Maç yazılarını sıcağı sıcağına yazmadığım zaman '' o an '' ki hazzı alamıyorum doğal olarak. Ancak bu maç özelinde çok önemli ve güzel performanslara şahit olduğum için geç de olsa Kasımpaşa maçına dair birşeyler karalayım istedim.
Dereağzı tribünlerinde yerimi almaya doğru giderken saha kenarında Recep Berk Elitez'i gördüm. Fizik olarak önemli bir gelişme trendi yakalamış gibi gözüküyordu. Ancak bu onun son maçlardaki formsuzluğunu ve doğal olarak sonradan oyuna girip skor katkısı yapan Emre Kara'nın onu kesmesini engellememişti.
Erten,Zeki,Berkaycan,Hasan Erbey,Devrimcan,Görkem,Gökay,Berkay Öztuvan,İlyas Yılmazer,Recep Niyaz ve Emre Kara ilk 11'i ile sahaya çıkmıştı Fenerbahçe. Kasımpaşa ısınırken gözüme çarpan fiziksel olgunlukları zor bir maç olacağı hissine kapılmama sebep olmuştu ki nitekim ilk 10 dakika top göstermedi Paşa Fenerbahçe'ye. Bunda günün '' kötü '' bile oynayamayan ismi Gökay'ın da etkisi yok değildi tabi. Görkem'in enfes derin topları ile etkili olmaya çalışıyordu Fenerbahçe. Oldu da... Ancak Emre'nin gününde olmamasından dolayı oyun anlamında zaten zor durumlara düştüğü müsabakada skoru elde etmesi de gecikiyordu. Derken klasik Fenerbahçe golü geldi. İlyas'ın kornerden ortalığı topa çok iyi yükselen Berkaycan güzel bir kafa vuruşu ile öne geçirdi Fenerbahçe'yi. Ancak orta alanda çok etkili olan ve izleyenlere gol atacağını hissettiren Kasımpaşa'nın cevabı gecikmedi.
İkinci yarıda Recep Niyaz'da Görkem'e eşlik etmeye çalışsa da Görkem'in 2/3 tane gollük pasını değerlendiremeyen Emre Görkem ve Recep'in bireysel çabalarını gölgeliyordu. Değişiklikte gecikmedi. Ve Emre Kara'nın yerine oyuna giren Recep Berk Elitez, Görkem'in ikramlarından birini oyuna girdiği gibi skora çevirip Fenerbahçe'yi öne geçiriyordu. Ancak son dakikalarda gelen Kasımpaşa golü ile maç 2/2 bitti. Nitekim maçın hakkı da beraberlikti.
Oyuncu özelinde birkaç şey yazacak olursak öncelikle Gökay'dan bahsetmek gerekiyor sanırım. Ben sahadaki Gökay'ı tanıyamadım. Bazen futbolcular kötü oynayabilirler, maçı tutturamayabilirler ancak Gökay kötü bile oynayamadı. Maçın başından sonuna kadar sahada var mıydı yok muydu belli değil gibiydi.
Ön libero Berkay oynadığı temiz futbolla bir kez daha dikkat çekti. Çok net ve garanti oynuyor. Basit oyununu bile zevk vererek seyrettirmeyi başarıyor. Umarım çizgisi devam eder.
Recep Niyaz özellikle ikinci yarı elinden geleni yaptı. Çok net futbol oynuyor o da. Top gelmeden ne yapacağının kararını vermiş olup herkesten önce harekete geçiyor. Yaşı sebebiyle gelişime açık olan fiziği ona bu kademede kimi ikili mücadelelerde sıkıntıya sebep olsa da oyun zekası, yeteneği ve estetiği ile gerçekten umut verdi Recep.
Son olarak Görkem Kulbay ile bağlayalım maç yazısını. Sene başında Karşıyaka'ya transferi son anda yatan Görkem'in yaşadığı bu talihsizlik bu performansını sürdürüp üstüne ufak eklemeler yaparsa büyük bir şansa dönebilir. Maçın bence en iyi performansı ondan geldi. Sağ kanattan defansın arkasına 3 tane gollük top attı ki toplardan biri havadan gelip forvetin koşu yaptığı kanalda tam anlamıyla öldü, Emre'nin topu kontrol etmek için ekstra bir çaba sarfetmesine gerek kalması. Yine ilk yarıda hareket halindeki topa baskı da varken kaptırdı gözüyle bakmama rağmen yaptığı '' Hamit Altıntop ortası '' ve ikinci yarıda rakibin sol bekini birebirde geçip attığı '' al da at '' pası maçın seyrini tamamen değiştirebilecek işlerdi. Ancak birtakım eksikler hala göze çarpmıyor değil. Bunlardan en önemlisi soldan gelişen ataklarda ceza sahasına girmekten çekinmesi ya da girmemesi. Bir kere denedi bunu Görkem, onda da gollük bir yarım vole imkanı buldu. Üst kademede '' kanat '' oyuncusu olmak istiyorsa bence bu asistçi özelliğini skorlarla da süslemeli. Oyun zekası ve tekniği ile doğru orantılı skor üretmiyor Görkem.
Geçtiğimiz sezon bu satırlarda ismini çokça zikrettiğimiz oyuncuların sezon başı itibari ile profesyonel sözleşme imzalamasının mutluluğu ile yola koyulduk sezonun ilk A2 müsabakasını izlemek için. Bu sene, geçen sene bulduğum kadar fırsat bulamayacağımdan biraz hasta da olsam açılışı kaçırmamak istedim. Esasen Gökay, Okan, Hasan ve Berk ' in sadece derbilerde alt kademeye indireleceğini düşündüğümden takımın bir sezonun ardından ne derece aşama katettiğini, takımın diğer yetenekli oyuncularının ( başta Görkem ve İsmail ) sezona nasıl başlayacağını görme isteği Dereağzı tribünlerine attı bu sefer beni. Ancak başlama seramoniye yetiştiğimde Gökay ve diğerlerininde sahada olduğunu görünce ilgi birazda oraya kayıyor tabi. Yine de ilk hafta müsabakası olması sebebiyle geniş bir takım analizinden çok oyuncu bazlı değerlendirmeler yapmaya çalışacağım. Skor 1/1 olup oyunun büyük bölümü dengede gidince insan haliyle A2 takımında A takıma çıkacak kadar fark yaratan oyuncuların bu kategoride neden fark yaratamadığını sorguluyor. İlk önce bu konuya değinmek gerekirse A takıma çıkan oyuncuların oyun ve duruş olarak sahadaki çoğu oyuncudan ayrıldığını söylemek gerek. Örnek vermek gerekirse Berk Elitez geçen sezonda uzun sayılmayacak boyuna rağmen hava toplarında etkili , ikili mücadelelerden kaçınmayan bir karakter sergilerdi. Bu maçta gördüğüm kadarıyla A takım oyun karakterinden ziyade kendi karakterine etki etmiş. Zaten sahada duruşu itibari ile diğerlerinden ayrışan farklı tip bir oyuncu kendisi ancak daha üst kademeye layık görülmesi sebebiyle o duruş biraz daha sertleşmiş. Gördüğü kırmızı kartta bunun göstergesi olsa gerek. Ne olduğunu tam göremesem de Görkem Kulbay frikik atmaya hazırlanırken ceza sahasında itişip kakışırken oyuncuyu yere indirecek ne yaptıysa yardımcı hakemin ikazı sonucu direkt kırmızı ile oyundan atıldı. Bu da son üç senede yaptığı üç kademelik sıçrayış ve Milli Takımlarda aldığı gol krallıklarının etkisi olsa gerek. Ama tehlikeli bir durum olduğu ortada... Oyun ve fiziksel gelişim açısından bakarsakta birebir kaldığında daha fazla insiyatif kullanma eğiliminde olup fiziğinin ciddi manada epey kuvvetlendiğini hissettim. Hele gözümün önünde , kendi defansından şişirilen topa iki stoper arasında göğüsle çıkıp Drogba gibi kontrol etmesi bu konuda ciddi çalışmalar yaptığının ispatıdır. Ama yinede kulağını çekmesi gerekenler çekmeli... Profesyonel sözleşme sadece kağıt üstünde kalan bir sözleşme değildir. Oraya layık görülenler oraya layık davranışlar sergilemelidir diye düşünüyorum. Takımın beraberlik golünü atan Hasan Erbey geçen sezon oynanan A2 müsabakalarında partneri olan oyuncuların oyun karakterleri sebebiyle dengeli olmaya, arkayı toplamaya mecbur kalıyordu. Yanındaki oyuncuların dengesizlikleri kimi zaman onunda basit hatalar yapmasına sebep oluyordu. Bugün gördüğüm Hasan Erbey ise yanında yine uzun ve genel olarak dengesiz bir stoper oynamasına rağmen geçen sezonun aksine ilk toplara basmaya çalıştı. Bunu yaparken kendine olan güveni kendisine adına hoş bir gelişme. Keza Hasan Erbey geçen sezonda sakin ve defansı toplayan bir görüntüdeydi ancak bugün bir ayrı geldi gözüme. Hantal oyuncuların klasik özelliği olan top şişirme hastalığı kendisinde zaten pek yoktu ama geçen tatil döneminin ardından ara sıra rastladığımız bu hastalıktan tamamen kurtulmuş olması sevindirici. A takımda klas savunmacılarla oynamak ona sezgi , sertlik ve en önemlisi kendine güven konusunda birşeyler katmış. Böyle devam ederse daha iyi yerlere geleceğini kestirmek güç değil. Takımın geçen sezonki maestrosu Gökay, basit ve doğru tercihleri sebebiyle bir üst kademeye layık görülmüştü. Bugün onu sahada ilk gördüğümde bu basit tercihlerindeki değişim olup olmayacağı sorusu gelmişti aklıma ama Gökay kaldığı yerden devam ediyor. Oyun kafası itibari ile fark yaratacak meziyetlere sahip olduğundan, üst yapı tecrübesi ile daha fazla insiyatif alacağını, olayı daha fazla bireysel maharetlere dökeceğini tahmin ediyordum ki yanıldım. Gökay bildiğimiz oyun karakterini değiştirmeden, düz, basit ve faydalı oynama isteğindeydi bugün. Üst yapı idmanları fiziksel olarak Recep ya da Hasan'da ki kadar büyük değişimlere sebep olmasa da yediği kamplar sonucu temposunun epey iyi seviyede olduğunu söyleyebilirim. Daha güçlendiği taktirde bu değişmeyen oyun ve kendi karakteri ile onunda çok farklı bir kimliğe bürüneceğini düşünüyorum. Oyun disiplinine sadık kalması, sürekli yardımlaşması ise onun adına bahsedebileceğimiz başka güzellikler... A takıma çıkmış oyuncular içinde son değerlendirmeyi ise Okan için yapalım. Kendisini izlemek gerçekten çok büyük keyif. Toprak sahadan bile kötü bir zeminde top kontrolleri ve topu sanki dümdüz zeminde sürüyormuş gibi sürmesi benim için günün en fazla dikkat çeken detayıydı. A takım haliyle onada kendine daha fazla güven getirmiş ki Okan bu konuda zaten yeterince dolu olduğundan bu güven biraz abartı boyutuna kaçmış gibi olsa da bir sağ bek oyuncusuna göre bu kadar meziyetli bir ismin sahada yaptıklarını , kendini gösterme isteğini ben yadırgamıyorum. Recep Berk'in saçma sapan bir şekilde atılmasından sonra sağ tarafı Murat Özer oyuna girene kadar tek başına kullandı ki Okan'ın tarafından tek bir tehlikeli atak gelmediği gibi neredeyse rakibin sol kanadını otoban yaptı. Çok çalışkan, çok istekli ve çok tehlikeli. Benim içinde hoş bir deneyim oluyor Okan'ı izlemek zira geçtiğimiz sezon kimi zamanlarda maç içinde çok kopuk olmasına rağmen ciddi bir çalışma periyodu ile oyuncunun neler kazanabileceğini çok güzel özetliyor. Bizde bu sebeple İsmail, Görkem ve Enis'i de kamplara götürün diye çokça yazacağız buralarda. Okan'ın kimi zamanlarda sesinin çok fazla çıkması önce kendisinin sonrada takım arkadaşlarının demoralize olmasına sebep oluyor, bu da düzeltilmesi gereken bir konu olarak not alınabilinir ancak sarfettiği efordan sonra dediğim gibi çok yadırgayamıyorum bunuda... Bildiğim birşey var ki memleketin en yetenekli, modern futbol sistemlerine en uygun iki tane beki varsa o ikiside Fenerbahçe'nin futbolcusu. Ötesini söylemek vakit kaybı, yeterince anlaşılırdır zaten... Enis Gül her takıma lazım olan, sürekli arkadaşlarının yardımına koşan sert ve disiplinli bir ortasaha oyuncusu. Kendisi Uefa'ya verilen listede Uefa şartları sebebiyle yer bulmuş ki herhangi bir sıkıntı anında çok fazla tereddüt etmemem için bir sebep bu da. Her maç aynı çizgiyi korumak büyük meziyet ki Enis'in topla arasıda iyi sayılabilecek düzeyde. Takipteyiz.
Görkem Kulbay takımın fark yaratması gereken isimlerinden. Aslında yetenek bazlı bir değerlendirme yapsam kendisini ilk üçe dahi yazabilirim ama oyunda çok duygusalmış gibi bir izlenime kapılıyorum her defasında. Sahaya verebileceklerini verdiklerinden çok daha fazla oyuncu için bu bir dezavantaj. Ama bu sene ondan ciddi bir çıkış ve asist sayısında direkt etkinin duran toplardan olmamasını bekliyorum. Güçlü, teknik ve yaratıcı. Bugün yine çok kopuk oynasa da daha iyi olacağını düşünüyorum, bakalım beklentilerimizi karşılayabilecek mi?
Oyuncu bazlı son değerlendirmem yazının son paragrafı olacak. İsmail Aslan maçın farklı , göze hoş gelen oyuncularındandı. Sol ayağı gazete tabiri ile raket gibi, doğru görevler ve güven verilirse bu sezon A2 takımı için çok kilit bir rol oynayabilir. Mücadelesini, azmini tebrik ediyorum.
Menajeri Forlan , Aguero gibi ünlü oyuncuların menajeri olan Barış Yardımcı'yı bugün sahada göremedim. Hakkında bilgi aldığımda burada onuda paylaşırız. Yine Denizli'den '' Yerli Messi '' lakabı ile gelen Recep Niyaz'ı bugün Dereağzında göremediğimide belirteyim. Esasen kendi fotoğraflarımı kendim çekmiştim ama makinanın elimde kalması sebebiyle yine Fenerbahçe'nin resmi sitesi sağolsun diyorum. İlerleyen zamanlarda o resimleride paylaşırız artık.
Sene boyunca Dereağzında oynanan Fenerbahçe A2 maçlarını kaçırmayacak kadar altyapı organizasyonu ile ilgili birisi olarak bu yazıyı bu kadar geç yazmamam gerekirdi sanırım... Ama bu vesile ile bu altyapı yazılarının ne kadar takip edildiğini anladım.Sağolsunlar, kimi arkadaşlar normal şartlarda bu şampiyonluğu atlamayacağımı öğrenmiş olacaklar ki mailler attılar...Nitekim haklıydılar da, normal şartlarda böyle anlamlı bir başarıyı atlayacak değildim. Ancak sınavlar vs derken yazıda şimdiye sarktı... Anlamı var mıdır bilemeyeceğim ama mazur görünüz... Tunuva başlamadan Fenerbahçe'nin şampiyona kafilesini bildiğimden gözümde açık ara favoriydi Fenerbahçe. Sene boyunca A2 organizasyonunda rakiplerine nazaran çok küçük yaştaki futbolcularla mücadele eden Fenerbahçe'nin bu seviyeyi görmüş olan oyuncularının kendi yaş gruplarında fark yaratacaklarını düşünüyordum. Ki haksız olmadım.
Grup maçları tamamlanırken turnuva ilk süprizine tanık oluyordu...Konya Şekerspor, Gençlerbirliği, Altay gibi altyapı organizasyonları son derece düzgün işleyen (hoş Konya'nınkinden haberim olmasa da Gençlerbirliği ve Altay'ı biliyoruz en azından...) takımların bulunduğu gruptan iki galibiyet bir beraberlikle çeyrek finale yükselen senelerdir altyapı organizasyonu sebebiyle yerden yere vurulan Fenerbahçe olurken; Galatasaray D grubunda Trabzonspor, Kayserispor ve Denizli Belediyespor'un ardından 0 çekerek sonuncu oluyordu. A grubundan Beşiktaş ile Pendikspor, B grubundan Bursa ve Bucaspor, C grubunda Fenerbahçe'nin yanında Gençlerbirliği, D grubunda ise Trabzon ve Denizli Belediyespor diğer çeyrek finalistler olarak adlarını bir üst tura yazdırıyordu...
Çeyrek finalde Denizli Belediyespor ile eşleşen Fenerbahçe turnuvanın gol kralı Recep Berk Elitez'in yedek bırakılmasının faturasını ağır ödeyebileceği bir maçı 75. dakikada öne geçmesine rağmen 90. dakikada şanssız bir gol yiyip maçın uzatmalar ve ardından ise penaltılara gitmesi sonucunda 6-5 tur atlayarak hasarsız atlatıyordu. Trabzonspor bu turda Gençlerbirliğini elerken ikinci süpriz Beşiktaş'ı eleyen Bucaspor'dan geliyordu. Bu sene Süper Lig'e yükselen Buca'nın altyapıdaki işlerliğinden ayrı bir postta daha geniş bilgiye sahip olduğumuzda bahsederiz. Şuan konu Fenerbahçe'nin şampiyonluğu olduğundan Buca kısmını kısa kesiyorum.. Son yarı finalist Bursaspor'u 2-1 ile geçen eski Fenerbahçe'li oyuncu Kutsal Manici'nin sürüklediği Pendikspor oluyordu...
Yarı finalde Fenerbahçe'nin Trabzon ile eşleştiğini duyunca bu turu geçtiğinde kupayı kazanacağından emindim. Nitekim bu turu geçeceğinden de.. Zira Berk Elitez gibi çok formda bir golcü vardı ki kendisi bu maçta gol krallığını garantilemiş gibiydi... Nihayetinde Trabzonspor maçında yine sahneye çıkıp attığı iki golle Fenerbahçe'ye finali getiriyordu...
Yarı finalin diğer ayağında sansasyonel bir skorla Bucaspor'u 6-0 ile geçen Pendikspor finale yükselmişti. Biz de hemen Tff sitesinden Pendikspor ile oynanan maçlara bakmıştık. Gençlik Geliştirme Liglerinde aynı grupta yer alan Pendikspor ile Fenerbahçe'nin karşılaşmalarını incelediğimde daha önceden kafamda beliren '' Trabzonspor maçını kazanan kupayı da kazanır...'' düşüncesi iyice sağlamlaşmıştı. Ve turnuvanın son maçında sene boyunca yaş olarak küçük olan oyuncuları A2 organizasyonunda çekinmeden oynatan Fenerbahçe kupayı penaltı atışlarından sonra da olsa müzesine götürmeyi başardı. İki kez yenik duruma düştüğü müsabakayı 2-2 bitirdikten sonra penaltılarla rakibine 6-5 üstünlük sağlamıştı Fenerbahçe...
Her turnuva gibi bu turnuvada kimi oyuncuları piyasanın orta yerine çıkartıp bıraktı. Birisi penaltıdan olmak üzere 9 golle turnuvayı gol kralı bitiren Recep Berk Elitez kuşkusuz bu isimlerin başında geliyor. Aşırı hızlı olmasının yanında uzun sayılmayacak boyuna rağmen hava toplarında epey etkili olan Berk Elitez son vuruşlarının da bu özellikleri kadar iyi olduğunu birkez daha gösterdi. Şüphesiz kendi yaş grubunun en iyi forvetlerinden biri ki bence en iyisi... Peşinde dolaşan ünlü kluplerin olduğunun haberini aldığımız şu günlerde Fenerbahçe yönetiminin uyumaması, gerek oyunu gerek ise tavrı ile gol atmak için yaratılan bu genci yuvada tutması en büyük dileğimiz...
2-3 senedir yapılmaya başlayan altyapı atılımlarının somut ilk meyvelerini bu sene u-14 ve u-18 takımlarının şampiyonlukları ile aldı Fenerbahçe. Ümidimiz bu başarıların bu kategorilerde kalmaması, bu kategorileri domine edenlerin başarılarının üstyapıya çıkarılarak taçlandırılması... Sürekli bu organizasyonun içinde olan birisi olarak bunu hakeden oyuncuların olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim... Yeterki biraz cesaret, biraz da inanç olsun...
Unutmadan Fenerbahçe U-18 takımını bu başarı sebebiyle tebrik ettikten sonra bir tebrikte turnuvanın asist kralı Görkem Kulbay'a gitsin. O forma altında daha çok kupa kazanınız... Belki farkında değilsiniz ama size inanan ve sizi bekleyen milyonlarca Fenerbahçe'li var...
Yoğun tempo yüzünden blogu uzun zamandır güncelleyemiyoruz. Aslında yazacak çok şey oluyor ama ben bu sıkışıklığın arasında kendi açımdan en kayda değer bulduklarımı yazmak istiyorum. Mesela Fenerbahçe A2 Takımının maçı...
Dereağzı Lefter Küçükandonyadis tesislerine gitmek her zaman keyif, mutluluk verici. Daha kapıdan girer girmez aldığınız çim kokusu direkt ''Nerede benim tekmeliklerim?'' moduna girmenize sebep oluyor. Tabi 1 dakikalık yürüyüşten sonra sahada ısınmaya çıkan genç oyuncuları görünce sadece ve sadece izleyici olarak orada olduğunuzu hatırlıyorsunuz bir kez daha. Olsun, böylesi de epey keyifli. Ancak bu seviyeye gelmiş futbolcuların hala üst yapıdan kopuk olmaları, idman yaptıkları tesislerin üst yapıdakilerle -aynı yeri geçtim- yakın bile olmaması düşündürücü. Daha düşündürücü ve acı olan ise sene başında birkaç kez gördüğüm yöneticilerin bu müsabakaları izlememesi... Tamam, Kocaelispor A2 takımı zayıf bir rakip olabilir, üst yapıdaki mücadeleden sebep zaman bulunamıyor olabilir ancak şu maçları izleyecek , varlığı bile bu çocuklara ekstra bir güç olabilecek birileri şu maçları izleyebilir diye düşünüyorum.Neyse, daha iç karartmadan maça geçelim en iyisi. Daha öncede bahsettiğim gibi bu kademede eskiye nazaran hatalar minimize edilmiş olsa da yinede takım olgusu adına çok fazla şey gördüğümüz söylenemez. En azından düzenli bir şekilde... Bazen kesik kesik olsa da bir takım olmayı becerebiliyor oyuncular ancak oturup taktik analizini yapacak derece değil elbet... Durum böyle iken bizimde önceliğimiz oyuncular oluyor, onları tanıtmak - anlatmak istiyoruz. Bu bağlamda ilk konuşacağımız oyuncu ( tahmin edileceği üzere) Görkem Kulbay olacak. Geçtiğimiz haftalarda röportaj talebimi çok kibar bir şekilde kabul ederek keyifli bir sohbet gerçekleştirdiğim Görkem Kulbay bu müsabakada ortalarda takım gibi kesik kesik gözüktü. Belki de benim gözlerim genel olarak onun üstünde kaldığı için eksikleri daha çok gözüme batmıştır ancak kendisinin de söylediği gibi bu eksikleri birisinin söylemesi çok önemli. Elbet burada yetkili mercii filan değiliz ancak en basitinden yaş grubuna göre iyi olan fiziğine rağmen ikili mücadeleye çok girmediğinden bahsedebiliriz. Oysaki ikili mücadeleye girdiği zaman kazanma oranı hayli yüksek oluyor. Yine ortalamanın epey üzerinde olan çalım ve pas tekniğine rağmen çok fazla top almadığından da bahsedebiliriz bu maç için. Sahadaki oyunculardan farklı olarak söyleyecek birşeyleri olan bir oyuncu olarak ben şahsen daha fazlasını bekliyordum. Bunların yanında pekala top hücum alanındaki iken ceza sahasına tersten girişler yapmasını da bekliyordum mesela. Zira kendisi kanat oyuncusu... Ve görevi sadece sıfıra inmek olarak tanımlanan kanat oyuncularının devri kapanalı sanırım epey oldu. Tabi ki tüm bu eksikliklerin tek bir çıkış noktası var o da oyunun her an içinde olmamak. Zira oyunun Görkem sürekli olarak oyunun içinde olsa defansta bahsettiğimiz mücadelelere de daha fazla girecek, daha fazla topta alacak, top ters kanadındayken ceza sahasına da girecek. ''Peki neden sürekli oyunun içinde değil'' tarzında bir soruya da bu sene Dereağzında oynanan A2 maçlarından çok azını kaçıran birisi olarak devamlılık diyebilirim. Bu sadece onun değil, bu kademedeki hemen hemen tüm oyuncuların sorunu diye düşünüyorum,üst yapılarda daha sert idmanlarla kondüsyon anlamında çok daha iyi yerlere gelip bu eksiklerini gidereceğinden şüphem yok. Resimde Kocaelispor'lu oyuncuya müdahalede bulunmak isteyen oyuncu Barış Yardımcı'da yine bu maçta dikkat ettiğim isimlerden biriydi. Tff'de ki bilgiye göre u-15 kategorisinden beri hemen hemen tüm yaş gruplarında Milli olan ve menajerliğini Forlan, Gago, Reyes gibi ünlü futbolcuların menajerliğini yapan,aynı zamanda Aragones'in de menajeri ve avukatı olan Vicento Montes'in aldığı yaptığı Barış müsabakada gayet başarılı bir performans ortaya koydu. Kusursuz bir fizikten bahsetmek zor ancak Barış'ın ikili mücadelelerde sürekli ayakta kalacak ve rakibini sindirecek güce sahip olduğunu söylemek zor değil. Bunun yanında müsabakada daha önce izlediğim mevkilerden(ön libero, stoper ve hatta açık) alakasız bir mevki olan sağ bekte oynamasına karşın bu performansı vermesi takdir edilecek cinsten. Mücadeleci, seri, sert,ayakları iyi denilebilecek düzeyde ve farklı mevkilere adaptasyonu çabuk bir oyuncu.Üstüne koyarak devam etmesini diliyorum.
Fenerbahçe A2 takımının stoperlerinden Serhat Hürriyet bu müsabakada yine başarılı bir performans ortaya koydu. Uzun boyu ve iri gövdesi sebebiyle yerden sıkıntı yaşayacağını düşünsem de; Serhat yerden gelen pozisyonları da başarıyla kesti. Ancak takım arkadaşı Hasan Erbey'in hakkını vermemiz lazım, o da Serhat'ın arkasını başarıyla toparlıyor.
İsmail Aslan'a bir paragraf açmazsak olmaz zira izlerken topun ayağına gelmesini istediğim çok zaman oldu.Ortasahanın ortasında oynayan İsmail'in Ertem Şener deyimiyle kadife bir sol ayağı var. Pas tekniği ve adam geçebilme kapasitesi çok iyi seviyede. Ancak onun kusuru da fizik temelli. Yine defansif anlamda da sıkıntı yaşadığından bahsedebiliriz. Ancak bunlar aşılmayacak problemler değil, imkanınız olduğunda İsmail'i çıplak gözle izleyin.
Kocaelispor'un kaptanı ve 6 numarası Anıl Erdebil Kocaelispor adına ayakta kalan ender oyunculardan biriydi. Uzun boyuna rağmen ayaklarına hakim olan Anıl'ın yeteneğinin farkına çok önce varılmış olacak ki kendisi ile 2014'e kadar sözleşme imzalanmış. Zaman zaman Bank Asya'da da forma şansı bulmuş olan meziyetli ön liberonun 1990 doğumlu olduğu düşünülürse iyi yerlere geleceğini kestirmek güç olmasa gerek.
Maç yazısını yine hakem ile bitireyim. Futbol oynadığım ve izlediğim süreler boyunca ben bu kadar kötü bir hakem performansı görmemiştim. Burak Özcan bence maçın kontrolünü elinde tutamadığı gibi fazlaca Fenerbahçe lehine verdiği kararlardan sonra gösterilen tepkilere garip surat ifadeleri ile yanıt verip Kocaelispor A2 Takım antrenörünü de çileden çıkardı. Kocaeli'nin genç oyuncularını siz düşünün... Ne yapmaya çalıştığını anlayan varsa beri gelsin...
A2 takım maçlarını, altyapı organizasyonunu sürekli takip eden birisi olarak ilk röportajı bu kademeden birisi ile yapmamamız düşünülemezdi tabi. Aslında lafa gelince '' nedir kardeşim bu altyapı? '' diyip altyapıdan bir oyuncu ismi dahi söyleyemeyecekler için daha çok prim yapacak isimlerle röportaj yapılabilinirdi ancak ilk röportajımız Görkem Kulbay'ı tanımak isteyenlere gelsin. Kendisini tanımaktan dolayı büyük keyif duydum. Röportaja geçmeden buradan bir kez daha teşekkür ediyorum kendisine.
''Adam olacak çocuk'' derler ya hani. Öyle bir izlenim bıraktı bende düşünceleri, söyledikleri...
Lafı fazla uzatmadan röportaja geçiyorum.
Merhaba Görkem. A2 müsabakalarını takip edenler zaten seni yeterince tanıyorlar ancak blog okurları için kendini tanıtır mısın?
Merhaba. Adım Görkem Kulbay, 26 Mayıs 1991 Balıkesir Bandırma doğumluyum. Fenerbahçe A2 takımında forma giyiyorum.
Futbola nerede ve kaç yaşında başladın? Futbola başlamadan önce ilgilendiğin başka sporlar var mıydı?
Futbola başlamadan önce iki sene jimnastik ile ilgilendim. Futbola kayıtlara göre 9 yaşında Altay Minik takımında başlamış olarak gözüksem de futbolcu olan babamdan dolayı aslında 4 yaşından beri futbol oynuyorum diyebiliriz.
Babanın futbolculuk geçmişinden bahseder misin?
Babam Fenerbahçe altyapısından yetişip amatör takım kaptanlığı yapmış. Kayserispor ile ilk profesyonel kontratını yapmış. Sonrasında Bandırmaspor’a transfer olmuş. Oradan 1. lige gelmiş, Bolu ve Zeytinburnuspor’da futbol oynamış.
Futbolculuk babadan geliyor demek ki. :) Senin kariyerine gelelim. Fenerbahçe’ye kaç yaşında geldin? Transfer sürecinden bahsedebilir misin?
Altay minik takım kaptanıyken 2003 senesinde Petit Danone takımına Türkiye genelinden seçilen 14 oyuncudan birisi oldum. Aynı zamanda İzmir’den seçilen tek oyuncuydum. Hocamız Rıdvan Dilmen yardımcısı Ali Çoban’dı. Fransa’ya gidip Dünya beşincisi olduk. Rıdvan hoca aileme ‘’ortaokul bitince Görkem’i Fenerbahçe’ye alacağız ‘’ demiş. Ortaokul bitene kadar futbol hayatıma Altay’da devam ettikten sonra 14 yaşında İstanbul’a gelip Rıdvan hocayla görüştük. Transferin olacağını söyledi. Ancak Altay klubü yetiştirme bedeli için yüksek bir meblağ talep edince transfer zora girdi. Bu beklenmeyen bir gelişmeydi. Maddi konuların çok fazla sorun olmayacağını ve çözüleceğini düşünerek İstanbul’a taşındık Fenerbahçe ile idmana çıkıyordum. Ancak problemler bir türlü halledilemedi. O sene altyapının hocası olan Hollanda’lı Joop Lensen de beni bırakmak istemedi. Ben de formumu korumak için lisanssız olarak 1 sene Fenerbahçe ile idmana çıktım.
Fenerbahçe’de hangi yaş gruplarında oynadın? A2 takımına kadar olan geçmişinden kısaca bahsedebilir misin?
1 sene çıkan zorluklardan dolayı müsabakaları kaçırsam da özel organizasyonlarda oynadım. Nihayet lisans sorunu çözüldüğünde ise lig bitmişti, federasyon turnuvasında oynadım. Takım olarak iyi bir performans gösterip şampiyon olmuştuk. Ligler başladığında yıldız takımda mücadele ettim. Yıldız takım sonrasında B genç takıma geçtiğimde Hasan Özdemir o sene 90 doğumluları kullanacağını , özel anlaşmalı olarak Gsim takımına gitmemin benim için daha iyi olacağını söyledi, bu fikir bana ve aileme çok mantıklı geldi. Ve 1 sezon Gsim takımında oynadım, başarılı bir sezon geçirdim. Maç eksiğimi tam olarak giderdikten sonra hazır bir şekilde Fenerbahçe’ye geri geldim. Başarılı bir sezonun ardından Fenerbahçe B genç takımı ile Türkiye şampiyonasına gittim. Sonrasında Süper Genç takımda kaptanlık yaptım. Ve sonrasında A2 takımı…
Hasan Özdemir demişken... Kendisi hakkında düşüncelerin nelerdir?
Hasan Özdemir hocam ve yardımcısı Burgaç Şanda hocama çok şey borçluyum. Bireysel çalışmalara takım çalışmaları kadar önem veren bir hocamızdı Hasan hocam. Eksiklerimi her zaman en açık şekilde söylerdi ve bunları gidermem için sürekli çeşitli programlar verdi.Bol tekrar yaptırdı. Sonrasında takım kaptanlığını uygun gördü. İki hocamın da üzerimde emeği gerçekten çok büyüktür. Bu vesile ile buradan iki hocama teşekkür etmek istiyorum.
A2 takım sürecine gelelim. Sezon başında talihsiz bir sakatlık yaşadın diye biliyorum. Biraz bilgi verir misin?
Ligin 2. maçı olan Kocaeli deplasmanında menisküs sakatlığı yaşadım. Klup doktorumuz Asım Baykan sayesinde 1 ay gibi kısa bir sürede sahalara geri döndüm ve formama kavuştum.
‘’Formama kavuştum.’’ Cümlesi biraz farklı geldi kulağıma. Bu bir meslek ve önemli olan senin bu formayı layıkıyla taşıman ancak yine de sormazsak olmaz sanırım… Doğduğundan beri Fenerbahçe’ li olanlardan mısın? Babası Fenerbahçe altyapısı çıkışlı birisi farklı bir takım tutamaz sanırım zaten de…
Sülalem Fenerbahçe’ li desem? Şöyle bir olay anlatayım; 2003 senesiydi sanırım, şampiyonluk kaseti almıştık… O kasette marş ve şarkıların yanında atılan gollerin seslendirmeleri olan bir parça vardı. Evin içinde top oynarken üstüme formamı giyer, içinde ‘’Rapaiç aldı Rapaiç gidiyor rakibinden sıyrıldı vurdu vee gooooooll’’ geçen parçayı açardım. Kendim gol atıyormuş gibi sevinirdim.
Biz A2 takıma geçtik ama sene başında bir de A takım maceran oldu, yanlış hatırlamıyorsam Aindling adında bir takıma karşı forma giydiniz. A takıma gideceğini öğrenince neler hissettin? O süreçten biraz bahsedebilir misin?
Bir gün Dereağzı’ nda çift idman arasında dinlenirken yardımcı antrenörümüz Engin Kabaş beni yanına çağırdı. Gittiğim zaman takımdan beş tane daha arkadaşımın orada olduğunu gördüm.(Sertaç Eren, Doğukan Genç, İsmail Aslan, Yasin Gurbet, Hasan Erbey ) Bize A takım maçı için Almanya’ya gideceğimiz söylendi. O günü, o konuşmayı ömrüm boyunca unutmayacağım. Maçtan önceki gün sabah uçağıyla gittik. Kampın olduğu otele geçtik. A takım o gün bir hazırlık maçı oynamıştı, o yüzden bizim oynayacağımız maç o maçta forma giymeyen oyunculardan oluşacaktı. O gece otelde kaldık, sabah maçın oynanacağı yere geçtik.
Ve en sonunda televizyonda izlerken imrendiğin isimlerle sahadasın… A takım oyuncuları ile aynı formayı giymek, aynı hedef için mücadele etmek nasıl bir duygu?
Çok farklı bir duygu. İlk başta insan kendisini sahaya en yakın seyirci sanıyor. Sonra bir bakıyorsun, sende oynuyorsun. Deniz Barış pas istiyor, Uğur Boral bindirme yapıyor. Sende oynamaya başlıyorsun.
‘’Sahaya en yakın seyirci’’ güzel bir tabirmiş… İstersen tekrar A2 takıma geri dönelim. Fenerbahçe bu sene A2 takımında bir değişime giderek yaş ortalamasını düşürdü ki şuan A2 takımda mücadele eden oyuncuların çoğunun daha alt kademelerde oynama imkanları var. Alt kademelerde oynayan oyuncular ve senin için bu seviyenin ne gibi etkileri oldu acaba? Belirli bir zorlanma süreci geçirmişsinizdir sanırım...
Dediğiniz gibi takımımızda yaş olarak alt kademede oynayabilme imkanı olan oyuncularımız varken A2 takımında, A2 takımımızın başarısı için mücadele ediyoruz. Fizik olarak kimi zaman zorlanılıyor tabi. Bir de tecrübe eksikliği etkili olabiliyor zaman zaman… Bunlar için dezavantajlar diyebiliriz. Ama bence ikisini de gölgeleyecek çok önemli bir avantajı var. O da şu ki; kendinden yaşça büyüklerle oynamak sporcunun normal şartlarda çok zor sağlayacağı gelişimi sağlamasına yardımcı olabiliyor. Oyun, fizik ve beyin anlamında erken olgunlaştırıyor.
A2 takım performansın sonrasında zaman zaman A takıma alındığını görüyoruz resmi siteden. Gerçi sakatlıklarda etkili oluyor sanırım ama…
Evet, eksik olan bölgelere oyuncu alınıyor altyapıdan. Sağ önde oynayan ağabeylerimin yaşadıkları sakatlıklardan bende eksilen bu mevkiler için çağrıldım.
Oradaki havadan bahsedebilir misin biraz? Oyuncular ile aranızdaki iletişim nasıl?
Ağabeylerimizin yaklaşımları gerçekten çok iyi. En ufak mesafeli davranış göremezsiniz. Sanki A takımda oynayan bir bireymişiz gibiler.
İdmanlardaki üst kademe oyuncularla çalışıyorsun, bu çalışmalar sana epey şey katıyor olsa gerek… Biraz bunlardan da bahsedebilir misin? Ve de idmanların içinde unutamadığın bir an oldu mu?
İlk olarak unutamadığım andan bahsedeyim. İlk idmana çıktığımda Özer ve Emre ağabeyim bana krampon verdiler. Böyle sıcak bir karşılama karşısında olumlu anlamda çok şaşırdım, bu anı da hiç unutamayacağım sanırım. A takım çalışmalarına gelirsek… Alex ve Emre ağabey gibi ustalarla çalışmak, kendini Dünya’ya ispatlamış defans oyuncularını geçmeye çalışmak... ‘’Genç oyuncu’’ için daha muhteşem bir ortam düşünemiyorum.
Takım arkadaşların Abdülkadir Kayalı ve Özgür Çek birinci ligde futbol hayatlarına devam ediyorlar ki şans bulduklarında bunu en iyi şekilde de değerlendiriyorlar. Sen kendin hakkında ne düşünüyorsun, sence eksikliklerin ve iyi yönlerin nelerdir ,eksiklerini gidermek için ne gibi çalışmalar yapıyorsun? Bu seviyeye hazır hissediyor musun kendini?
Eksik yönlerim elbette var. Uzama sürecim devam ettiği için fiziksel idmanlara çok fazla ağırlık veremiyorum. Kuvvet sorunum olmasa da devamlılık sorunum olabiliyor kimi zamanlarda. Asist özelliğim golcü özelliğime göre daha iyi seviyede. Golcülüğümü de bu seviyeye çekmem gerekiyor diye düşünüyorum. Bunun içinde extradan çalışmalar yapıyorum. Bir de duran topları genelde ben attığım için aynı top bana geldiğinde pozisyon almam ve kafa vuruşlarım zayıf. Bunu da gidermek için çalışmalarımı sürdürüyorum.
İyi olduğum yönlere gelirsek… Türkiye’de güce dayalı bir futbol oynanıyor. Oyuncuların göze batan en önemli özelliği ‘’güç’’ oluyor. Ben bu özelliğin yanında meziyetli olduğuma da inanıyorum… Her ortamda sorumluluk almaktan çekinmeyen bir yapıya sahibim. Elime şans geçerse en iyi şekilde değerlendirmeye çalışacağım.
Şans dedikte… Sence şans/forma hoca tarafından mı verilir yoksa oyuncu mu alır bunu?
Ben oyuncunun iyi olduktan sonra şansı bulacağına inananlardanım. Önemli olan oyuncunun hocaya gösterdikleri, kimse elinde çok iyi meziyetli bir oyuncu varken o oyuncusundan daha az fayda verecek bir oyuncu oynatmak istemez diye düşünüyorum.
A takıma çıkan, Antalya kampına giden, takım arkadaşların Gökay ve Okan hakkında ne düşünüyorsun?
İkisi de olağanın dışında, farklı meziyetleri olan yetenekli arkadaşlarım.Çok iyi yerlere geleceklerine inanıyorum.
Fenerbahçe’nin altyapıdan çıkan oyuncuları üst yapıya kazandırma konusunda yıllardan beri sıkıntı çektiğini görüyoruz. Bu konu medyayı da çok meşgul ediyor, bu yönde çok eleştiri alıyor Fenerbahçe. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Bu konu yanlış değerlendiriliyor diye düşünüyorum. Üst yapıya oyuncu çıkarmaktan ziyade o oyuncunun oraya tutunması, orada oynaması daha önemli. Bizim yaş kategorimizden A takıma Okan ve Gökay çıktı ki söylediğim gibi verilen bu şansı en iyi şekilde değerlendireceklerini düşünüyorum. Yine bende bu konuda iddalıyım. Bu söylenenlerden etkilenmeden yolumuza devam edip bu söylenenlere son vereceğimizi düşünüyorum.
İstiyorsan biraz futboldan uzaklaşalım. Eğitim durumundan bahsedebilir misin? Hangi liseden mezun oldun, şuan futbolculuk dışında ne yapıyorsun?
Geçen sene Suadiye Lisesinden mezun oldum. Üniversite sınavında yeterli bir puan alsam da bu sene futbolda büyük gelişim katetmek istediğimden üniversite girmedim. Futbol dışında İngilizce kursuna gidiyorum.
Gayet güzelmiş. De bu kadar mı ? :)
Sinemaya giderim, arkadaşlarımla vakit geçiririm. Klişe olacak ama kitap okurum. Stephen King’in kitaplarını çok beğeniyorum. Babamla altyapı(Süper genç, B genç, Yıldız takım) maçlarını takip ederim. Her maçtan çıkartılabilecek dersler olduğunu düşünüyorum.
Bunun haricinde her gün yaptığım ve bana çok keyif veren bir şeyden daha bahsedeyim... İdmanlardan sonra, duşumu alıp yemeğimi yedikten sonra, Dereağzı Lokalinde Fenerbahçe’nin efsane oyuncuları Puşkaş Ergun, Ogün Altıparmak, Gürcan Berk’ten oluşan masanın sohbetine katılırım.
Bu gerçekten çok iyiymiş. Peki hedeflerin nelerdir?
Öncelikli hedefim tabiî ki A takıma çıkmak ve orada kalıcı olmak.
Ya hayallerin?
Fenerbahçe’ de kaptan olmak, bu camianın efsane isimleri arasına adımı yazdırmak istiyorum. Bir gün takımdan ayrılsam bile stadımıza geldiğimizde alkışlanacak kadar sevilmek, böyle iyi bir izlenim bırakmak istiyorum.
İdolün?
Eric Cantona. Gerçek bir futbol efsanesi.
Örnek aldığın oyuncu?
Ryan Giggs in çalımları ve topla hızını örnek alıyorum. David Beckham’ ın ise pas tekniği, stili ve duran topları…
David Beckham? Böyle bir cevapla karşılaşacağımı hiç düşünmüyordum açıkçası. Bu hayranlık nereden geliyor acaba?
Küçüklüğümden beri 80 metreye attığı pasları hayranlıkla izlerdim Beckham’ın. Ancak kendi yazdığı “ This is My Story’’ kitabını okuyunca hayranlığım iyice arttı. Bütün düşüncelerimi ona çok benzettim okurken… Futbolculuğunu örnek almaya başladım. Profesyonel futbolculuk hakkında, profesyonel takım hakkında, profesyonel düşünce hakkında çok şey öğrendim kendisinden.
Peki Messi mi Ronaldo mu?
Ronaldo.
Real Madrid mi , Barcelona mı?
Sonuna kadar REAL.
Unutamadığın maç/gol/an?
Lisansımın verilmediği sene federasyon turnuvasında oynadığımdan bahsetmiştim. O turnuvanın final maçında Beşiktaş’a uzatma dakikalarında gol atmıştım ve oyunu 1/1 e getirmiştim. Penaltılarla da şampiyon olmuştuk. Bu maçı ve bu golümü unutamam. Unutamadığım anlar ise gerçekten çok fazla. A takıma çağrılmam, Özer ve Emre abinin kramponlarını vermeleri… Lisansızken el bileğim kırıldığında klubün lisanssız olmama rağmen bana sahip çıkması, ameliyat ettirilmem… Daha çok şey söylenebilinir aslında.
Kuşkusuz öyledir. Görkem beni kırmadığın için tekrar teşekkür ediyorum. Ve yine bu keyifli sohbet içinde… Umarım hayallerini teker teker gerçekleştirir ve istediğin yerlere gelirsin.
Sohbetten gerçekten bende keyif duydum. İyi dileklerin ve bu keyifli sohbet için bende teşekkür ederim. Blog okuyucularına selamlarımı sunarım.