Wolfsburg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Wolfsburg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2009 Cumartesi

Bam Teli Tadında Bir Maç


Tamamen dolu tribünler, HD kalitesinde yayın, geçtiğimiz sezonun şampiyonu ve en az onun kadar gol atmayı arzulayan rakibinin maçı. Skordan da anlaşılıyor zaten bu durum; 4-2. Ancak birşey eksikti bu mücadelede.

TRT Ankara Korosundan olduğunu tahmin ettiğim spiker aslında gayet iyi niyetli ve Misimovic'in Sırp olduğunu iddia etmesine rağmen belli ki günler önceden bu maçı anlatacağını haber almış, dersine çalışmıştı. Gereksiz bilgilerden uzak duruyor, oyuncu isimlerini düzgün telaffuz ediyordu. Ancak sesi maç heyecanından o kadar uzak, sanki önünde bir orkestra şefi varmışçasına pes seslerde ve do majörde dolaşıyordu ki, maçı izlediğim sırada biri bana İstanbul-NewYork arası uçak seferini tamamladığımı söylese hiç sorgulamazdım. 

Kanal ( TRT 3 ) aynı zamanda ekranda gereksiz detay olmasın diye üstün bir mücadele ortaya koyan, Bundesliga logosunu dış hatları ile dekupe edip opacity değerini %20'lere çektiğini tahmin ettiğim yayıncı kuruluşun bu gayretini de baltalayarak bizlere iletti. Sol üst köşedeki kanal logosunun kalkmasını beklemek hayalperestlikten öteye geçmez tabii ki ancak sağ üstteki görsellikten uzak, artık yerel kanalların bile kullanmaktan utandığı skor/süre barı ile HD kaliteye adeta ihanet edildi.

Oysa bugün Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligindeki rakibinin bir iki zayıf noktasını ve henüz 22 yaşındaki Djakpa'nın TSL takımları için ne kadar verimli ve ileride geri dönüşü olabilecek iyi bir transfer olabileceğini irdelemek isterdim. Hanke'siz Hannover96'da Mehmet Yıldız'sız Sivas Spor'a benziyormuş, bunu da görmüş olduk.

12 Eylül 2009 Cumartesi

Büyük Takım Olabilmek


Blogdaşımın bir hafta kadar önce yazdığı "Büyük futbolcu olabilmek" olgusunun ikinci ayağı da büyük takım olabilmek. Ondan da ben bahsetmek istiyorum.

Ligimizde daha önce Vestel Manisa, Gençlerbirliği ve günümüzde de Sivas Spor hatta Trabzon Spor'un yaşadığı zirveyi koruma sendromunun önüne geçebilmenin tek yolu camia olarak büyümek. Büyük olmak için sportif başarı hiçbir zaman yeterli olmamıştır. Aynı şekilde büyük olan takımlar küme düşseler de bu özelliklerini hiçbir zaman yitirmemişlerdir.  Bir vizyon, biraz ukalalık, bol miktarda lobi ve magazinel gündem büyük takımlığın olmazsa olmazlarındandır.

Bundesliga'da ünvanını koruması gereken bir Wolfsburg izliyoruz 2009-2010 sezonunda. Şampiyon kadrosunu rotasyonda zaman zaman yer bulan Zaccardo hariç koruduğu gibi Ziani, Kahlenberg ve Obafemi Martins gibi isimlerle de takviye etti. Fakat yıldızlaşan isimleri ünvanın korunması gereken bu dönemde sazı ellerine almıyorlar. Bayern Münih'in çıkışı ve umut kıran skorlarının da etkisi var tabii ki fakat Wolfsburg'un sahaya asıl amacı için çıkması gerekiyor, yani futboldan keyif almak, izleyenlere de keyif vermek. Kafaları rahat olduğu sürece istedikleri çıkışı yapmamaları için hiçbir neden yok, fakat sürekli apolet stresi yaşıyorlar ve bu da ancak 3-0 önde olduğu için gençlere şans vermeye başlayan ancak ilginç bir kırmızı kart ile 10 kişi kalınca bir süre bocalayan Bayer Leverkusen'e duran toplardan 2 gol atmalarına yetiyor. Dzeko, Misimovic, Barzagli gibi oyuncular ise 2010-2011'de başka takımların yolunu tutmaya başlarlar, benden söylemesi.. 

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Bundesliga'yı Henüz Hazmedemeyenler..


İki haftadan bu yana en çok hoşuma giden detay Almanya'da herkesin ligin değerini yükseltmek için seferber olması ve futbolu güzelleştirmek için elinden geleni yapması. Takımlar pozitif futbol oynuyorlar, hakemler Hoffenheim maçı dışında şimdiye dek hata yapmadılar, tribünler tamamen dolu ve aktif, futbolcular fair-play ruhu içindeler...

Fakat bugün oynanan Köln-Wolfsburg maçında bir kişinin tutumu bu çabaya hiç de uymuyordu. Köln teknik direktörü Zvonimir Soldo. Takımını maç boyunca zaman geçirme yönünde defalarca ikaz etmesi futbolun taktikleri içinde yer bulabilir ama maç 1-0 Köln lehine devam ederken yere düşen ancak herhangi bir sakatlığı olmadığı için ayağa kalkan oyuncusunu "yat yere tekrar, neden kalkıyorsun" şeklinde el işaretleri ile ikaz etmesi, oyuncunun "kalkmış bulunduk artık nasıl yatayım" bakışına hadi ordan jesti ile karşılık vermesinin kameralara yakalanması hiç de şık olmadı. Belki pek çok seyirci bunu farketmedi ama önemli olan herkesin elinden geldiğince marka değerini yükseltmeye çalıştığı Bundesliga'da bu bilince sahip olmayan ve futbolun kirli oyunlarını yansıtmaktan çekinmeyen kişilerin hala bulunmasıdır. Cezasını kesen Dzeko'ya teşekkür, maç boyunca Barragli ve Grafiti diyen TRT spikerine nefretlerim ile..
Related Posts with Thumbnails