Mesut Özil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mesut Özil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2011 Pazar

Real Madrid-Barcelona #1














Mourinho ilk maçta şapkasını içinden tavşanı çıkartamadan takmak zorunda kalınca bu maç adına beklentim epey artmıştı. Onun canını çok acıtacağını tahmin ettiğim bir yara almıştı ki, o 5/0lık mağlubiyetten sonra dahi meydan okumaya devam etmekten geri kalmadı. Ben Real Madrid forması taşıyan oyunculara ''Barcelona'yı yenecek'' düzende oynatma şeklinin taraftarlar tarafından hoş karşılanmayacağını düşünüyordum ki bugün gördüğüm kadarıyla onlar beraberlikte dahi şampiyon olmuşçasına sevinecek hale gelmişler. Eh , kolay değil tabi.




















İlk yarı '' Fenerbahçe - Galatasaray maçı derbi ise şu maç nedir?'' diyenleri utandıracak derecede sıkıcı idi desem yanlış olur mu bilmiyorum ancak en azından benim açımdan öyleydi. Ronaldo'nun yay üzerinde Valdes'i içeri sokmak üzere salladığı ayak topa isabet etseydi oyun daha renklenebilirdi ancak o da olmayınca akıllarda Messi'nin aşırtamadığı top ve Villa'nın penaltısı kaldı. Rıdvan Dilmen ve Ercan Taner pozisyonu penaltı olarak yorumlasalarda bu pozisyon bence yoruma açık bir pozisyon. Hakem bence de Real'i özellikle Pepe'ye kart vermeyerek epey gözetti ancak bu pozisyonda hem açısı hem pozisyonun gelişimi açısından ben birşey diyemiyorum. Ayrıca Villa'nın sağ bacağının çok erken kırılması, yani müdahale olmadan düşmeye hazırlanması gözüme çarpmıştı izlerken ki bu fotoğrafta düşüncemi destekler nitelikte.Casillas şayet elini Villa'nın ayağına takmış olsaydı Villa dizini kırarak değil yüzüstü düşerdi yere. Bu demek değil ki pozisyon kesinlikle penaltı değil. Hayır sadece yoruma açık bir pozisyon bence, hepsi bu.





















Ama bu pozisyonun yorumu yok tabi. Direkt penaltı ve kırmızı kart kararı doğru olsa da sürekli aklımı kurcalayan ve twitterda Riqquelme'nin de yazdığı bir hususun üzerinde durmadan edemeyeceğim. Penaltı demek zaten büyük bir gol şansı demek, penaltı vererek rakibi cezalandırıp bir de kırmızı kart vererek cezalandırarak toplamda hanesine iki ceza puanı yazmak bence doğru değil. Bu gözden geçirilmeli diye düşünüyorum.




















Yarın yazacağım Antep maçı yazısından önce gelen bu yazıdan sonra sonuçlara çok fazla bağımlı yorum yaptığım düşünülebilir ancak bence Mourinho'nun Mesut tercihi son derece doğru bir karar olmuş. Sert, dirençli, fiziksel açıdan üstün bir takım ile ayakta durup olursa hızlı toplarla sonuca gitmeyi; olmazsa da 60'lardan sonra Mesut ile galip gelmeyi düşünmüş ki bence bu çok doğru olmuş. Kimi oyuncular vardır, klubende oturması sana hamle üstünlüğü verir. ( Stoch ve Semih'te en yakın örneklerdir hatta.. ) Öyle oyuncularda vardır ki onlar futbol sanatçısıdır. Totale vurduğunda bir Messi ya da Ronaldo'nun altında kalabilirler ama izlerken daha bir keyif alırsınız. Mesut'ta onlardan benim gözümde. Ve Mesut gibi oyuncuyu oyunun başından beri alan parselizasyonunda kullandıktan sonra skor yönünden yararlanmak zor gibi geliyor bana. Elbet olabilir, elbette Mesut bunu verecek hem fiziksel hem de teknik kapasiteye sahip. Ama bu maçtaki kadar alenen olmaz işte. Muhteşem resimler çizen bir ressamın beyninden fırçasına dökülendir sanatı. Sen şayet ona ''Benim resmimi çiz'' dersen o çizer, yine güzel de çizer de kafasındaki bu mudur, sanatı bu mudur orası tartışılır. Ama bence değildir işte.














Maçta eğlenceli dakikalar da oldu tabi. Ancak ben Pepe'nin Messi'ye yaptığı '' delirdin mi? '' hareketi kadar anlamlısını görmedim. Pepe'de müthiş oyunun taçlandırmış oldu böylelikle.




























Bu pozisyonda bana penaltı değil gibi geldi ancak El Classico'dan önce Fenerbahçe-Antep maçını izlemiş olmamızdan sebep hakemi tartışacak psikolojide değilim gibi sanki.























Maçtan önce Barcelona hayranlığım ve futbola olan ilgimden sebep sonuç soranlara Valdes'in '' Real bizi en son yendiğinde Tv'ler siyah beyazdı galiba?'' tarzı rakibi ekstra motive edecek açıklamalardan dolayı ilk maç kadar kolay olmayacağını, bu maça ne bahis ne de yorum yapılmaması gerektiğini söylemiştim. Real'i ayakta tutan psikolojik faktörler bence bu sefer Barcelona'yı ateşler ve kupa maçında açık bir tarife olur. Şartlarda değişme olursa buradan paylaşırız yine fikrimizi...

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Mesut Özil - Deivid De Souza

Futbolda bir yerlere gelmek için yetenekleriniz, işinize bağlılığınız kadar önemli birşey varsa o da şans olsa gerek. A2 takımını sürekli takip etmem ve oradaki yeteneklerin iyi ve kötü yönlerini burada paylaşmamdan dolayı, o oyuncuları izleyen birisi olarak bu oyuncuların nerelere gelebileceğine dair meraklı sorularla çokça muhattap oluyorum. Değerlendirmelerim oyuncuların yetenek-karakter çözümlemeleri üzerine oluyor ama her seferinde atlıyoruz '' şans '' faktörünü. Oysaki çok çalışanın, çok isteyenin istediği yerlere gelerek bitirdiği hikayeler kadar, müthiş yetenekli olup bir türlü klasman atlayamayan oyuncuların başrol oynadığı bir sürü hikayede vardır. Kimisi Mesut olur, Barcelona taraftarıyım derken bile belkide inanmaz Barcelona'da oynayabileceğine, ama sonunda Real'li olur... Kimisi Deivid olur, en parlak sezonunun ardından sakatlık problemi yaşar, belkide Dünya'da en kıymet verdiği varlığı kaybeder ve onun cenazesine sakatlığından ötürü katılamaz. Sonrasında ise bavulunu toplar yol olur...

http://cdn.bleacherreport.net/images_root/images/photos/001/010/276/103428544_crop_340x234.jpg?1282148435

Mesut Özil müthiş bir zekaya ya da müthiş bir şansa sahip bunu bilemiyorum ancak bildiğim tek şey varsa o da yine doğru yerde olduğudur. Borges daha güzel ve akıcı şekilde detaylandırır elbet ama Schalke'de ona belirlenen bonservis miktarını verecek takım çıkmasaydı şuan belki Kayserispor'un oyuncusu olabilirdi. Ancak Mesut'un çaylaklık zamanlarındaki yeteneğini gören Thomas Schaaf'ın referansı Mesut'u Werder'e taşımaya yetti. Bu şans mıydı, belki... Ama ortada belirsiz olmayan tek şey varsa o da Mesut'un doğru ellerde olduğu idi. Nitekim Mesut sürekli üstüne koydu, sürekli kendini geliştirdi. İlk etapta fiziğinde bir gelişme oldu ki bu da meziyetleri ile sahada fark yaratmasının anahtarı idi. Öyle bir gelişme ki bu henüz 21,5 yaşında, kariyerinin büyük tehilkeye girdiği Schalke macerası biteli hemen hemen üç sene olmuşken kendisini Real Madrid'e taşıdı. Yeni Lincoln, yeni Diego olarak yola çıktığı piyasada Mesut olmayı başardı, hemde arkasında '' Yeni Mesut kim olacak? '' sorularını bırakarak...

Almanya Milli Takım'ını seçmesinden dolayı büyük üzüntü duymuştum ama hiç kızmamıştım, kızamamıştım Mesut Özil'e. Mesut Özil olarak artık Real Madrid forması ile ter dökecekse bunda yetenekleri, şansı, kararlılığı kadar Alman pasaportu ve daha önemlisi Alman altyapısı da pay sahibi çünkü... Çünkü Schalke'den ayrılırken onu isteyen Fenerbahçe'ye gelse idi, Arda, Messi iken; Mesut, Tuncay bile olamayacaktı bu memlekette... Dahası gerçek manada genel olarak hiç bir futbol altyapısı olmayan oyuncularımızla belki de büyüyemeyecekti bu kadar. Fenerbahçe'ye transfer olsaydı belki Türk Milli Takımı seçecekti ama orada da sağ önde Sabri'den dahi kesik yiyebilirdi. Veya Kazım'dan... Almanya'da doğmadım, '' ben olsam '' lı bir cümle kurmak bu sebeple biraz boş ancak onu Mesut Özil yapan , futbola dair bildiği ne varsa hepsini veren ülke Almanya iken , son kullanma tarihi yaklaştıktan sonra paçavra gibi bir kenara atılan gurbetçiler ortada iken boşa hala üzülmek, boşa Mesut'un Türklüğünü sorgulamak...İllaki birşeyler sorgulamak istiyorsak; elli senedir altyapıları neden düzenleyemediğimizi sorgulayalım, zamanında Mesut'tan daha fazla şeyler vadeden Nuri'yi Milli Takım'da neden doğru düzgün kullanamadığımızı, nasıl bu oyunculara aidiyet veremediğimizi sorgulayalım. Çünkü bu soruları sorma cesaretine sahip olmadığımız sürece daha çok ağlarız Mesutların arkasından, daha çok ''Trabzonlu ailenin çocuğu Oğuzhan Özyakup nasıl Hollanda Milli Takımı için oynar?'' da deriz.



http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-20_idman3.jpg

Madalyonun öbür yüzünde ise Deivid De Souza. Mesut Özil ve Deivid De Souza'nın kariyerlerini, çıkış ve iniş noktalarını ders diye okutmalı aslında...

Bir sezon önce yapılan eleştirilerin artık tecavüz boyutuna geldiği bir ortamda, her destansı hikayenin kahramanının olacağını tasdik edercesine ortaya çıktı Deivid De Souza. Zico ile başrolünü oynadığı, Fenerbahçeliler tarafından sonunun gelmesinin hiç istenmediği bir hikayenin ardından çift haneli rakamlar dahi teklif edildi bonservisi için İspanyollardan...Belkide kariyerinin en zor sezonunun ardından , Daum'un parçalarını birleştirip , Zico'nun Newcastle maçı ile beraber '' başla '' tuşunu bulduğu bir makinanın en önemli dişlisi olmaya başardı. Öyleki kahramanı olduğu destansı hikayeden sadece bir sezon önce bu sene Guiza'nın başına gelenler onun başına geliyordu, istenmeyen adam oluyordu. Bir sezon önce varlığı cinnet sebebi haline gelmişken sonrasında oynamadığı Psv maçında Kazım'ın varlığı şüphe ve korku yaratır hale geliyordu. Ama makine çalışmaya başlamıştı bir kere, takım İnter'e gol pozisyonu vermeden maç bitirir hale gelmişti. Daha önemlisi ise Avrupa'da beklenen karaktere en nihayetinde Zico ile kavuşmuştu Fenerbahçe... Onun yokluğu hissedilmeden 2 /0 kazanılan Psv maçıda bundandı. Sonrasında Sevilla'nın muhteşem bir geri dönüşle safdışı bırakılması da... Müthiş bir özgüven kazanmış, başını asla eğmeyen takımın kaptanı Alex'ti, asist kralı Alex'ti ama aranılan adamı Deivid olmuştu... Çünkü isyanın sesiydi o.

Her güzel şeyin bir sonu var elbet. Bu hikaye Fenerbahçe için gurur ve mutluluk verici bir sonla bitti. Ama hayat Deivid için o kadar güzel değildi. Artık hayatının transferini yapabilecek imkanı vardı ancak Mesut kadar kararlı ve inatçı değildi. Aziz Yıldırım Fenerbahçe'si ise zamanında satmayıp zarar etmekte ondan daha inatçıydı. Bilinmezdi sakatlık, bilinmezdi şanssızlık ama nihayetinde özel bir durumdu bu. Deivid belkide ederinden fazlasını vermişti. Ve Fenerbahçe'de , Deivid'de kaybederek geçirdi transfer sezonunu. Çünkü Deivid artık sakatlanmıştı. Ve o sakatlığı sebebiyle annesinin cenazesine dahi gidemiyordu... Belkide hayatında en fazla değer verdiği insanın son yolculuğunda yanında olamıyordu.

Bu bir son muydu? Fenerbahçe-Deivid birlikteliği adına son olan birşey varsa o da iki gün önce yaşandı ve Deivid artık '' Büyük insan'' Zico'nun yanında. Ben genel itibari ile futbolculuk özelliklerini beğenmesemde yaşattıklarından dolayı kendisine minnettarım. Dahası Deivid ismini duyarsam şayet kafamda canlanacak olan şeyler futbolculuğundan ziyade yaşattıklarından ibaret. Bu dakikadan sonra bir geri dönüş daha zor artık ama belli mi olur? Onun ayağından bir hikaye daha güzel giderdi aslında...

9 Haziran 2010 Çarşamba

Dünya Kupası Gruplar Analizi 4# D Grubu

D grubu: Almanya, Sırbistan, Avustralya, Gana

Ballack'ın sakatlığı, Rolfes'in yokluğu, Hitzslperger'in kadroya alınmayışı...Dahası Frings, Gendtner gibi oyuncuların kafilede olmaması... Löw ne planlıyor bilemiyorum ancak Lineker Almanlara dair çok önemli bir söz söylemiş olsa da Trasch'ın sakatlığını da eklediğimde Almanların ortasahalarında Müller'in muhteşem formuna rağmen bir eksiklik göze çarpıyor. Sanki bu Almanya alışıldık topu koşturan, disiplinli oyun formatı ile her zaman en yukarılarda olan Almanya değil de Mesut Özil gibi Shweinsteiger gibi meziyetli oyuncuların ayağına bakacak bir takım gibi... Üstüne üstlük tüm deneyimine karşın Klose ve Gomez gibi formsuz forvet oyuncuları da cabası...O mevkide de Kiessling'in performansı belirleyici olacak gibi...

Tüm bunlardan gruplardan çıkamadıklarını beklemem gibi bir sonuç çıkartılmasın Almanya için gruplar her zaman formalite olmuştur. Nihayetinde 16 kez Dünya Kupasına gitmiş 3 kere de ipi göğüslemiş ciddi bir tecrübesi olan bir Milli Takımdan bahsediyoruz. Ama Kahn'dan sonra kaleyi alan Enke'nin yürek acıtan olayından sonra Adler'in de sakatlanmasından sonra kaleden başlayarak hemen hemen her mevkisinde önemli eksikler oluşan Almanya sanki o Dünya Kupalarını domine eden takımlarından uzak bir görüntü içerisinde... Yine de topu Lineker'e atalım, vardır bir bildiği diyelim...

Radomir Antiç'in önderliğindeki Sırbıstan gruplarda bir süpriz olacaksa bunun birinci adresidir benim gözümde... Defansın ortasında Vidiç ile Subotiç solda Dünya Kupası sonrası transfer yapması muhtemel isimlerden olan Kolarov sağda Chelsea'nin sağ beki İvanoviç... Ortasahada Stankoviç, Gojko Kaçar,Kuzmanoviç, Tosiç, Krasiç, Jovanoviç.. Forvette ise Panteliç, Zigiç ve Lazoviç... Radomir Antiç her ne kadar 4-4-2 de ısrar etse de bu takımın 4-5-1 oynaması gerektiğini düşünüyorum ve kendilerinin gruplarda süpriz yapma olasılığının yüksek olduğunu belirtmek istiyorum.

Sakatlığı sebebiyle Dünya Kupasını kaçıracak yıldızlardan olan Essien'in yokluğunun Gana için telafisi zor olduğunu belirtmek lazım öncelikle...Mensah, Muntari,Gyan gibi tecrübeli ve iyi oyuncuları olsa da yıllar önce Hollanda ile Dünya Gençler Şampiyonasını sallayan Owusu Abeyie'nin son durumunu görme şansının ötesinde bir anlamı yok Gana'nın benim için...

Neill, Kewell, Jedinak gibi Süper Ligde boy gösteren oyuncuların yanında Emerton, Schwarzer, Cahill gibi Premier ligde oynayan oyuncuları olan Avustralya'nın gruplarda şansının zor olduğunu görüyorum. Sırbistan ve Almanya'nın önünde yer almaları için Bresciano'nun geçmiş yıllarından fazlaca kesitler sunması gerek.

Sıralama tahminim;
1-2 Sırbistan /Almanya
3-4 Avustralya / Gana

23 Ocak 2010 Cumartesi

Werder Bremen-Bayern Münih

http://www.ntvspor.net/Images/18267.jpg

Eğer ki canım sıkılıyorsa , bir oyuncu izlemekten ziyade gol - gol pozisyonu gibi güzellikler izlemek istiyorsam açarım Bundesliga'dan bir maçı geçerim başına... Dolu tribünler , harikulade saha ve stadlar , Premier Lig ve La Liga'nın gölgesinde kalsa da kaliteli ve görevlerini en iyi şekilde yapmaya çalışan futbolcular... Daha ne olsun ?

Bugün de Werder - Bayern maçının olduğu haberi üzerine 15. dakikada geçtik televizyonun başına dolayısı ile Werder'in ilk golünü kaçırdık. Herhangi bir işin başından itibaren içinde değilsem ortasında , sonunda dahil olmayı sevmem. Dizi ya da maçlar içinde bu alışkanlığım geçerli , başını kaçırdığım maçları izlemeyi sevmem. Ama bugün bu alışkanlığı bir kenara bıraktık, iyi de yaptık.

Sahadaki kontra atak dersini veren takım Bayern Münih olsa da öğrencisi Werder Bremen' de ani baskınlarla Bayern' in ataklarına karşılık vermeye çalışıyordu. Ancak dakikalar ilerledikçe Bayern' in baskısı bizi golün olacağı dakika aralığını tahmin etmeye itti zira gol geleceği ortadaydı. Bastian ( Adının kalan kısmını yazmak kabus gibi ) soldan topla akarken Mario'ya 2 ye 1 yapmak için bıraktı topu , kalabalık arasında tercihini 2 ye 1 den ziyade topun üstünden atlamaktan yana kullanan Mario bu hareketle golü kendisi attı binevi. Topu arkasından alıp kalabalığın arasında 2 adım sürüp son vuruşu yapan Müller elbet ki zor bir iş yaptı ama dediğim gibi bu golde en büyük pay Mario'ya aitdir bana göre. Kaçırdıklarını bir nebze affetirecek bir işti bu...

Hayatının maçlarından birini oynayan Robben ' in önderliğinde Werder Bremen' i inanılmaz derecede hırpaladı Bayern Münih. Ancak bunda Werder Bremen'in saçma sapan sapan savunma anlayışı da etkili oldu. Robben , Olic , Gomez gibi adamları , defansını orta sahaya kadar çıkartarak etkisiz hale getirmek çok zordur ki maç boyunca bunun sıkıntısını yaşadılar. Robben ile Mario'nun önüne bırakılan hemen hemen her top tehlike oldu. Ancak enteresan bir şekilde ikinci golü böyle yemediler.

Robben'in yine soldan içeri sokulma düşüncesi ile taşıdığı top o alandaki kalabalıktan sebep Van Bommel ile buluştuğunda tek de Dani Alves bindirmesi yapan Lahm'ın önüne şiddet ve zamanlama olarak mükemmel bir top bıraktı Bommel ki Lahm ' a '' al attır '' dercesine bir pastı. Lahm'ın yaptığı ortada içeride Mario ile Oliç'in pişti oynaması , kendilerine en yakın savunmacıların 1,5 metre kadar gerilerinde kalması Werder Bremen'in sorgulaması gereken bir detay. Böyle bir golü bu seviyede bir takıma yakıştıramıyorum ben. Evet Van Bommel'in topu gerçekten çok öldürücü idi ama Naldo ve Mertesacker gibi bir ikiliyi ortasahaya kadar çıkarmanın kabul edilir yanı yok.

http://sportige.com/wp-content/uploads/2009/10/ArjenRobben.jpg
Geçen sene Barcelona'nın Bayern ile oynadığı maçların benzerini oynuyordu Bayern Werder ile. Ama iş bitirecek isimlerinin Barcelona'dakiler kadar klas olmaması maçın 2/2 ye gelmesine ve sıkıntılı dakikaların başlamasına sebep oldu ki Robben müthiş performansını harikulade bir golle süsleyip olayı bitirdi. Aşırı disiplinli olduğu bilinen Van Gaal ile Van Gaal yerde sırt üstü yatarken kucaklaşmaları da görülmeye değerdi.

Maçın ilerleyen dakikalarında Ribery girdi oyuna ki beklediğim performansı bulamadım kendisinden. Şüphesiz ikisi de Bayern'in de üstünde topçular ama Real' in Robben' e yol verip Ribery için Bayern' in kapısında yatması anlaşılacak şey değil.

http://www.tfutbol.com/oyuncu/Miroslav_Klose.jpg

Islıklarla sahaya giren taklacı Klose'den bir tane kafa plasesi beklesem de göremedim , arka planda kalmak , ikinci adamlığa düşmek onu etkilemiş belli ki. Ancak bence yapılacak birşey yok, kendisini ne kadar sevsem ve beğensem de Gomez 15 tane kaçırsa dahi takıma verdiği Klose'den daha fazla. Adam geçiyor , kontra konusunda sürekli bir tehdit oluşturuyor , asist yapıyor , rakip stoperleri fazlaca yıpratıyor...

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiBqtB7LmH_UkT5_s_KkPbspGaiT9oo1mFnwoMGRfyQDUQN7AnMZF2LqO5YimQRir-uduG4kzt9-sO5chkQTA2upQeYS5CkGparnoSHbu2bpZKnagKh4mZ5C-Cu2qo0F6x7JpTeYrf-rfwh/s400/klose-785345.jpg

Werder Bremen cephesinde adamın Frings yine iyi oynadı ancak bu takımına yetmedi. Özellikle Borowski' nin bilinenden uzak bir performans ortaya koyması onunda etki alanını daralttı. Hugo Almeida' nın sert ve uzun stoperler arasında attığı fevkalede gol haricinde gözükmemesi , Marin ve Mesut'un maçın belirli dakikalar haricinde etkili olamamaları - kopuk kopuk oyuna dahil olmaları o stoperlerin orta sahaya çıkması kadar etkili olmasa da mağlubiyette etkili oldu.

http://i.media.goal.com/g/53825.jpg

Mesut demişken... Bugün kimi yerlerde topla gereksiz ve çok fazla oynadı kendisi. Ancak top kontrolünden tutun top sürüşüne kadar asalet var Mesut' da. Bir de hızı ortalamanın üstünde olunca aranan isimlerden olmaması şaşırtmıyor adamı. Keşke Mesut'u ikna edebilseydik. Arda' ya Barcelona' yı yakıştıranların olduğu bir ortamda Mesut' a klup bulamayacak olsalarda tek sıkıntımız bu olsun değil mi?

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiyOcJ2aWBnpZMHgMLBfyqJRLS_-Bpct-0I9_QqaLhfyJVwaSXOAaPFTgXB1KjppDx4p7bb_SpPG7kBm3nFsUprEZ5eSIVx2r9n2CXXQGo7DO0ay8h_DODqVuIi_H8-QOmyoy3N5Rr3vSxe/s320/66.jpg

Son olarak birisi Ömer Üründül' e kendisini gülünç duruma düşürdüğünü anlatmalı bence. Robben ile bilek güreşi yapıp gücünü test etmişçesine gücüne taktı Robben' in ki kısmen doğru olsada sadece müdahalede ayakta kalması üzerinde durması olayı başka yönleri ile açıklayamaması daha doğrusu bunu açıklayacak bilgi birikimi olmaması bu güzel maçın içine etmek için yapılabilecek en klas (!) hareketlerdendi. Eksik kalmadı 20 defa '' çok güçlü çok'' dedi cümleyi orada kesti. Yine kendisini formdan düşmüş gördüm kendisini bu maçta 785,565 defa '' kollektif futbol '' demedi. Üzüldük .

10 Eylül 2009 Perşembe

Arda vs. Mesut


Biri Türk, öteki ısrarla Türk'müş, kendimiz yetiştirmişiz gibi gurur duyduğumuz iki futbolcu. İkisi de yükselen değer. Birinin en büyük kaybı yaşadığı ülke medyası, teknik direktörleri ve futbol alimleri. Aynı olgular diğerinin en büyük kazanımı belki de.

Şöyle bir görüntü canlanıyor gözümün önünde Bosna-Türkiye maçı öncesi; her yerde bir koşuşturma, herkesin ağzında aynı cümleler : "Azim, hırs, ruh, irade, inanç, mücadele vs.. " Oyuncular ayaklarını yerlere vura vura geçerler koridorlardan, çivilerin sesleri yankılanır fayanslarda. Çime çıkarlar, orta yuvarlakta çember oluştururlar ve yine benzer yeminler : "Başaracağız, inanıyoruz, son damlasına kadar vs. "

Ve cılız bir ses yükselir; "-Abi nerede oynayacağını bilen var mı, hoca sırtıma vurdu ben çıktım da nereye geçsem?" Öteki sorar; "-Tuncay abi senin mevkii ne?" Tuncay; "- 3. Piyade 4. Tabur vs. vs. "

Birşeyler eksikti sahada. Birileri futbolun aslında bir oyun olduğunu, sahada daha çok doğru iş yapanın biraz da şansı varsa kazanacağını anlatmamış A Millilerimize. Takımın oyun kurucusu, kısa pasla mı uzun paslarla mı oynayacağı, göbekten yaratıcı oyuncularla mı kanattan ortalarla mı sonuca gideceği belli değil. Oysa Bosna hiç de yenilmeyecek bir rakip değildi. Türkiye ile mevkiilerde denk, hatta bazı mevkiilerde daha vasat bir takımdı. Kalede Volkan, sağda Gökhan boşnak versiyonu olmayan yıldızlar. Arda-Tuncay-Emre ve Salihovic-Misimovic-Pjanic tam birbirine rakip olacak hücumcular. Rakibin mevkiilerde fark yarattığı tek adam Dzeko, onu da tutabilirdik eğer dinamiği işleyen bir takım olsaydık. Fatih Terim'e selam olsun, gazla ancak bu kadar. Ceyhun'u çıkarmamak için yaptığı saçma rotasyon rakibin skoru koruma hevesi nedeni ile bizi faciaya götürmedi belki ama Ceyhun'un ayağına değen top sayısını minimuma, Emre'nin harcaması gereken enerjiyi maksimuma çıkardı. Arda'da sistemsizlik ve isteksizlik içinde silindi gitti sahada. Yükü kaldıramadı artık bacakları, tercihleri olumsuzdu. Öyle ki arkadaşları artık pas atmak istemediler ona, ezeceğini biliyorlardı.

Diğer yandan Mesut'un Almanya'sı adeta şov yaptı evinde. NBA'de bazen asist iki oyuncuya yazılır. Çünkü asisti yapan oyuncuya pası veren olayı bitirmiştir o an zaten. Mesut maçta iki kez bunu yaptı. Açtığı ortayı kaleye de gönderebilecek Klose topu Podolski'nin önüne indirdi ve golü garantiye aldı. Diğer golde ise Andreas Beck'i çok iyi kaçırdı ve çıkardığı topu Klose kale sahasından içeri bıraktı. Mesut fizik olarak çok iyi durumda, mental yapısı sayesinde tercihlerini hep olumlu kullanıyor. Hem sol hemde sağ ayağı ile orta açabilmesi ona takımda her zaman yer açılabileceğini gösteriyor. Üstelik tüm bunları 19 yaşındayken sorunlu, şımarık bir çocuk olduğu için Schalke'den kovulmuş, tam bir buçuk sene Türk Milli Takımını seçmesi için aklına girilmeye çalışılmış ancak herşeyi düzene sokup sadece futboluna odaklanmış biri başarıyor.

Şimdi siz söyleyin; kimin değeri 20milyon€ ? 

17 Ağustos 2009 Pazartesi

İkinci Haftanın Karması




Bundesliga'da ikinci haftanın altın karması seçilmiş. Goal.com'un duruma pek itirazı yok ama bu karmaya girdiğinde bu hafta için hiç de sırıtmayacak işler yapan birkaç oyuncuyu da okuyucularına sormuşlar. İşte isimler ve tartışma linki ;

(1) Timo Hildebrand (Hoffenheim)
(2) Nikolce Noveski (Mainz)
(3) Roel Brouwers (Bor. Moenchengladbach)
(4) Sami Hyypia (Bayer Leverkusen)
(5) Artur Boka (Stuttgart)
(6) Christoph Moritz (Schalke)
(7) Eljero Elia (Hamburg)
(8) Elson (Stuttgart)
(9) Mesut Özil (Werder Bremen)
(10) Stefan Kiessling (Bayer Leverkusen)
(11) Mohamadou Idrissou (Freiburg)

Diğer isimler ise; Ze Roberto, Paulo Guerrero, Per Mertesacker, Javier Pinola, Pavel Pogrebnyak, Sascha Riether, Obafemi Martins, Fabrice Ehret, Juan Arango.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Bayern Münih 1 - Werder Bremen 1




Sezona zorlu maçlarla başlayan Bayern Münih hala ideal onbirini kurmakta zorlanıyor. Van Bommel'in yükselen grafiği ve Van Gaal'den sonra kaptanlığı sürdürmesi 14 milyonluk Tymoschuk'un gelişi, gönderilmesine kesin gözüyle bakılan Hamit'in hazırlık maçlarında yaptıkları, takımın yıldızı Ribery'nin gidecem(!) diye tutturması ortasahayı bir hayli karıştırmış durumda. Klose ve Gomez'in arkasında bekleyen Toni-Olic ikilisinden bahsetmiyorum bile...

Diğer açıdan Werder Bremen standartlarını korumuş, Diego'nun Juventus'a satılmasından sonra sistem değişikliğine giderek Borowski ve Marko Marin ile 4-4-2'nin bir varyasyonunu elinden geldiğince iyi oynamaya gayret ediyor takım. Frings ve Borowski ortasahanın göbeğinde A milli kalitede bir ikili oluşturuyor. Mesut, Marko Marin ve Aaron Hunt rotasyon içindeler sürekli. Önlerinde ise Bundesliga'ya ağırlığını artık iyice koymaya başlayan Grafite'nin bir beden küçüğü Sanago var. Bu dörtlünün zayıf halkası şüphesiz ki Hunt. Werder bu bölgeye Diego'dan gelen para ile bir transfer daha yapabilir. Yada Rosenberg'in dönüşünü beklemeyi tercih edebilir. Marcelo Moreno sürprizi de var elinde Thomas Schaaf'ın.



Bu sene izlemekten en çok keyif alınacak liglerden bir tanesi şüphesiz Bundesliga. Çünkü bütün bu takımları ve tribünlerin coşkusunun gerçekten çok kaliteli bir de yayıncılık anlayışları var. Şifresiz maç bulmanın eziyete dönüştüğü günümüzde TRT'nin yayın akışı takip edilmeli diyorum.


Related Posts with Thumbnails