10 Mart 2010 Çarşamba

Arda Ne Kadar Haklı?

Yorum yapmadan Hürriyet Gazetesindeki haberi giriyorum. Chemedya adlı blogun sahibi Ahmet Ercanlar güzel bir araştırmaya imza atmış.


En çok dayağı Emre yedi

Süper Lig’de “en çok faul yapılan” futbolcu istatistiklerinde ilk sırayı, 17 maçta 52 kez sertliğe maruz kalan F.Bahçeli yıldız aldı.

FUTBOLDA dünün en çok konuşulan olayı, Galatasaray Kaptanı Arda Turan’ın Eskişehirspor maçı sonrası yaptığı açıklamalardı. Sarı kırmızılı futbolcu, rakiplerinin sert oynadığından yakınarak sürekli tekme yediğini söylüyordu. Arda’nın bu sözleri dikkatlerimizi Süper Lig’in faul istatistiklerine yöneltti.Bu soruların cevaplarını bulmak için istatistikleri açıp inceledik ve çok ilginç bilgilere ulaştık...

“Arda ne kadar haklı?”, “Rakamlar ne diyor?”

Braga 45 faulle üçüncü sırada

Öncelikle 24 haftası geride kalan Süper Lig’de en çok faul yapılan futbolcunun Emre Belözoğlu olduğu gerçeği ile karşılaştık. Fenerbahçeli yıldız, 17 karşılaşmada 52 kez kural dışı harekete maruz kalmış. İstatistikte Emre’yi takip eden oyuncu Kayserisporlu Franco Cangele oldu. Arjantinli forvet, 19 maçta 50 kez faulle karşı karşıya kaldı. Cangele’nin ardından üçüncülük koltuğunun sahibi Denizlisporlu Douglas Braga’nın. Brezilyalı orta saha oyuncusu, 45 kez rakipler tarafından sertlikle durduruldu.

Bilica’ya bile geçilmiş!

Evet, “faul yapılan futbolcular” listesinin ilk 3’ü böyle... Şimdi geldik bu istatistiğin en can alıcı bölümüne... Eskişehirspor maçından sonra sertliğe isyan eden Arda Turan, sıralamada ilk 20’de bile yok. 22 maçta 32 kez faul yapılan sarı kırmızılı futbolcu, listenin 21. sırasında yer alıyor. İşin diğer ilginç yanı, ilk 20’da Galatasaray’dan hiç futbolcu yok.Fenerbahçe’nin savunmacısı Bilica’ya bile Arda’dan daha fazla faul yapılmış: 20 maçta 33 faulle 17. sırada.

Alex 39, Keita 35. sırada.

Topla çok oynadıkları için “faul yapılanlar” listesinin üst basamaklarında yer almalarını beklediğimiz Fenerbahçeli Alex De Souza 39. sıraya yerleşirken (18 maç 26 faul), Beşiktaşlı Tello 31. (17 maçta 29 faul), Galatasaraylı Abdul Kader Keita ise 35. (18 maç 27 faul) sırada...Arda ne demişti?“Maçlarda sürekli tekme atıyorlar, kolumdan çekiyorlar. Ben de kendimi korumak istiyorum ve sinirleniyorum.”

İŞTE EN ÇOK FAUL YAPILAN OYUNCULAR

1-Emre Belözoğlu (F.Bahçe) 17 maç 52 faulMetin Rengi
2-Cangele (Kayseri) 19 maç 50 faul
3- Braga (Denizli) 21 maç 45 faul
4- Isaac (Manisa) 18 maç 43 faul
5- Serkan Balcı (Trabzon) 23 maç 40 faul
6-Volkan Şen (Bursa) 20 maç 38 faul
7-Kahe (G.Birliği) 23 maç 37 faul
8- Gökhan Süzen (İstanbul BŞB) 19 maç 37 faul
9- Alanzinho (Trabzon) 20 maç 36 faul
10- Julio Cesar (G.Antep) 22 maç 36 faul
17-Bilica (F.Bahçe) 20 maç 32 faul
21-Arda Turan (G.Saray) 22 maç 32 faul
26-Gökhan Gönül (F.Bahçe) 21 maç 30 faul
31-Rodrigo Tello (Beşiktaş) 17 maç 29 faul
33-Fabian Ernst (Beşiktaş) 20 maç 28 faul

Haberin linki için tıklayınız.

Ahmet Ercanlar'ın bloguna ulaşmak için tıklayınız.

Eline sağlık Ahmet abi.

8 Mart 2010 Pazartesi

Christian Baroni

Alışılmış şekilde Poulsen beklerken şapkadan alakasız bir oyuncu çıkınca büyük hayal kırıklığı ile beraber beklentileri en aza indiği bir ortamda geldi Baroni. Lambuja'nın referansı bile ''Kimdir bu oyuncu?'' diye düşünüp indirdiğim Corinthias maçlarındaki vasat görüntüsünü gölgeleyemedi, düşüncelerimi olumluya çeviremedi. Bu sebeple en ufak bir farklılığına büyük anlamlar yükleyecek bir duruma geldim.


http://img4.mynet.com.tr/spr3/15135_501.jpg

Corinthias'da genellikle iki stoperin içine gömülerek oynadığı oyun genel olarak Fenerbahçe'nin aradığı tarz oyuncu özelliği idi. Ama sadece bu yetersizdi, tek başına anlamsızdı. Zira oynadığı bölgenin sorumluluklarını yerine getirmesi için gerekli olan kalça ve omuz kullanma, hava topuna çıkma, sertlik gibi özellikleri izlediğimiz kadarıyla kendisinde yoktu.

Yine de Fenerbahçe'nin pas üzerine kurulu oyununa ilk yarı itibari ile çok şey kattı Christian. Beklentiler minimum olduğundan çarpraz net pasları gözümüze Xabi Alonso inceliğinde geliyordu ki bir de ilk zamanlarda tutturduğu %90 lık pas başarı yüzdesi işin kreması olmuştu. Performansı ile '' acaba? '' dedirtir olmuştu Christian, umut vadediyordu.









Ne olduysa ikinci yarı itibari ile Christian'ın oyunu ilk yarıdaki oyunundan tamamen farklılaştı...Sertlik sorunu olsa da defans ile orta saha arasında gördüğü köprü vazifesinin takım dinamiğine verdiği fayda Christian defansif sorumluluklarını aksatınca, daha fazla ön alana çıkınca zarar olarak karşısına çıktı Fenerbahçe'nin. Emre'nin 60'lı dakikalarda bitmesi, defans ile orta saha arasındaki mesafenin 30 metre civarına çıkması ve bu sebeple bu bölgeye atılan toplara giden rakip santraforları bozmak için öne çıkan stoperlerin arkalarının boşalması cabası...


















Bir de her topta rakibe dirsekle gitmesi var tabi. Teknik cümleleri bir kenara bırakırsak ben Fenerbahçe taraftarı olarak bu kadar kasıtlı hareketlerde bulunan bir oyuncuyu kaldıramıyorum. Sertliğe evet, mücadeleye evet de herşeyin bir şekli var... Kendi oyuncumuz Emre Belözoğlu'nun, rakibimizin oyuncusu Arda Turan'ın kazanma hırsına ve bu eksende yaptıkları sertliklere göz yumabiliyorum,anlayış gösterebiliyorum zira bu oyuncuların hareketlerinde ''rakibin ağzını yüzünü kırmak'' gibi bir amaç sezmiyorum açıkçası. Ama Christian her pozisyonda rakibine dirsek attığında benim midem kalkıyor. Keita ve Bilica'nın yaptıklarında olduğu gibi... Ve sayesinde Keita'ya laf söyleyemez olduk, nasıl söyleyelim, sağolsun Christian kendisinden beter...

Yine de;

Aurelio'nun ilk zamanlarında verdiklerinden fazlasını verdi Chris, ve yine Aurelio'dan çok daha fazlasını vadediyor. Ama Aurelio'nun geldiği Fenerbahçe ile şuanki Fenerbahçe'nin üstündeki beklentiler taban tabana zıt bu sebeple geleceği iyice düşünülmeli.Vadettikleri bir dahaki mesaj konusu olan Bilica'ya göre daha fazla olduğu için sene sonuna kadar iyi gözlem yapılmalı Christian konusunda. Ve yine iyi bir analiz... +2 olarak kullanılacaksa alınacak yabancının oyun karakteri konusunda doğru saptama yapılmalı. Eğer ki Emre'nin performansını maksimize etmek isteniliyorsa, Alex'den bir sene daha yararlanılmak düşünülüyorsa...














Benim mevcut durum hakkında düşüncem şudur ki yanında Emre Belözoğlu önünde Alex oynayan bir takımın ön liberosu Ernst , Poulsen tarzında bir oyuncu olmalıdır. Cristian zamanla bu seviyeye çıkabilir ancak bence Fenerbahçe'nin bu gelişimi bekleyecek zamanı yoktur. Lorik Cana'yı kandırmak gerekti zamanında...

He yok , klasik 4/4/2 takımı oluşturulacaksa Lugano'nun yanına dengeli bir stoper ile beraber Emre-Chris ikilisi şuanki verdiklerinin en az iki mislini verebilirler. Tercih meselesi, tercihi Daum yapıyorsa ya Chris'in Avrupa futbolu eksenindeki sorunlarını çözüp Aurelio'nun iki gömlek üstünü ortaya çıkartacak ya da daha hazırını alacak. Bu konuda kendisine güvenim tam . En azından oyuncu alırsa Zico gibi Maldonado'yu ya da Aragones gibi Josico'yu( bu ayarda) almayacağını biliyorum.

İnsan İnsana Benzer #11





Haftanın benzetmesi Cevahirden..

Gerçekten koyu Kempes .

Fenerbahçe-Antalyaspor Maçının Ardından

Maç öncesinde Fenerbahçe'nin artık maç kazanma vaktinin geldiğini düşünüyordum.Hoş, bunu en son düşündüğümde Fenerbahçe kaybetmişti... Yine de Real Madrid-Sevilla maçının ardından Fenerbahçe'li bünyelerde meydana gelen ''ezerek yenme'' tadında gibi beklentim yoktu, Real'in yeniden doğuşu; taraftarın beklediği yeniden doğuş sadece puantaja yazılacak 3 puandan ibaretti benim için. Nitekim beklediğim gibi kimin ne oynadığı belli olmayan bir mücadele sonunda Fenerbahçe sadece lazım olanı almasını bildi.

Brezilya'lı bek oyuncularının Avrupa seferlerinin başında yaşadıkları bek-açık karmaşasını yaşayan Andre'nin esas mevkisine dönmesinden bahsedelim ilk önce. Genel olarak ( son yıllarda bir değişim olsada) açık oyuncusuz oynanan Brezilya futbolunda tüm kanadı kullanan bekler ne hikmetse Avrupa'da ilk önce açığa devşirilmek istenir ki son örneğide Andre Santos'tu bu hadisenin.Altyapıda açık mevkisinde fazlaca oynayan ve yapmadıkları ( koşular, defansa yardım) sebebiyle ziyadesiyle azar işiten birisi olarak Andre'nin açık mevkisindeki aksattıklarını fazlaca eleştirdik burda, açık için önünde çok zaman olduğunu uyumununun ise tamamen zardan ibaret olduğunu belirttik. Bunun yanında Deividvari ''uyuşuk'' yapısı bizi bek mevkisi içinde endişe vericiydi. Ancak beke geçtiğinden beri ''Ben buraya fazlayım.'' diyen bir Andre izliyorum ki daha keyifli bir yanılma yaşayamazdım. Sert, güçlü, teknik. Hız problemi olsa da fazlaları bunu yeterince kapatıyor. Hatta Andre için daha keskin bir kelam etmek gerekirse bence oynayamayacağı takım sayısı çok az. Buram buram kalite...

Açık performansı umutsuzluğa sevkeden Andre'den bek performansı fazlası için umut veren Gökhan'a geçelim. Bildiğimiz formundan uzak olmasının açık performansını etkilediği savunulabilecek olsa da kimi oyuncular(Gökhan,Andre) geriden gelerek etkili olabiliyorlar.Formu istenilen seviyede değil Gökhan'ın da ancak bir kıpırdanma var.Yine de en kısa sürede kıpırdanmadan fazlasını vermeli.Çünkü şu sakat dönemde ona fazlasıyla ihtiyaç var.

Cristian'ın son dönemde aksattığı görevlerin bir kısmına dikkat etmesi ve Lugano'nun dönüşü savunma anlamında daha iyi seviyeye getirmiş Fenerbahçe'yi. Uzun süren sakatlıktan dönen Deivid'in şuanlık tatmin edici performansının daha iyi seviyeye geleceği düşünülürse imkansızlıklara rağmen umut ışığı sönmüyor. Belkide tüm yazılanlar bir hikayedir, bilemiyorum. Belki de Emre izin vermiyordur ışığın sönmesine... Yüreğiyle, kalitesiyle,karakteriyle.Tahminim şudur ki , meşhur şanssız sakatlıklarını yaşamasa muhtemelen ''Büyük takımlarda topçumuz yok'' geyiğini ağızlara aldırmazdı Emre.
http://www.ajansspor.com/resim/yalcin_emre_tartisma.jpg
Antalyaspor hakkında da birkaç şey söylemek isterdim ancak ne oynamaya geldiklerini anlamadan maç bitti.

Sonuç itibari ile fark yaratması gereken üç oyuncusunun(Deivid, Andre, Emre) ikisinin yarattığı fark ile Gençlerbirliği deplasmanına üstündeki kara bulutları bir nebze olsa da dağıtarak gidiyor Fenerbahçe.Zor bir deplasman ancak;

Emre varsa umut vardır,
Fenerbahçe varsa umut vardır.

5 Mart 2010 Cuma

Fenerbahçe-Galatasaray A2 Maçı

Aslında bu tip maçlardan önce blogdan maç hatırlatması yaparım ancak bu sefer bırakın hatırlatmayı maç yazısını bir kıymeti olmayacağını bile bile 3 gün sonra anca yazabilecek bir yoğunluktaydım. Bu sebeple buradan A2 maç yazılarını takip edenlerden özür diliyorum öncelikle.

Geçen zamandan sebep maçı önceki yazılardaki gibi derinlemesine anlatacak iştahım malesef yok. Ancak Dereağzında Fenerbahçe'nin Recep Berk Elitez'in attığı golle kazandığı maçı izleyenler için söyleyebilirim ki o maçtaki Galatasaray baskısı kadar olmasa da Fenerbahçe'nin yapmaya çalıştığı bir baskıdan bahsedebiliriz. Ancak stoper Sertaç Eren'in yapmaması gereken bir hatayı yapması sonucunda Fenerbahçe cephesi Kadıköy'de ''Lay lay lay Cimbombom '' şeklinde tezahüratlar duymak zorunda kaldı.














Bunca zaman sonra şu yazıyı yazmamın bir sebebi de Gökay İravul oldu. Kendisini sanal ortamda ilk tanıtanlardan birisi olarak Galatasaray maçında gördüğüm tablodan hiç hoşnut olmadım diyebilirim. Bir oyuncu kötü oynayabilir , gününde olmayabilir buna itirazımız yok ki bunu gayet net anlayabiliyorum; sonuçta karşındaki oyuncularda Galatasaray A2 takım oyuncuları nihayetinde... Ancak Gökay'da hiç beklemediğim bir şekilde bir ''ben''cilik sezdim ki hakemlere ve rakip takım oyuncularına olan sempatik yaklaşımlarından sebep hiç böyle bir imaj çizmemişti Gökay gözümde. Bilmesi gerekiyor ki denize daha yeni girdi , karşı tarafa yüzmesine çok var... Ve onu sevenler alttaki resmindeki sempatikliği ile sevdiler...
















Galatasaray takımında sağ bek ( Caner Öztel olabilir kendileri) ve 8 numara Fenerbahçe'de ise Recep Berk Elitez ile Görkem Kulbay, Gökay konusunda yaşadığım hayal kırıklığını oynadıkları futbolla bir nebze gölgeleyen isimler oldular müsbakada. Bahsettiğim sağ bek maç boyunca ileri geri çalıştı , Gökay'ı da çok iyi pasifize etti denilebilir. Hele maçın sonunda gözümün önünde hırs bombası Devrimcan'ı kornerden dışarı fırlatışı görülmeye değerdi.( Bknz: Ariel Ortega-Ergün Penbe) Üstünde durulası bir oyuncu gibime geldi.Tabi performansı bugünlük değilse.

Diğer bahsettiğim 8 numaralı oyuncunun adını malesef bilemiyorum ancak gerek defansif gerek ofansif anlamda ciddi sıkıntı yarattı Fenerbahçe takımına. Karşısında oynayan Berkay Öztuvan'a kurduğu fiziksel üstünlüğü takımına çok olumlu şekilde yansıtmayı becerdi,iyi bir maç çıkardı.

















Fotoğraftaki arkadaş olan Görkem Kulbay da klas hareketlerle oyuna güzellik katan oyunculardan oldu. Fiziği ve tekniği iyi seviyede ancak biraz daha hızlanması gerekiyor. Bir de daha önce bahsettiğimiz gibi Ronaldo tavırlarını bırakıp tarzının aşırı benzediği Arda Turan'ın futbol karakterine benzer bir oyun oynamaya çalışsa daha verimli olabilir gibime geliyor. Yine de Fenerbahçe'nin en iyi oyuncusu idi diyebilirim.

Dereağzındaki bir başka güzellikte Emre Çolak'ın arkadaşlarını desteklemeye gelmesi idi. Bu seviyenin üstüne çıkmasından sebep kadroda olmamasına rağmen seneye beraber girdiği arkadaşlarını desteklemesi , saha kenarında onlara akıl vermesi hoş bir olay. Devre arasında ısınan iki takım oyuncularının ciddiyet farkları kadar somut bir delildir gözümde ''Neden Galatasaray altyapısı sürekli üretiyor'' sorusuna cevaben...

Berk Elitez'e gelmeden Berkin Arslan'a da değineyim kısaca. Top kontrolü bu kadar iyi olan çok az Türk oyuncu var ancak Gökay'da gördüğüm '' A Takım '' havası Berkin'de de gözüme çarptı. Atılmayan bir pas sonrası takım arkadaşını avazı çıktığı kadar bağırarak kalaylaması da cabası. Yapma Berkin demek istiyorum da sesimizi duyurabilir miyiz acaba...




















Oyuncu performanslarında son paragrafı Berk Elitez'e ayırdım. Berk normalin epey üstündeki hızının yanı sıra ilk maçta olduğu gibi boyuna rağmen hava toplarında etkili olduğunu ve sırtı dönük oynayabildiğini bir defa daha gösterdi. Eksiği olan husus ise rakip stoperi bire bir yakaladığında hızından başka numarası olmaması. Ancak yine de gole her zaman çok yakınmış gibi geliyor bana izlerken. Rakip stoperlerin sürekli halini hatrını sorması da cabası... Üst yapıya çıkmayı becerirse Türk futbolu yeni bir İlhan Mansız kazanır, dipnot olarak düşelim. '' Behlül '' Anıl mı? O çıkarsa da İstanbul geceleri yeni bir Behlül kazanır.


Ezeli rakibimizi, oyuncularını tebrik ettik ancak aşağıda okuyacağınız PFDK kararı sebebiyle de '' Bu kaç oldu arkadaş? '' diyelim izninizle. Cemal Nalga olayı hala hafızalarda tazeliğini korurken böyle büyük camialara hizmet eden antrenörlerin( ya da her kimse ) daha dikkatli olması gerekmez mi?

GALATASARAY A.Ş.'nin, 20.02.2010 tarihinde oynanan BÜYÜKŞEHİR BLD.SPOR - GALATASARAY A.Ş. A2 Ligi futbol müsabakasında, Bölgesel Gençlik Geliştirme Ligi müsabakasında isim listesinde yer almış futbolcunun, aynı hafta A2 Ligi'nde isim listesinde yer almasından dolayı takdiren (3-0) HÜKMEN MAĞLUP sayılmasına...

1 Mart 2010 Pazartesi

İ.b.b Fenerbahçe Maçının Ardından

Ligin Fenerbahçe'ye en ters takımlarından biri , dağ başında bir stad ve nice olumsuz faktör... Fenerbahçe'nin kadro ve moral sıkıntısının doruk noktaya ulaştığı bir zamanda oynanabilecek en zor maçlardan biri. Buna paralel sonuç...

Aslında Lille mağlubiyetinin hayırlı olacağını düşünenlerdendim. Zira kafamdaki düşünceye göre ilgi tek bir yere toplanacaktı. Bünyesinde birçok karakterli oyuncu barındıran Fenerbahçe de elenilen turun faturasını zor da olsa Büyükşehir'e kesecekti. Ancak çoğu zaman olduğu gibi evdeki hesap çarşıya uymadı. Stadın aldığı korkunç rüzgar hastalanmak üzere olan takımı direkt yatağa düşürdü.

Maça beklediğim gibi başlayamadı Fenerbahçe. En çok beğendiğim Türk antrenörlerden olan Abdullah Avcı ise sert ve korkusuz başlattı takımını. Bilica ve Selçuk'a da özel bir ilgi vardı ki kişisel tahminim bu Abdullah hocanın direktifi idi. Nitekim Fenerbahçe golü senelerdir topun sibopunu bulmadan pas atmayan (ki onu da hiç bulamadı.) Selçuk ve Bilica iş birliği ile geriye düştü. Alex' in vole plasesi eşitliği getirse de zaten fiziksel ve zihinsel olarak bitik takım bir de kaptandan yoksun kalınca mağlubiyet kaçınılmaz hale geldi.

Maçın taktiğinden tekniğinden bahsetmek istiyorum ancak yokluklar sebebiyle sağ açığında Deniz oynayan bir takımın herhangi bir taktiğe sahip olduğunu düşünmüyorum. En azından ben sahada ''nasıl olsa Alex yazar'' havasında bir takım gördüm ki bu kadar kısıtlı açık oyuncuları olan takım için başka alternatif söz konusu değil doğal olarak.

Yine de hakemden bahsetmezsek olmaz. Hayatında hakem konuşmayan birisi olarak ilk yarıdaki Diyarbakırspor maçından itibaren ( deplasman ) Fenerbahçe'nin ince ince doğrandığını yazdığımda çok tepki çekmiştim. Farklı Sivasspor galibiyeti sonrasında dahi buna dikkat çekmeye çalışmam garipsenmişti. Ancak dün yine facia bir yönetim vardı sahada. Guiza'nın pozisyonunda verilmeyen kırmızı kart , Deniz'in bence net golünün verilmemesi , sarı ile geçiştirilecek ( Daha ağırını Sivok Antep maçında Olcan Adın'a yapmıştı.) bir pozisyonun daha önce yaşanan bir diyalog(Bknz: Fırat Aydınus ile pas arası) ve Cristian'a verilmeyen kırmızı kartın etkisiyle kırmızıya dönüşmesi ve birçok şey sayılabilir. Ancak hepsinden çok acıtanı ise bariz ofsayt olan bir pozisyondan ikinci gol yenmesi ve Lig Tv'nin teknoloji harikası pierosunun golü geçerli sayacak çizgiyi seyirciye yansıtması... Bu kadar fazla kör taraftar olan bir memleketi , iki gün önce forvetinin gönlünü almak için Samandıra'ya akın ettiği halde iki maç sonra zorunluluktan farklı mevkide oynayan oyuncusunu ıslıklayan zihniyeti kandırmak zor olmasa gerek...



Ağır hasarlı olsa da matematiksel olarak şansın olduğu ve ligde toplamda oynanan maç sayısının dörtte biri kadar daha oynanacak maç olan bir ortamda ayağa kalkmasını bilmeli Fenerbahçe. Farklı bir senaryoyu düşünmek dahi istemiyorum.

23 Şubat 2010 Salı

Alkış ve Teşekkürlerimle...

Sezon başından beri taraftar grupları tarafından bilet fiyatlarının düşürülmesi için verilen mücadele en sonunda meyvelerini verdi. 22 TL’ye düşen fiyatlar sonucunda tribünlerimiz eskisi gibi doldu ama bu doluluğun kime ne faydası oldu, orası tartışılır.

Futbolcusunu yuhalamaya gelen, en ufak bir hataya tahammül gösteremeyen, ilk fırsatta düsene bir tekme de kendi sallamayı görev bilen seyircinin ne bu takıma ne de camiaya faydası olamaz. Bu kitle, bilinçsiz, yaşama olan nefretini kusmak için Fenerbahçe’yi sadece bir neden olarak görüyor izlenimi vermektedir.

İzlediğiniz film değildir efendiler! Stadınız parasını verip hakkını aldığınız bir meta değildir, karşınızdakiler sizi ezen patronunuzun, hakkınızı vermeyen müşterinizin yansıması değiller. Yanınızda duran, “küfretmeyin, tepki göstermeyin, destek verin” diyenler sizin düşmanınız değil. Düşmanınız size hayatı dar edenlerdir, öfkenizi onlara yöneltin. Stadımız mabedimizdir, evimizdir, evimizde birlik olmayınca gerisinin önemi yoktur.

Dün gece Kadıköy’de sonu bambaşka bir oyun izleyebilirdik. Son dediğimiz de asla skor değildir. Takımını ne olursa olsun sahiplenen, geçmiş zamanların Fenerbahçeli ruhlarını hatırlayarak sadece bugüne değil geleceğe de bakan bir taraftar ile kaybedilen bir maçın ardından güven ve inanç kazanılabilirdi.

Fırsat halen kaçmış değil. Üç gün sonra oynanacak maç ile hem sahadakilerin hem de tribündekilerin telafi etme ve kaybedileni kazanma şansı hala var.

Fenerbahçe forması giyen futbolcunun, yenilgi bilmeden saldırmasını nasıl istiyorsak stattakilerin de aynı inatla takımına destek olması gerekiyor. Kendi futbolcusunu bitiren seyirci ile basarili olmanın mümkün olmadığı bilinsin.

Destan, umudu kaybetmeye yüz tuttuğu anda yere düşmüş futbolcusunun kalkmasına yardım eli uzatıldığı anda yazılmaya başlanacaktır.

Bir durup düşünün, şu an, şimdi, Lille maçında, Fenerbahçe sevgisinin en zor zamanlarda en yükseğe çıktığı zamanları düşünün. Babanızın sizi ilk maça götürdüğü anı hatırlayın, çubuklunun ilk gol sevincinde ne yaptığınızı düşünün.

Gaziantep maçında Rapaiç’le birlikte binlerce kişinin koştuğunu hatırlayın;

Galatasaray maçında direğe çarpan topun binlerce insanın nefesiyle çizgiyi geçtiğini düşünün;

Beşiktaş yenilgisinde herkesin birlikte üzülüp, sabahın bir sahibi var, sorarlar elbet diye bir dahaki maça nasıl hazırlandığımızı düşünün,

Bordo maçındaki Hüseyin’i hatırlayın , Vişnevski’nin çizgiden çıkardığı topu hatırlayın ve unutmayın:

Dökeceğiniz gözyaşı bu olsun, hayata öfkeniz varsa, Fenerbahçe’yi izlemeyin, Fenerbahçe olup haykırın, geleceğe goller yağdırın…

Tıklayınız.

Teşekkürler...

Kaynak: http://www.vamosbien.org/index2.php/2010/02/23/doktugunuz-kimin-gozyaslari/

Fenerbahçe-Bursaspor Maçının Ardından

Kimi zaman hiçbirşey yazasınız gelmez, kelimeler tıkanır boğazınızda ve hiçbirşey yazamazsınız. Bugüne kadar Fenerbahçe mağlubiyetlerinin maç yazısını yazmamamın sebebi özel hayatımdaki sıkışıklıklar ve bundan dolayı meydana gelen vakit darlığı olsa da bu sefer gerçekten yazasım gelmiyor. Ama yine de yazılacak çok şey olduğundan yazmaktan alıkoyamıyorum kendimi bir yandan...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursamac446.jpg
Burada hep karalamıştık '' Kimi galibiyetlerin taktiği tekniği yoktur, tabelada galibiyetin yazması herşeyin önündedir.'' diye. İşte bu mağlubiyetinde direkt böyle bir anlamı olmasa da teknik ve taktik boyuttan çok daha fazla anlamı var gözümde. Kurulu bir düzene , yerleştirilmeye çalışılan bir oyun formatına darbe indirildi dün. Bursaspor değildi Fenerbahçe'nin formatını bozan malesef taraftardı. Bursaspor'un etkisi yok değil ancak en önemli sebep bu değil. Yoksa saymaya kalksak - ki önem derecesine göre üst basamakta olanları sayacağız ; Ertuğrul Sağlam'ın doğru Daum'un yanlış hamlelerini , Cristian'ın etkilerini- sene başından beri yazmadığımız uzunlukta bir post ortaya çıkar.

Oyundan başlayalım , taktikten başlayalım yinede...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa2.jpg
Tamamen Alex'in ayağına bakan bir düzende çıktı Fenerbahçe ki sakatlık belası bunun başlıca sebebidir. Alex geldiğinden beri aşağı yukarı böyle olsa da dün eksiklerin ve devre arası transfer yapmamanın faturası da ödendi Fenerbahçe futbol takımı tarafından. Ön alandaki oyuncuların teknik kapasitesini arttırmak için Andre'yi öne çekmek gibi bir hamle yapılabilinirdi ancak Daum buna gerek görmemiş sanırım ki Andre'nin sol öndeki performansını çokça eleştiren birisi olarak şu söylediğimde çaresizlikten öte birşey değil.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa3.jpg
Emre'nin ortasahayı tek başına almaya çalışıp aldığı dakikalarda Alex ayağı ile yine şiir yazdı ki bu derece erken gelen bir golden sonra Bursaspor'un demoralize olup hemen ikinci golü kalesinde göreceğini düşündüm. Beklediğim kadar kısa bir sürede gerçekleşmese de Fenerbahçe beklediğim gibi ikinci golü de buldu. Ancak Türk takımlarının en büyük sorunlarından birisi olan hücuma çıkarken top kaptırma hastalığı baş gösterince golü kalesinde görüverdi Fenerbahçe. Ozan İpek'in çok güzel ortasına doğru yerde bulunan Bursaspor'lu şık bir kafa vuruşu ile topu Fenerbahçe ağlarına gönderdi ki bu gol bile arzulu , ısırgan Fenerbahçe'nin maçı kaybetme ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmeye yetmedi.

İkinci yarı Fenerbahçe yine müthiş tempolu , müthiş arzulu başladı oyuna. Kimi zaman şans kimi zaman beceriksizlikler sebebiyle oyunu kopartacak golü bulamadı ki Cristian'ın oyun başından beri yapıp gözümün içine içine soktuğu bilinçli sert hareketlerine Lille maçındaki gibi orta saha defans bloğu arasındaki köprü vazifesini görme görevini aksatması eklenince tehlike sinyallerini almaya başladım.Son 2/3 maçtır yaptığı pas hatalarından daha ölümcül daha ciddi bir sıkıntı bu görevin Cristian tarafından aksatılması ki bir dahaki postta uzunca anlatacağımdan şimdi noktayı koyuyorum bu konuya...


Cristian'ın görevini doğru yapmamasından dolayı defans ve orta saha arasında 30 metre kadar mesafe kalması ve rakibin bu mevkiye attığı tüm topları santraforun alıp kanatlara ikram yapmasından da ciddi bir sıkıntı baş gösterdi bu dakikalarda. Daum benim Fenerbahçe kariyerinde gördüğüm en büyük hatalardan birini yaparak Guiza'yı seyircinin kucağına attı ve bilet fiyatları yüzünden küfürlerini ekran başında savuran taraftar Guiza'nın resmen ırzına geçti. Sonrası mı? Guiza ağladı , takım ağladı , maç sonunda taraftar ağladı... Ve pişkin pişkin kendisine tezahürat yaptıkları Semih'e de bastılar kalayı...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-02-22_bursa6.jpg
Kendisini son vuruşlardaki beceriksizliğinden dolayı çokça eleştiren birisi olarak şunun üstüne basa basa söylüyorum - ki dün bu yine net bir şekilde ortaya çıktı- tempolu, dirençli ve iş bilen stoperleri olan takıma karşı Fenerbahçe'nin ilerideki oyuncusu Daniel Guiza'dır. Şöyleki Guiza varken kalesinin ancak 20 metre önüne çıkan stoperler Semih oynayınca (Bknz: Diyarbakırspor, Bursaspor) defans çizgisini nerede ise orta sahaya kuruyorlar. Bunun sebebide tabiki Semih'in günümüz futbol anlayışından uzak futbol karakteri... Biliyorlar ki Semih'e onlar ortasahada iken top atsalar dahi yetişip yakalayacaklar. Guiza kaçırsa da ise bu riski göze alamıyorlar ki almalarıda çok büyük yanlış olur zaten... '' Ya atarsa?'' Boş kaleye bile topu taca atıyor ancak ''Ya atarsa?'' Ee defans ortasahada iken oyna oynayabiliyorsan pasa üzerine kurulu oyununu... Takımda 10 metre dribling yapabilecek tek adamın Alex ve Cristian'ın defolarını kapatmakla meşgulken, kanat oyuncuların hızlı değilken kur bakalım baskı kurabiliyorsan...

Bundan daha mühim olan ve 85. dk da Bilica'nın gereksiz hareketi ile patlak veren ise Guiza'nın gözyaşlarının takım üzerine etkisi oldu. Guiza çıkana kadar orjinal mevkilerinde oynamayan oyuncularla dahi baskı kuran , oyunu domine eden Fenerbahçe taraftarın oyuna muhteşem etkisi ile(!) Guiza'nın çıktığı dakikadan itibaren bu oyun kimliğinden uzaklaştı ki Lugano'nun ıslıklardan dolayı ekşiyen suratı da bunun temsilidir zaten... Tribünde oturan bir futbolcunun suratına yansıyan üzüntünün saha içindeki oyunculara yansımamasını ben şahsen düşünemiyorum ki kim ne kadar inkar edecek olsa da o baskının kırılmasının en büyük sebebi de o ıslıkları duyan ve saha kenarında takım arkadaşlarının gözyaşlarını gören oyuncuların bozulan morali oldu. Bir de Semih Şentürk faktörünün yani stoperlerin ortasahaya kadar çıkmalarının , buradan hareketle Fenerbahçe'nin baskısını ve pas bağlantılarını kırmasının üstüne Cristian'ın mevkisinin gerektirdikleri ile uzaktan yakından ilgisi olmayan oyunu eklenince maç da gitti , Guiza'da . Sene başından beri süregelen o muhteşem özgüven ve inançta...

Türkiye'de spor kültürünün olmaması , Cristian'ın görevini aksatması gibi taraftarında aslolan görevinin farkında olmadan gereksiz işlere girmesinin etkilerini dün Fenerbahçe gördü , yarın ise Beşiktaş görecek... Belki öbürgün ise Galatasaray. Bilmem kaç maçtır bariz hakem hatalarını minimuma indirecek baskıyı kuramayan ''Büyük Fenerbahçe taraftarı''(!?) veya istemediği başkanını göndertemeyen Beşiktaş taraftarının gücünden filan kimse bahsetmesin bu dakikadan sonra bana. İnsanı stadtan , spordan soğutuyorlar.

Evet, Guiza'nın ıslıklanacağı toplumsal gerçekti bu kabulum. Ancak sezon başından beri en güzel toplarından birini oynayan Fenerbahçe'nin böylesine baskı kurduğu dakikalarda Semih'i istemek ve istek yerine gelince susmasını bilmeyip o oyuncuyu ıslıklamak kimsenin haddine değildir , ihanetinde en büyüğüdür. Hoş , biz burada bu kadar yazdık ama gelecek yorumları tahmin bile edemiyorum, çünkü Guiza çok gol kaçırıyor değil mi? Taraftar senelerdir kan ağlıyor , birazda Guiza ağlasın değil mi?

Ama bilinmesi gerekir ki dün ki sonuç sonrasında ağlaması gereken kişi herşeyi bildiğine inanıp devre arasında gerekli önlemi almayan Aziz Yıldırım ve kendisini çok beğendiğim Daum ve Guiza'yı ağlatan taraftardır.. ''Yenseniz de yenilseniz de sırılsıklam olsun o forma'' diye şarkılar söyleyen bir taraftarın o formayı en çok terletenlerden birine böyle bir ortamda, ligin bitmesine haftalar kala tepki göstermeye hakkı yoktur, varsa da zamansızdır ki bence tepkinin adresi son derece yanlıştır . Zaten bundan sonraki haftalarda ya bunu göreceğiz ya da Daum'a Türk kimliği çıkartıp ismini dahi yapacağız. Elinde sene başındaki gibi bir enkaz kaldı Daum'un , süre ise çok çok az... Bundan sonrası kendi mahareti.
http://www.bursaspor.org.tr/antrenman/2010/subat/zafer11.jpg

Bursaspor'a gelirsek...

Ligin iyi top oynayan , oyuncu kalitesi yüksek takımlarından birisi Bursaspor. Çok da başarılı bir antrenöre sahipler. Mustafa Keçeli-Bekir Ozan-Iglesias hamleleri çok doğru ve başarılı hamlelerdi gözümde. Aksayan Cristian'dan sebep yalnız kalan Emre Belözoğlu'nun üzerinde Hüseyin ve Bekir Ozan ile , aksayan ; hava hakimiyeti olmayan iki stoperin üzerine iki tane hava hakimiyeti olan forvet ile baskı kurma hamlesi takdiri haketti. Bir de ilk yarıda aksayan oyuncusunu Mustafa Keçeli ile değiştirerek ( neden Mustafa ile başlamadığı sorgulanabilir.) iki tane bek oyuncusunun olduğu kanada (Gökhan-Önder) üstünlük kurma hamleside akıl doluydu. Ertuğrul gibi antrenör ve Bursaspor gibi takımlar bu lige lazım , tebrik ediyorum kendilerini.

http://www.bursaspor.org.tr/antrenman/2010/subat/zafer23.jpg


Şimdi sırada Lille maçı var. Fenerbahçe'nin açısından elenmesi hayırlı olsa da bu maçtaki mücadele ve oyuncuların göstereceği reaksiyon çok önemli. Bu maç sonrasında bunları da yazarız...

21 Şubat 2010 Pazar

Satranç Ustası Türk Milli Takımı'nın Başında

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRXsFVzgFifeb57a_FA6qdblVps7baiOEPJDifLlkZQRdS5_eZz8DkDO7T15vMXYIfquxxXyvOFZxn6caikVXSQarDNlyj5DrFj5K5ikjARu2g9vhUwlhv_jKziDx6mQBWxNncUWvx_Ec/s400/hiddink.jpg

Aslında haber eski ancak yorucu ve sıkışık tempodan dolayı postu bu geceye nasip oldu. Mahmut Özgener ve arkadaşlarını bu klas hareketten dolayı tebrik etmek gerekiyor.

Gittiği yerlerde büyük oranda başarı sağlamış bir futbol düşünürünü başa getirmek Türk futbolundaki mevcut sistemsizliğin önüne geçmek adına muhteşem bir hamle. Onun başında olduğu takımların değişen çehrelerini ve Barcelona karşısındaki Chelsea'si dışında oynadıkları pozitif futbolu izlemek büyük keyifti ki A Milli Futbol Takımının başına geçmesinden dolayı bu ve bunun gibi birçok sebepten ötürü inanılmaz mutlu oldum.

Geçmişinden bahsetmek küfür niteliğinde olacağından yazılacak fazla birşeyde bulamıyorum açıkçası.Barcelona'yı elemenin eşiğinden dönen Chelsea'sini, Barcelona'yı nasıl kitlediğini anlatmakta küfür niteliğinde olmasa da hakaret olacağından bu topa da hiç girmiyorum. Mustafa Denizli deyimi ile 10,5 numara hareket oldu bu gerçekten , getirilebilecek en iyi hoca getirildi.

Türk Milli Takımının dengesiz-sistemsiz-rastgele oyunu gibi birçok husus Hiddink ile de değişmezse değişecek çok şey var demektir. En başta futbolcular...Bu sebeple işi sıkı tutup en iyi derece ile istenilen yere gitme durumundalar zira onları teknik ve taktik yönden en iyi şekilde donatacak bir hocaları var artık. Eski hocalarının aksine... ''Haydi Koçum , sahaya çık ve onu anasından doğduğuna pişman et'' sözlerinden uzak...

Gelişen Futbol Değişen Sistemler













Savunma beklerinden hücum beklerine, çapalardan çift yönlü orta saha oyuncularına, forvet arkası oyuncularından box to boxlara... Sürekli gelişen, değişen, kendini yenileyen bir yığın sistem...

10 senelik periyotlar ile sürekli yeni bir akım , farklı bir heyecan. Nerede kaldı acaba sıfırı zorlayan ve sadece orta yapan açık oyuncuları? Yerini alan , içeri katedip hücumcu sayısını arttıran açık oyuncularının yerini kim alacak acaba? Bir yığın soru...

Sir Alex cevaplamaya başlamıştı , bayrağı Arsene Wenger devraldı sonrasında. Sıra Pep'e gelmiş olacak ki o da farklı işler yapmaya merak salmış , belkide sırası 10/15 sene sonra gelecek sistemi sene sonunda hayata geçirecek.















Chigrinskiy transferi yedek klubesini güçlendirmek üzere yapılmış bir hamle olarak gözükse de çok daha fazlası idi aslında. Amaç 11 oyuncunun da topu direkt ve net oynayabilecek seviyeye çekilmesi idi(hoş 8'i böyle zaten.) , takımdaki oyuncuların teknik kapasitesini en üst noktaya çekmekti ki bu konuda Puyol ciddi anlamda darbe vurdu bu düşüncelere. Gerçekten insanüstü oynuyor ama bunun çok da önemi yok zira iki üç senedir kulaktan kulağa yayılan Fabregas - Barcelona dedikoduları nihayete erdikten sonra oluşacak sistemde yerini kaybetmesi çok muhtemel benim gözümde.

Yaya ya da Busquets'den ziyade Xavi'yi oraya çekip Fabregas ve İniesta ile tamamlanmış bir üçlü...

Chelsea'nin , Xabi Alonso'lu Liverpool'un,Milan'ın ve nice 3lü orta saha ile oynayan takımın sisteminden farklı bir 3'lü bu. Herşeyden evvel bahsettiğimiz takımlarda çapa görevini yapan oyuncu bu sistemde yok. Klasik MC( Xabi Alonso, Pirlo) tarzı oyuncular ise yerini biraz daha box to box tarzı oyunculara bırakıyor. Chelsea'nin Lampard'ı , Liverpool'un Gerrard'ı , Milan'ın Seedorf'u ise Barcelona'da yeni sistemde İniesta oluyor. Evrimleşen Mc ise Fabregas.

Xabi-Mascherano-Gerrard

Pirlo-Gattuso-Seedorf

Fabregas-Xavi-İniesta

Fazlası ile farklı değil mi?

Bununla da bitmiyor. Normal bir futbol takımında futbol topu hassasiyeti en az olması gereken mevkideki oyuncuları ise Chigrinskiy ve Pique. Guardiola'ya abartma demek gerek , zaten çoğu maçı %60 %40 gibi topa sahip olma istatistikleri ile bitiriyor. Bu oran dahi onu tatmin etmiyor olsa gerek.

Pozisyon bilgisi , hırsı , profesyonelliği ve tekniği üst düzey olan 11 oyuncuyu izlemek fazlasıyla farklı bir deneyim olacak. Sene sonu Cecs'i alabilseler bari de bu sistemin eksik yanlarını izleyerek analiz etsek bizde...

Lille Maçından Geriye Kalanlar

Fransız temsilcisinin iki üç maçını izleyen sıradan bir futbolsever bile çok ters bir kura çekildiğinin bilincine kısa sürede varırdı. Hız, tempo ve nicesi. En mühimi oynarken oynatmayan bir takım ki bu Fenerbahçe için yeterince ters zaten...

Ancak bu kadarını bekliyordum dersem yalan söylemiş olurum. Skorda Guiza'nın kadife bileklerinin ziyadesiyle etkisi olsa da Lille'de kaçırdı.Hatta oynarken kaçırdı , Fenerbahçe ise oynamaya çalışan Lille'in savunmasındaki anlık boşlukları değerlendirmeye çalıştı. Burada da devreye Guiza girerek hayır dedi.

İki çeşiti olan 4/3/3'ün(bir dahaki post konusu) modern olanını oynuyor Lille. Siyahi stoperleri hariç gayet dengeli ve az hata yapan bir takım görünümünde. Açıklar top iç oyuncularında iken süratle yer değiştiriyorlar.Buna zaman zaman kanada akan zaman zaman orta sahaya gelen forvet elemanıda eşlik edince oluşabilecek tehlikeleri minimize etmek adına çok fazla efor sarfetmek ve maksimum düzeyde konsantre olmak gerekiyor. Hepsinden önemlisi ise 3 tane basan ve sert göbek oyuncusuna karşı eksik kalmamak.

Tüm bu futbol doğrularına rağmen son paslarda yeterince iyi seviyede değiller. Oyunun zihinsel ve fiziksel yönünde mükemmele yakın olmalarına rağmen oyuncu karakterinin etkisi olarak da istisnalar harici teknik olarak zayıf kalıyorlar. Ama bu görüntüleri bile yetti Fenerbahçe karşısında galip gelmelerine ki bu benim hiç ama hiç garibime gitmedi. Zira bir tarafta yarım sahayı 30 saniyede kateden bir takım diğer tarafta tüm sahayı 10 saniyede geçebilen bir takım vardı. Bu hız fazla geldi Fenerbahçe'ye.

Maçın başından sonuna kadar bindiren bekler, yer değiştiren açık oyuncuları ve orta sahayı parselleyen göbek oyuncularının kondüsyonlarının bir yerde biteceğini orada ise sazı Fenerbahçe'nin alacağını düşündüm maç içinde ki bu da olmadı. Lille takımının sağlık ekibinden tutup kondüsyonerine kadar tebrik etmek gerek bu hususta. Gerçekten fazla bir tempo bu.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen deplasmanda atılan gol umutlu olmaya yetiyor. Fazlası değil...Fazlası için fizik olarak rakibin seviyesinde olup baskı altında top yapabilecek oyuncularla kurulu bir kadro gerekiyor. Ve hepsinden önemlisi ise Guiza'nın hamama gitmesi...

16 Şubat 2010 Salı

Biraz Vücut Geliştirme





''Genç'' Gökay ile Onur yanyana geldiklerinde bir problem yok gibi dursa da Selçuk'un çocuğu gibi kalmışlar. Selçuk'un 1,87 boyundan dolayı bu normal ancak asıl sıkıntı boydan ziyade gövde genişliklerinin yeterli olmaması ki bu konunun üstünde milyon kez durduk geçmiş postlarda... Ben olsam Samandıra'nın dışına çıkmazdım vesselam.

Yine de olacak bu çocuklar.

Adam Olacak Çocuk

15 Şubat 2010 Pazartesi

Yeniden Doğuş




















Adanaspor'da iken Fenerbahçe'de görmek istediğim yetenekli Türk forvetlerinin başında gelirken Galatasaray hızlı bir şekilde kadrosuna katmıştı Necati'yi. Ortalama üstü hız ve hızlanması , azmi , çalışkanlığı , jenerik golleri ile Galatasaray'da başarılı bir kariyere imza atarken doğruluğu belli olmayan haberler sonucunda Galatasaray'dan uzaklaştırılmıştı.

Tüm bu saydığımız özelliklerin yanında gol attırır, stoperleri sağa sola götürüp arkadaki oyunculara yer açar. Sizin anlayacağınız ona İspanya'da güreşçi denilse de komple forvet oyuncusudur gözümde. Aynı zamanda Galatasaray'ın neden yolladığını anlayamadığımdır. Üstelik futbolunun en olgun ve buradan hareketle verimli dönemini geçirecekken...(80 doğumlu)
Böyle rezalet görülmedi / 3
Fazla kilolarını verdikçe açılıyor Necati, açıldıkça kaybolan piyasasını yeniden oluşturuyor. Fotoğraflardaki gibi garip kareler vermeyip üstüne bir de dillere destan garip açıklamalarını yapmazsa Galatasaray'dan isteye isteye bir hal olduğu son şansı başka kluplerde bulabilir. Üstelik sözleşmesi de bu sezon sonu bitiyor.

Semih ve Guiza konularında belirsizlik yaşanmasa dahi sene sonu bedavaya alırdım Fenerbahçe'ye... Galatasaray'da karın tokluğuna oynayan Necati'nin çok büyük bir masrafı da olmaz. Kısacası risk dahi yok ortada, tutarsa tutar ... Tutmazsa Necati bilir.

Related Posts with Thumbnails