12 Mart 2010 Cuma

Görkem Kulbay Röportajı- Adam Olacak Çocuk


A2 takım maçlarını, altyapı organizasyonunu sürekli takip eden birisi olarak ilk röportajı bu kademeden birisi ile yapmamamız düşünülemezdi tabi. Aslında lafa gelince '' nedir kardeşim bu altyapı? '' diyip altyapıdan bir oyuncu ismi dahi söyleyemeyecekler için daha çok prim yapacak isimlerle röportaj yapılabilinirdi ancak ilk röportajımız Görkem Kulbay'ı tanımak isteyenlere gelsin. Kendisini tanımaktan dolayı büyük keyif duydum. Röportaja geçmeden buradan bir kez daha teşekkür ediyorum kendisine.

''Adam olacak çocuk'' derler ya hani. Öyle bir izlenim bıraktı bende düşünceleri, söyledikleri...

Lafı fazla uzatmadan röportaja geçiyorum.




Merhaba Görkem. A2 müsabakalarını takip edenler zaten seni yeterince tanıyorlar ancak blog okurları için kendini tanıtır mısın?

Merhaba. Adım Görkem Kulbay, 26 Mayıs 1991 Balıkesir Bandırma doğumluyum. Fenerbahçe A2 takımında forma giyiyorum.


Futbola nerede ve kaç yaşında başladın? Futbola başlamadan önce ilgilendiğin başka sporlar var mıydı?

Futbola başlamadan önce iki sene jimnastik ile ilgilendim. Futbola kayıtlara göre 9 yaşında Altay Minik takımında başlamış olarak gözüksem de futbolcu olan babamdan dolayı aslında 4 yaşından beri futbol oynuyorum diyebiliriz.



Babanın futbolculuk geçmişinden bahseder misin?

Babam Fenerbahçe altyapısından yetişip amatör takım kaptanlığı yapmış. Kayserispor ile ilk profesyonel kontratını yapmış. Sonrasında Bandırmaspor’a transfer olmuş. Oradan 1. lige gelmiş, Bolu ve Zeytinburnuspor’da futbol oynamış.




Futbolculuk babadan geliyor demek ki. :) Senin kariyerine gelelim. Fenerbahçe’ye kaç yaşında geldin? Transfer sürecinden bahsedebilir misin?

Altay minik takım kaptanıyken 2003 senesinde Petit Danone takımına Türkiye genelinden seçilen 14 oyuncudan birisi oldum. Aynı zamanda İzmir’den seçilen tek oyuncuydum. Hocamız Rıdvan Dilmen yardımcısı Ali Çoban’dı. Fransa’ya gidip Dünya beşincisi olduk. Rıdvan hoca aileme ‘’ortaokul bitince Görkem’i Fenerbahçe’ye alacağız ‘’ demiş. Ortaokul bitene kadar futbol hayatıma Altay’da devam ettikten sonra 14 yaşında İstanbul’a gelip Rıdvan hocayla görüştük. Transferin olacağını söyledi. Ancak Altay klubü yetiştirme bedeli için yüksek bir meblağ talep edince transfer zora girdi. Bu beklenmeyen bir gelişmeydi. Maddi konuların çok fazla sorun olmayacağını ve çözüleceğini düşünerek İstanbul’a taşındık Fenerbahçe ile idmana çıkıyordum. Ancak problemler bir türlü halledilemedi. O sene altyapının hocası olan Hollanda’lı Joop Lensen de beni bırakmak istemedi. Ben de formumu korumak için lisanssız olarak 1 sene Fenerbahçe ile idmana çıktım.




Fenerbahçe’de hangi yaş gruplarında oynadın? A2 takımına kadar olan geçmişinden kısaca bahsedebilir misin?

1 sene çıkan zorluklardan dolayı müsabakaları kaçırsam da özel organizasyonlarda oynadım. Nihayet lisans sorunu çözüldüğünde ise lig bitmişti, federasyon turnuvasında oynadım. Takım olarak iyi bir performans gösterip şampiyon olmuştuk. Ligler başladığında yıldız takımda mücadele ettim. Yıldız takım sonrasında B genç takıma geçtiğimde Hasan Özdemir o sene 90 doğumluları kullanacağını , özel anlaşmalı olarak Gsim takımına gitmemin benim için daha iyi olacağını söyledi, bu fikir bana ve aileme çok mantıklı geldi. Ve 1 sezon Gsim takımında oynadım, başarılı bir sezon geçirdim. Maç eksiğimi tam olarak giderdikten sonra hazır bir şekilde Fenerbahçe’ye geri geldim. Başarılı bir sezonun ardından Fenerbahçe B genç takımı ile Türkiye şampiyonasına gittim. Sonrasında Süper Genç takımda kaptanlık yaptım. Ve sonrasında A2 takımı…




Hasan Özdemir demişken... Kendisi hakkında düşüncelerin nelerdir?

Hasan Özdemir hocam ve yardımcısı Burgaç Şanda hocama çok şey borçluyum. Bireysel çalışmalara takım çalışmaları kadar önem veren bir hocamızdı Hasan hocam. Eksiklerimi her zaman en açık şekilde söylerdi ve bunları gidermem için sürekli çeşitli programlar verdi. Bol tekrar yaptırdı. Sonrasında takım kaptanlığını uygun gördü. İki hocamın da üzerimde emeği gerçekten çok büyüktür. Bu vesile ile buradan iki hocama teşekkür etmek istiyorum.



A2 takım sürecine gelelim. Sezon başında talihsiz bir sakatlık yaşadın diye biliyorum. Biraz bilgi verir misin?

Ligin 2. maçı olan Kocaeli deplasmanında menisküs sakatlığı yaşadım. Klup doktorumuz Asım Baykan sayesinde 1 ay gibi kısa bir sürede sahalara geri döndüm ve formama kavuştum.

















’Formama kavuştum.’’ Cümlesi biraz farklı geldi kulağıma. Bu bir meslek ve önemli olan senin bu formayı layıkıyla taşıman ancak yine de sormazsak olmaz sanırım… Doğduğundan beri Fenerbahçe’ li olanlardan mısın? Babası Fenerbahçe altyapısı çıkışlı birisi farklı bir takım tutamaz sanırım zaten de…

Sülalem Fenerbahçe’ li desem? Şöyle bir olay anlatayım; 2003 senesiydi sanırım, şampiyonluk kaseti almıştık… O kasette marş ve şarkıların yanında atılan gollerin seslendirmeleri olan bir parça vardı. Evin içinde top oynarken üstüme formamı giyer, içinde ‘ Rapaiç aldı Rapaiç gidiyor rakibinden sıyrıldı vurdu vee gooooooll’’ geçen parçayı açardım. Kendim gol atıyormuş gibi sevinirdim.




Biz A2 takıma geçtik ama sene başında bir de A takım maceran oldu, yanlış hatırlamıyorsam Aindling adında bir takıma karşı forma giydiniz. A takıma gideceğini öğrenince neler hissettin? O süreçten biraz bahsedebilir misin?



Bir gün Dereağzı’ nda çift idman arasında dinlenirken yardımcı antrenörümüz Engin Kabaş beni yanına çağırdı. Gittiğim zaman takımdan beş tane daha arkadaşımın orada olduğunu gördüm.(Sertaç Eren, Doğukan Genç, İsmail Aslan, Yasin Gurbet, Hasan Erbey ) Bize A takım maçı için Almanya’ya gideceğimiz söylendi. O günü, o konuşmayı ömrüm boyunca unutmayacağım. Maçtan önceki gün sabah uçağıyla gittik. Kampın olduğu otele geçtik. A takım o gün bir hazırlık maçı oynamıştı, o yüzden bizim oynayacağımız maç o maçta forma giymeyen oyunculardan oluşacaktı. O gece otelde kaldık, sabah maçın oynanacağı yere geçtik.



Ve en sonunda televizyonda izlerken imrendiğin isimlerle sahadasın… A takım oyuncuları ile aynı formayı giymek, aynı hedef için mücadele etmek nasıl bir duygu?


Çok farklı bir duygu. İlk başta insan kendisini sahaya en yakın seyirci sanıyor. Sonra bir bakıyorsun, sende oynuyorsun. Deniz Barış pas istiyor, Uğur Boral bindirme yapıyor. Sende oynamaya başlıyorsun.



‘’Sahaya en yakın seyirci’’ güzel bir tabirmiş… İstersen tekrar A2 takıma geri dönelim. Fenerbahçe bu sene A2 takımında bir değişime giderek yaş ortalamasını düşürdü ki şuan A2 takımda mücadele eden oyuncuların çoğunun daha alt kademelerde oynama imkanları var. Alt kademelerde oynayan oyuncular ve senin için bu seviyenin ne gibi etkileri oldu acaba? Belirli bir zorlanma süreci geçirmişsinizdir sanırım...

Dediğiniz gibi takımımızda yaş olarak alt kademede oynayabilme imkanı olan oyuncularımız varken A2 takımında, A2 takımımızın başarısı için mücadele ediyoruz. Fizik olarak kimi zaman zorlanılıyor tabi. Bir de tecrübe eksikliği etkili olabiliyor zaman zaman… Bunlar için dezavantajlar diyebiliriz. Ama bence ikisini de gölgeleyecek çok önemli bir avantajı var. O da şu ki; kendinden yaşça büyüklerle oynamak sporcunun normal şartlarda çok zor sağlayacağı gelişimi sağlamasına yardımcı olabiliyor. Oyun, fizik ve beyin anlamında erken olgunlaştırıyor.



A2 takım performansın sonrasında zaman zaman A takıma alındığını görüyoruz resmi siteden. Gerçi sakatlıklarda etkili oluyor sanırım ama…

Evet, eksik olan bölgelere oyuncu alınıyor altyapıdan. Sağ önde oynayan ağabeylerimin yaşadıkları sakatlıklardan bende eksilen bu mevkiler için çağrıldım.



Oradaki havadan bahsedebilir misin biraz? Oyuncular ile aranızdaki iletişim nasıl?

Ağabeylerimizin yaklaşımları gerçekten çok iyi. En ufak mesafeli davranış göremezsiniz. Sanki A takımda oynayan bir bireymişiz gibiler.



İdmanlardaki üst kademe oyuncularla çalışıyorsun, bu çalışmalar sana epey şey katıyor olsa gerek… Biraz bunlardan da bahsedebilir misin? Ve de idmanların içinde unutamadığın bir an oldu mu?

İlk olarak unutamadığım andan bahsedeyim. İlk idmana çıktığımda Özer ve Emre ağabeyim bana krampon verdiler. Böyle sıcak bir karşılama karşısında olumlu anlamda çok şaşırdım, bu anı da hiç unutamayacağım sanırım. A takım çalışmalarına gelirsek… Alex ve Emre ağabey gibi ustalarla çalışmak, kendini Dünya’ya ispatlamış defans oyuncularını geçmeye çalışmak... ‘’Genç oyuncu’’ için daha muhteşem bir ortam düşünemiyorum.



Takım arkadaşların Abdülkadir Kayalı ve Özgür Çek birinci ligde futbol hayatlarına devam ediyorlar ki şans bulduklarında bunu en iyi şekilde de değerlendiriyorlar. Sen kendin hakkında ne düşünüyorsun, sence eksikliklerin ve iyi yönlerin nelerdir ,eksiklerini gidermek için ne gibi çalışmalar yapıyorsun? Bu seviyeye hazır hissediyor musun kendini?

Eksik yönlerim elbette var. Uzama sürecim devam ettiği için fiziksel idmanlara çok fazla ağırlık veremiyorum. Kuvvet sorunum olmasa da devamlılık sorunum olabiliyor kimi zamanlarda. Asist özelliğim golcü özelliğime göre daha iyi seviyede. Golcülüğümü de bu seviyeye çekmem gerekiyor diye düşünüyorum. Bunun içinde extradan çalışmalar yapıyorum. Bir de duran topları genelde ben attığım için aynı top bana geldiğinde pozisyon almam ve kafa vuruşlarım zayıf. Bunu da gidermek için çalışmalarımı sürdürüyorum.



İyi olduğum yönlere gelirsek… Türkiye’de güce dayalı bir futbol oynanıyor. Oyuncuların göze batan en önemli özelliği ‘’güç’’ oluyor. Ben bu özelliğin yanında meziyetli olduğuma da inanıyorum… Her ortamda sorumluluk almaktan çekinmeyen bir yapıya sahibim. Elime şans geçerse en iyi şekilde değerlendirmeye çalışacağım.



Şans dedikte… Sence şans/forma hoca tarafından mı verilir yoksa oyuncu mu alır bunu?

Ben oyuncunun iyi olduktan sonra şansı bulacağına inananlardanım. Önemli olan oyuncunun hocaya gösterdikleri, kimse elinde çok iyi meziyetli bir oyuncu varken o oyuncusundan daha az fayda verecek bir oyuncu oynatmak istemez diye düşünüyorum.


A takıma çıkan, Antalya kampına giden, takım arkadaşların Gökay ve Okan hakkında ne düşünüyorsun?

İkisi de olağanın dışında, farklı meziyetleri olan yetenekli arkadaşlarım.Çok iyi yerlere geleceklerine inanıyorum.




































Fenerbahçe’nin altyapıdan çıkan oyuncuları üst yapıya kazandırma konusunda yıllardan beri sıkıntı çektiğini görüyoruz. Bu konu medyayı da çok meşgul ediyor, bu yönde çok eleştiri alıyor Fenerbahçe. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?

Bu konu yanlış değerlendiriliyor diye düşünüyorum. Üst yapıya oyuncu çıkarmaktan ziyade o oyuncunun oraya tutunması, orada oynaması daha önemli. Bizim yaş kategorimizden A takıma Okan ve Gökay çıktı ki söylediğim gibi verilen bu şansı en iyi şekilde değerlendireceklerini düşünüyorum. Yine bende bu konuda iddalıyım. Bu söylenenlerden etkilenmeden yolumuza devam edip bu söylenenlere son vereceğimizi düşünüyorum.



İstiyorsan biraz futboldan uzaklaşalım. Eğitim durumundan bahsedebilir misin? Hangi liseden mezun oldun, şuan futbolculuk dışında ne yapıyorsun?

Geçen sene Suadiye Lisesinden mezun oldum. Üniversite sınavında yeterli bir puan alsam da bu sene futbolda büyük gelişim katetmek istediğimden üniversite girmedim. Futbol dışında İngilizce kursuna gidiyorum.



Gayet güzelmiş. De bu kadar mı ? :)

Sinemaya giderim, arkadaşlarımla vakit geçiririm. Klişe olacak ama kitap okurum. Stephen King’in kitaplarını çok beğeniyorum. Babamla altyapı(Süper genç, B genç, Yıldız takım) maçlarını takip ederim. Her maçtan çıkartılabilecek dersler olduğunu düşünüyorum.


Bunun haricinde her gün yaptığım ve bana çok keyif veren bir şeyden daha bahsedeyim... İdmanlardan sonra, duşumu alıp yemeğimi yedikten sonra, Dereağzı Lokalinde Fenerbahçe’nin efsane oyuncuları Puşkaş Ergun, Ogün Altıparmak, Gürcan Berk’ten oluşan masanın sohbetine katılırım.


Bu gerçekten çok iyiymiş. Peki hedeflerin nelerdir?

Öncelikli hedefim tabiî ki A takıma çıkmak ve orada kalıcı olmak.




Ya hayallerin?

Fenerbahçe’ de kaptan olmak, bu camianın efsane isimleri arasına adımı yazdırmak istiyorum. Bir gün takımdan ayrılsam bile stadımıza geldiğimizde alkışlanacak kadar sevilmek, böyle iyi bir izlenim bırakmak istiyorum.




İdolün?

Eric Cantona. Gerçek bir futbol efsanesi.



Örnek aldığın oyuncu?

Ryan Giggs in çalımları ve topla hızını örnek alıyorum. David Beckham’ ın ise pas tekniği, stili ve duran topları…



David Beckham? Böyle bir cevapla karşılaşacağımı hiç düşünmüyordum açıkçası. Bu hayranlık nereden geliyor acaba?

Küçüklüğümden beri 80 metreye attığı pasları hayranlıkla izlerdim Beckham’ın. Ancak kendi yazdığı “ This is My Story’’ kitabını okuyunca hayranlığım iyice arttı. Bütün düşüncelerimi ona çok benzettim okurken… Futbolculuğunu örnek almaya başladım. Profesyonel futbolculuk hakkında, profesyonel takım hakkında, profesyonel düşünce hakkında çok şey öğrendim kendisinden.



Peki Messi mi Ronaldo mu?

Ronaldo.


Real Madrid mi , Barcelona mı?

Sonuna kadar REAL.


Unutamadığın maç/gol/an?

Lisansımın verilmediği sene federasyon turnuvasında oynadığımdan bahsetmiştim. O turnuvanın final maçında Beşiktaş’a uzatma dakikalarında gol atmıştım ve oyunu 1/1 e getirmiştim. Penaltılarla da şampiyon olmuştuk. Bu maçı ve bu golümü unutamam. Unutamadığım anlar ise gerçekten çok fazla. A takıma çağrılmam, Özer ve Emre abinin kramponlarını vermeleri… Lisansızken el bileğim kırıldığında klubün lisanssız olmama rağmen bana sahip çıkması, ameliyat ettirilmem… Daha çok şey söylenebilinir aslında.



Kuşkusuz öyledir. Görkem beni kırmadığın için tekrar teşekkür ediyorum. Ve yine bu keyifli sohbet içinde… Umarım hayallerini teker teker gerçekleştirir ve istediğin yerlere gelirsin.

Sohbetten gerçekten bende keyif duydum. İyi dileklerin ve bu keyifli sohbet için bende teşekkür ederim. Blog okuyucularına selamlarımı sunarım.

9 yorum:

dahası var dedi ki...

barca mı real mi sorusuna real cevabı vermesine şaşırmadım nedense:D

Cem Salih Yıldırım dedi ki...

ali bilginlerle,kazımlarla uğraşacağımıza bu genci izleseydik maçı kaybetsek bile en azından yeni bir kaptan kazanırdık belki de...

Diferansiyel dedi ki...

@ dahası var

Tahmin sebebi Ronaldo ise Görkem'in beni kendisinin Ronaldo'yu sevmediğine dahi inandırdığını söyleyebilirim :)

Alperen Erdem CİVELEK dedi ki...

Babasının Fenerbahçe altyapısından yetişmesi ve oğlunun bu yolda ilerlemesi çok güzel..

Ülke genelinde Petit Danone takımına seçilen 14 oyuncudan 1'i olması ve İzmir'den seçilen tek futbolcu olması Görkem'in geleceği hakkında bizleri umutlandırıyor.

Yürekten Fenerbahçeli olması ve kulübümüzde bu tür FB'li futbolculara çok ihtiyaç olması da yetiş gel Görkem dedirtiyor.

Kendinden büyüklerle oynamış olması ve o havayı soluması kendisini geliştirmesi açısından çok önemli bir avantaj.

'Sence şans/forma hoca tarafından mı verilir yoksa oyuncu mu alır bunu? ' sorusuna verdiği cevap da çok tatminkar ediyor bizleri.

Boş zamanlarında FB'nin efsane oyuncularının sohbetine katılması da çok hoş.

Bir gün FB Stadı'na geldiğimde alkışlanacak kadar sevilen biri olma hayali de beni çok etkiledi.


Sonuç olarak uzun bir yorum oldu ama bu röportaja emek verip hazırlayan Halil arkadaşıma teşekkür ediyorum.Aynen dediği gibi 'adam olacak çocuk' izlenimi bıraktı bende..

Chemedya dedi ki...

röportajı okuyunca Görkem adına çok umutlandım. Bu genç yaşına rağmen kendisini şahane geliştirmiş zihinsel anlamda. Çok aklı başında yanıtlar vermiş:) Ahmet abisinden ona her zaman destek:)Yeter ki çok çalışsın.

Furkan Zengin dedi ki...

ellerine sağlık halil süper röportaj olmuş.

Görkem'i de ayrıca tebrik ediyorum, gerçekten zihinsel olarak çok olgun bir görüntü verdi bana. Umarım hem o hem de gökay ve diğerleri kendilerine verilen şansı iyi kullanırlar, bizler de zevkle onları Saracoğlu'nda alkışlarız...

iskoch dedi ki...

Güzel olmuş Halil, tebrikler...

S.O.S dedi ki...

Görkem gibi umut veren, kendini yetiştirmiş ve sporu gerçek anlamda profesyonelce hayatına ve kafasına yerleştirmiş sporculara Türk sporunun acilen ihtiyacı var. Bu sporcuların değerini bilecek yöneticilere de...

Adsız dedi ki...

Görkem gerçekten fazlasıyla umut veren bir oyuncu. Ancak ben bunları röportajda söylediklerine takılı kalarak söylemiyorum sadece. Teknik olarak , fizik olarak çok iyi seviyedeki sene başında Almanya'da oynanan hazırlık maçında dahi iki üç top kontrolü ile kendisini belli etmişti. Muhtemelen röportajda bahsedilen sakatlığı geçirmese idi Okan ve Gökay ile beraber Antalya'ya giden kafilede olurdu. Ama hala kaybedilmiş birşey yok, böyle yetenekli ve akıllı oyunculara sadece Fenerbahçe'nin değil Türk futbolununda ihtiyacı var. Yolun açık oolsun Görkem.

Related Posts with Thumbnails