oynadığı maçlarda.Keita gerçekten içeriyi çok fazla zorlayan oyuncu ki 4/3/3 ün ileride ki üçlüsündeki forveti üçleyen sarkık kanat oyuncusu tanımına da cuk oturuyor.Hızı,gücü ve top tekniği önemli özellikleri.Pas yüzdesinin düşük olması da olumsuz özelliği.Türk futbolcusunun zihinsel özelliklerinden dem vurarak Keita’yı tutamayacakları öngörüldü bu sohbetlerde ki haklılar Keita gibi gözü kara bir şekilde içeriye giren ‘’bela’’ oyuncular bekler için her zaman sıkıntıdır.Hele ki İsmail Köybaşı ve Roberto Carlos gibi hücumcu bekler için kara bela olabilir Keita.Ancak tutulması imkansız bir oyuncu olmadığını düşünüyorum.Çok extra özellikleri oladursun kapalı ve sert savunmalarda Keita’nın pas yüzdesinin düşüklüğünü göz önünde bulundurursak epey zorlayacaktır Keita’yı.Ancak yine de iyi bir transfer bunu söylememek futbola ihanet olur düşüncesindeyim.Ancak dediğimiz gibi önlem alınırsa pasifize edilebilecek bir oyuncu olduğu düşüncesindeyim.Yine de ortalamanın üzerinde bir katkı bekliyorum Keita’dan.Arkasında ki isim Sabri olsa da…İkili uyumuna da yazının sonlarına doğru değineceğim.
Diğer bir transfer Elano Blummer.Galatasaray için gerçekten yine standartın çok üstünde bir transfer oldu Elano.Fenerbahçe’nin Özer ve Mehmet Topuz’a yer açmakta yaşadığı sıkıntı onun mevkisinde de var,olacaktır da ancak bu tabi ki hocanın işi biz sadece Elano’dan bahsedelim bu postumuzda.Elano Lincoln kadar inceci olmasa da (Alex demiyorum bile)dinamizmi ile Lincoln’den daha fazlasını verecek bir oyuncudur Galatasaray’a.Ortalama üzerinde bir tekniği yaratıcı ara pasları iyi bir pas yüzdesi olan ve Brezilya’lı olmasına rağmen bir Brezilyalı’ya göre daha fazla fiziksel temasa gelebilen yapıda bir oyuncu.Tabi yine de box to box tabirinin içini dolduran bir oyuncu değil.Tarz olarak Delgado gibi şut atabilen oyun kafası iyi olan ancak yine Alex olmayan,mücadelesi iyi olan ancak bir Ayhan olmayan oyuncu.Kısacası modern futbolun getirdiği yeni tarz oyunculardan faydalı ve iyi transfer Galatasaray için.
Fenerbahçe’de bahsettiğimiz ikili uyumuna gelelim Galatasaray’da da.Sonra takım geneline döneriz…
Galatasaray’ın tüm maçlarını izlemiş bir futbolsever olarak Arda&Hakan Balta uyumu en dikkat çekici bölgesi Galatasaray’ın.Sağ tarafta ki Sabri&Keita ikilisine bakarsak sol tarafın dengesini ve hücum etkinliğini teslim etmek lazım bu ikiliye.Arda Turan hücumunun yanına gitgide koyduğu mücadelesi ile Hakan Balta ile gayet uyumlu bir ikili görüntüsü çiziyor.Pas yüzdesi yüksek olan iki futbolcu Galatasaray’da.Ancak Galatasaray’ın genel itibari ile Fenerbahçe gibi çok pas yerine tabir-i caizse Allah ne verdiyse hücum tercihi göz önünde bulundurulursa hücum özelliklerini değerlendirmek lazım ki hakkını veriyorlar.
Sağ tarafta Keita&Sabri ikilisi Hakan&Arda ikilisine göre daha tempolu olsalar da pas yüzdesi bakımından olsun denge bakımından olsun sol taraftaki takım arkadaşlarına göre oldukça gerideler.Galatasaray’ın bahsettiğimiz oyun karakterinden dolayı çok açık gözükmese de güçlenen ve ayağa iyi top yapabilen Anadolu takımları ile Avrupa maçları için ciddi tehlikedir Galatasaray için.Üstüne üstlük Galatasaray takımının savunma zafiyeti de göz önünde bulundurulursa Uğur gibi stoper devşirmesi bir bekin hem savunmayı hem Keita’yı rahatlatacağını hem de Galatasaray’ın görünen en büyük problemini bir nebze çözebileceğini belirtmek lazım.
Gökhan Zan normal şartlarda iyi bir transferdir Galatasaray için.Ancak bahsettiğimiz normal şartın ne olduğu önemli tabi…Bu normal şartları belirleyen en temel olay Gökhan Zan’ın alacağı para ve takımdaki statüsüdür.Eğer ki Gökhan Zan 1,750.000 euro yıllık alıp 11 oyuncusu olursa Galatasaray’ın baskın hücum gücünün kırıldığı dakikalarda zararını çekebileceği bir stoperdir.Ki bu baskın hücum gününün kırıldığı zamanlar elbette olacaktır.Geldiğinden beri ‘’Milli Takım stoperi iyi transferdir’’ denilmesi bir tarafta dursun Milli Takım’ın en zayıf bölgesi neresidir acaba?Senelerdir defans hattında problemi olan Milli Takım’ın stoperini aldık denilmesi benim gözümde sadece göz boyasıdır.Gökhan Zan Beşiktaş için 11 oyuncusu olabilir ancak Fenerbahçe ve Galatasaray standartında iyi bir yedektir ancak.Yoklukta Milli Takımda oynayan oyuncunun transferi gerçekten Galatasaray’lı yöneticilerinde gözünu boyadıysa Elano ve Keita ile başlayan Avrupa rüyalarının sonu beklenenden erken gelecektir.Not düşelim dedik.
Servet&Gökhan Zan ikilisi de Bilica ve Lugano gibi her an hata yapabilecek bir ikilidir.Ancak Bilica’nın topla olan extra özelliklerinden dolayı(ki farklı özelliklerinden dolayı epey yerdik yukarıda) Lugano’nun da birebir markajından dolayı tercihim Bilica&Lugano ikilisidir bir mukayese söz konusu ise.Gökhan’ın girdiği ikili her türlü bozar diyerek bitirelim stoper analizini.
Orta sahada Ayhan &Mustafa Sarp ikilisine gelirsek ise iyi bir ikili olduğunu görüyoruz.Ancak Mustafa Sarp ne kadar performans verse de Avrupa’da başarı hayalinde yer alabilecek bir ön libero olup olmadığı tartışılabilir.İlerleyen zamanlarda daha net bir hükümde bulunabiliriz bu konuda.Ayhan karakter olarak sevmesem de gerçekten iyi bir futbolcu,iyi bir profesyonel.
Forvet Milan Baros’a ayrı bir parantez açmak gerekiyor.Arkasında Arda ve Elano değişmeli olarak oynayacağından ikili bazında bir analiz yapamasam da Baros her eve lazım bir forvet.Guiza 5 saniye içinde kaleye bir şut atabiliyorsa o iki tane atabiliyor,fiziksel temasa gelebiliyor,gücü ortalamanın üzerinde keza hızı da…Galatasaray’ın oyuncularını mevki mevki Fenerbahçe’de ki oyuncuları ile değerlendirirsek üstün olan ve daha önemlisi takım tertibine uyup denge yaratan oyuncularından biridir.(Bknz :Diğeri Arda Turan)
Parantez içi kısmı için Keita Kazım’dan daha iyi değil mi tarzı itirazlar alabileceğimi düşünerek kalın olarak yazdım bir önceki cümleyi ancak şu açıklamayı yapayım kısaca;Gökhan ile Kazım hücum savunma dengesi bakımından Keita Sabri’ye göre daha dengeli ikilidir gözümde.Fenerbahçe’nin ilerleyen zamanlarda açığının Mehmet bekinin Gökhan olacağı düşünülürse kapı gibi bir sağ kanat ikilisi olması muhtemeldir ki Keita’nın extralarını göz önünde bulundurup Uğur’un yapacağı katkıyı düşünsek de ;gerek pas trafiğine katkısı gerek oyunun çift yönünü oynama becerisi bakımından Fenerbahçe’nin sağ taraf ikililerinin Galatasaray’ın ikililerinden daha iyi olduğu düşüncesindeyim.Aynı şekilde göbek ve savunma ikilisininde.Carlos ile Andre’nin oyuna katkısını Arda&Hakan Balta ikilisi ile aynı ölçüde görüyorum.Alex gözümde Elano’dan daha klas oyuncu olsa da(En olmadı top sürüşündeki zerafet) Elano&Baroş ikilisini de Galatasaray’ın ikili bazında daha üstün olduğu tek mevki olarak gördüğümü belirteyim.Zira Baroş Guiza’dan daha golcü ve takımına uygun, Elano ise daha dinamik ve takım içi yardımlaşmayı daha iyi beceren bir isim.Tabi Alex’in önünden bir Gignac olsa idi bunun tartışması bile olmazdı diyelim son olarak…
Takım geneline gelirsek...
Bahsettiğimiz futbol sisteminin varlığını özümsemiş birisi olarak Galatasaray’ın bu seneki başlangıcı ve oyun karakteri benim için çok farklı gelmedi.Klasik ileride basan çoğalan takım halinde hücum yapan bir Galatasaray var.Hollandalı çalıştırıcının Barcelona’da ki oyun sisteminin temeli olan pas olgusu elbet belli ölçüde Galatasaray’da da yer edecektir ancak Fenerbahçe Diyarbakırspor maçında ki gibi bir set hücumunu Galatasaray’dan beklemek hayalcilik olacaktır.Şüphesiz çok gol atacaktır Galatasaray.Bu kadar hücumcu takımın gol atamamasının beceriksizlikten başka izahı olamaz zira.Ancak geriye bakarsak dediğimiz gibi Uğur Uçar tercihi bu toplu hücumdan dönen topların yaratacağı zafiyet için bir noktaya kadar çözüm olsa da gerçek çözümün çok kaliteli bir stoper ve kaliteli bir ön libero olduğunu düşünmekteydim.Tabi ki Galatasaray mevcut oyun karakteri ile yıldız statüsündeki oyuncuları ile ligin tepesinde olacaktır ve şampiyonluk adaylarından biridir.Ancak pas ekseninde değişen ve gelişen modern futbolun bu temel prensibini yerine getirmeyen karakterdeki hücum varyeteleri ile sağlam defansı ve ayağa iyi top çeviren oyuncuları olan takımlar karşısında zorlanacaktır.Kuşkusuz Türkiye liginde bu dediğimi yapacak takım sayısı azdır bundan dolayı çoğu maç gol sağanağı olacaktır.Fakat Galatasaray’ın daha önce bahsettiğim5-9 sıraları arasındaki takımlara karşı zorlanacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yok bence.Gaziantepspor maçı da buna örnektir.Gelgelelim kaliteli ayakların yanına sağlam bir stoper ve ön libero almayan Galatasaray’ın Avrupa maçlarında zorlanacağını çok net bir şekilde söyleyebilirim.
Sözün özü kaliteli beklentilerin üzerindeki transferlerine rağmen hücum savunma ve ikili bazında çok dengeli bir takım olmadığını düşündüğüm Galatasaray şampiyonlukta benim gözümde % 45 oranında bir şansa sahiptir.