31 Aralık 2010 Cuma
Yok Böyle Asist
Yeğenimden aldığım bir video, izleyince insanın inanası gelmiyor. Nasıl bir hayal gücüdür bu pas gerçekten seyretmekten büyük keyif aldım. Yeni değil 24 ağustosta atılmış bir golün videosu.
Golü atan Fransa 2. liginde Le Havre forması giyen Brice Jovial ama o golü atmasa asisti yapan Hassane Alla'ye büyük ayıp ederdi.
Birde Le Havre de bir Fofana vardı sahi onun bonservisine ne oldu
21 Aralık 2010 Salı
Sezon Başından Bugüne...
Biri bana nelerin değiştiğini anlatabilir mi? Evet, ihtiyacım var şuan buna. Mesela stoperlerimiz rol model Barcelona'nın ( alınan modelin eşi benzeri daha görülmedi ya neyse) stoperlerinin çıktığı mesafenin yarısına çıkabiliyorlar mı? Veya 27 kişilik kadronun 20'si eski takımlarında lider oyuncu yani kaptanken Fenerbahçe sahaya bir karakter koyabiliyor mu en basitinden? Sahayı parselleyebiliyor mu geçen bunca süreden sonra? Yoksa baskısı adam kaydırmalara dayalı alan savunması değil de rakibe 3 kişinin deli dana gibi basmasından mı ibaret? Birikmiş sorunlarımız çözüldü mü acaba yoksa o birikmiş sorun hala maçlar, kelleler kurtararak sorun biriktirmeye devam mı ediyor(!) ? Fransa Ligi gol kralı, tank gibi forvet Niang , iki tane atlet kanat oyuncusu ile 4/3/3'e mi döndük yoksa elimize yüzümüze mi bulaştırdık bu hayalide... Yoksa istenmeyen adam konumuna getirilen adam evdeki hesabı çarşıya mı uydurmadı?
Bilinçli baskı deyimini de bugün itibari ile futbol lügatine armağan eden Ömer Üründül'den daha komik detaylar da mı vardı sahada? Mesela kazanılması gereken bir maça as oyuncuları takvimde yakın tarihte herhangi bir maç yokken yedek bırakmak gibi? Ya da baktık olmadı '' Hadi aslanlarım çıkın alın'' demek gibi. Ya da işler sarpa sardığında rüzgarda savrulmuş yapraklar gibi takımı alakasız bir şekilde sahaya sürmek gibi... Tabi sahanın en iyi iki oyuncusunu sahadan çıkarmak gibi.
Avrupa'da Fenerbahçe yok gibi. Eh ligde de şampiyonluk hayal gibi. Kupaya girmiyorum, o hayal bile değil gibi. Eh naptık biz bugüne kadar, bari sahada değişen ne var ki ilk günün üstüne hızla koyan bir Fenerbahçe gibi?
Gökay gibi bir gencecik bir değerin Ankaragücü maçından itibaren ortaya koyduğu istikrarlı yükselişi de gölgeliyoruz gibi. Sanki top alışı, kararlılığı, kabul edilirliği arttı gibi. Sanki abileri kabul etti gibi. Aynen çoğu şeyi kabul etmek zorunda bırakılmaları gibi. Sistemsizlik için savrulmalarına göz yumulmaları gibi...
Armanın Gururu Dünyanın En Büyüğü
14 Aralık 2010 Salı
6 Aralık 2010 Pazartesi
Denizli-İstanbul Hattı 1- Gökay İravul


Hollanda karşısında 4/1 galibiyetle sonuçlanan maçta bugünlerde kendisi gibi çokça konuşulan Okan ile beraber terletiyordu Milli formayı. Okan Mardin' de Gökay ise Denizli'deydi. O kadroda Fenerbahçe'li olan sadece iki oyuncu vardı.(Barış Yardımcı, Aykut Kıratlı) Ki şu günlerde Fenerbahçe altyapısının Milli Takımları kuşatması da bundan, o zamanlarda Milli Takımlara verilen az sayıda oyuncunun yarattığı farkındalıktandır. O gün 40 dakika oynayan Gökay , Onur Karakabak , Okan Alkan , şuanda Fenerbahçe'den ayrılan Selçuk Evcim ilk etapta Milli olan iyi oyuncuları toplama düşüncesinin ürünü olarak Fenerbahçe'ye kazandırılan gençler olmuşlardı.
3 Temmuz 2007' de Fenerbahçe'li idi Gökay artık. Milli Takımda ise sürekli oynamaya başlayacağı yeni bir dönem başlıyordu. 18.09.2007' de U16 Milli Takımı ile Karşıyaka'da İrlanda karşısına çıktı Gökay İravul. O zamanlar Milli Takımlarda 2 numaralı formayı giyen bir sağbekti. Orhan Gülle, Berkin Kamil Arslan ve Gökhan Töre'li o takım daha sonra Fifa U17 Dünya Şampiyonasında Çeyrek Final'de Kolombiya'ya elenecek ancak çoğu oyuncu hafızalarda yakın bir zaman sonra karşılaşmak üzere yer edinecekti. İlk 90 dakikalık Milli performansını 2/1 kazandığımız bu maçta ortaya koyan Gökay Milli forma altındaki ilk golünü yine sağbekken 02.10.2207 tarihinde 3/1 kazanılan Belçika maçında ağlara bırakacaktı.

Fenerbahçe forması ile ilk maçını Deplasmanlı Süper Gençler Liginde 16.02.2008'de eski adı İstanbul Kartal Belediye olan Yıldırım Bosnaspor'a karşı oynadı Gökay. O maç 15 dakika şans bulmuştu. 29.03.2008'de oynanan Kocaelispor maçında şuan A takım kadrosunda bulunan Alper ve Okan ile beraber yedek klubesinde oturuyordu. Ve 2007/2008 sezonunun sonunda Ukrayna ile oynanan Milli müsabakada artık 7 numaralı forması ile daha ön tarafta sahaya çıkıyordu Gökay. Artık yanında alt yaş Milli takımların her turnuvasında gol kralı olacak Recep Berk Elitez' de vardı. Maç 1/1 sona ererken golü Recep Berk Elitez atıyordu.

2008/2009 sezonu başladığında Gökay İravul artık 11 oyuncusu olmuştu. Bazen 8 bazen 10 numaralı formayı giymesi onun sağbekken geçirdiği evrimin kısmi bir ispatı olsa gerek. Zira bir sağbek oyuncusuna göre fazla bir oyuncuydu Gökay. Önünde oynayan Recep Berk Elitez ile uyumu dikkat çekiciydi. Ancak bir ortasaha oyuncusuna göre gol sayısı halen istenilen düzeyde değildi. Ki 20.12.2008'de sezonun 12. maçında ağları bulmayı başardı Gökay. Ardından bir hafta sonra Fenerbahçe forması ile ikinci golüne imza atıyordu. 11.04.2009 tarihinde oynanan Gölcükspor maçı ile de sezonun kapanışını ilk golünü attığı takıma karşı yapıyordu.

Deplasmanlı Süper Gençler Liginde istenilen gol sayılarına ulaşamasa da oyun içinde bitmek bilmeyen enerjisi ve sorumluluk almaktan kaçmayan yapısı ile takımın Okan, Berk Elitez , Hasan Erbey ile beraber önemli bir parçası oluyordu. Bu performansı ona A2 takım kapılarını açtı. Artık asıl patlamayı yapacağı 2009/2010 sezonu gelmişti. 06.10.2010 tarihinde 10 numaralı forması ile Fenerbahçe'nin Kasımpaşa'yı 2/1 yendiği maçta iki gol atıp A2 klasmanında ilk gollerine ulaşıyordu. Sırada Milli forma ile Dünya Şampiyonası oynamak vardı. Burkina Faso ile oynanıp 1/0 galibiyetimiz ile sonuçlanan maçta son 30 dakika forma şansı buldu Gökay. Ancak bulduğu bu süre onun daha sonradan bu formayı sırtından çıkarmayacağının ispatı idi zira daha önce gerek Milli Takım gerek Fenerbahçe'de bulduğu kısa sürelerden sonra 3/4 maç içinde formasını kimseye vermemeye başlıyordu Gökay.28.10.2009 tarihinde Kostarika maçında 61. dakikada oyuna girip 70. dakikada attığı enfes gol formasının artık garanti olduğunun habercisi olmuştu. Artık Muhammet Demir ve Engin Bekdemir kadar konuşulan iki genç oyuncu daha vardı: Gökay İravul ve Okan Alkan...

Gruplardan çıkılmış hedefe emin adımlarla yürünüyordu.2. turda U17 Millilerin rakibi Birleşik Arap Emirlikleri idi. 39. dakikada 10 kişi kalmamıza karşın 2/0 ile turu geçerken Gökay 90 dakika sahada kalıyordu. Ancak Oğulcan'ın gördüğü kırmızı kart çeyrek final maçında etkisini gösteriyor son dakikada yediğimiz gol ile penaltılara giden maçta Kolombiya'ya 6/4 kaybediyorduk.
Dereağzının yolunu tutan Gökay'ın mesaisi daha yeni başlamıştı. Önce Beşiktaş'a sonra da Bursa'ya gollerini atarak onu izlemeye gelenlere gerekli mesajı yolluyordu. Nitekim gerek Milli Takım gerek Fenerbahçe altyapısında gösterdiği büyük gelişim sayesinde Okan Alkan ile beraber Fenerbahçe'nin A takımı ile devre arası kampına katılma hakkı kazanıyorlardı. Artık televizyondan izlediği oyuncularının yanında antreman yapacak belki de antremanda da olsa beraber oynamayı en çok istediği oyuncu olan Emre Belözoğlu'na bacak arası yapacaktı.


Sezon bittiğinde o artık 2 defa U15, 22 defa U16, 5 defa U17 formasını giyen bir oyuncu olmanın ötesine geçmiş Fenerbahçe'nin A Takım oyuncusu olmayı başarmıştı. Sezon başında onu A Takım idmanlarına çıkması için A takıma getiren Aykut Kocaman'ın hocası olması ise belkide en büyük şansı olmuştu. Ben dahil altyapıyı takip eden herkes forma giyeceği ilk maçı sabırsızlıkla beklemeye başlamıştık. Cumhuriyet Kupası adı altında oynanan Sivasspor maçında 90 dakika sahada kalsa da resmi olarak ilk defa 02.10.2010 Gençlerbirliği maçında Mamadou Niang'ın yerine son 4 dakika için Saraçoğlu çimlerine adımı atıyordu Gökay. Ve bir rüya gerçek oluyordu. Ardından Konya deplasmanında 76. dakikada Dia'nın yerine oyuna girip vasat bir performans ortaya koyuyordu.


Ona inanan bir hocasının olması silik görüntüsüne rağmen 2 maçta üstü çizilenlerden olmamasını sağlıyor ve Ziraat Türkiye Kupası müsabakasında Ankaragücü maçında 90 dakika forma şansı bulmasına yardım ediyordu. Gökay yine beklentilerin uzağında bir oyuncu gibi gözüküyordu. Ancak Aykut Kocaman onun oyunundan memnun olacak ki sakatlıklar sebebiyle Buca ve İbb maçlarında 90 dakika forma şansı tanıyordu genç oyuncuya. Ve Gökay bu maçlarda ona inanan hocasını da onu ilk izlediğinde büyük bir heyecanla bu satırlarda ona methiyeler düzen benide gururlandırıyor sahanın en çok koşan oyuncusu olmanın yanında Fenerbahçe'nin oyununa pozitif bir katkıda da bulunuyordu.

Yine de zaman zaman kimi yerlerde Gökay İravul'un Fenerbahçe için çok düz bir oyuncu olduğu yorumunu okuyorum. Peşinen belirtmek gerekiyor ki bu son derece basit, hiçbir altyapısı olmayan bir düşüncedir. Çok değil 10 ay evveline kadar A2 müsabakalarında 20/30 kişiye oynayan bir oyuncunun bu rakamların bin misline oynamasını değerlendirme dışı bırakarak yorum yapanların iyi niyetini ayrıca sorgulamak gerek tabi. Şunu belirtmek gerekiyor ki Gökay ne o A2 maçlarında Messiliğe soyunuyordu ne de iki seneye kadar oynayacağı Şampiyonlar Ligi müsabakalarında bu işi yapacak. Gökay'ın en önemli meziyeti bu oyunu düz, basit ve olabildiğince etkili oynamasıdır. Bu sebeple kimse kendisinden kurtarıcı rolü oynamasını beklememeli. Çünkü Gökay futbol bilgisi ve oyun karakteri itibari ile çok iyi işleyen bir sistemin en önemli oyuncularından biri olabilecek kapasitede olsa da hiçbir zaman Messi olmayacak. Kimi zamanlar maç kurtardığı da olacak ama bunu düzenli şekilde yapmasını beklemek hem Gökay'a hem de Aykut Kocaman'ın oluşturmaya çalıştığı Fenerbahçe düzenine haksızlıktır.

Gökay İravul sahada duruşu ve yaptıkları ile herhangi bir Türk oyuncunun çok ötesinde bir oyuncu. Pozisyon bilgisi, yardımlaşması üst düzeyde. A Takım müsabakalarında ön libero olarak görev alsa da kendisi orta sahanın her yerinde oynayabilen bir oyuncudur. Ben kendisini Bastian Schweinsteiger'e benzetiyorum bu yönden. Kendisi ise Steven Gerrard'ı örnek alan bir oyuncu ki bu da futbol karakteri hakkında bilgi sahibi olmamız açısından önemli bir donedir. Düzgün ve etkili şutlar atar, takımı için her zaman elinden geleni yapar. Gereksiz gösterişe kaçmaz ancak birebir kaldığı taktirde rakibini ekarte edebilecek kadar çalım atabilecek kapasiteye sahiptir. Bunun yanında çok efendi, Fenerbahçe formasını layıkıyla taşıyacak karakterde bir oyuncudur. Bu yönüyle de bende yeri farklıdır. Kısacası Gökay'ı değerlendirmeden futboldan ne anladığımızı sorgulamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Eğer futbol Almanların oynadığı ise Gökay İravul'u zamanla 11'inizin vazgeçilmezi yapacaksınız. Ama eğer ki Brezilya aşığı bir futbolseverseniz Gökay İravul'u uzun bir süre size hitap etmeyecek. Hele hele 18 yaşındaki bir gencin 12 ayda atladığı bunca kademeyi göz önünde bulundurmamak gaddarlığına sahipseniz; üzgünüm Gökay İravul hiçbir zaman sizin istediğiniz Gökay İravul olmayacak. Ama o tüm bu yazılarda( sırayla rakamlara tıklayınız: 1, 2 ,3 , 4, 5 ) bahsettiğim ve arama bölümüne Gökay İravul yazdığınız taktirde diğer yazılarda da görebileceğiniz gibi her maç takımı için savaşacak ve zamanla Fenerbahçe'nin vazgeçilmezi olacaktır.
Bir Yıl Önce Bir Yıl Sonra
Brezilya da günün karesi bu, geçen sene zon maçta kümede kalan Fluminense Guaraniyi 1-0 yenerek şampiyon oldu.
Bir yıl önce Adriano'nun önderliğinde şampiyonluğu kucaklayan Flamengo ise ligde zar zor kalabildi. Bu sene ki şampiyonluğun en önemli adamı bir arjantinli "Conca".
Şampiyonluğu getiren golü ise eski bir Flamengolu Emerson'un atması ise hafızalara kazınan detay oldu.
Şimdi karnaval zamanı Rio da.
Bu sene milli takım hocası olması klüp yönetimi tarafından engellenen Ramalho ise bir sene içinde takımdaki bu dönüşümün en önemli unsuru.
Sao Paolo da ard arda üç şampiyonluk kazanmıştı kendisi bu başarı ile seri a'nın son dönemlerdeki en başarılı hocası ünvanınıda elde etmiş oluyor.
Darısı Fenerbahçemizin başına
30 Kasım 2010 Salı
Barcelona:5 / Rakip Takım: Gözükmedi

Eğer, belkide Dünya'nın gelmiş geçmiş en büyük winnerlarından olacak bir teknik direktörün teknik direktörlük meziyetleri kadar atarlarını konuşuyorsak , Mourinho'dan bu hafta boyunca yeni birşeyler beklemek hakkımızdı. Ama o da başına geleceklerinin farkında olsa gerek; geçmişe nazaran daha sakin gibi gözükmüştü bu sefer. Belkide geçen senenin acısı yeter deyip üstüne gitmek istememişti Barcelona cephesinin. Sahada elbet sürprizleri vardı, maç sonrası konuşmak onun için daha keyifli olacaktı. Ancak geçtiğimiz sezon ona ekmek olarak, su olarak pek bir güzel döndü bu gece. ''Hazmetmesi zor olmayacak.'' cümlesi Barcelona'nın ne büyük bir sarsıntı yarattığının ispatı. Hayır, neden zor olmasın ? Madrid cephesinin bu tip sonuçlara alışmaya başlaması sebebiyle mi? Yoksa Mourinho gerçekten komaya mı girdi seçemedim...
Maçın başından itibaren Mourinho'nun sahadaki tavşanlarını aramaya başladım. İnter'in iki iç bir dış örgülü savunmasını göreceğimi tahmin ettim. Yanılmışım. Golü yiyene kadar Xabi'yi defansın içine gömerek ip gibi dizilmişti Madrid savunması yarısahasının ortasına. Dikine paslaşmalarda duvar olmak isteyen Barcelona'lı ya Madrid savunmasının kucağından çıkamıyordu ya da çıktığı halde o beşliden birisinin kendisini takip edip top aldırmamaya çalışması ile on dakikalık süreçte etkili olamıyordu.. Bu sırada Xavi, İniesta ya da Pedro'nun defans arkası sürpriz bir koşu ile gol bulabileceğini düşünmeye başlamıştım ki Xavi ip gibi savunmayı helva gibi dağıttı.

Yenilen gole rağmen oyun anlayışından vazgeçmeyen Real Madrid savunmasına ikinci darbeyi vurmak Villa'nın göreviydi. Üst düzey konsantrasyon ile oynayan ve kendisine sürekli olarak sert ve darbeli markaj uygulan stoperlerden kurtulmak için kanada çokça geldiği dakikalardan birinde ilgi alaka Villa ve Messi' de olduğu için yine unutulmaması gereken bir adam unutulmuştu. Casillas'ın hatasını da biz unutmayalım tabi.

İlk yarı bittiğinde skor tabelası 2/0 ' ı gösterse de Barcelona çok daha fazlasını oynamıştı. Mourinho başına gelecekleri tahmin etmiş olacak, bence maça başlaması gereken dizilişe dönmüştü ikinci yarı ama Lass-Özil değişikliği de yetmedi Madrid'e. Madrid'e top göstermeyerek hem sinirlerini zıplatan hem de oyun konsantrasyonlarını azaltan Barcelona ölümcül darbeyi Villa ile vurdu. Oyunun kalanı ise halısaha maçından ibaretti. Camp Mou tekrar Camp Nou olmuştu artık.
Mourinho'nun bu kadar kısa sürede sahaya İnter çıkartmasını beklemedim zira İnter'in savunma oyuncularının meziyetlerinin sadece top kazanmaktan, hava topuna çıkmaktan ibaret olmadığını geçen sene yapılan olağanüstü savunmada herkes görmüştü sanırım. Zaten Marcelo'nun oynadığı bir geri dörtlüden o işi beklemekte haksızlık. Ancak ben yine de Mourinho'dan daha dirençli bir ortasaha beklerdim. ''Bu takıma karşı ne oynayacaksın da kazanacaksın?'' demeyeceğim çünkü bu takıma karşı sahaya pek birşey koymadan kazanan bir adama bunu söylemek komik olur. Kişisel tespitim ben bu takımı bir ton hücum oyuncum varken, top oynayarakta yenerim mesajını verme isteğinin ağır bastığı. 5 aylık bir takımsan karşında sahaların tanık olduğu en muhteşem takım varsan mümkün olamazdı ki olmadı da..


Messi attığı pas ve bir iki hoş hareketi dışında beklediğim katkıyı veremedi bugün. Barcelona' nın Mourinho' ya karşı duyduğunu düşündüğüm büyük hırsın Messi'yi de sarmış olacağını düşünmüştüm. Ancak yine atamadı kendisine '' Artist(!) '' diyen Mourinho'nun takımına.


Kasımpaşalı Apaçi Selim'in kankası Ronaldo'ya girişte uygulanan muamele çok gaz yapmış olacak ki o da ayaklarından çok başka uzuvlarını çalıştırdı bu gece. Hoş, böyle bir ortamda ne oynayabilirdi orası da tartışılır.
24 Kasım 2010 Çarşamba
23 Kasım 2010 Salı
Kim Suçlu?
Gömülmeye çalışılan anlayış Alkmaar maçıyla hortlamıştı birkaç sene evvel. Sene sonunda; belki uçağına bindiği anda ''gitme!'' diye yalvaracak binlerce kişi yuhalamıştı Alex'i. Yer etmiş bir kere bünyede; zor vazgeçmek. Ancak o an bunlara karşı duracak birisi vardı kaptanını ayakta alkışlayan. Sözleşmesini yenilerken '' Alex'in burada verecek daha çok şeyi var, bunu herkes görecek'' diyen... Haklıydı, dün birkez daha haklı çıkmıştı. Ama...

Ama dün söyleyecek sözü yoktu. Çünkü sene başından beri söylüyorlardı söyleyeceklerini. Fenerbahçe'nin gerçekten spor klubü olduğunu, ilginin yoğun olduğu branştaki başarısızlığın giderilmesi için çalıştıklarını söylememişti sene başı. Daum haksızdı, kötüydü. Tıp kı Zico ve Aragones gibi. Yine cesaret edilememişti hatalarla yüzleşmeye... O da insandı nihayetinde, keza yönetimdekilerde... Alışkanlıkları vardı günah keçisi seçmek gibi. Dün hoca, bugün hem hoca hem Brezilya !
Onlarda sindiremiyordu futboldaki başarısızlıkları, bakmayın spor klubü söylemlerine; inanmıyorlardı Gamova'nın smaçlarının Trabzon'da kalenin içine girmeyen ikinci top kadar önemli olduğuna. Gözlerine uyku girmiyordu günlerce son anda kaçan şampiyonluklardan sonra. Ama amatör branşlar denilmeliydi, spor klubü denilmeliydi, Gamova-Taurasi-Lavrinoviç denilmeliydi. Hatta ve hatta Daum denilmeliydi, Zico denilmeliydi. Anti-Brezilya denilmeliydi. Yeni bir hedef lazımdı. Kendilerini aklamak için yeni hedef... Klup tarihinin lokomotif spor branşının kazandığı en büyük başarıyı Capello kazandırmıştı zaten. Zico değil... O takımın neredeyse tüm yabancıları şimdi cephe alınan Brezilyalılar değildi zaten... Kovulan tüm hocaları da Adnan Polat getirmişti Aziz Yıldırım yönetimi değil !

(Bknz: Kastamonulu Fanatik Galatasaraylı Aziz Yıldırım)
Evet, dün yine gömülmeye çalışılan anlayış hortladı yeniden. Sene başında hedef Brezilya idi çünkü... Temposuz , vurdumduymaz Brezilyalılar...
Olsun, hocanın medyadaki yakın arkadaşlarından tutun da başkanın medyadaki birinci adamına kadar herkes şikayetçi değil miydi bu Brezilyalılardan?
Aykut Kocaman sene başında altı senede bir kez şampiyon yapan oyunculardan, onların bedenlerine işlemiş kaybetme alışkanlıklarından kurtulmayacak mıydı zaten? Kafasındaki oyun planını anlatırken Brezilyalı karşıtı bir duruş sergilemiyor muydu ? Herkese böyle birşeyin olmadığını bin kere gösterme gösterme imkanına sahipken Kayseri'ye bile Bilica'sız gidip Selçuk'u stopere atması ile bunların doğru olduğunu göstermedi mi defalarca?

Gazetelerde, televizyonlarda kısacası Fenerbahçe adının geçtiği hemen hemen her platformda başkanın ve hocanın Brezilyalıları sildiği konuşulurken Alkmaar maçında sergilenen duruşun sergilenmemesinin bir amacı yok muydu zaten?
Gelinen noktaya üzülmemek elde değil. Keza zaman zaman taraftara kızmamak ta... Ancak suçlu onlar değil benim nazarımda. Medyada taraftarda ne veriyorsan onu yiyor, onu içiyor. Fenerbahçe'li olan herkeste bir Anti-Brezilya havası yaratılırken bunun karşısında durmayanlar, şuan takım içindeki en büyük değerini bin kere hedef gösterenler boş yere '' Islıklamayın'' demesinler tribünlere artık. Fayda etmez çünkü. Bilinmesini gerekiyor ki sene başından beri belkide istemsiz şekilde açılan yola girdi artık taraftar, başka birşey değil... Kimbilir; belki bizim Aykut Kocaman'ı '' Fenerbahçe gibi karışık ve büyük bir camiayı idare edemiyor, çok fazla taraftar gibi davranıyor '' şeklinde eleştirmemizde bundandır ki dün yaşananlarda ortada...

Bu arada Alex'in yuhalandığı yerde Bilica, Andre ve Cris şükretmeli ıslıklandıklarına demiş bir büyüğüm ki ben bunu Fenerbahçe adına senenin sözü ilan ediyorum kendimce. Bu ortamı sözleriyle, davranışlarıyla besleyenlere söylenecek en güzel söz bu olsa gerek...
Fenerbahçe-Bucaspor Maçının Ardından
Bu sezon Fenerbahçe Futbol Takımı ile alakalı attığım postların genellikle '' Tahmin ettiğim gibi bir maç, tahmin ettiğim gibi bir skor..'' şeklinde başladığı gözünüze çarpıyordur. Gerçekten, sezon başından beri takım beklediğimden öte oynayıp; beklediğimden farklı bir skor almamıştı dün akşamki maça kadar. Dün akşam beklentilerin aksine zorlu bir müsabaka bekliyordum ki yaşayan efsane maçı başlamadan bitirdi. Fenerbahçe adına 25. dakikadan sonra zor olan tek şey kalmıştı o da gol yememek !
Aykut Kocaman'ın sezon başında Mert'i oynatmasını zorunluluk, Okan Alkan'ı oynatmasını gösteriş olarak nitelendirmiştim kendimce. Sebeplerim; Volkan'ın bir maç sonra topa vuramıyorken kaleye geçmesi, Okan Alkan'ın hem çok sıkıntı yaratacak mevkide oynamamasından sebep oynatıldığını düşünmem hem de Gökhan'ın sakatlıklarla boğuştuğu haftalardaki zorlu maç trafiğinde birkaç hafta önce güvenilen Okan'a güvenilmemesi idi. Dün yine kısmen bir zaruretten bahsedebilecek olsakta bu sefer Gökay'ın oynamasına diyecek birşey yok. Gökay'ın fiziksel dezavantajlarının sıkıntı yaratabileceği bir mevkide Gökay ile başlamak yürek işi. Hem de takım bu denli çalkantılı bir dönemden geçerken... Aykut Kocaman'ı bu sebepten ötürü tebrik ediyorum.
Maça gelecek olursak; (bence) Fenerbahçe tarihinin en büyük 2/3 oyuncusundan biri olan Alex sonu muallakta olan bir sezonu en güzel hediyelerle geçirttiriyor bize. Medyada şahsına yöneltilen onca haksız eleştiri bir tarafa, antrenörünün sene başından itibaren kendisini her türlü elbisenin içine sokmasına, gereksiz çıkışlar yapmasına aldırmadan sadece işi ile uğraşıyor. Attığı her golden sonra, suratındaki her tebessümden sonra da acı bir tat bırakıyor izleyene... '' Sene sonu bizi neler bekliyor?''
Fenerbahçe'nin Bucaspor'dan gol yemesi gibi konularla çok ilgilenmemeye çalışıyorum. Tavsiyem sizinde bu konuyu çok irdelememeniz, zira derinlemesine düşünmeyi gerektirmeyecek kadar ortada olan bir gerçek varsa o da sezon başından beri söylediğim şey, yani Fenerbahçe'nin sahayı parselleyemediği hatta sahaya rezalet yayıldığıdır. Ligde hiç gol atamamış bir takımdan da iki gol yiyebilirsiniz, futbol bu. Bu sebeple ''bilmem kaç maçta bilmem kaç gol atmış takımdan iki gol yenilir mi?'' muhabbetine girmeyeceğim zira benim için önemli olan sene başından itibaren göremediğim saha parselizasyonu ve hala göbek oyuncularının garip şekilde orta sahada enine dizilmesidir.
Yalnız gözden kaçmaması gereken bir nokta daha var ki beni gerçekten çok şaşırtıyor. O da tüm bu defansif sıkıntılara ve bir takım gibi hareket edilememesine karşın ilk yarının seri ile bitirilmesi durumunda puan durumunda edinilecek yer... Gerçi bence Fenerbahçe futbol takımı mevcut oyuncu kalitesiyle şuan dahi ligin tepesinde olmalıdır ancak bu kadar çok sakatlığın, talihsizliğin olduğu ve değişimden bahsettiğimiz bir ortamda arka arkaya kazanılacak bir kaç maçın takımı getireceği yer gerçekten çok enteresan...
15 Kasım 2010 Pazartesi
Beşiktaş-Fenerbahçe A2 Maçının Ardından
Tatil zamanı bu maç için Nevzat Demir'in yolunu tutma niyetinde olsamda gözümü açtığımda saat 14,00'dı. Bir heves ile önce Fb Tv'yi sonrasında Bjk Tv'yi açtım aç karnıma aldırmadan... Ama Türkiye'nin güzide kluplerinin A takıma aday oyuncularının maçını vermemesine şaşırmadım tabiki.
Beşiktaş 2/1 kazanmış, aldığım habere göre golü de Beykan Şimşek atmış. Beykan önlenemez şekilde yükseliyor, en kısa sürede izleyip izlenimlerimi paylaşacağım burada. Beşiktaş kazanmış dedim, kazanan bir de ben oldum; izlemediğim Beşiktaş'ın izlediğim Fenerbahçe'den daha iyi olduğunu tahmin ederek. Daha alt yaş gruplarının daha koordine ve keyifli oynadığı bir ortamda A2 takımının A takım destekli olarak oyundan bu kadar kopuk olmasının sebebini merak etmiyor değilim. Yine de iki seneye kalmadan bu oyunu çok daha '' bilerek '' oynadığı söylenen U-18 yaş grubunun bu kademeye gelecek olmasını keyif verici.
Beşiktaş 2/1 kazanmış, aldığım habere göre golü de Beykan Şimşek atmış. Beykan önlenemez şekilde yükseliyor, en kısa sürede izleyip izlenimlerimi paylaşacağım burada. Beşiktaş kazanmış dedim, kazanan bir de ben oldum; izlemediğim Beşiktaş'ın izlediğim Fenerbahçe'den daha iyi olduğunu tahmin ederek. Daha alt yaş gruplarının daha koordine ve keyifli oynadığı bir ortamda A2 takımının A takım destekli olarak oyundan bu kadar kopuk olmasının sebebini merak etmiyor değilim. Yine de iki seneye kalmadan bu oyunu çok daha '' bilerek '' oynadığı söylenen U-18 yaş grubunun bu kademeye gelecek olmasını keyif verici.
Andre Santos'un Açıklamaları
Fenerbahçe'nin yedek klubesine hapis olan Brezilya'lı solbeki iddaalara göre ülkesindeki bir gazeteye Antep maçında oynamak istemediğini söylemiş. Sebep olarak ise Brezilya Milli Takımı ile Arjantin'e karşı oynayacağı hazırlık maçını bildirmiş. Resmi site boş durur mu, hemen Santos'un ağzından bir yalanlama metni kaleme alınmış...
Nedir; ne değildir bilemiyorum, yaptığım araştırmalarda sonuçsuz kaldı ancak yakında çıkar kokusu. Benim kişisel tespitim Kazım,Baroni,Santos&Fenerbahçe birlikteliğinin bitme noktasına geldiği yönünde. Şayet böyle bir olayın gerçekliği varsa tanıdığım Aykut Kocaman devre arasında '' Git Brezilya'da çocuklarla oyna şimdi hazırlık maçını'' der, memleketine gönderir Santos'u.
Nedir; ne değildir bilemiyorum, yaptığım araştırmalarda sonuçsuz kaldı ancak yakında çıkar kokusu. Benim kişisel tespitim Kazım,Baroni,Santos&Fenerbahçe birlikteliğinin bitme noktasına geldiği yönünde. Şayet böyle bir olayın gerçekliği varsa tanıdığım Aykut Kocaman devre arasında '' Git Brezilya'da çocuklarla oyna şimdi hazırlık maçını'' der, memleketine gönderir Santos'u.
A Milli Takım Aday Kadrosu
Hazırlık maçı için çağırılan herhangi bir kadroyu eleştirmek pek adetim değildir ancak kadroyu gördüğümde yine Milli Takım aday kadrosu hususunda bazı düşünceler türedi beynimde.
Guus Hiddink Azerbeycan kayıbı ile nihayete eren ilk periyodun sonrasında yeni bir oluşuma gideceğinden, en azından hazırlık maçında yeni isimleri görmeye çalışacağından bahsetmişti. Bence bu çok doğru, yerinde bir karardı. Ancak kadrodaki birkaç yeni isim haricinde pek bir değişiklik göremediğim gibi kimi tercihleri mantık ile izah edemiyorum. Yine de altı üstü bir hazırlık maçıdır demek uğruna uğraş versem de malesef...
Orhan Gülle geçen sezon A2 maçlarında takip ettiğim son derece meziyetli, ilerleyen zamanlarda bu formayı üstünden çıkartmayacak bir oyuncu. Ancak Antep'te ne kadar oynamışta bu formaya layık görülmüş, neye göre çağırılıyor gibi sorular kafamı kurcalamıyor değil. Keza Kayseri'de ki performansı ile büyük takımların da dikkatini çeken solbek oyuncusu Hasan Ali Kaldırım'ın neden Milli Takım'da olmadığını merak etmiyor değilim. Mevlüt ya da Mehmet Topuz'u grup elemelerinde görmek dahi istemedi hoca, taktirine bırakıyorum. Ancak farklı oyuncuları görmek istiyorum dediği bir müsabakada bu iki oyuncunun olmamasını şahsen anlayamadım. Volkan, Servet, Hamit... Daha neyini görmek istiyor Hiddink acaba? Soruların cevaplarını bilen varsa beri gelsin.
Guus Hiddink Azerbeycan kayıbı ile nihayete eren ilk periyodun sonrasında yeni bir oluşuma gideceğinden, en azından hazırlık maçında yeni isimleri görmeye çalışacağından bahsetmişti. Bence bu çok doğru, yerinde bir karardı. Ancak kadrodaki birkaç yeni isim haricinde pek bir değişiklik göremediğim gibi kimi tercihleri mantık ile izah edemiyorum. Yine de altı üstü bir hazırlık maçıdır demek uğruna uğraş versem de malesef...
Orhan Gülle geçen sezon A2 maçlarında takip ettiğim son derece meziyetli, ilerleyen zamanlarda bu formayı üstünden çıkartmayacak bir oyuncu. Ancak Antep'te ne kadar oynamışta bu formaya layık görülmüş, neye göre çağırılıyor gibi sorular kafamı kurcalamıyor değil. Keza Kayseri'de ki performansı ile büyük takımların da dikkatini çeken solbek oyuncusu Hasan Ali Kaldırım'ın neden Milli Takım'da olmadığını merak etmiyor değilim. Mevlüt ya da Mehmet Topuz'u grup elemelerinde görmek dahi istemedi hoca, taktirine bırakıyorum. Ancak farklı oyuncuları görmek istiyorum dediği bir müsabakada bu iki oyuncunun olmamasını şahsen anlayamadım. Volkan, Servet, Hamit... Daha neyini görmek istiyor Hiddink acaba? Soruların cevaplarını bilen varsa beri gelsin.
| KALECİLER | |
| VOLKAN DEMİREL | FENERBAHÇE |
| ONUR RECEP KIVRAK | TRABZONSPOR |
| UFUK CEYLAN | GALATASARAY |
| SAVUNMA OYUNCULARI | |
| GÖKHAN GÖNÜL | FENERBAHÇE |
| SABRİ SARIOĞLU | GALATASARAY |
| SERVET ÇETİN | GALATASARAY |
| SERDAR KESİMAL | KAYSERİSPOR |
| İBRAHİM ÖZTÜRK | BURSASPOR |
| ERSAN ADEM GÜLÜM | BEŞİKTAŞ |
| İSMAİL KÖYBAŞI | BEŞİKTAŞ |
| EREN AYDIN | MANİSASPOR |
| ORTA SAHA OYUNCULARI | |
| HAMİT ALTINTOP | BAYERN MUNCHEN |
| YEKTA KURTULUŞ | KASIMPAŞA |
| SELÇUK İNAN | TRABZONSPOR |
| YİĞİT İNCEDEMİR | MANİSASPOR |
| ORHAN GÜLLE | GAZİANTEPSPOR |
| NURİ ŞAHİN | B.DORTMUND |
| MEHMET EKİCİ | 1.FC NURNBERG |
| İBRAHİM AKIN | BÜYÜKŞEHİR BLD.SPOR |
| ENGİN BAYTAR | TRABZONSPOR |
| HÜCUM OYUNCULARI | |
| BURAK YILMAZ | TRABZONSPOR |
| UMUT BULUT | TRABZONSPOR |
| KAZIM KAZIM | FENERBAHÇE |
14 Kasım 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



