Diego Alfredo Lugano Moreno etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diego Alfredo Lugano Moreno etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Ricardo Quaresma ve Lorik Cana

http://www.365gunspor.com/resimler/habergorsel/loric_cana6b.jpg


Quaresma transferi yoğun zamanımıza rastgeldiği için kendisine yönelik bir mesaj atamadık vakt-i zamanında. Galatasaray'da Quaresma gibi takımıma alınmasını iki seneden beri istediğim lider bir oyuncu alınca aradan ikisini de çıkartayım dedim.

Quaresma'nın nesini anlatayım bilemiyorum. Birazcık futbol takip eden herkes nasıl sıradışı bir yetenek olduğunu bilir zaten. Ancak benim için yeri fazlasıyla özel..Benim '' İzlemekten keyif duyduklarım'' sıralamamda ilk 3 tedir mesela... Sadece bu sebeple dahi Beşiktaş maçı kaçırmamak için ekstra çaba sarfedilir bu sene. Nitekim İnönü'ye de gidilir... '' Beşiktaş'ta oynar mı, oynamaz mı '' tartışmalarına hiç girmeyeceğim, beni oynamaması için ikna edecek tek bir sebep yok çünkü. Olsa da ilgilenmiyorum, futbolu seviyorum...

Cana transferi ise ikinci darbe oldu. Senelerdir Fenerbahçe forması altında görmek istediğim, tartıştığım insanların gelmemesi adına '' Adam İngiltere'de oynuyor, neden gelsin Türkiye'ye '' gibi abuk subuk sebepler ürettiği ve hepsinden önemlisi Galatasaray'ın Mehmet Topal'ın yokluğunda Mustafa Sarp'ın çapsız futboluna muhtaç kalmaması için yapılması gerekilen bir transferdi, nitekim yapıldı da. Rijkaard'ın sistemi işlemesi için Elano gidecekse bir sağ bir de sol iç, Elano kalacaksa ise bir adet sol iç gerekiyor ama bu da Galatasaray'ın derdi olsun, beni alakadar etmiyor tabii... Oldum olası taptığım '' lider oyuncu'' sınıfının değerli bir üyesidir Cana. Bir oyuncu her gittiği takımda lider olmayı beceriyorsa, lider olarak kabul görüyorsa ziyadesiyle kalitelidir zaten... Saha içindeki çılgınlığını, oynadığı kasap havasını her zaman çok sevmişimdir. Keşke sarının yanına lacivert koysaydı ancak iyi oldu yanıbaşımıza gelmesi, şimdi sabırsızlıkla ruh ikizlerinin buluşmasını beklemek kaldı bize...

Lugano VS Cana

Sözün özü şudur ki Galatasaray'da, Beşiktaş'ta kendi sistemleri içinde bence iş yapmaları kuvvetle muhtemel isimler alıyorlar. Bu ligin daha iyi yerlere gelmesi için bu transferlerden daha iyileri yapılamazdı. Yaprak kımıldamayan bir klubün destekçileri olarak bize de tebrik etmek düşer.


8 Mart 2010 Pazartesi

Fenerbahçe-Antalyaspor Maçının Ardından

Maç öncesinde Fenerbahçe'nin artık maç kazanma vaktinin geldiğini düşünüyordum.Hoş, bunu en son düşündüğümde Fenerbahçe kaybetmişti... Yine de Real Madrid-Sevilla maçının ardından Fenerbahçe'li bünyelerde meydana gelen ''ezerek yenme'' tadında gibi beklentim yoktu, Real'in yeniden doğuşu; taraftarın beklediği yeniden doğuş sadece puantaja yazılacak 3 puandan ibaretti benim için. Nitekim beklediğim gibi kimin ne oynadığı belli olmayan bir mücadele sonunda Fenerbahçe sadece lazım olanı almasını bildi.

Brezilya'lı bek oyuncularının Avrupa seferlerinin başında yaşadıkları bek-açık karmaşasını yaşayan Andre'nin esas mevkisine dönmesinden bahsedelim ilk önce. Genel olarak ( son yıllarda bir değişim olsada) açık oyuncusuz oynanan Brezilya futbolunda tüm kanadı kullanan bekler ne hikmetse Avrupa'da ilk önce açığa devşirilmek istenir ki son örneğide Andre Santos'tu bu hadisenin.Altyapıda açık mevkisinde fazlaca oynayan ve yapmadıkları ( koşular, defansa yardım) sebebiyle ziyadesiyle azar işiten birisi olarak Andre'nin açık mevkisindeki aksattıklarını fazlaca eleştirdik burda, açık için önünde çok zaman olduğunu uyumununun ise tamamen zardan ibaret olduğunu belirttik. Bunun yanında Deividvari ''uyuşuk'' yapısı bizi bek mevkisi içinde endişe vericiydi. Ancak beke geçtiğinden beri ''Ben buraya fazlayım.'' diyen bir Andre izliyorum ki daha keyifli bir yanılma yaşayamazdım. Sert, güçlü, teknik. Hız problemi olsa da fazlaları bunu yeterince kapatıyor. Hatta Andre için daha keskin bir kelam etmek gerekirse bence oynayamayacağı takım sayısı çok az. Buram buram kalite...

Açık performansı umutsuzluğa sevkeden Andre'den bek performansı fazlası için umut veren Gökhan'a geçelim. Bildiğimiz formundan uzak olmasının açık performansını etkilediği savunulabilecek olsa da kimi oyuncular(Gökhan,Andre) geriden gelerek etkili olabiliyorlar.Formu istenilen seviyede değil Gökhan'ın da ancak bir kıpırdanma var.Yine de en kısa sürede kıpırdanmadan fazlasını vermeli.Çünkü şu sakat dönemde ona fazlasıyla ihtiyaç var.

Cristian'ın son dönemde aksattığı görevlerin bir kısmına dikkat etmesi ve Lugano'nun dönüşü savunma anlamında daha iyi seviyeye getirmiş Fenerbahçe'yi. Uzun süren sakatlıktan dönen Deivid'in şuanlık tatmin edici performansının daha iyi seviyeye geleceği düşünülürse imkansızlıklara rağmen umut ışığı sönmüyor. Belkide tüm yazılanlar bir hikayedir, bilemiyorum. Belki de Emre izin vermiyordur ışığın sönmesine... Yüreğiyle, kalitesiyle,karakteriyle.Tahminim şudur ki , meşhur şanssız sakatlıklarını yaşamasa muhtemelen ''Büyük takımlarda topçumuz yok'' geyiğini ağızlara aldırmazdı Emre.
http://www.ajansspor.com/resim/yalcin_emre_tartisma.jpg
Antalyaspor hakkında da birkaç şey söylemek isterdim ancak ne oynamaya geldiklerini anlamadan maç bitti.

Sonuç itibari ile fark yaratması gereken üç oyuncusunun(Deivid, Andre, Emre) ikisinin yarattığı fark ile Gençlerbirliği deplasmanına üstündeki kara bulutları bir nebze olsa da dağıtarak gidiyor Fenerbahçe.Zor bir deplasman ancak;

Emre varsa umut vardır,
Fenerbahçe varsa umut vardır.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Fenerbahçe-Diyarbakırspor Maçının Ardından


Yoldan 100 kişi çevirip şu maçın skorunu sorsanız tahminimce en fazla 1 kişi bu maçta Diyarbakırspor'a beraberlik şansı tanırdı. Ama Fenrbahçe beraberliği dahi uzatmalarda kurtardı. Futbol bundan sebep bu kadar güzel...

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar6.jpg

Fiziksel olarak kendini toparlayan Semih Şentürk ve kendini Fenerbahçe taraftarına kabul ettirmek için her maç korkunç bir efor sarfeden Mehmet Topuz'un maçı olacağını düşündüğüm bu müsabaka beklentilerimi hemen hemen hiçbir açıdan karşılayamadı. Orta saha ve Alex ile pas bağlantıları kopan Semih maç genelinde sahada yok gibiydi. Mehmet ise ona buradan yönelttiğimiz eleştirileri haklı çıkartan bir oyun ortaya koydu yine... Fenerbahçe'ye ne verdiği belli olmayan oyuncuların başında geliyor mevcut kadroda. Mücadele ve hırs... Ötesini henüz göremedik ki Mehmet çok daha fazlasını verebilecek bir oyuncu.

Tabi 3/4 maçtır durgun olan Alex'ten bahsetmezsek olmaz , adam kayırmış oluruz. Nedenini bilmiyorum ama birkaç maçtır isteksiz gibi Alex. Takım olarak form tutulan maçlarda hep Alex'in bu ortama ayak uydurduğu taktirde takımın bir kademe daha ileri gideceğini düşünmüştüm , hala beklemedeyiz.

Diyarbakırspor'un klasik Ziya Doğan takımı kimliğine büründüğünü söylemek zor değil. Sertliği ile rakibi yıldırmaya çalışan ve mümkün mertebe topun arkasına geçmeye çalışan bir takım. Kimse aksini beklemiyor , bundan sonra her takım Diyarbakır olacak. Ama Diyarbakır bir farklı , ben bu lige Denizli ile beraber yakıştıramıyorum Diyarbakırspor'u. İstanbul Büyükşehir'den tutun Kasımpaşa'ya kadar kısıtlı imkanlarına rağmen belirli bir oyun mantığı içinde hareket eden takımların olduğu yerde fazla zevksiz geliyor oynadıkları futbol.

Senelerdir ülkemizde top koşturan Ayman hayatının golünü attı tebrik etmek gerek. Ancak o gol çıkar mıydı hala kafamı kurcalamıyor değil...Volkan Tazameta'nın ayağından aldığı topu kalesinde görseydi böyle düşünmezdim mesela.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar11.jpg

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar12.jpg
Cristian ve Andre tribündeki homurtuların aksine faydalı oynadılar. Bilica tribünden alkış alsada yerini fazla kaybediyor , bu kadar yürek fazla gibi. He kendisini beğeniyor muyum ; ''evet çok beğeniyorum'' dahi diyebilirim ama daha dengeli ve kontrollü olmalı bence. Top ayağına gelsin ve o da çalım atsın diye bekleyen mahalle arasında top oynayan çocuklar gibi...Yalnız mevzu yanlış anlaşılmasın ; topla arasının bu derece iyi olması değil eleştirilen... Eleştirilen nokta Bilica'nın yerini fazlaca kaybetmesi ve bunun sonucunda Lugano'nun çok zor durumları düşmesi.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar4.jpg
Sene başında Özer için çıkartılan isyanlar duralı çok oldu artık tribünde yeni moda Özer'in dışarı alınmasını söylemek oldu. Böyle bir ülkede yaşıyoruz, malesef diyecek birşey yok bu konuda daha fazla. Ancak ben Özer Hurmacı'nın takıma farklılık kattığını savunuyorum oynadığı bölge ve oyun karakteri itibari ile top kaybı yapması çok doğal bir durum. Bu kadar fazla yapmamak şartı ile ki o da hala hazır değil zaten... Sakatlanması çok talihsiz gelişme.

İkinci yarı ne gibi değişiklikler yapılabileceğini devre arasında fazlaca düşünen birisi olarak merakla Daum'un hamlelerini bekledim. Bana göre alanı iyi daraltıp ortasaha ve forvet arasında bağı kopartan bir takım karşısında oyuna forvet almak hatadır , 20 forvetin olsa dahi sonuç vermez.Ancak bu bazen sonuç verebiliyor , Daum belki buna , belki hislerine , belkide ne olduğunu tahmin edemeyeceğimiz bir olguya dayanarak bu hamleyi yaptı ama başarısız oldu . Buradan hareketle hamlenin yanlışlığı çokça eleştirilecektir; futbolda doğruları %99 oranında sonuca göre oluşan bir spor dalı değil midir zaten?

En azından ülkemizde diyelim tekrardan...

Hakeme girmeyeceğim , Sivasspor maçında işaret ettiklerimiz başa geldi ve bu dakikadan sonra ağlamanın bence lüzumu yok. Doğru zamanda doğru açıklamalar yapılsa idi bu iş böyle olmazdı , penaltıda verilirdi ''en az 5 dk '' denilmesine rağmen daha az oynatılmazdı uzatmalar...Üstüne üstlük oyun uzatmalarda uzun süre durmasına rağmen böyle oldu ki tebrik etmek gerek hakemi üstüne aldığı görevi layıkıyla yerine getirdi gibi.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar14.jpg
Puan kaybına rağmen takıma futbolundan Daum'a değişikliklerinden dolayı kızamıyorum zira 20-45 dakikaları arası ile yine 60-90 dakikaları arasında en son yine Daum zamanında gördüğüm şekilde bir baskı kurdu Fenerbahçe. Ben bu oyundan keyif almak için kombine bilet alıyorum ve dünki mücadeleden keyif aldım.

Özer ve Lugano'nun sakatlıkları ise gecenin en tatsız anlarıydı. Galatasaray'lı Jo'nun sakatlanması ile dalga geçenler , bunun bir spor olduğunun farkında varmayıp bundan keyif duyanlar dünde keyif almışlardır umarım. Ancak ben duymadım hatta çok üzüldüm diyebilirim. Bu maça yazısının bu kadar geç yazılmasının sebebide budur , kısa süreli olarak devre dışı kaldık sakatlık haberleri ile; futbol konuşma isteğimiz törpülendi kısa bir süreliğine... Uğur'a da , Jo'ya da , Lugano'ya da , Özer'e de geçmiş olsun dileklerimi ileteyim bu vesileyle...

Beklenmedik bir beraberlik aldı Fenerbahçe diyerek bağlayalım maç yazısını. Ancak başın yere eğilmesi için herhangi bir sebep yok , Fenerbahçe'nin sakatlıklara rağmen rakiplerin önündeki yerini muhafaza edecek gücü var.

23 Ocak 2010 Cumartesi

Denizlispor Maçının Ardından

Kötü oynayabilirsin , üstelik bu ; sahadan çok oyuncuların niteliklerinden de kaynaklanabilir ancak kötü mücadele edemezsin. Elbette dün ki futbolu oyuncu niteliklerinden çok saha ve hava koşulları belirledi ama Fenerbahçe yapması gerekeni yaptı , sahada verebileceği en iyi mücadeleyi vererek galip gelmesini bildi.


Fiziksel anlamda hala hazır duruma gelemeyen Özer' in bu sahada oyunun başından itibaren kullanılmaması doğru düşünülmüş bir hamledir benim açımdan. Zaten fizik kalitesi iyi durumda olan iki orta saha oyuncusunun yanına fiziksel olarak iyi durumdaki Vederson ve Mehmet Topuz'un eklenmesi ve çift forvet tercihi beni maçı ilk yarıda kopacakmış beklentisine soktu. Ama olmadı. Bunda Mehmet Topuz' dan beklenilen katkının alınmaması etkili oldu bence. Yazının başında dediğimiz gibi farkı mücadele belirleyecekti ki belirledi de... Ancak benim tanıdığım Mehmet bu Mehmet değil. Daha fazlasını verecek kapasitesi fazlası ile var.

Mücadele temelinde oynanan bir müsabaka olduğu için pas hataları gibi hususlar üzerinde pek durmanın pek sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Ama dün sahada açıkça görünen birşey var ki onu söylemezsek olmaz. O da Bilica ve Lugano'nun tez zamanda düzelmesi gerekliliğidir. Bu konuda çok fazla düşünmeme rağmen onların geriye gidişlerine anlam veremiyorum ama bu kendilerini toparlamaları gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Özellikle Lugano'nun...

Bekir İrtegün ve Andre Santos buralara transfer olmalarına yardımcı olan iyi performanslarına hızla yaklaşıyorlar. Daha iyi olacaklarını düşünüyorum ki özellikle Bekir'in Antep günlerine dönmesi çok sevindirici bir gelişme. Zira memlekette ve Fenerbahçe'de alternatif stoper eksikliği had safhada. Dün bek oynasa da ( ki orada da gayet başarılı idi.) gerçek mevkisi olan stoperde daha başarılı olacabileceğini düşünüyorum Bekir'in. Tabi sıra&şans gelirse...

Dün sahada iki tane fark yaratan oyuncu vardı. Bu farkın sebebi bir tanesinin yüreği diğerinin hünerli ayakları idi...

Belki ayakları Gökhan Ünal' dan daha hünerli olsa da Emre'nin yüreği idi fark yaratan , Gökhan'ın ise ayakları-varlığı... Elbette Emre bu sahada oynayabileceği en iyi futbolu oynadı , ikili mücadeleleri kazanması bir kenara ; topla dönüşleri , takımı atağa kaldırmaları fevkaladeydi. Ancak bundan daha büyük farkı yüreği ile arzusu ile takımı rakip yarısahaya taşıması ile yarattı Emre. Gökhan ise oynadığı kısa sürede ne kadar doğru transfer olduğunu birkez daha gösterdi.



Maçın hayal kırıklığı Cristian oldu gözümde. Ama onunda arada böyle performanslar vermeye hakkı var sanırım. Hakemler çok tepki almalarına rağmen maçı iyi yönettiler, kartların hepsi doğruydu. Fenerbahçe'li oyuncularda kimi kartlar saçma gelse de ; rakibi sindirmek adına , oyunu sertleştirmek adına yapmaları gerekenleri yaptılar bence. Hakemde bu pozisyonları doğru kartlarla cezalandırdı.

Bir de , Kazım ve Carlos' un ayrılıkları takıma bir ders olmuş gibiydi dün.
İki oyuncu kaybetmiş ama hırsını kazanmış Fenerbahçe ...

16 kaldı diyeceğim ama 15 (Ankaraspor) kaldı. Her maçta şu maç kadar mücadele edilsin şampiyonluk bir adım mesafede...

20 Aralık 2009 Pazar

Trabzonspor Maçının Ardından



Geçen hafta bu haftaya yönelik iyi dileklerimle nihayet vermiştim yazıma. Açıkça dile getiremesemde böyle bir diriliş bekliyordum içten içe.Ancak bu kadar keyifli bir maç dabeklemiyordum.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-20_trabzon11.jpg
Maça hemen hemen herkesin kafasındaki 11 ile başladı Fenerbahçe. Oyunu tutmayı amaçlayarak maça Vederson ile de başlanabilinirdi ancak son haftalarda kendini iyice göstermeye başlayan Özer'i tercih etti Daum. Bu da basında Özer üzerinden kriz yaratmak isteyenlerin ve yine Daum'u korkaklıkla suçlayanların düşünmesi gereken bir husustur gözümde. Özer fiziksel anlamda tam hazır olmasa da takıma bireysel yetenekten çok daha fazlasını katıyor. Attığı derin toplarla ileride oynayan oyuncular normalden çok daha fazla pozisyona giriyor ki bu da takımın Alex'e bağlılığını azaltan bir olaydır. Yine Fenerbahçe'nin çok çeşit hücum yapmasını sağlayan pozitif bir katkıdır. Hazır olduğunda çok daha iyi olacak Özer Hurmacı.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-20_trabzon15.jpg
Hızlı başlayan mücadele erken goller olabilirdi. Ancak buna Guiza ve Trabzonspor atağını kesen yardımcı hakem izin vermedi. Çok düşük yüzdeyle gol atan ve her hafta buralarda eleştirdiğimiz Guiza'nın iki haftadır takımı galibiyete taşıması düşündürücü. Yine Semih Şentürk'ün 90 dakika oynadığında dahi giremediği pozisyon sayısına 20 dakika içinde girmesi ayrıca düşünülecek başka bir olay. Devre arasında fizik yükleme yaparak bu devrede attığından çok daha fazlasını atabilir Guiza. Zira ikinci yarının ortalarından sonra düşme potasında olacak takımlarda kapanamayacak Fenerbahçe'ye karşı ki bu da tam Guiza'lık maçlar izleyebileceğimiz anlamına gelir.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-20_trabzon5.jpg
Trabzonspor oyunun belirli bölümlerinde Cale destekli Gabriç kanadından etkili oldu. Ben bu maç Gabriç'i çok beğendim, düz ve çok faydalı oynuyor. Şenol Güneş'in onu oyundan alması yanlıştır gözümde. Bunun yanında Colman'ı da kenara alarak oyuna müdahale anlamında sınıfta kaldı bugün bence. Karşı cephede ise Daum'un oyuna bugün çok iyi müdahale ettiğini söyleyebiliriz.Zorunlu Guiza-Semih değişikliğini yapmayı düşünüyor muydu kestiremiyorum ancak şu formsuz haliyle bile Semih topun rakip yarı sahada kalmasında oldukça etkili oldu. Özer'in oyundan düştüğü dakikalarda yapılan Vederson hamlesi ve yine Emre-Deniz değişikliği çok yerindeydi.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-20_trabzon14.jpg
Fenerbahçe'de bugün Cristian iyi mücadele etti, faydalı futbol oynadı.Andre de Carlos'un gidişiyle geçtiği sol bek mevkisinde iyi bir performans ortaya koydu. Birkaç yanlış pas tercihi dışında Bilica ve Lugano da gayet etkiliydiler ancak maçın adamı yine Alex'tir gözümde. Oyunu soğutmaları, futbol aklı bir yana Guiza'ya yaptığı asist ayakta alkışlanacak cinstendi. Böyle bir zamanlama ve sıçrama kabiliyeti çoğu forvet oyuncusunda yok. O topu ligin havadan en etkili olan ikililerinden Song-Egemen arasında iken indirmesi olayın özetidir zaten...

Galibiyet kadar anlamlı ve güzel birşey daha vardı bugün sahada. O da Guiza'nın attığı golden sonra takım halinde yaşanan coşku ve kenetlenmeydi. Guiza'nın attığı o golden sonra Semih Şentürk'ün yanına gitmeside bir başka güzellikti. Ve burada Semih Şentürk'e belkide haketmediği ithamlarda bulunan bizlere bir cevaptı. Özür dilerim Semih Şentürk, ayağınıza;yüreğinize sağlık çocuklar...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2009-12-20_trabzon19.jpg



İlk yarı lider bitirildi bu galibiyetle. Darısı lig sonuna diyelim.

3 Aralık 2009 Perşembe

Twente deplasmanının ardından

[diegolugano.jpg]

Maç öncesi yapılan iddaalı açıklamalar ile doğrudan bağlantısı olan bir maç izledik Hollanda'da

Beşiktaş maçında 1 puanın iyi olacağını söylediği halde ofansif meziyetleri Vederson'a göre daha üstün olan Andre ile başlayan Fenerbahçe Daum'un kazanma olasılığını %100 olarak açıkladığı bir ortamda sahaya Vederson ile çıktı. Bu biraz düşündürücü idi ancak Daum'un kafasından geçenleri bilmek imkansız. Bizim açıklamalara binaen beklediğimiz kadrolarda çokça ters köşe yapıyor Christoph Daum.

Keyifli ve içinde çok fazla mesaj barındıran bir maç oldu. Bunlardan en göze batanı ise Fenerbahçe için Bilica'nın taşıdığı önem... Öyle ki Bilica olmadığı zaman hem Lugano aksıyor, hemde orta saha oyuncularının hücüm anlamındaki etkinlikleri düşüyor. Mevcut kadroda olmazsa olmazlardan biri oldu Bilica.

Yine bu maçta Cristian'ın ofansif olarak sorumluluk alabileceğine tanık olduk. Net pasları bir yana kanatlardan taşımaya çalıştığı toplar Fenerbahçe'nin hücum çeşitliliği için ilerleyen zamanda çok önemli hale gelebilir. Ancak bunun için Emre varken de Cristian'ın bu denli oyunun içinde olması lazım. Takıma ofansif olarak da önemli katkılar yapabilecek kapasitede bir oyuncu ki Avrupa futboluna tam olarak uyum sağladığı zaman gerçekten aranan oyuncu haline gelebilir.

Mehmet Topuz'un her maç gördüğümüz şekilde ilk yarı etkili olduğunu ikinci maç ise oyundan düştüğünü söyleyebiliriz. Probleme en basitinden fizik&kondüsyon yetersizliği diyebiliriz ancak detaylı reçete tabi ki Daum'un elindedir. Buna bir çare bulunması şart zira Mehmet'in oyundan düşmesine bağlı olarak Fenerbahçe'nin kağıt üzerindeki en sağlam yerlerinden olan sağ tarafı ciddi tehlikeler yaşıyor.

Lugano istikrarlı oyunlarına bir yenisini eklerken Alex ve Gökhan Gönül gününde değildi. Özellikle Stoch Gökhan'ı bugüne kadar kimsenin zorlamadığı kadar zorladı. Bunda Gökhan'da son haftalarda göze çarpan düşüşünde etkisi var ancak gözardı etmemek gerekirki Stoch'da epey iyi oyuncu. İlerleyen zamanlarda adını daha sık duyacağımızdan eminim ki zaten Chelsea'nin oyuncusu kendisi.

Yine rakip takımın ön libero mevkisinde görev yapan Tiote gözüme çarpan bir diğer oyuncuları oldu. Fiziksel olarak çok diri bunun yanında toplada gayet etkili. 86 doğumlu bir oyuncu olduğunu göz önünde bulundurursak çok önemli yerlere gelebileceği varsayımında bulunabiliriz.

Twente defansı oyunun özellikle ilk yarısında çok fazla yan pas yapma imkanı buldular. Fenerbahçe geri dörtlüsü ise topa Twente kadar sahip olamadılar. Bunda orta saha bloğunun rakip üzerine zamanında çıkmaması - alan daraltmaması ve yine defanstan top çıkarken sahaya çok doğru bir şekilde yayılmamasının etkili olduğunu düşünüyorum. Zira Twente defansı top çevirirken genellikle kendi yarı sahasının ortasına kadar top almaya gelen Tiote ve Brahma'ya Cristian veya Selçuk ikilisinin baskısı yoktu; bu da kolay top kullanma imkanı verdi. İkinci yarıda sanırım Daum müdahalesi ile Mehmet ve Cristian biraz öne çıkınca bu kadar rahat top çeviremedi rakip savunma.

Fenerbahçe'nin Bilica varken de çokça pozisyon vermesi düşündürücü ancak bunda Selçuk'un etkisi olduğunu düşünüyorum. İsabetsiz pasları ile birçok atağı öldürdüğü gibi rakibe hızlı çıkma şansı da tanıdı. Daha dikkatli olması gerekiyor. Yine Cristian-Semih tartışması Fenerbahçe'nin şu sıralar hiç ihtiyacı olmayan şeylerden, takımın üstünde bu kadar baskı ve eleştiri varken oyuncularının birbirlerini koruması ve birbirlerine daha hoşgörülü davranması gerektiğini düşünüyorum.

Yine de Fenerbahçe'nin bu gruptan lider çıkması, kötü skorlarına bir Avrupa maçı ile son vermesi sevindirici. Bir çiçekle bahar gelmez ancak Bilica'nın dönüşünün takıma çok fazla katkı vereceği ortada. Darısı Eskişehir maçına...

14 Eylül 2009 Pazartesi

Bursaspor Maçının Ardından...


Milli takımımızdan beklediğimiz sonucu alamamanın üzüntüsünü 12 Dev Adam’ın galibiyetleri ile unutmaya çalıştığımız bir ‘’Milli Maç’’ haftasını geride bıraktık. Bu haftanın dönüşü her zaman çok tehlikeli olmuştur Fenerbahçe için. Bir de üstüne takımın önemli taşlarından Andre Santos’un uzun bir yolculuğun ardından yorgun dönme ihtimali ve maçın hakeminin ismi zihinleri bulandırıyordu… Nitekim zor bir maç oldu . Maç analizi de buradadır.

Unutmadan... Deniz Çoban'a selam olsun !



16 Ağustos 2009 Pazar

Ve Kabus Geri Döner...






An itibari ile Fenerbahçe yeni stoperini buldu.Tanıdık bir yüz...

Centilmenlik anlayışımı,Fair Play ruhumu asi tavırları ile tam ortadan kıran oyuncudur o.Fenerbahçe'li olarak kolu çıktığı halde top oynayacak bir oyuncunun yokluğunun acısı tarif edilemez,yaşanır herhalde.Ancak o geri döndü.

Bu transfer hakkında yazılacak çizilecek çok şey var ancak doğum tarihi bile meçhul olan ,Brezilya'da Milli Takım'a seçilecek oyuncular için baskı yapan,sayısız bitmemiş davası olan Figer'e kalsın ihale.Bize de Lugano'nun dönüşünü kutlamak kalsın.''Neden uzadı,hani kariyer yapacaktın,ne oldu.'' demeden tadına varalım sahadaki yüreğin dönüşünün.Çünkü biliyorum sahaya çıktığı zaman en büyük Fenerbahçeliden daha büyük olacak.Çünkü biliyorum birisi formasını istediği zaman ''Formam benim için kutsaldır onu değiştirmem.'' diyecek.Ve bunu bilmeyen QTM ''maç sonunda neden formanızı değiştirmiyorsunuz'' diye sorduğunda yapıştırıvercek cevabını:''Benim taşıdığım forma kutsaldır,değiştirilmesini uygun görmüyorum.''

Devamı da var tabi...

Ümit Karan gibi seneleri yerlerde sürünerek,haksız penaltılar almaya uğraşarak geçen futbolcuları sahaya çıktığına bezdirecek.Maçtan sonra ''Lugano ve Edu gördüğüm en kasap ikili sahada yapmadıkları şey kalmadı.'' denildiğinde ''Biz ailemizden aldığımı terbiyede yaptığımız işin iş alanında kalmasını öğrendik.Ayrıca bu oyun erkek oyunudur,sahada bu oyunu yönetecek hakemler mevcuttur.'' diyerek ayarın kralını verecek.

En çok beklediğim ise Elano ile karşılaşması.Biliyorsunuz Brezilya derbisinde yine rakiplerdi,burada yine rakip.Ancak küçük bir anektod var iki oyuncunun geçmişlerinde kesişim noktalarında.

Olay şudur ki Elano bir maç sonrası ''Lugano Brezilya'nın el saldırgan oyuncusu'' der.
Lugano ayarı vermekte gecikmez ve ''Elano bunu benim yüzüme söyleyebilirdi. Basına değil. Biz böyle şeyleri sahada hallederiz.'' diyiverir.

Bilica'nın başına buyruk haline çözüm bulunursa çok iyi bir ikili olacaklar.Ancak şuan için biraz karamsarız tabi iki tane kafayı bozup orta saha semalarında gezen oyuncu var.Daum'a güvenelim der bağlarım postu.

Kısacası; ''Kabus geri döndü.''Fenerbahçeliler için halay vakti yaklaşıyor diyelim.
Related Posts with Thumbnails