Volkan Demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Volkan Demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2015 Pazartesi

23.08.2015 Rizespor Maçının Ardından

Şahsen mevcut kadroya ve hocanın saha içi diziliş terciherine baktığımda satılan 37,000 kombinenin bir numaralı sebebi olan Robin Van Persie'nin ve şuan takımın en hazır ve faydalı transferi olan Joseph De Souza'nın belli bir planın transferi olduğunu düşünmüyorum.Elbette Van Persie fırsatı oluştuğunda alınır ancak arkasında kalacak isimlerden bir tanesi sözleşmesinin son senesinde olan Sow olup; halihazırda Ağustos'un sonuna gelmişken elden çıkartılmamışsa böyle düşünmem için yeterli sebep oluşuyor. 

Demişiz bir önceki yazıda. Rizespor müsabakasını bu hatırlatmayı yaparak yazmak daha anlamlı geldi bana. Zira Fenerbahçe'nin mevcut saha içi dizilimi, oyunculara verilen roller her geçen maçta bunu daha net gösteriyor bana. Oyuncular elbet saha içi uyumu yakalayıp potansiyelleri ile sahada olduklarında daha farklı olacaktır birçok şey ama Rizespor maçı özelinde özellikle Joseph-Topal uyumsuzluğu ve bunun oyuna yansıması bu paragrafı aklımın bir yerinde daimi olarak var kılacak gibi gözüküyor.

Fenerbahçe oyuna alıştığımız ancak aynı zamanda alışamadığımız saha içi yerleşim kargaşası ile başladı. Rizespor Fenerbahçe golü atana kadar oyunu oynamaya çalışan ve daha yanaşık şekilde hareket eden bir takım görüntüsündeydi ki sahneye Van Persie çıktı. Rakibinin elinde Van Persie varsa,bir anlık gaflete bakar diye ifade ettiğim durum tabelayada yansıdı akabinde.Fenerbahçe'nin golünün Rize'ye baskı yaratmasını ve Fenerbahçe'nin daha boş alanlar bulmasını bekliyorduk ki Rize'nin baskıya başladığı noktalar ve gayet tabi Fenerbahçe'nin ortasahada anlaşılmaz bir şekilde yerleşmesi Rize'nin daha fazla yüklenmesine sebep oldu.Hakem olsam akan oyunda penaltı olarak değerlendireceğim ancak tekrarlardan sonra penaltı olmadığını gördüğümüz pozisyon golle sonuçlansa idi belki Fenerbahçe adına daha erken bir uyanma ve silkelenme olacaktı ama Volkan çıkardı. Akabinde yarının sonlanması ile doğru bir Alper hamlesi yapıldı ancak bu hamle ne kadar doğruysa sahadan çıkan ismin Fernandao olması bence bir o kadar yanlıştı. Devamında oyun dengelenir hatta Fenerbahçe lehine döner gibi olsa da Rizespor maçı hakettiği noktaya taşıyarak beraberlik ile Fenerbahçe'yi İstanbul'a 1 puan ile yolcu etti.

Maçı izlemeyen için hikaye böyle olsa da biraz oyunun içinden birkaç noktaya değinmek gerekiyor. Oyunun gole kadar olan kısmında Fenerbahçe'nin gol atması biraz Van Persie sihrine kalmış gibi gözüküyordu ki o da klas bir gol attı. Golden sonra Rizespor baskısında oyun kopartılabilir bir hal almışken ise bu anlamda hiçbir hamle göremedik. Bunun sebebini ''Neden Diego'suz Fenerbahçe''başlığı taşıyacak bir sonraki yazıda söyleyeceğim ama kısaca belirtmek gerekirse Diego savunma mevkisi her ne olursa olsun Fenerbahçe'ye ortalama bir Fenerbahçe oyuncusundan fazla ofansif katkı verememesi olarak not düşebiliriz. Kötü rol ve alan dağılımı Souza'yı sürekli sağ çizgiye prese gitmek zorunda bırakırken Topal defansın önünde gömülüp oyun boyunu Fenerbahçe adına kısaltamadı. Çok kez Nani'yi çok gerilere top almaya gelirken gördük -ki dün bence Nani Fenerbahçe'de ki en iyi oyununu oynadı- ve bu da Nani'nin oyuna değer katacağı yerlere ya eksilerek gelmesini ya da yardımsız topla buluşmasını sağladı. Kötü saha içi yerleşimi, kötü rol bölümünün olduğu yerde hücumda en efektif katkı beklediğiniz oyuncu da sol-sağ bek pozisyonuna gelmek durumunda kalırsa ortasaha bloğu ile forvet bloğu arasındaki mesafe açılır ve tenis topunu duvara vururmuş gibi, vurduğun topu rakip stoperler toplar ve rahatça baskı kurar. Olan da buydu. Burada ben aslan payını elbette Diego'ya veriyorum.Çabası,oyunda kalmak ve takımın parçası olmak için sarfettiği efor gerçekten çok yüksek ama varlığı takıma özellikle ofansif olarak zarar veriyor. Zaten halihazırda oturma safhasında olan bir takımın topu hücumda inanılmaz hızlı dolaştırmasını beklemiyorum ancak Diego gerek fiziksel özellikleri gerekse oyun karakteri itibari ile bu hızı minimuma indiriyor ki Nani'nin etki alanından uzaklaştığı noktada Diego'nun da topa yön verememesi baskının esas sebebi gözümde. Zira kendisi pasör ve skorer olamadığı gibi topun hızını ziyadesi ile düşürüyor.Bunun yanısıra belli ki oynaması istenen -ama oynaması mümkün gözükmeyen- rolünden dolayı Diego'nun varlığı kağıt üzerinde kalıyor,ortasaha sayısal anlamda hep eksi 1 kalıyor rakibe göre.


Tüm bu söylenenlerin ışığında hocanın işinin çok zor olduğuna inanıyorum. Gerek kadro yapmak, gerek oynamayanı kaybetmemek,gerek oyunculara uygun saha dizilişi bulmak ve gerekse bunu oturtmak uzun bir süre alacak.Zamanın hocada Fatih Terim'in son dönüşünde 4-3-3 ile başlayan ancak sonrasında 4-4-2'ye dönen takımında gözlemlenen değişiklikler gibi değişiklikler yaptırma ihtimali de çok yüksek. Bunun üzerinden hocanın esnekliğini de görmüş olacağız. 

Biraz hocaya gelecek olursak da işinin zor olduğunu zaten belirtmiştik. Ancak Vitor işini anlamsız 442 ısrarı ile daha zor hale getiriyor. Bunun değişeceğini garanti gibi görsem de dün gözüme çarpan bir başka olumsuzluk oyuncu değişiklikleri oldu. Geniş bir kadro var ve oyuncuları kazanmak da lazım ancak ilk değişiklikte oyuna giren ne kadar doğruysa çıkan bir o kadar yanlıştı. İkinci değişiklikte giren yine doğru olsa da skor alınmamışken  Sow'un girişi ile bir anda skor olumsuza döndüğünde hamle yapacak net gol ayağını kalmamış oluyordu, bir başka deyişle alternatif olarak en ucu çiftleme imkanın kalmıyordu. Son değişiklikte giren yine doğru olsa da oyunu orada tutması gereken oyuncunun (tüm yazdıklarıma rağmen)Diego olacağını,merkezde pas ile oyuna yön verme ihtimalini de daha aza indirdiğini düşünüyorum. Yani hem RVP'yi hem Ozan'ı hem de Topal'ı kazanarak maç kazanmak o kadar kolay değil ki bu anlamda daha radikal ve bencil olmak durumunda hoca. Kendisine örnek olması açısından 20.10.2013 tarihinde saat 19.00'da oynanan Kayseri Erciyes deplasmanını örnek gösterebilirim. Hatırlarsanız Ersun Yanal o maçta işini şansa bırakmaksızın, takımın idaresi zor oyuncularından biri olan Caner Erkin'i 43. dk da dışarı almıştı. Bu kadroyu yönetmek için zamanla böyle şok değişiklikler de olacaktır, olmalıdır da. Yoksa atı alan Üsküdar'ı geçiyor.

Dün gece olduğu gibi.

17 Ağustos 2015 Pazartesi

2015-2016 Sezonuna Girerken Fenerbahçe

En son yazıyı 2 sene önce yazmışız. Araya önce askerlik sonra İsmail Kartal girince böyle bir ara oluşuyor haliyle. Eski takipçiler bilir, ağırlıkla altyapı üzerine yazılar yazıyorduk burada. 92 yaş grubu ile başlayan, 93-96 arası takımların da takip ettiği ama üst tarafa çıkıp kalıcı olamayan tonla oyuncu yazdık. Çok sebep vardı belki ama hangileri akla çok yatıyordu acaba? Bu açıdan bakınca da yok gibi.

Yeni sezonun başlangıcında; vakit anlamında da bir uygunluk söz konusu olduğu için bir değerlendirme yapabiliriz. Zamanla yazma alışkanlığını ve blogger kimliğini tekrar oturtursak daha zengin görsel içerik de olabilir ama bu yazı özelinde dümdüz,çok fazla görselle süslenmemiş bir yazı olacağını şimdiden belirtelim de uzun ve düz yazıları okumayı sevmeyenleri uyarmış olalım.

Fenerbahçe sezona birçok transfer ve yeni bir hoca ile girdi. Başkan Aziz Yıldırım, başkanlığın ilk bölümünde çizdiği başkanlık profilinin aksine  TD'lerle en az (bazen başarılı olsa da en çok) bir sene  çalışmayı gelenek haline getirdiği için böyle de devam edeceğini söyleyebiliriz ki oturma safhasındaki bir takım, riskli bir oyun anlayışı ile de birleşince oluşabilecek olumsuz skorlarda bu geleneğin varlığı önemli. Hocaya şöyle bir bakarsak; çok farklı futbol iklimlerinde çalışmış olduğunu söyleyebiliriz. Proje takımı olan Porto'da da çalışmış, Oly gibi çok daha farklı bir camiada da. Atladığımı düşünebileceğiniz Arap macerası da benim için önemli, zira hoca için eminim epey çılgın bir deneyim olmuştur. Tüm bunların nihayetinde, kazandığı kupa sayısı ve birçok farklı futbol ikliminde çalışmasının yanında Oly&Yunanistan deneyiminin de bulunması hoca özelinde Türkiye macerasına yön verebilecek güzel kazanımlar. Benzer ülkeler ve benzer takımlar...

Hoca ile ilgili Yunan arkadaşlarım ile konuştuğumda Türkiye'de çizdiği agresif ve oyunu en önde oynamak isteyen profille taban tabana zıt bir karakterin Oly macerasını şekillendirdiğini söylediler. Doğruluğu tartışılır elbet ama hocanın geliş sürecinde  benzer haberlerde çıkmıştı. Ve akabinde oynayanan maçlar ve saha içi dizilişine baktığımda hoca ile ilgili ilk tespitimin Biliç gibi, Daum gibi ülkenin ve camianın hassas noktalarını tespit edecek zekaya sahip olduğunu söyleyebilirim. Çift forvet deneyimi yok denecek kadar az olan bir hocanın radikal şekilde çift forvet üzerine takım inşaa etmesi ve aslında bunu oynatabileceği en temel dizilişle sahaya çıkması da beni bu düşüncemde destekliyor. Hocanın vazgeçmeyecek gibi gözüktüklerinin doğruluğunu da elbet takımın puan cetvelindeki yeri belli edecek. Zira Fenerbahçe varolan stadı, takımı ile barışmış taraftarı, bol sıfırlı sözleşmeleri ve ödediği bonservis bedelleri ile bu sene şampiyonluğa mecbur. Farklı bir derecenin getirebileceği ekonomik darboğaz için Beşiktaş ve Galatasaray örneklerine bakabiliriz.

Hocaya yazının ilerleyen bölümlerinde tekrar geri dönüş yapacağım. Bu sebeple biraz da takımın yaşadığı değişimden bahsedelim, sonu elbet hocaya tekrar bağlanacaktır.Tüm Türkiye'nin malumu, camia 7-8 senedir zirve ve dibi birbirini izleyen yıllarda görmeyi başarabilen, kendine has dinamikleri olan bir camia. Zico zamanı herkesin çok beğendiği ancak bana ''komşu vilayetlerden ordu toplama''yı anımsatan bol stop-pasa dayanan, hücumda topsuz oyunun getirdiği hızlıca akan bir oyundan çok daha yerleşik bir takımı da gördük, Daum'un ilk deneyimine göre daha şuurlu ancak yine de risk almayı bilen takımını da... Aykut Kocaman'ın muhafazakar ve savunma disiplinine sadık oyununun  getirdiği şampiyonluk ve Avrupa ligi yarı finaline rağmen tribündekileri dahi uyutan takımını da gördük piyasanın sol çılgını Ersun Yanal'ın takımını da. Aradaki  Aragones,3 Temmuz ve İsmail Kartal ızdıraplarını bir kenara bıraksak dahi söz konusu  takımların tamamının en belirgin ortak özelliğının, lider oyunculardan kurulmuş ve büyük oyunları iyi oynayan; en azından istediklerini alabilen takımlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda bahsi geçen takımların ''büyük ve kazanan'' oyuncularının birçoğunun değiştiği ortamda hocanın mevcut alışkanlığı devam ettirmesi de önemli. Oturma safhasındaki bir takımı bekleyen en büyük tehlikelerden biri bu olabilir zira Fenerbahçe taraftarı hızlı reaksiyon vermeyi seven bir taraftar. Ki şuan yapılan transferlerin en önemli besini de belli ; sabır.

Yapılan transferlerin çoğu liderlik ve kazanma alışkanlığı anlamında gidenlerin yerini doldurabilecek oyuncular.Aidiyet hissinin de zamanla kazanılacağını düşünüyorum. Kurulan takımda yapılan tercihler de birçok açıdan değerlendirilebilir, örneğin kısa vadeli yapılan bir planda Emre Belözoğlu ve Egemen Korkmaz'ın ayrılıkları kritik edilebilir ve bunun kendince haklı sebepleri de vardır ancak yaşanılan değişimlerin ne sebeple yaşandığına hakim olmadığım için daha ''üstünden'' bir değerlendirme yapmam daha uygun.

Şahsen mevcut kadroya ve hocanın saha içi diziliş terciherine baktığımda satılan 37,000 kombinenin bir numaralı sebebi olan Robin Van Persie'nin ve şuan takımın en hazır ve faydalı transferi olan Joseph De Souza'nın belli bir planın transferi olduğunu düşünmüyorum.Elbette Van Persie fırsatı oluştuğunda alınır ancak arkasında kalacak isimlerden bir tanesi sözleşmesinin son senesinde olan Sow olup; halihazırda Ağustos'un sonuna gelmişken elden çıkartılmamışsa böyle düşünmem için yeterli sebep oluşuyor. Mevcut forvet rotasyonunun ve klubün harcamalarının işaret ettiği değişim Sow-Campbell(ya da benzer tarz ve yaşta) olabilir. Burada Sow'un satılmaması klubü maddi açıdan ciddi bir getiriden mahrum bırakacak, satılması ise devre arasına kadar iki forvetle idare edileceğini düşündürüyor. Joseph'e gelirsek; sosyal medyada takip ettiğim referansları Joseph'in oyununu görmeden dahi önemli bir fikir vermişti ki oyunu ve istatistiki verileri de söz konusu referansları doğruluyor. Ancak mevkisinin en  iyilerinden Mehmet Topal'ın varlığı ve mevcut saha içi görevlendirmeleri , Topal'ın yanında topa daha iyi yön verebilecek bir oyuncunun transferinin daha iyi olabileceğini hala düşündürtmüyor değil. 25 milyon euroluk bir ortasaha üçlüsünün(Topal-Joseph-Ozan) birinin yedek kalacak olması ve oynayacakların topa yeterince yön verip veremeyecekleri soru işareti. Bu da farkında olunan bir husus olsa gerek zira yapılacak ''kanat'' transferinin karakteri basına yansıdığı kadarı ile kemik kanat oyuncularından epey farklı. Tüm bu söylediklerimden alınan oyuncuları beğenmediğim anlamı çıkabilir; tekrarlamak gerekirse bahsi geçen oyuncular (ki özellikle Persie) beğeniye sunulacak oyuncular değil. Sadece farklı açılardan bakmak gerekiyor. Mesela Topal'ın bu sene bitecek sözleşmesi mi orada böyle bir operasyona gidildiğini düşündürtmüyor değil.

Yine Zico zamanında başlayan bir başka alışkanlık; yetersiz atletizm ve dribling Aykut Kocaman ile zirve yapmış, biz de oyuncu geçebilen atlet oyunculara hasret kalmıştık. Nani,Volkan,Şener transferleri sırf bu sebeple dahi benim için anlamlı. Özellikle Volkan'ın gelişinin (Volkan istediği ve kendini verdiği ölçüde)güzel bir havuz ve esneklik vereceğine inanıyorum. Fernandao'da benim için tartışmaya kapalı bir transfer.Fiyat&Fayda, Yaş, Oyun içi katma değerleri; nereden bakarsak bakalım nokta atışı.

Kjaer'i yeterince izlemediğimden, yeterliliği ve oyuncunın handikapları hakkında yorum yapmak sağlıklı değil ancak yine referansları sağlam olduğundan ve izlediğim maçlarında gördüğüm pozitif özelliklerinden dolayı umutluyum. Bu mevkiye bir transfer yapılacaktı ve kariyeri gerek oynadığı lig çeşitliliği açısından gerek tecrübesi açısından umutlu olmamız yeterli sebebi veriyor. Yalnız yanındaki oyuncu için aynı şeyleri düşünemiyorum. Burada üzerine yazdığım husus Bruno'nun oyuncu karakterinden daha çok yaşı ve sözleşmesinin son senesinde olması. Bir sene boyunca Kjaer-Bruno uyumunu yakalamayı bekleyip sonrasında yeni stoper ile Kjaer uyumunu beklemek uzun ve yorucu bir süreç ki ben bu tip değişimler yapılırken stoper değişimlerinin de uzun vadeli planlanmasını ve mümkünse ''ikili'' halinde yapılmasını mantıklı bulanlardanım. Bu bağlamda transferin son gününe özellikle atlet ve yaşı da bir transfer yapmaya daha müsait bir oyuncu bekleyeceğim. Alternatif stoper Ba hakkında da yorum yapmak için erken ama fiziksel görüntüsü vasat bir stoper oyuncusundan epey farklı. Yine de zaman gösterecek...

Tüm bu söylenenlerin ışığında hocanın işinin çok zor olduğuna inanıyorum. Gerek kadro yapmak, gerek oynamayanı kaybetmemek,gerek oyunculara uygun saha dizilişi bulmak ve gerekse bunu oturtmak uzun bir süre alacak.Zamanın hocada Fatih Terim'in son dönüşünde 4-3-3 ile başlayan ancak sonrasında 4-4-2'ye dönen takımında gözlemlenen değişiklikler gibi değişiklikler yaptırma ihtimali de çok yüksek. Bunun üzerinden hocanın esnekliğini de görmüş olacağız.

Transfer döneminin sonunda bir kez daha üzerine konuşmak üzere(kanat ve muhtemel stoper hamlelerini görmek adına) burada keselim.Sonu şampiyonluk olsun.

28 Mart 2010 Pazar

İstemem Böyle Ezeli Rekabet Filan...


Hayat bir garip. Bazen en umutsuz anlarınızda dahi umut ışıkları yanıyor garip şekilde. Ve daha garibi ise o ışığı hiç ummadığınız birisi yakıyor...

Öylesine göz alıcı, öylesine can alıcı ki...

Rahmetli Özhan Canaydın anısına açılan dev pankart, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın sahaya çıkarken taşıdıkları pankartlar... Ve yine umulmadık bir şekilde Fenerbahçe'nin alkışlanması... Fair Play abidesi Özhan Canaydın'ın hala böyle güzelliklere vesile olması ölümünün verdiği acıyı azaltmasa da bir nebze olsun hafifletti. Böylesine centilmen bir başkanın vasiyetini yerine getirmemek olmazdı, kemiklerini sızlatmak olmazdı ki Galatasaray taraftarı yapılması gerekeni yaptı, kendilerini tebrik ediyorum.

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-03-28_m1.jpg

Yazıları takip edenler daha önce '' Fenerbahçe varsa umut vardır.'' dediğimi hatırlayacaklardır. Bu maç başlamadan önce ise kendimi inkar edecercesine ümitsizdim, genel olarak Galatasaray maçlarından önce olanın aksine bu sefer hislerim Galatasaray galibiyetini işaret ediyor mantığım ise '' Galatasaray bu kadro yapısı ile Fenerbahçe'yi yenememeli,Fenerbahçe kazanmalı. '' şeklinde karşı çıkıyordu hislerime. Rijkaard'ın çıkardığı korkak onbir dahi ikna edememişti beni.

Topal ve Sarp'ın beraber oynamasını Caner ve Sabri'nin hücuma çıkışlarında yaşayanacak defansif sıkıntıları ortadan kaldırmak olarak değerlendirmiştim. Yanılmışım. Rijkaard Alex'in maharetli ayaklarından çekinmiş sadece, hepsi de bu kadar. Mehmet Topal'ı Alex marke etmeye uğraştı ancak Alex uzun süren formsuzluğunun ardından , ilk yarı sonunda maçı anlatan spikerlerin söylediklerinin tam tersine; takımı lider gibi yönetti. Rijkaard korktuğu ve bir kişi eksik mücadele ettiği ile kaldı...

Maçın başında Gökhan'ın bireysel hatasından kaynaklanan pozisyon çok şeyi değiştirebilirdi. Ancak Fenerbahçe Emre'nin yokluğunda Özer ve Vederson'un neredeyse etkisiz eleman görünümde olduğu bir günde dahi maçı istediği gibi götürmeye başladı 5. dakikadan sonra. Andre Keita'ya maç boyunca sadece ve sadece anlık parlama izinleri verdi. Jo'nun, Elano'nun ve Keita'nın birşeyler yapmaya çalışan Giovanni'ye uyum sağlayamaması sonucunda ise umutlar yeşermeye başladı...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-03-28_m3.jpg
İkinci yarıda Rijkaard maça başlarken yaptığı korkaklığı kapatmak istercesine hamleler yaptı. Fenerbahçe cephesinde ise Daum maçın başından beri ortalarda gözükmeyen Özer'e tahammül etmeyi sürdürdü. Ve yine hayatının en rahat maçını oynamasına rağmen garip pas hatalarına devam eden , sıfır baskı altında dahi topu takım arkadaşlarına kazandırmada büyük sıkıntı yaşayan Selçuk'ta hala sahadaydı. Ve senelerdir en çok eleştiri aldığı huyuna devam ederek topu eveleyip gevelemeden ayağından çıkarmayan, üstün cesaret madalyasını hakeden Selçuk yine senelerdir yapmaya çalıştığını yaptı, bildiğini okudu ve golünü attı. Belki de Özer'den de beklediği sadece bir ara topu idi Daum'un kimbilir?


Maçın son dakikalarında Volkan'ın jeneriklik kurtarışı üç puanı(elbette fotoğraftaki değil ) Fenerbahçe'ye getirirken yüzüme yüzüme vuruyordu ışık... Kendi söylediğimi inkar edercesine çöpe attığım umutlar yeniden gözümü alıyordu... Ve kulaklarda o nakarat...

'' Fenerbahçe varsa umut vardır.''

Oyuncu bazlı değerlendirmeye geçersek...

Bilica-Lugano ve Volkan üçgeninin uyumu bugün galibiyetin Fenerbahçe'ye gelmesinde çok etkili oldu. Keza Gökhan'ın iyi niyetli mücadelesi ve Mehmet'in insanüstü çabasından da bahsedebiliriz. Ancak benim için maçın yıldızı Andre Santos'tur. ''Her takımda oynar.'' dediğim Andre bugün tatlı sert futboluyla beklediğim gibi Keita'yı oyundan koparttı, savruk bir görüntü çizmesine sebep oldu. Yine atağa katılışı, sağ çizgide Sabri ile kedinin fare ile oynadığı gibi sürekli oynaması ise enfesti. Bir bek oyuncusu ancak bu kadar teknik ve güçlü olabilir. Bu özellikleri barındırıp üstüne sağ ayaklı ve hızlı olanı İnter'de oynuyor zaten. Helal olsun, işallah Dünya Kupası'nda hakettiği yerde olur.

Özer sadece koştu, fiziksel olarak çok kötü durumda. Seneye kuşkusuz daha iyi seviyeye çıkacaktır. Vederson ise sadece Keita'nın önüne konulmuş bir engel gibiydi ki bugün anladığımız üzere orada Andre varken kendisine gerek yoktu. Yine de iyi niyetiyle mücadele etti, tüm takım gibi onu da tebrik ediyorum.

Galatasaray'dan, oyunculardan bahsetmek istiyorum ancak Neill dışında standartında oynayan oyuncu yoktu. Gio'dan başka standartının dışına çıkmak için çabalayanın olmadığı gibi.... Caner orta yapmayı Sabri'den öğrenmişcesine sürekli dağlara taşlara yaptı ortalarını. Elano çok pasifti. Sarp ve Topal da keza aynen Elano gibiydi ancak onlardan beklenen buydu sanırım. Kademeli alan savunması topun tehlikeli bölgeye inmesini engelledi ve bu ortamda Jo'da beklenen şekilde ortalarda gözükmedi. Aslında Galatasaray'ın sahada Hasan Şaş gibi, Hakan Şükür gibi belkide Ayhan gibi ''derbi oyuncusu'' olmamasının sıkıntısını yaşadığından da bahsedebiliriz...

Derbinin hakemi?

Servet'in Guiza'nın gözüne soktuğu parmağı devam ettirip Mehmet'in Keita'ya yapmadığından dolayı sarı kart vermesi çok anlamlı idi. Alternatifsiz bir mevkinin oyuncusunun direncinin kırılması düşünülmüştü sanırım... Yine de Mehmet yılmadan oyunu ile gerekli cevabı verdi kendisini engellemeye çalışanlara...

Yardımcı hakemler için ise birşey söylemeyeceğim. Koyacağım fotolar herşeyin özetidir. Birinci pozisyonda çekilmeyen ofsayt bayrağının ikincisinde çekilmeside çok anlamlı idi ama Fenerbahçe bu... Evdeki hesabı çarşıya uydurmaz.







Herşeyin başlangıcı olan bu güzel günde kimi şeylerde nihayet buldu benim adıma. Örnek vermek gerekirse ''Ezeli Rekabet'' kavramı. Fenerbahçe, takımın %70'i formsuzken, en önemli oyuncusu sakatken dahi Galatasaray'ı yenebiliyorsa ; beraberliğimize sadece ''Ebedi Dostluk'' gözüyle bakıyorum artık.

Ve bakkal hesabı ile dakikası 1 liraya gelen galibiyetle beraber yeniden başlayan yarışı Fenerbahçe'nin gülerek bitirmesi için bir dahaki maçın önemine dikkat çekerek nihayet veriyorum yazıya. Herşey şimdi başladı, bu galibiyetin anlamlı olması için haftaya kazanmak şart.

Tebrikler Fenerbahçe, tebrikler çocuklar...

22 Mart 2010 Pazartesi

İki Resim Arasındaki Farklar

http://www.adikonamaz.com/forum/attachments/f2/1207d1269215311-futbol_cafe-5555544849484946jpg





Bu toplara girmek istemiyorum ancak sanırım birilerinin birşeyler söylemesi, yazması şart.

Şimdi sizden iki resim arasındaki 7 değil birkaç farkı bulmanızı rica edeceğim.

Bulamadınız mı?

Umarım Volkan'a 3 maç ceza verilen bir ortamda Keita'ya uygulanacak ceza konusunda da bir fark bulamazsınız. Gerçi böyle birşey olsa da Sabri'ye ve Caner'e verilmeyen kartları( Baroş demiyorum, ben olsam bende vermezdim, talimatname bunu söylese de ) kim nasıl açıklar , veril(m)e( ye) cek ceza bunu örter mi bilinmez. Sadece öyle bir not düşelim dedik.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Fenerbahçe-Diyarbakırspor Maçının Ardından


Yoldan 100 kişi çevirip şu maçın skorunu sorsanız tahminimce en fazla 1 kişi bu maçta Diyarbakırspor'a beraberlik şansı tanırdı. Ama Fenrbahçe beraberliği dahi uzatmalarda kurtardı. Futbol bundan sebep bu kadar güzel...

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar6.jpg

Fiziksel olarak kendini toparlayan Semih Şentürk ve kendini Fenerbahçe taraftarına kabul ettirmek için her maç korkunç bir efor sarfeden Mehmet Topuz'un maçı olacağını düşündüğüm bu müsabaka beklentilerimi hemen hemen hiçbir açıdan karşılayamadı. Orta saha ve Alex ile pas bağlantıları kopan Semih maç genelinde sahada yok gibiydi. Mehmet ise ona buradan yönelttiğimiz eleştirileri haklı çıkartan bir oyun ortaya koydu yine... Fenerbahçe'ye ne verdiği belli olmayan oyuncuların başında geliyor mevcut kadroda. Mücadele ve hırs... Ötesini henüz göremedik ki Mehmet çok daha fazlasını verebilecek bir oyuncu.

Tabi 3/4 maçtır durgun olan Alex'ten bahsetmezsek olmaz , adam kayırmış oluruz. Nedenini bilmiyorum ama birkaç maçtır isteksiz gibi Alex. Takım olarak form tutulan maçlarda hep Alex'in bu ortama ayak uydurduğu taktirde takımın bir kademe daha ileri gideceğini düşünmüştüm , hala beklemedeyiz.

Diyarbakırspor'un klasik Ziya Doğan takımı kimliğine büründüğünü söylemek zor değil. Sertliği ile rakibi yıldırmaya çalışan ve mümkün mertebe topun arkasına geçmeye çalışan bir takım. Kimse aksini beklemiyor , bundan sonra her takım Diyarbakır olacak. Ama Diyarbakır bir farklı , ben bu lige Denizli ile beraber yakıştıramıyorum Diyarbakırspor'u. İstanbul Büyükşehir'den tutun Kasımpaşa'ya kadar kısıtlı imkanlarına rağmen belirli bir oyun mantığı içinde hareket eden takımların olduğu yerde fazla zevksiz geliyor oynadıkları futbol.

Senelerdir ülkemizde top koşturan Ayman hayatının golünü attı tebrik etmek gerek. Ancak o gol çıkar mıydı hala kafamı kurcalamıyor değil...Volkan Tazameta'nın ayağından aldığı topu kalesinde görseydi böyle düşünmezdim mesela.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar11.jpg

http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar12.jpg
Cristian ve Andre tribündeki homurtuların aksine faydalı oynadılar. Bilica tribünden alkış alsada yerini fazla kaybediyor , bu kadar yürek fazla gibi. He kendisini beğeniyor muyum ; ''evet çok beğeniyorum'' dahi diyebilirim ama daha dengeli ve kontrollü olmalı bence. Top ayağına gelsin ve o da çalım atsın diye bekleyen mahalle arasında top oynayan çocuklar gibi...Yalnız mevzu yanlış anlaşılmasın ; topla arasının bu derece iyi olması değil eleştirilen... Eleştirilen nokta Bilica'nın yerini fazlaca kaybetmesi ve bunun sonucunda Lugano'nun çok zor durumları düşmesi.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar4.jpg
Sene başında Özer için çıkartılan isyanlar duralı çok oldu artık tribünde yeni moda Özer'in dışarı alınmasını söylemek oldu. Böyle bir ülkede yaşıyoruz, malesef diyecek birşey yok bu konuda daha fazla. Ancak ben Özer Hurmacı'nın takıma farklılık kattığını savunuyorum oynadığı bölge ve oyun karakteri itibari ile top kaybı yapması çok doğal bir durum. Bu kadar fazla yapmamak şartı ile ki o da hala hazır değil zaten... Sakatlanması çok talihsiz gelişme.

İkinci yarı ne gibi değişiklikler yapılabileceğini devre arasında fazlaca düşünen birisi olarak merakla Daum'un hamlelerini bekledim. Bana göre alanı iyi daraltıp ortasaha ve forvet arasında bağı kopartan bir takım karşısında oyuna forvet almak hatadır , 20 forvetin olsa dahi sonuç vermez.Ancak bu bazen sonuç verebiliyor , Daum belki buna , belki hislerine , belkide ne olduğunu tahmin edemeyeceğimiz bir olguya dayanarak bu hamleyi yaptı ama başarısız oldu . Buradan hareketle hamlenin yanlışlığı çokça eleştirilecektir; futbolda doğruları %99 oranında sonuca göre oluşan bir spor dalı değil midir zaten?

En azından ülkemizde diyelim tekrardan...

Hakeme girmeyeceğim , Sivasspor maçında işaret ettiklerimiz başa geldi ve bu dakikadan sonra ağlamanın bence lüzumu yok. Doğru zamanda doğru açıklamalar yapılsa idi bu iş böyle olmazdı , penaltıda verilirdi ''en az 5 dk '' denilmesine rağmen daha az oynatılmazdı uzatmalar...Üstüne üstlük oyun uzatmalarda uzun süre durmasına rağmen böyle oldu ki tebrik etmek gerek hakemi üstüne aldığı görevi layıkıyla yerine getirdi gibi.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-07_diyar14.jpg
Puan kaybına rağmen takıma futbolundan Daum'a değişikliklerinden dolayı kızamıyorum zira 20-45 dakikaları arası ile yine 60-90 dakikaları arasında en son yine Daum zamanında gördüğüm şekilde bir baskı kurdu Fenerbahçe. Ben bu oyundan keyif almak için kombine bilet alıyorum ve dünki mücadeleden keyif aldım.

Özer ve Lugano'nun sakatlıkları ise gecenin en tatsız anlarıydı. Galatasaray'lı Jo'nun sakatlanması ile dalga geçenler , bunun bir spor olduğunun farkında varmayıp bundan keyif duyanlar dünde keyif almışlardır umarım. Ancak ben duymadım hatta çok üzüldüm diyebilirim. Bu maça yazısının bu kadar geç yazılmasının sebebide budur , kısa süreli olarak devre dışı kaldık sakatlık haberleri ile; futbol konuşma isteğimiz törpülendi kısa bir süreliğine... Uğur'a da , Jo'ya da , Lugano'ya da , Özer'e de geçmiş olsun dileklerimi ileteyim bu vesileyle...

Beklenmedik bir beraberlik aldı Fenerbahçe diyerek bağlayalım maç yazısını. Ancak başın yere eğilmesi için herhangi bir sebep yok , Fenerbahçe'nin sakatlıklara rağmen rakiplerin önündeki yerini muhafaza edecek gücü var.
Related Posts with Thumbnails