Aykut Kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aykut Kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2012 Pazartesi

Fenerbahçe-Galatasaray Derbisinin Ardından

Skoru ve ortamı hangi taraftan okumam gerektiğini bilmiyorum. Zihinsel ve fiziksel açıdan yerlerde olan halimizin yenilmemesini mi düşünmeliyiz yoksa Kadıköy'de 2 maçtır kazanamamamızı mı, senenin maçında maça 2-0 başlamamıza ve bunu destekleyecek yüksek motivasyona rağmen galip gelemememizi mi? Gerçekten seçemiyorum... Ağır basan taraf, bu sıkıntılı süreçte konsantrasyon sıkıntısı yaşanmayacak maçları kazanamamamız. Ve yine takımın oynadığı oyunun konuşulanlara uymadığı gibi hiçbir türlü bütünlük arz etmemesi.

Maçın başında yüksek motivasyon,hırs,istek ve taraftar coşkusu ile her yere basarak başladık maça. Ki bu benim maç öncesindeki tahminimden çok farklı bir durum. Hocanın daha kontrollü, oyunu belirli anlarda yapılacak tempo ile çözmeye çalışacak bir anlayış benimseyeceğini düşünüyordum. Pozisyonumuz yokken 2 tane gol attık. Birincisi beklediğim gibi Semih üzerinden kaliteli bir forvet koşusu ile şekillenen goldü ( aslında ben Semih kaynaklı defans arkası koşusu golü ile bekliyordum. ) İkincisi yine gol atacağını beklediğim Alex'in golüydü ama ben daha ziyade paylaşım hatasından sebep yay üstü civarından yapılan bir gol bekliyordum. İzlediğim en olağanüstü gollerden biriydi diyebilirim. Top kontrolü, 1 metre içerisinden topu şuta hazırlayıp o şiddette öyle bir isabet bulması usta değil, profesör işi. Sonrasında yaslandık. Bunu hocanın istemediğine adım gibi eminim. Zira defansta henüz alışma süresinde ve nispeten deneyimsiz bir stoper ve formsuz bir geri dörtlü varken bunu kimse istemez. Fiziksel sebeplerle de yaslanmamız bence mantıklı değil. 20 dakikalık tempo ile rutini idman yapmak olan bu seviyedeki sporcuların vücutları bu derece hırpalanmaz. ( 70 dakika yaslanacak kadar )

Aklıma yatan en mantıklı sebep Galatasaray'ın oynamayı isteyen ve zorlayan tutumu ile birleşen bizim rehavet halimiz. Aslında bizim açımızdan 70 değil, 90 dakika sadece bir tane örülü atak görmemin , Galatasaray cephesinden ise sürekli kısa paslarla bizim savunma bloğunun önünü zorlamasının; kısacası iş görmemin sebebi de organizasyon farkı. Gerek mevkisel gerekse genel takım kalitesi açısından daha öndeyiz. Bu burun farkı da değil bence, epey öndeyiz. Ancak onlar belirli bir organizasyon içerisinde, büyük bir özgüven ile oynuyorlar. Biz ise hocanın yaşadığı gelgitlerden dolayı ( Alex vb. ) tam olarak yerleştiremediğimiz organizasyonu bu sene itibari ile yediğimiz darbeler neticesinde oldurabileceğimiz kadarı ile bile yansıtamıyoruz sahaya. Aykut Kocaman geldiği andan itibaren söylem ve eylemleri ile bir değişimi müjdeledi, ancak Alex'in akılalmaz işleri sebebiyle ne tam olarak istediğini yapabildi ne de Alex etrafına kurgulu düzenin orjinalliğini koruyabildi. Esasen geçen seneki performansı itibari ile sene başında ilk etapta Alex'i maksimize edecek sonrasında ise kafasındaki futbola sancısız şekilde geçiş yapabileceği bir yapı üzerinde denemeler yapıyordu ki 3 Temmuz o hesapları da bozdu. O gündür bugündür ben Fenerbahçe izleyemedim. Ancak bunun muhatabı bence hoca değil. Oyuncu değişiklikleri ve takımın temel taşları ile yaşadığı problemler kafamı karıştırıyor. Fenerbahçe'de geçirdiği süre boyunca saha içine bakarak vasat bir teknik direktör olduğunu düşünüyorum ancak hem transfer stratejisi hem de eylemleri neticesinde kafamda canlanan futbol mantığı açısından kafasındaki ortamı ve özgür tercihlerini görmek istiyorum. Ama şunu da söyleyebilirim, kimi hocalar eldeki malzemeye göre bir iş yaparlar; bu en büyük maharetleridir. Aykut Kocaman bence öyle bir teknik direktör değil. Daha ziyade futbol açısından daha sağlıklı fakat hayata geçirilmesi daha sancılı birtakım düşünceleri olan bir teknik direktör. Tercih meselesi... Ben 3 Temmuz'dan beridir yaptığı başkanlık,teknik direktörlük,malzemecilik,bebek bakıcılığı,psikologluk açısından bu krediyi ona veriyorum. Başkası için aynı şeyleri düşünmezdim. Sürecin sancıları nihayete erip, hoca özgür olduğu ortamda bu organizasyon devam ederse o zaman bitecek ancak kredisi, daha önce değil.

Sahaya geri dönersek de sene başı tahminim Galatasaray'ın şampiyonluğu olsa da ben bu kadrodan ( bundan kasıt Emre Çolak, Hakan Balta, Aydın Yılmaz, Engin Baytar, Semih Kaya ve hatta Ujfalusi ) böyle bir takımdaşlık , böyle bir saha içi organizasyonu beklemiyordum. Sevmesemde Fatih Terim'i tebrik etmek gerekiyor. Bu kadronun epey defosu var. Hoca onlara rağmen Aydın,Emre,Semih'i kazanıp Engin Baytar'ı futbola döndürerek bu işi yaptı. Savunma anlayışında da ciddi problemler var ancak Fenerbahçe gibi 10 senedir pas oyununu iyi oynayan bir takıma karşı oyunu önde tutabilmeleri büyük başarı. Hem de maça 2-0 başlamalarına rağmen. Yine kafasına gelen maddeye rağmen provakatif herhangi bir hareketini görmememden dolayı da şaşırdım ve bu açıdan da kendisi tebrik ediyorum şahsım adına...

Saha içine dönersek, Serdar Kesimal ile ( malesef ) Gökhan Gönül işbirliği belirleyici faktörlerden birisi oldu. Lugano ve Edu'nun İbrahimoviç,David Suazo,Hernan Crespo,Kanoute,Fabiano,Vagner Love,Jo,Drogba gibi oyuncular karşısındaki performanslarını hatırlıyorum da... Liderliği ve deneyimi ile yarattığı farkın yanında markaj özelliği ve kapalı savunmadaki etkinliği ile de fark yaratıyordu Lugano. Hem de öyle böyle bir fark değil. Stoper oyuncusunun uzun mesafe hızından ziyade kısa mesafede sert ve çabuk olması ile markaj ve pozisyon özelliği çok önemli ki Serdar'a ne kadar olumlu baksak ya da bakmaya çalışsak da bu açıdan eksikleri ile Lugano'nu gölgesini takip edecek durumda değil. Bunun takım ile de alakası var tabi, mesela Galatasaray'da olsa direkt oynayacak oyuncu Serdar. Ve bunlar ile değerlendirilmeyecek...

Alex'in merkeze çekilmesi çok tartışıldı ve tartışılmaya da devam eder. Benim şahsi fikrim Alex'i oynayacağı en son yerin orası olduğu yönünde. Açıkçası çokça eleştirilmesine rağmen temposu, yeteneği ve pas kalitesi itibari ile Özer'i kesinlikle sahaya sürerdim... Ve yine gol '' geliyorum '' dediği için oyun içi düzene '' şok verme '' amacı ile ortasahayı üçlemek ( Mehmet'in sürekli yerini kaybetmesi itibari ile aslında dörtlemek ) yerine Dia , Stoch ve Alex'i aynı anda sahada tutmayı düşünebilirdim. Ortayı üçlemek oyun itibari ile mantığı olan hareketti, hocanın ve o dakikanın doğrusu... Ancak Bienvenue-Mehmet değişikliği de oyunu söylediğim gibi rus ruletine çeviren bir değişiklikti ki ben bu riski Alex'in yanında Dia ve Stoch ile almayı tercih ederdim.

Fenerbahçe futbol takımının 2-0 başladığı maçı bu noktaya getirmesini ne kadar talihsiz ve başarısız görüyorsam takımın ikincilik derecesini de o kadar başarılı görüyorum. Galatasaray harici ciddi bir rakip olmayabilir, Trabzon ŞL serüveninden Bjk ise iç karışıklıktan sebep çok darbe yemiş olabilir ancak Fenerbahçe'nin hepsinden çok daha ciddi sebebi olmasına karşılık ikinci. Bu sene nadas senesi. Umarım seneye her ferdi ile özgürlüğe kavuşur Fenerbahçe...

1 Haziran 2011 Çarşamba

Aykut Kocaman'a Dair

Hocanın kendisininde ifade ettiği gibi ''şık'' bir şekilde görev değişikliği olmadı sene başında. Aykut Kocaman gibi bir ismin daha uygun bir ortamda göreve gelmesini beklerdik ama kısmet böyleymiş. Bir gün sonrasına dair birşeyler dahi tasarlayamadığımız Fenerbahçe'nin kendisine sunduğu ateşten gömleği giymesinden sebep, başlarda ''küçük harfler'' ile yazmaya çalıştık. Oldurabildiğimiz kadar...

Hoca hep umut dağıttı. Sık sık '' devrim '' kelimesi tekrarlandı ki Aykut Kocaman'dan değil de medyadan duymaya başladıktan sonra kıllandık haliyle. Zira o medyadan bir kişinin dahi Zico'nun hakkını teslim ettiğini hatırlamakta güçlük çekiyorum. Altan Tanrıkulu, Gürcan Bilgiç ve daha nicesi... En can alıcısı ise Deniz Barış'ı transfer eden Daum'u Lille maçından sonra '' Deniz Barış'ın stoper oynadığını Daum yeni keşfetmiş, aferin. '' şeklinde aşağılayan Gürkan Kubilay... Hemen hemen hepsi, haftalar boyunca '' Kocaman Devrime '' olan inançlarından bahsettiler ki bünye alışık olmadığından ters tepmeye başladı açıkçası. Zira efsane diye nitelendirilen oyuncusunun, camianın en büyük başarısını yakalamış hocayı başkana şikayet eden satırları dün gibi hafızalarda.

O günlerde benimde, Aykut Kocaman'ın teknik olarak Fenerbahçe'yi taşıyacak kapasitede olup olmadığına dair şüpheler taşıdığımı söyleyebilirim. Ancak başlangıçta '' Aykut Kocaman '' diyip sineye çekmiştik elbet. Fenerbahçe taraftarı da Fenerbahçe gibi nihayetinde. Efsane kontenjanından maksimize edilen tolerans, söylemler ile eylemlerin paralellik göstermemesinin ardından bir neslin gördüğü en büyük futbolcu ile yaşanan problemlerle birleşince sabır sınırları zorlanmaya başlanmıştı ki sıkıntı yaşanan tek futbolcu Alex De Souza değildi. Bana göre mevkisindeki oyuncuları sıralarken ilk 10'a mutlaka yazacağım Andre Santos ve nicesi. Sonra farkettim ki eleştirinin temeli teknik direktörlükten önce insan idaresi olmalıymış ki Aykut Hoca ilk yarı itibari ile malesef bu konuda da ciddi sıkıntılar yaşadı. Eh, kayış Yeni Malatya maçıyla koptu haliyle.

Ancak ikinci yarı itibari ile geçen sezon yazdığımız maç yazıların finalini yaptığımız cümle tekrar gözümüzde canlanmaya başladı: '' Fenerbahçe'nin olduğu yerde her zaman umut vardır. '' Bir , iki derken bir baktık ki Fenerbahçe bu işin içine girdi tekrar. O günden itibaren yazmayı aksattığım maç yazılarını yazmayı aklımdan bile geçirmedim. Ve daha bir sürü totem.. Sene sonu gelsin istedim hep, uğuru bozmayayım... Ama aslında yazılacak onlarca şey olmuştu. Biraz bahsetmek gerekirse mesela Schuster ve Hagi'nin çingeneliklerini gördükten sonra burada bir nevi günah çıkartmak; ''ne olursa olsun başımızda doğru düzgün bir adam var yahu'' yazmak istemiştim ama kısmet bugüneymiş. Evet; Aykut Kocaman hala rol model olarak ortaya koyduğu Barcelona'nın ''B'' sini sahaya yansıtabilmiş değil. Evet; Fenerbahçe normal şartlar altında ligi çok rahat şekilde şampiyon bitirmesi gereken kadrosu ile çok zorlanarak şampiyonluğa ulaştı. Ve işin zorlaşmasında gerek Alex gerekse Andre ile yaşanan sıkıntılar gibi Aykut Kocaman kaynaklı birçok faktör aktif rol oynadı. Ancak hoca bu sıkıntılı dönemlerden öyle bir başarıyla ayrıldı ki bunun sonucunda hanesinde artık '' güven '' ve '' şampiyonluk '' yazıyor. Şayet o şampiyonluk yazmasaydı da çok zor dönemde ayağa kalkan hoca ve takım 17'de 16 yaptıktan sonra ''gönlümde şampiyon olmuştur'' yazardı zaten.

Yine hocanın hakkını teslim etmemiz gereken bir konu daha var diye düşünüyorum. Birçok maçta oyuncu değişikliklerinin - ki aslında direkt Stoch tercihinin - geç kaldığını düşünüyordum. Hala da bu konuda sıkıntılar yaşandığı söylenebilir. Ancak Stochundan Guizaına, Crisinden birçok oyuncusuna kadar bu kadar geniş bir rotasyonu , yaşanan onca sıkıntıya rağmen maçlara bu kadar hazır ve motive tutmak çok zor iş. Burada aslan payı direkt hocanındır. Belirtmeden geçmek olmazdı.

Sözün özü; diyerek bir son vermek istedim ancak sözün özü Can Bartu tesislerindeki tezahüratlar olsa gerek. Umuyorum ki şuana kadar son derece isabetli gördüğüm transferlerde kısa sürede takıma uyum sağlayacak ve gelecek senede bu olumlu hava devam edecektir.

6 Mayıs 2011 Cuma

Fenerbahçe'nin Genç Yetenekleri: Okan Alkan ( Bölüm 2 )

(1. bölüm için tıklayınız.)

... 4/1 kazanılan özel maçta sonradan gösterdiği performans kendisini iki gün sonra oynanacak maçta direkt 11 oynama şansı sundu. Okan bu şansı da iyi değerlendirdi. Ve Milli Takım forması altında oynadığı başarılı performansların yanında hocalarının da referansıyla İstanbul'un yolunu tuttu. Artık Galatasaray deplasmanında doksanıncı dakikayı görebilmek onun için çok daha yakın ve inanılır bir hedefti.2007 Haziran'ı itibari ile o artık Fenerbahçe'nin futbolcusuydu...












Tff kayıtlarına göre Fenerbahçe ile ilk maçına benimde bir zamanlar formasını giydiğim Anadolu Üsküdar 1908 karşında 2008'in Mart ayında çıktı. Ve o maçta yalnızca 26 dakika süre aldı. Ancak Milli Takımın sağbeki olarak oynamaya devam eden Okan, Anadolu Üsküdar maçından 15 gün kadar sonra birkaç sene içinde Fenerbahçe taraftarının kendilerine dair büyük umutlar besleyeceği Gökay İravul ve Berk Elitez ile beraber Ukrayna maçının ilk 11'inde yer alıyor..Müsabaka 1/1 eşitlikle bitiyor. Gol ? Oynadığı tüm Milli kademelerde olduğu tabii ki Recep Berk Elitez'den...


















2007/2008 sezonu itibari ile Okan Alkan ağırlıklı olarak 90'lı oyuncuların şans bulduğu DSGL liginde kısıtlı sayıda müsabaka deneyimi kazanması rağmen U15 Milli Takımı ile başlayan Milli Takım serüvenini bir üst yaş grubuna, yani U16 Milli Takımına taşımayı başardı. Ancak 2008/2009 sezonda göstermesi gereken daha çok şey vardı. Zira birkaç sezon birlikte oynayıp, kademeleri birlikte atlayacağı bir genç takım kurulmuştu. Okan Alkan, Gökay İravul, Hasan Erbey ve Berk Elitez'in yer aldığı takım sezona 6/1 Düzcespor galibiyeti ile başladı. 6 gün sonra Okan yine Milli Görev için Milli Takım ile beraber sahadaydı. Ancak gerek Milli Takım'ın altyapısındaki belirsiz ortam, gerek onun yeteneği çok kısa sürede onu U17 takımına taşımıştı. ''Milli Takımdaki belirsiz ortamda etkili oldu'' diyorum çünkü Tff kayıtlarından
ulaşabileceğiniz üzere 2008/2009 Avrupa Şampiyonları elemeleri süresince U16 Milli Takımından birçok yetenekli oyuncu üst yaş grubunda şans bulamadı. Ayrıca kadro istikrarı, yani çekirdek Milli Takım
kadrosu oluşmadı. Okan ise böyle bir ortamda şanslı çıkan oyunculardandı. 2/0 kazanılan Malta maçında oyuna 41. dk da dahil oldu. 3 gün sonra oynanan ve 3/3 biten Rusya maçında ise 90 dakika sahadaydı.



































Milli mesainin ardından Dereağzı tesislerine dönen Okan Alkan istikrarlı yükselişine devam ediyordu. Ve Okan adına beklenen an gelmişti. 2008 takvimini çöpe atmamıza 3 gün kala Okan Alkan Gebzespor deplasmanında Fenerbahçe formasını 13. kez giyip sahaya çıkıyor ve resmi müsabakalarda ilk golünü atıyordu. Gebzespor maçı dahil olmak üzere 18 maçlık periyotta Fenerbahçe inişli çıkışlı bir grafik çiziyordu. Ancak Okan Alkan bu süreçte U17 Milli Takımına özel maçlarda katkı vermeye devam ediyordu. 5 maçlık özel turnuvalarda Millilik sayısını arttıran Okan Gökhan Töre ve Engin Bekdemir'in sık sık rotasyon kurbanı olduğu bir ortamda Avrupa Şampiyonaları için sahada olmaya devam ediyordu. 2009 Nisan'ı geldiğinde Milli mesaiden fırsat bulup klup takımıyla iki müsabakaya çıktıktan sonra Avrupa Şampiyonası finallerine gidiyor yedekten oyuna girdiği ilk Almanya maçından sonraki iki müsabakada ( Hollanda ve İngiltere) sahaya yine 11 çıkıyordu. Turnuva Milli Takım için pek parlak geçmese de Okan basamakları hızla tırmanmaya devam ediyordu. 3 senede hayatı tam anlamıyla değişmişti. Artık hayalini kurduğu formaların altında mücadele ediyor daha büyük hedeflere ulaşmaya yaklaşmanın heyecanını yaşıyordu.
























2009/2010 sezonu Okan'ın kariyerinin belki de en önemli sezonudur. Gerek Fenerbahçe gerek Milli Takımda istikrarlı bir şekilde görev alan Okan 09/10 sezonunda A2 takımında forma giyecektir. Ancak bu sezonun başında bu detaydan çok daha önemli bir olay yaşanmıştır. Fenerbahçe Karşıyaka'nın başarılı sağ bek oyuncusu Rıdvan Şimşek'i transfer edip sağ bek rotasyonunu derinleştirmek ve geleceğini garanti altına almayı düşünmektedir. Tam bu noktada Şenol Çorlu alt takımlardan, 91 doğumlu Rıdvan'dan bir yaş küçük bir gencin gümbür gümbür geldiği bilgisini verir. Bir anlamda Okan'a yapabileceği en büyük güzelliği yapıp hem önünü açar hem de dikkatleri üstüne çeker. Nitekim Fenerbahçe'nin Rıdvan transferinden vazgeçmesi sonucunca Beşiktaş genç oyuncuyu kadrosuna katar. Artık sahne Okan'ındır. Hayallerine ulaşmak için yapması gereken tek şey çok çalışıp üst yapının dikkatini çekmeye çalışmaktır. Nitekim Okan sezonun ilk maçında gerekli mesajları vermeye başlamış, kanadını son derece etkili kullandığı müsabakayı bir asistle tamamlamıştır. Milli mesai arasından sonra oynadığı dört müsabakada da artık kendine çok güvenen ve yere sağlam basan bir Okan vardır. Benim kendisi ile tanışıklığımda aşağı yukarı bu zamana rastlar. Ve kendisi tüm bu olumlu referanslar ve performansı neticesinde unutamayacağı bir turnuvaya gider: FİFA U17 Dünya Kupası.Bu süreçte gruptan çıkmayı garantilediğimiz Yeni Zelanda maçı harici tüm maçlarda 11'de forma giydi Okan. 50 dakikasını 10 kişi oynadığımız 2. tur maçında Birleşik Arap Emirlikleri karşısında da 11'deydi. 2/0 kazanılan maç sonrasında Türkiye'nin tarafından finale çıkmak eşleşmelerin diğer tarafına göre daha kolay gözüküyordu. Ancak bir engel vardı. O da etkili oyunu ile dikkatleri üzerine çeken Kolombiya idi. 20. dk da öne geçtiğimiz müsabakanın 90. dk sında yediğimiz gol aslında maçın sonucunun önceden habercisi idi. Okan o gün Milli Takımlar forması altındaki ilk golüne önce uzatmalara sonra da penaltılara giden müsabakalarda imza atmasına karşın Türkiye bu fantastik maçta Kolombiya'ya penaltılar sonucunda elenerek yurda döndü.

Türkiye kupaya hüzünlü bir şekilde veda etmişti. Ancak oynanan oyun ve bu yaş grubundaki oyuncular heyecan vericiydi. Orhan Gülle, Engin Bekdemir, Muhammet Demir ve tabii ki Okan Alkan. Milli oyuncular yurda dönmeden isimleri basında daha sık yer almaya başlamıştı ki içlerinde benim açımdan en çarpıcı olanı '' Gökhan Gönül'ün Mardinli veliahtı '' başlıklı haberdi. Ve nihayetinde önce U18 , sonrasında ise U19 Milli Takımına yükselen ve gerek Milli Takım gerekse A2 takımda etkili performanslarına devam eden Okan A takıma yükseliyor, Antalya kampına katılıyordu. Yanında ise seneler önce Mardin'den kalkıp Milli Takım kampına gittiğinde karşılaştığı ve o günden beri çok samimi bir dostluğu olan Gökay İravul vardı.















A Takım performansı herkes tarafından biliniyor Okan'ın. Ben geçmişinden ve basamakları nasıl tırmandığından bahsetmek; 5 senede hayatının nasıl değiştiğine dikkat çekmek istedim. Okan'ın bu kademelerdeki performanslarını da çok önceden ( A Takıma çıkmadan ) buralara not düştüm, hatta kendi çapımda büyük çaplı isteklerde bulundum. Dönemin hocası Daum pek oralı olmasa da Okan ve diğerleri Aykut Kocaman ile gerçek manada şans bulmaya ve kendilerini göstermeye başladılar. Ancak ben Okan Alkan hikayesine son vermeden önce birkaç ufak detayda eklemek istiyorum. Fenerbahçe altyapısında izlediğim oyuncular arasında yetenek bakımından benim en çok etkilendiğim oyuncuların başında geliyor Okan Alkan. Hızlı, seri, teknik ve hırslı bir sağ bek oyuncusu. Ben kendisini Dani Alves'e benzetiyorum. Yalnız bu benzetmenin teknik yanları olduğu kadar mental yanları da var. Hırsından ve basamakları çok hızlı tırmanmasından sebep mağlubiyetlerde ya da olumsuz durumlarda kontrolünü kaybedebiliyor Okan. Basamakları sindire sindire tırmanmamasına sebep olan tek bir faktör var; o da kuşkusuz yeteneği. Ancak bazen hem yeteneğinden hem de bahsettiğimiz diğer sebeplerden dolayı kontrolden çıkabiliyor Okan. Bu da hem diline hem oyununa çok çabuk şekilde yansıyor. Öncelikli olarak bu yanlışlardan kurtulması gerekiyor.. Son dönemde gereksiz bir mevki polemiğine girip kesik yediğini riqfutbol.com ve çeşitli kanallardan duysak ve yine ek olarak başka sıkıntıları da işitsekte doğru bir rehabilitasyon süreci sonrasında Okan'ı yazın bir yerlere... Oynayamayacağını söylediği sağ ya da sol önde de oynar başka yerde de. Yeter ki hayallerinin kıymetini bilsin...

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Fenerbahçe-Tavşanlı Linyitspor Maçının Ardından

Böylesine güzel bir havada Dereağzı Lefter Küçükandonyadis tesislerinde müsabaka olup gitmemek? Yerden şut üstten aut blogunun tarzı olan hareketler değil tabi. Nitekim ne geç kaldım ne de tribünde yer bulamayıp tellerin arkasından izlemek zorunda kaldım maçı. Zemin, hava, takım; kısaca herşey güzeldi. İki senedir takip ettiğim organizasyondan ilk defa bu kadar tat aldım diyebilirim.

Maç mahalle maçı edasında başladı desek yanlış olmaz sanırım. İlk 15 dakika geçildiğinde skor çoktan '' üst '' olmuştu. Ki çok ta önemli bir detay olduğu söylenemez zaten. Zira bizim bu müsabakaları takip etmemizin sebebi hem sistem hem oyuncu kalitesi açısından muhteşem bir takıma sahip olmamız değil tabiki. Bilakis Fenerbahçe altyapısının en kör topal ilerleyen takımı dahi denebilir. Ancak sahada A takıma çıkan oyuncuların tamamı olunca bunların pek bir önemi kalmıyor tabi. Oyun ve fizik olarak nerelere geldiklerini gözlemlemeye çalışmakla geçiyor zaman.

Öncelikle yarın hikayesinin ikinci parçasını yazacağım Okan ile başlamak gerekiyor sanırım. Beni bu kademede en çok etkileyen oyuncu kendisidir. Seri, süratli, yetenekli. Hatta bir sağ bek oyuncusuna göre fazla yetenekli. Ancak Okan A takım idmanlarına bir seneden beri çıkıp, Alex ile, Gökhan Gönül ile aynı havayı soluyan bir oyuncu. Kazandığı ciddi deneyimin oyununa yansımaması beni hayal kırıklığına uğrattı. Fazla yeteneğinin farkında bu da başına iş açıyor. Her topla iki - üç oyuncu bağlamak istiyor, topa olan sevdasından sebep hatalı kararlar verip ; atakları başlamadan bitirebiliyor. Oysa ki iyi oyuncu kendisi oynadığı kadar yanındakileri de oynatan oyuncudur. Bence bu maçı bir kez daha izlemeli. Ve kendisinin A Takım idmanlarına çıkan, fark yaratması gereken bir oyuncu olduğunu unutmamalı.

Bu bağlamda Gökay bence Okan'ın neleri yanlış yaptığının canlı örneği. Gökay bugün Okan'ın aksine son derece basit, topu paylaşarak oynadı. Ancak çok etkiliydi. Fark yarattı. Dışarıdan izleyen bir izleyici kendisini '' A Takım adayı '' değil, '' A Takım oyuncusu '' olarak rahatça ayrıştırabildi ki altyapıdan üstyapıya çıkan oyuncularda en başta aradıklarımdan biri bir alt kategoride fark yaratmasıdır. Kullanmadığı ayağı ile attığı iki tane ters top ve top kendisine gelirken baskı altında olduğunu bildiği için kontrolünü aynı zamanda rakibi ekarte etmekte kullanması Gökay İravul'da gördüğüm olumlu değişikliklerden. Ve en güzeli, sahada anlamsız yere kendisine tepki gösterilen tepkiye yanıt vermek zorunda kalsa da o verdiği tepki dahi iyi bir futbolcu kadar iyi bir insan da kazandığımız canlı örneğiydi. Ben Fenerbahçe taraftarı bir futbolsever olarak Arda Turan'ı nasıl seviyorsam Gökay İravul'da Arda gibi sevilecek bir oyuncu olacaktır. Hatta Arda Turan'ı sevmeyenler için Ergün Penbe dahi diyebiliriz.

Recep Berk Elitez vücut çalışmaktan çıkan kanatlarının etkisi ile uçacak gibi olsa da futbol anlamında ben üstüne koyduğu herhangi birşeyi tespit edememiştim bugüne kadar. Bugünde tablo değişmedi. Hızlı, aya kafa atacak kadar hava toplarında baskın ancak hala dar alanda birebir kaldığında gösterecek bir numarası yok gibi. Ancak mevcut özellikleride lazım olabilir, tabi üstüne biraz daha sezgi koymak şartıyla.

Hasan Erbey ise benim bugün sahada en çok beğendiğim oyunculardan biriydi. Yalnız, nasıl Aykut Kocaman'a olumsuz gördüğümüz bir konuda eleştiri getiriyorsak Hasan Erbey'i ön liberoda kullanılmasına vesile olmasından dolayı tebrik etmeliyiz. Hasan ayağı yere sağlam basan ve hava toplarında etkili bir stoperdi. Bu sebeple Beşiktaş derbisinde onu ön liberoda gördüğümüzde Aykut Kocaman'ın isteği doğrultusunda bu mevkide oynatıldığını öğrenene kadar bir şaşkınlık yaşamıştık. Aykut Kocaman Hasan'ı epey beğeniyor ve farklı özelliklerde yüklemek istiyor ki Hasan bu rolü oldukça iyi oynadı bugün. Hatta stoper performanslarından daha fazlasını verdi denilebilir.

Fenerbahçe A2 takımında olmasını anlayamadığım oyuncuların başında sol bek Devrimcan geliyordu. Ancak Hasan'ın ön liberoya geçmesinden sebep stoper olan Devrim'i ben çok iyi buldum. Sol bek olmasından dolayı ayağı herhangi bir stopere göre oldukça iyi. Bunun yanında agresif yapısı ile göbekte epey iş yapıyor. Tabi biraz daha izlemek gerekiyor ama eski performansları bugün verdiğinin yanından bile geçemez desek yanlış olmaz.

Gözümüz A Takım oyuncularının üstündeydi ancak sağ bek Ömer Kandemir'in maç boyunca yaptığı bindirmeler dikkat çekiciydi. Keza Beykan attığı golde seri çalımlarla iki üç kişiyi çok dar mesafede bağlayarak yaş handikapına rağmen neden bu takımda olduğunu gösterdi. Henüz 16 yaşında olduğunu göz önünde bulundurarak gelişimine umut bağlamak yanlış bir hareket olmaz sanırım.


17 Nisan 2011 Pazar

Fenerbahçe-Gaziantepspor Maçının Ardından

Öncelikle sahada tüm eforunu sarfeden Gaziantepspor takımı oyuncularını tebrik ederek söze başlamak gerek. Daha önce Fenerbahçe karşısında sahaya '' ölmeye '' çıkan Gençlerbirliği oyuncuları gibi varlarını yoklarını gol yememek adına harcadılar. Bir futbol takımının verebileceği mücadeleyi sonuna kadar verdikleri dakikada '' şansın hakedenin yanında olduğunu '' birkez daha ispatlanmasına ortam sağladılar. Bu bağlamda kendilerini kutlamak ve teşekkür etmek gerek. Tabi aynı performansı Trabzonspor karşısında da beklemek hakkımız. Keza olası bir mağlubiyet golünden sonra suratlarında aynı ifadelerin belirip belirmeyeceğine özellikle dikkat edeceğim. Onlarda 3. lük için oynuyorlar tabi, üzülmeleri;böyle kahramanca mücadele etmeleri yadırganmamalı.

Maçta tek tek irdelenmesi gereken çok konu var aslında. Aykut Kocaman'ın Stoch'u yanında oturup hem hamle üstünlüğünü eline alması hem de kazanan kadroyu bozmaması ne kadar doğruysa Stoch'u ısrarla son düzlükte oyuna sürmesi bence hata. Maç 55. dk dan sonra Stoch'u çağırmaya başlamıştı çünkü.Maçta olanlar tribünlerin Dia baskısından söz ediyorlar, Fenerbahçe tribünlerinin en sevmediğim huyudur bu da. Tabir-i caizse sahada tecavüz edilen Guiza'nın gözyaşlarının 3/2'e getirdiği maç ve kaçan şampiyonluk... Tabi bir sıra arkamda her maç '' Özer'i oynatsana laaynn'' şeklinde bağıran adamın Özer oynadığında Daum'dan Özer'e herkesi sıradan geçirmesi. Beğenmesek te bu da Fenerbahçe taraftarının hastalığı işte, birşey yapılamıyor. Yalnız bunun yenilmesi adına Aykut Kocaman büyük şans, zira kendisine inanan taraftar sayısı inanmayanlardan çok daha fazla. Dün oynanan futbol bir tarafa, ligin ikinci yarısında ligi domine eden Fenerbahçe'nin oyun karakteri Aykut Kocaman'ın insani karakterinden izler taşıması sebebiyle bu da doğrudur ve kabul edilebilir ama yine de özellikle Stoch konusunda dikkat çekmek gerekiyor diye düşünüyorum. Galatasaray maçında da 60. dk civarı Stoch girmeli diyorduk ki girdikten sonra dün oynanan maç kadar görünen etkisi olmasa da bence daha direkt etkisi vardı galibiyete. Küstürmemek ve daha doğru zamanlarda daha çok kullanmak gerek Stoch'u. Yanlış diziliş, oyuncu tercihleri, saha içi planlama ve oyuncu değişiklikleri ile Bursaspor'da maçında bıraktığımız üç puanın sebepleri üzerinde durulmalı ve son maçlarda tekrarlanmamalı bence.

Sahada sanki savunma prensipleri çalışan bir grup ile onu delmeye çalışan ikinci grubun müsabakasını izliyor hissi oluşmasısebebiyle teknik-taktik bir detay yazmak gereksiz gibi. Pek kıymetli Hüseyin Bey üzerine yazmaya başlarsak ise çarşaf çarşaf yazmamız gerekeceğinden susmak en iyisi. Veremediği penaltılardan sonra suratında oluşan '' hapı yuttum '' havası sebebiyle sadece Fenerbahçe lehine bir hata yapmamasını istedim maçı izlerken ama Lugano'yu atmayarak tüy dikti. Şimdi değerli Türk basını da bir hafta boyunca Lugano'nun hareketini konuşur, Antep'in Trabzon karşısında nasıl oynayacağının yaratacağı merak ya da verilmeyen penaltılar unutulur. Ne yapalım, bu ülkede böyle işte.

Gözler Bursaspor'un sergileyeceği onurlu mücadelede artık...Ben o kadar umutsuz değilim açıkçası.


19 Mart 2011 Cumartesi

Galatasaray-Fenerbahçe Maçının Ardından

Dün üzerimde Galatasaray forması, yüreğimde ise sarı kırmızı olup stadta olsaydım herhalde hala şokta olurdum. Öylesine bir atmosfer oluştu ki zamanla Galatasaraylılar dahi '' bu sefer olacak galiba '' diye düşündüler. Ancak yine olduramadılar. Fenerbahçe müsabakası oynanıyorsa 90. dakikaya kadar sabretmek lazım sevinmek için. Erken havaya girdiğin taktirde Fenerbahçe affetmiyor, Alex ise hiç affetmiyor.

Maçın kendi çapımda özeti iki tane büyük yanlışlar yapan teknik direktörlerden daha az yanlış yapanı kazandı diyeceğim ancak elinde Alex olanı kazandı. Zira Hagi daha az yanlış yapmış olsa dahi yetmeyebilir, rakipte Alex var çünkü.Böyle negatif bir tablo ortadayken maçı yanlışsız idare etmesi gerekiyordu ki o ve onun çizgisinden yürüyen Schuster'in varlığı ile Aykut Kocaman'ın hocalığına, daha fazlası ise adamlığına şükreder olduk.

Ben Hagi'nin maça Pino ile başlamamasının büyük hata olduğunu düşünüyorum. Elinde bir adamın var; daha önceki derbide müthiş oynamış, hızlı, yetenekli ve formda. Başka bir adam daha var; o da hala kendini bulmaya çalışıyor. Fenerbahçe rekabetine dair bildikleri muhtemelen soyunma odasında anlatılanlarla sınırlı. Normal şartlar altında şuan kahve sohbeti yapıyor olsam çok güzel sıfatlar takabilirdim Hagi'ye ama blog işte. Kısacası ben olsam Pino ile başlardım.

Ancak Hagi oyuna Pino ile başlamadığı gibi oyuna dahi almadı. Ortalama üstü performans veren, golünü atıp daha da iştahlanmış Kazım'ı oyundan aldı ancak Stancu hala oyunda idi. İzlerken böyle rezalet bir idareye karşı Fenerbahçe'nin kazanması gerektiğini düşünüyordum nitekim öyle de oldu. Sen maçın ilk yarısında oyun anlamında daha çok pozitif şeyler yaptığın ancak beraberlik beklenebilecek bir maçta ikinci yarıya oyunu sende tutan en önemli faktörü-yani ortasahayı- rakibe verecek değişiklikler yaparsan olmuyor işte. Kendi ayağına sıkmak bu olsa gerek.

Kafamdaki Hagi hamleleri gerçekleşse dahi Galatasaray belki 3/4 tane yiyebilirdi ancak bence futbolun doğrusu yapılmış olacaktı. Sezon başından beri maç temposu yakalamasına imkan olmayan,sakat iki tane kanat adamını oyuna aldığında bir rahatlama oluştu bende. Zira Arda'da Kewell'da istenilen tempoda değiller şuan ki Kewell hiç bir zaman olmadı da zaten. Bu hamleler ile maçın başından beri Fenerbahçe'nin etkili olamama sebebi olan ortasaha hakimiyeti yavaş yavaş Fenerbahçe'ye teslim edildi ki bahsettiğimiz gibi elde bir tane dahi kontra atakçı kalmayınca kaybettiği taktirde 3 puan değil 2 maç geriye düşecek olan takım için bulunmaz bir ortamdı bu.

Olayın Aykut Kocaman tarafına gelirsek...

Kimi maçlar vardır, kimi oyuncular rezalet bir oyun ortaya koyarlar. Ne pas verebilir ne mücadele edebilir ne de ayakta durabilirler. Bu takım oyununa olumsuz etkide bulunur , belli zaman sonra takım o oyuncuyu yoksayar ve yalnızlığa iter saha içinde. Ama daha tehlikeli olan bir durum varsa o da oyuncunun varlığının takıma verdiği negatif elektriktir. Dün Niang takım üzerinde böyle bir etkiye sahipti ya da ben öyle düşünüyorum. Gollerin onsuz gelmesi hamlelerin doğruluğunun değil futbolda elektiriğin( ya da enerjinin ) ne kadar önemli bir yer tuttuğunun kanıtıdır gözümde. Size saçma gelebilir tabi, saygı duyarım. Ancak ben futbolculuk deneyimiminde etkisi ile böyle düşünüyorum.

Emre-Topuz ikilisi nasıl savunma anlamında sıkıntı yaratıyorsa Cris-Selçuk ikilisi de hücum anlamında kısırlaştırıyor Fenerbahçe'yi. Maça bu ikili ile başlamak bence çok büyük hataydı. Buna bir de Mehmet Topuz'un son derece sinik ve silik performansı eklenince ortasahanın Galatasaray'a geçmesi süpriz olmamalı. İkinci yarı yapılan Cris-Semih değişikliği bu yanlışların üzerine tuz biber ekti, oyunu gereksiz şekilde Galatasaray cezasahası ile Fenerbahçe ortasahası arasına sıkıştırdı. Ancak sıkışan top değil, mevkisiz oynayan Semih'ti. Alex ve Semih sürekli top almak için geri geldi, böylelikle hücum anlamında bir bütünlük sağlanamadı. Böyle bir ortamda sonucu ancak Alex belirleyebiliyor işte.

Benim gözüme batan bir başka yanlışta kesinlikle Stoch'un oyuna sokulma dakikası idi. Tamam, futbol takımlarında papaz oyuncular vardır ve oyundan almak zordur. Ancak Niang ilk yarı itibari ile bugün birşeyler yapamayacağını her haliyle anlatıyordu. Hoca olarak bu hamleleri yapmaktan çekinmemek gerekiyor. Zira daha önce de yazdığım gibi kayıp 3 puan değil 2 maç olacaktı çünkü.

Tüm bu antrenör yanlışlarına sebebiyle sonucu Fenerbahçe ya da Galatasaray değil Alex belirledi. Senelerdir yaptığı işlere bir yenisini ekledi. Yalnız burada da bir parantez açmak lazım. Aykut Kocaman sene başında gerek eylem gerek söylemleri ile Alex'e bağlılıktan şikayet ediyordu, Fenerbahçe'yi bu sıkıntıdan kurtaracağını söylüyordu. Bu konuda attığı yanlış adımlardan ders aldığına , Alex'in harcanmamasına seviniyorduk ancak şuan sahada tamamen Alex'e bağlı bir Fenerbahçe var. Bundan önceki senelerde de Alex'e bağlılık söz konusuydu ki Alex varsa zaten bu normaldir. Ancak takıma puan tablosunda yazılacak 3 puan bu kadar Alex ile alakalı mıydı, bence değildi. Bunu bir masaya yatırmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Kısacası Alex'in varsa hayata bir sıfır önde başlarsın. Heykel şart oldu bu sezon itibari ile...

30 Ocak 2011 Pazar

Fenerbahçe-Trabzonspor Maçının Ardından



Çok şey yazdık Aykut Kocaman hakkında, çok eleştirdik kendisini... Ancak bugün oynanan maçın özeti budur, günün kazanan-kazandıranı benimsediği oyun stratejisi ile, yaptığı değişiklikler ile Aykut Kocamandır; dahası '' Nasıl koydu Aykut Kocaman'' dır. Zico'nun zamanında absürd saha içi dizilişlerinden Newcastle maçı ile vazgeçişi geldi aklıma birden...

Nedense...

Bu pozitif havanın lig sonuna kadar sürmesi dileğiyle.


23 Eylül 2010 Perşembe

Biraz da İcraat...

Efsane kontenjanından(?) sebep yönetmeyi düşünmediğini söylediği takımın başına nasıl geçtiğini, belli bir ederi olan ,İspanya'da gol kralı olan oyuncuyu yaptığı açıklamalarla nasıl değersizleştirdiğini, Daum zamanında kimi oyuncularla olan yakın ilişkilerinin buralarda olmasına sebep olduğu iddaalarını konuşmamaya özen gösterdim Aykut Kocaman adına. Zira benim gözümde altın kadar değerli olsa da daha önce kriz anında harcanan Hagi,Bülent,Rıza gibi isimlerin yaşadıklarını hatırlayınca yöneticiler nazarında bozuk paradan farksız olduğunu, zor zamanda taraftarın gazını almak için sahnelenen ucuz bir tiyatro olduğunu gördüğümden bir de biz ilk andan başlamayalım dedim. Ersun'un Gençlerbirliği, Ertuğrul'un Kayseri ve Bursa gibi referansları olmasına karşın hayatının hiçbir bölümünde teknik direktör olarak kayda değer bir başarı kazanmamış hocamızın yapacaklarını gözlemleyeyim, mümkün olduğunca pozitif taraflarını yazmaya gayret edeyim düşüncesindeydim. Ancak ta en başından itibaren , benim gibi ; kendisinin yanlış tercih olduğunu düşünenlerin dahi olumlu tarafını görmeye çalıştığı Aykut Kocaman, basında kimseye gösterilmeyen saygıyı gören Kocaman, malesef ki endişelerimi haklı çıkartıyor.

Bir takımın antrenörü olsanız, yabancı sınırı olan bir ülkeden 5/6 milyon vermeye razı olduğunuz oyuncu hakkında kendi antrenörü atıp tutarken sergileyeceğiniz tutum, izleyeceğiniz transfer politikası ne olurdu?

Antrenörlük anlamında ciddi eksiklikleri olan Aykut Kocaman'ın Guiza konusundaki tavırları onun yöneticilik anlamındaki meziyetlerini sorgulamama sebep olmuştu. Akabinde yeni nesil Fenerbahçe taraftarının efsanesi Alex'i tabir-i caizse itin götüne sokması durumu yaşandı. Onla geçen senelerde kaybedilen şampiyonluklardan da vurdu, topa ayak uzatmamasından da...

Halbuki kimseye verilmemiş güç ona verilmişti. Bu sebeple yapacağı şey ise çok basitti. Takımda böylesine saygı gören bir oyuncuyu, basın ve takım önünde bu derece hedef alıp onun ve takımın olağan performansı sergilemesi düşünülemezdi. Ki olmadı da...

Sonrasında Kazım olayı patladı. Geçen sezon Daum'un antrenörlük meziyetleri sayesinde ligin ilk 10 haftasına beklenmeyen bir çıkışla damga vuran Kazım'ı devre arasında yollatması sinirini almamış olacak ki ilk gördüğü kırmızı karttan sonra kameralar önünde '' Gereğini yapacağız...'' diyerek herhangi bir taraftardan farkı olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Taraftar stadta Aykut Kocaman Samandıra'da bir güzel yediler Kazım ile Guiza'yı. Israrla kanat isteyen hocanın elindeki en verimli kanat oyuncusunu yollatması hakkında daha uzun yazılabilir ve hatta ciddi iddaalar da ortaya koyulabilinir ya neyse artık...

Sadece olayın idari kısmında sınıfta kalmadı Aykut Kocaman. Takımın ligde bulunduğu sırayı bilmeden yazıyorum bu yazıyı ; zira zerre umrumda değil. Ben bana vadedilen ile gözlerimle gördüklerim arasındaki farklardan bahsetmek istiyorum. Mesela bu takımın ilk hazırlık maçından beridir futbolunda bir gram değişiklik olmamasından. Veya takımın ciddi saha parselizasyonu sorunu yaşamasından. 10 tane ciddi sayılabilecek maçtan sonra hala Mehmet sahada başı kesik tavuk gibi. Hala hızlı oynayacağız, rakip yarısahada takılacağız diyen antrenörün takımının ortasahası ile defansın arasında oynayan oyuncu yıldız oluyor. Neden mi? Çünkü orası bomboşta ondan. Garip şekilde Alex varken de Cris ile Emre dikine diziliyorlar, Alex yokken de. İşin daha garibi Selçuk oynadığında o da birisi ile arka arkaya diziliyor sahada. Önde kalabalık bir oyuncu kümesi olmasına rağmen iki pasta rakip ortasahayı geçiyor hala.

Bunun yanında içeride-dışarıda galip ya da mağlupken çıkacak olan oyuncuda belli, girecek olan oyuncuda. Forvet arkası çıkıyor mağlupken bile Selçuk giriyor. Defans çıkıyor Selçuk oraya geçiyor. (Kayseri maçındaki rezaletten bahsetmeyeceğim bile...)Ortasaha çıkınca Allah'ın emri zaten... Süperman gibi çıkan kim ve hangi mevkiden olursa olsun giren Selçuk Şahin. Ve skor ne olursa olsun...

Ve bakıyorum Aykut Kocaman çıkmış yine birşeyler anlatıyor. Barcelona'dan yola çıkarak yaptığın benzetmelerde Barcelona'ya benzeyen birsürü takım sayarım ama bir tanesi Fenerbahçe olmaz. Sürekli birşeyler anlatılıyor söyleniyor ancak; birazda icraat... Kimse bu güce sahip olmadı, değerini bilmek gerek. Tez zamanda...

24 Ağustos 2010 Salı

Trabzonspor Deplasmanının Ardından

Yerleştirilmeye çalışılan farklı bir düşünce, yaratılmaya çalışılan yeni bir Fenerbahçe varken olumsuz sonuçlardan sonra maç yazısı yazmak en zor şey. Bu sebeple küçük harflerle konuşmaya, akla her geleni söylememeye çalışıyorum. Ne derece başarabiliyoruz, işte orası muamma...


Kadrolar kanallara ulaştığında, bizde televizyonda gördüğümüzde epey şaşırdım. Daum'un çift forvet vb. ısrarlara karşı ders vermek adına takımı bile bile mağlubiyete terkettiği, Aragones'in klasik hamlelerinden cinnet eşiğine gelinen ortamda tercihler heyecan vericiydi. Gerçi birinci Daum zamanında böyle enteresan kadro tercihlerine çokça tanık olmuştuk, keza Zico'nun tüm takımı rotasyon yapmasına da. Ancak böylesine kilit mevkilerde oynayan vazgeçilmez oyuncuların değiştirilip takımın geri kalanına dokunulmaması az rastlanır durumdu. Ya hepsi değişirdi, ya hiç değişmezdi bugüne kadar. En azından eski antenörler tarafından...

Aykut Kocaman'ın maç sonu açıklamalarından da anlaşılacak olanı maç başında düşünmek zor olmasa gerek... Alex belirli yaşa gelmiş , tempo olarak zaten yerlerde olan bir oyuncu. Dahası son zamanlarda deplasman maçlarında sürekli kayıp. Stoch'da ise durum biraz daha farklı. Bana kalırsa bu maçta oynamasında herhangi bir engel yoktu ama belliki Paok maçı için yapılan planlarda Stoch'un çok önemli bir yeri var. Bir haftada üç maç oynamak kolay olmayacağı gibi Aykut hocanın dediği gibi Paok maçı telafisi olmayan bir maç. Kısacası Özer'in oynamasını da çok fazla yadırgamıyorum,.Tercihim Semih'i kesip Stoch'u oynatmak olsa da Semih'in de son dönemlerde formda olduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak, bu kadro tercihlerinde Aykut hoca kadar şartlarında etkili olduğu ortaya çıkıyor.

Şenol Güneş ülkenin güzel futbol adamlarından. Trabzonspor'un Young Boysvari bir oyun anlayışı ile sahaya çıktığı söyleyeceğim ancak bu oyun şekli Şenol Güneş'in geldiği ilk günden beri üç aşağı beş yukarı sahaya yansıyor Trabzonspor cephesinde. Yine önde bastılar, hızlı oynamaya çalıştılar ve bol pozisyon yarattılar. Böyle bir anlayışa sahipseniz kaybetsenizde zevk vermeyi beceriyorsunuz. Kendisini tebrik ediyorum.
http://i.tmgrup.com.tr/ftm/galeri/fenerbahce/trabzonspor__fenerbahce_spor_toto_super_lig_2_hafta_maci/02_d.jpg
Skor tabelası deplasmanda da olsa Trabzonspor mağlubiyetini gösterdiği zaman ertesi gün gazetelerde sütun doldurmak için sallanacak pek çok şey bulunur. Benim ise sadece iki husus dikkatimi çekti maçı izlerken... Birincisi saha parselleme konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyor Fenerbahçe, top rakipteyken çalışılmış bir yerleşme planı olduğunu söylemek güç. İkincisi ise mağlup durumdayken gerek Paok gerek Trabzonspor maçında ciddi bir baskı kuramamak düşündürücü. Baskı kurulsa da büyük takım görüntüsünden uzak olmak... Fenerbahçe bu sonucu haketmiş-haketmemiş olabilir ancak geçmiş yıllarda ne kadar hantal bir oyun ortaya koysada maçın kimi periyotlarında rakibin top göremediği dahi olurdu. Şuan ise yedikleri gibi attıkları da rastlantı sonucu oluşmuş gibi, hücum setlerini bir kenara bırakırsak; kornerlerde dahi herhangi bir organizasyon göremedik. Bu konular ciddi düşünülmeli diye düşünüyorum.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-23_t7.jpg
Bunun yanında olumlu şeyler de yok değil. Aykut Kocaman'ın kağıt üstünde 4/4/2 olan takımının saha içinde kimi zamanlarda 4/1/2/1 ' e , kimi zamanlarda 4/1/3/2 ye dönmesi, sonrasında zorunluluktan dahi olsa Semih değişiklinden sonra 4/2/3/1'e dönen dizilişin yine Selçuk-Mehmet değişikliği ile 4/3/3'e dönmesi mesela... Birşeyler deneniyor, tek bir hamle ile oyun Fenerbahçe'nin tutturabileceği bir hale geliyor ki bunlar hoş detaylar. Bu denenen dizilişlerde oyunculara binen görevler daha net anlaşıldığı zaman daha da anlamlı olacaktır.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-23_t6.jpg
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-23_t2.jpg
Maç sonu yorumlarında dinlediğim kadarıyla Emre'nin pasif kaldığı yönünde eleştiriler var ki ben buna son derece karşıyım ve bunu da olumlu bir detay olarak paylaşabilirim. Fenerbahçe adına sahada en fazla top kullanan ve pas yüzdesi olarak en başarılı olmuş oyuncu Emre iken, bir çok pozisyon Emre'nin dikine direkt pasları ile başlamışken söylenenleri anlamak güç. Keza Emre gibi Stoch ve Niang'ı da çok beğendim bugün. Kezman ve Guiza'dan sonra Niang'ı niteleyecek sıfat bulmak gerçekten çok güç. İki tane iri kıyım stoperi sırtına alması, havadan yeterince hakimiyet kurması, birebirde yapabileceklerinin bir kısmını göstermesi dikkat çekiciydi. Takıma alıştıkça çok daha iyi olacak.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-23_t1.jpg
Sahada futbol oynamak üzere bulunan iki takım olunca haliyle maçta çok fazla pozisyon ve bu sebeple bir çok kırılma anı oluyor. Yediği gollerde pek hata bulamadığım Mert'in penaltı kurtarması gibi... Bu anlarda kafamda hep '' Acaba oyun kırılmak için Alex'i mi bekliyor? '' sorusu canlandı. Ama nihayetinde yedek beklemeye hiç alışık olmayan Alex oyunun neresinden tutabileceğini seçene kadar maç bitti. Eh yarın ki tartışma konusu da koşmuyor diye eleştirilen, kesik yemesi söylenen Alex'in yedekten oyuna dahil olması olsun bari...
http://www.trabzonspor.org.tr/Upload/Resimler/buyuk/5195-6H4K6M0R.jpg
Böylesine sertlik ve mücadele dolu olan bir maçta oyuncuların arasında en ufak gerilim olmaması, en sert müdahalelerden sonra Emre Belözoğlu'nun alışılmışın dışına çıkması maça güzellik katan hususlardan biriydi. Üzücü olan tek şey ortada olan bir maçın kalecinin eline top değmeden bitmesi... Ama daha ikinci haftada olduğumuzu göz önünde bulundurarak puan kaybı yaşanan maçların gösterdiklerinin gelecek adına üç puandan daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Sahada mücadele eden oyuncuların tamamına teşekkürlerimi ileterek bitireyim postu...

Yarın bir aksilik olmazsa A2 maçından sonra görüşmek üzere.


Dipnot:Resimler alıntıdır.

22 Ağustos 2010 Pazar

Colin Kazım Richards Evine Dönerken

Paok maçında anlamamıştım Kazım'ın kadroda olmayışını... Senin direkt sağ açığın sakatken, ortamın son derece ateşli olması beklenirken o sağ açığa en yakın tarzdaki , böyle sıcak ortamları seven oyuncuyu kadroya almıyorsun, yok yere seçeneklerini azaltıyorsun...

Gel gelelim yine o sağ açık sakat ve sen yine orjinal bir tane açığın olmadan gidiyorsun Trabzonspor deplasmanına. Kazım'ı cezalandırmıyorsun aslında, kendini ve Fenerbahçe'yi cezalandırıyorsun.

Taraftar dik duruşunu, inadını seviyor da... Aykut hoca fazla sert, fazla keskin gibi. Materazzi gibi bir adamı zırıl zırıl ağlatan Mourinho da hoca, Terry'i kadrosunda tutan Capello da hoca, son zamanlarda bolca sıkıntılı hadiselere imza atan Rooney'i Chelsea karşısında sahaya süren Ferguson da hoca... Biraz politik, biraz ılımlı davranmanın şu şartlarda kimseye zararı olmazdı sanırım.

Hocalık biraz da böyle adamları kazanmaktır, kazandırmaktır...

19 Ağustos 2010 Perşembe

Paok-Fenerbahçe Maçının Ardından

Maç öncesinde Selçuk-Baroni göbeği ve Caner-Mehmet kanatlarının fiziksel bir direnç getireceğinden, ancak takımın yaratıcılık açısından tamamen Alex'e bağlı olduğundan bahsetmiştim. Esasında Caner ve Mehmet tehlike yaratabilecek oyuncular olsada ne yazık ki beni haksız çıkarmadılar ve Yunanistan deplasmanında ateşli seyirciler önünde silik bir performans sergilediler ki Caner sahada mıydı değil miydi hala anlayabilmiş değilim. Mehmet Topuz'un ise sürekli içeri katederek zaten kalabalık olan yeri adım atılmayacak hale getirmesi ise Türk futbolcularının zihinsel özelliklerine yapılan eleştirilerin doğruluğunu kanıtladı bir kez daha...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-19_mac003.jpg
Şuna değinmek lazım ki Paok oyun anlayışı itibari ile Young Boys gibi ters bir takım değil. Ne yaptıkları, ne yapabilecekleri, golü nasıl atabilecekleri herhangi bir sürpriz taşımıyor. Oyunun başında önde basmaya çalışsalarda bunu Young Boys gibi çok büyük riskler alarak yapmıyorlar... Geçmişe dönüp geçen sene içerdeki Lille maçına çıkan takımdaki oyuncuların pas yeteneklerine puan verip bugün oynayanlarla karşılaştırırsak muhtemelen bugünki takım açık çekerdi. Ancak sahadaki takım ilk yarı boyunca Young Boys maçında olduğu gibi rakip tarafından sürekli hırpalandı. Pas yapamadan... En acı tarafta Fenerbahçe'nin çıktığı Chelsea deplasmanında, Chelsea gibi takımın bile Paok'un ilk yarı ekranlara yansıyan %64 lük topla oynama yüzdesine ulaşamaması idi. Bu işte bir gariplik var...
http://users.sch.gr/stoug/photos/paok/paok5.jpg
Fenerbahçe'nin ilk yarıdaki silik performansı üzerine uzunca konuşulabilir, Chelsea gibi takıma bile daha müteazi kadrolarla verilmeyen top hakimiyetinin '' topa sahip olma''yı temel hedef olarak benimsemiş bir hocanın takımı tarafından Paok gibi ortalama ile iyi arasında sayılabilecek bir takıma verilmesindeki mantık hatası irdelenebilir. Ancak ben Fenerbahçe'nin rakip basarkende, rakip kapanırkende pozisyon bulamamasına daha doğrusu bulduğu pozisyonları Mehmet Topuz'un karambol şutu ile Andre ve Mehmet'in uzaktan gelen şutuyla bulmasına şaşırdım. Türk hocaların elde ettiği başarıların %60'ını şans ve taktikten teknikten öte, önemli kişilerle olan samimi ilişkilere bağlamamda bundandır. Aykut Kocaman ismi bu konuda meslektaşlarına göre çok daha dolu olabilir, değişim sebebiyle futbolcuların yeni görevlerini tam anlamıyla kavrayamamış olmaları söz konusu olabilir. Ama ben böylesine kapanan takıma karşı herhangi bir planlı hücum girişimi görmemekten dolayı endişeliyim. Ama, rakip basarken eksikliklerden dolayı kontra yapacak oyuncuların olmaması sebebiyle kontra planları olmamasına değil eleştirim; bilakis kontra yapacak elemanlar yokken mevkilerin tamamı ile fiziksel direnç ile kapatılması ve aslında bunun pas yapamamak gibi dezavantajlar yapamamasına... Tüm bu söylenenler için erken olabilir ancak Daum ve Zico'ya 2 ayda yapılan muameleden sonra bu soruların sorulmaması, aksine medyadan korkunç bir Aykut Kocaman desteği çıkması beni işkillendiriyor. Bugüne kadar hemen hemen tüm teknik direktörleri yalnız adamdı Fenerbahçe'nin, sen yine yalnız ve dik durmaya çalış Aykut Kocaman... Altan Tanrıkulu'ların satırlarından daha büyük destekçin varsa , onlarda seni kimseye yedirmemeye söz vermiş taraftardır. Bizim yaptığımız ise ilerleyen dönemlerde ne değişti, ne değişmedi muhasebesini yapmak adına not almak, ötesi değil.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-19_mac002.jpg
Sakat ve cezalı oyuncuların çokluğu Young Boys maçlarını etkilediği gibi bu maçıda etkiledi. Şüphesiz bir Dia ve Stoch bu maçta büyük farklar yaratabilirdi. Ancak her kura sonrası '' Rakibinin 3 misli bütçesi, değeri var'' denilen Fenerbahçe için bu eksiklikler bahane olmamalı. Ve bir eleştiri getireceksek eğer bunu Kazım Richards gibi bu atmosferlerden etkilenmeyecek karakterde oyuncuyu bu yokluk ortamında kullanmayacak kadar fevri tavırlar sergilemesine, taraftar gibi davranmasına getirebiliriz Aykut Kocaman'ın. Kazım gibi yetenekli bir oyuncunun sadece sorunlu olmasından ötürü yollanmasına karşıyım, bir oyuncunu sorunları kadar yeteneği varsa o sorunların üstünü kapatıp yeteneğine dikkat çektirecek kişi o takımın teknik direktörüdür. Genel olarak takip ettiğim kadarıyla taraftar gibi hızlı ve sert tepkiler görüyorum Aykut Kocaman'dan ki bu taraftarın hoşuna gidiyor olsa da daha politik ve ılımlı olması kendisi ve Fenerbahçe adına çok daha olumlu olacaktır.

Deplasmanda alınan 1/0 mağlubiyet çok karalar bir sonuç değil elbet... Karalar bağlatan içeride yenilecek bir golden sonra takımın üç tane atacak gücünün, saha içi organizasyonunun ve disiplininin olmadığını görmek. Ancak ben yinede Paok'un Fenerbahçe'nin dengi bir takım olduğunu düşünmüyorum, sakatların iyileşmesi, cezalıların dönmesi ile Fenerbahçe bu takımı Kadıköy'de elemeli... Hiç bir bahaneye sığınmadan...

Son sözü Özer Hurmacı ve İlhan için söyleyelim. Özer oyuna sonradan girmesine karşın kısa sürede bugün iş yapabileceğini gösterdi. Stoch ve Dia transferleri Özer'i çok fazla arka plana itmemeli çünkü gerçekten sahada duruşu ve kendine güveni çok farklı. İlhan'ın ise faul yapmadan keseceği pozisyonları büyük bir merakla ve özlemle bekliyorum.

20 Temmuz 2010 Salı

Belçika Kampının Ardından

Yaşanabilecek en büyük travmalardan biri ile biten sezon, ardından günlerce süren belirsizlik...

Hemen hemen tüm Fenerbahçe'lilerin tahmin ettiği gibi, birkez daha belkide kendisine çok şeyler katacak devrimi yapamayarak başladı yeni sezona Fenerbahçe. Aziz Yıldırım'ın kendini ve Fenerbahçe'yi başarılı olarak gördüğü bir sezonun ardından Alman Teknik Drektör C. Daum ile başarısız olduğu gerekçesi ile yollar ayrıldı. Akabinde ise Teknik Direktör koltuğuna geçtiğimiz sezonun sportif direktörü Aykut Kocaman oturdu.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-07-20_aykutkocaman446.jpg
Dik duruşu ve şeffaflığı bir yana spor adamı kimliği ile gerek sportif direktörken gerek teknik direktörlüğe oturduğundan beri Fenerbahçe'nin eksiklerini çok iyi etüd etmiş bir görüntü sergiledi Aykut Kocaman. Geçmiş teknik direktörlük dönemlerinden de hatırlanacağı gibi topa sahip olmayı esas amaç olarak benimseyen Aykut Kocaman, açıklamalarında bu düşüncesini tempo ve hızla birleştirerek Fenerbahçe'yi senelerdir oynadığı oyunun dışına çıkarma isteğinde olduğunu gösterdi.

Söylenenler ışığında Belçika kampı değerlendirme yapmak için erken olmak ile beraber sadece oyuncuların yerleştirilmeye çalışılan düşünceyi ne derece ve ne hızda benimseyeceklerinin anlaşılması adına önemli bir kamptı. Yine yeni transferlerinde isabet oranı hakkında yorum yapmak için erken olsa da genel olarak oyun karakterleri üzerine birtakım şeyler karalamak için, Fenerbahçe'ye neler verebileceklerine dair öngörüde bulunmak için güzel bir fırsattı.

Gökhan Gönül ve Diego Lugano gibi , senelerdir takımın en önemli dişlilerinden olma başarısı gösteren oyuncuların yanında Mehmet Topuz , Özer Hurmacı ve bağırsak enfeksiyonu geçirip İstanbul'a dönen Emre Belözoğlu'nun olmayışı yerleştirilmeye çalışılan yeni bir düşüncenin olduğu ortamda ileriye dönük olarak sıkıntı yaratabilecek bir konu. Zira söz konusu oyuncular sezonun en ciddi çalışılması gereken zamanlarını büyük ölçüde kaçırdıkları gibi uygulanması düşünülen yeni oyun anlayışının başından itibaren sisteme dahil olmadıkları için sistemin uygulanma süresi epey uzayacaktır. Zira bu oyuncuların en az 4'ü direkt oyuncuydu geçen sene Fenerbahçe'de... Bunun yanında Fenerbahçe için büyük önem taşıyan bu oyuncuların olmaması hazırlık maçlarında ciddi sıkıntılar yaşnmasına sebep oldu.

Alex'in olmadığı müsabakalarda Barcelona dizilişinde 4/3/3 oynamaya çalışan Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'si genel olarak sonradan oynayan 11'e dahil olan Alex varken olduğu gibi sahayı parselleme, oyunu kontrol altına alma gibi konularda ciddi sıkıntı yaşadı bu hazırlık kampında. Kimi oyuncuların böylesine makine düzeninde işlemesi gereken bir sisteme uyumlarının çok zor olacağı gözüktü. Ortasahada eksiltilen bir oyuncunun forvete takviyesi doğal olarak oyunu daraltmak ve rakibi baskı altına almak için stoper oyuncularının kale ile arasındaki mesafenn geçtiğimiz sezonlarda alıştığımızın 2 katına kadar çıkmasına sebep oluyor ki ne yeni transfer İlhan Eker ne de Fabio Bilica genel görüntüleri itibari ile önde yakalandıklarında büyük sıkıntılar çektiler. Yine yeni bir sistemin uygulanmaya çalışılması sebebiyle özellikle takımın ortasaha ve defansının göbek mevkisinde girilecek kademeler yıllardır süregelen oyun formatının etkisi ile son derece aksak bir görüntü çizdi. Bunun sonucunda geçtiğimiz sezonun son 10 maçında sadece 1 gol yiyen Fenerbahçe 3 maçta 7 gol gördü kalesinde.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-07-20_idman2.jpg
Senelerdir uygulanan oyun formatının dışına çıkılmaya çalışılması ve sakatlıkların bolluğu sebebiyle verimsiz geçen kamp dönemini daha da verimsizleştiren ise Şampiyonlar Ligi ön elemesine sayılı günler kala hala transferlerinin takıma katılmaması oldu. Yeni gelecek oyunculardan farklı bir ülkeye, farklı bir kültüre, farklı bir takıma, farklı bir oyun düzenine bu kadar kısa sürede alışmalarını beklemek hayalcilikten dahi öte. Bu sebeple geçtiğimiz sezon ''vizyonu dar, hedefi küçük'' şeklinde sürekli eleştirilen Daum'u gönderenlerin vizyonlarının ne denli geniş olduğunu tartışmak ise olayın farklı bir boyutu. Bu takım son 6/7 sezondur ilk 6'da hemen hemen her sırayı aldı. Bazen uluslararası turnuvalar düzenlendi bazen ise sezon sonları boş geçti... Dış faktörler sürekli değişkenlik gösterirken değişmeyen tek şeyin transferlerin bitme tarihinin en erken Ağustos olması son derece düşündürücü. Yine dediğimiz gibi hedeften, vizyondan bahsederken ön eleme kapıdayken transferlerin hala belli olmaması ise daha da düşündürücü...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-07-20_idman4.jpg
Kampta parlayan sürpriz bir isim olmasada Okan Alkan'ın bulduğu kısa sürede göstermeye çalıştıkları dikkat çekiciydi. Fenerbahçe hiçbir zaman şahit olmadığım bir şekilde altyapısından gelen kaliteli oyuncularla yürüyebilir geleceğe. Zira A takım ile Belçika kampına dahil edilen oyuncular Okan Alkan ve Gökay İravul'dan ibaret değil. Yine A2 takımında da bir üst kademeye her an çıkabilecek oyuncular mevcut. Abdülkadir Kayalı ve Onur Karakabak'ın da kira sürelerinin önümüzdeki sezon biteceği düşünülürse bu sezonun kazasız atlatılması durumunda bu genç oyuncuların oynaması için çok sağlıklı bir ortam oluşacağı aşikar...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-07-20_idman446.jpg


Kampta öne diğer isimler iştahlarıyla Caner Erkin ve Miroslav Stoch'tu. Ancak onlar için daha detaylı değerlendirmeyi Fenerbahçe forması ile daha fazla maça çıktıklarında yapmayı uygun gördüğümden şuan için birşey yazamayacağım. Umarım yeni Teknik Direktörü ve yeni genç oyuncuları ile atılmaya çalışılan temel, yerleştirilmeye çalışılan düşünce; Fenerbahçe için parlak ve başarılarla dolu bir geleceğe atılan ilk adım olur.
Related Posts with Thumbnails