23 Ağustos 2010 Pazartesi

Vale Ducati'ye Geldiiiii!*

Özür: Üşengeçlik yapıp çok geç yazıyorum bu yazıyı, yeni öğrenmedim yoksa.

Beklediğimiz oldu, Rossi 2011'de kırmızı motosikletle yarışacak. Oldum olası motosiklet olarak hep Ducati'yi sevdim, ama Rossi'den dolayı hiç tam anlamıyla destekleyemedim. Artık rahatım, çünkü Rossi Ducati'de. Açıklanması ise epey komik ve eğlenceli oldu aslında. Önce Ducati sitesine ulaşılamadı, bir ara sitede "Rossi is RED" başlıklı, içeriği sadece "bla bla bla" olan bir haber fırtladı, sonra Ducati cephesinde ortalık duruldu. Açıklama Rossi ve Yamaha cephesinden geldiğinde ise "Rossi 2011'den itibaren Yamaha için yarışmayacak" cümlesi sarfedildi. Derken Ducati nihayet açıklamayı yaptı-sanki bilmiyormuşuz gibi. Arada TwitGP de muhteşem "yanlış anonslarla" güldürdü hepimizi(kendisine de Twitter ve Blogundan ulaşın, esprilere orijinal halinden bakın)

Şimdi tabii işin ikinci bölümü olan Jeremy Burgess var, bakalım ilerleyen zamanda o da gelişini açıklayacak mı?

Tabii Rossi yerini seçtikten sonra gerisi de gelecek gibi gridde. En muhtemel durum da Spies'in fabrika takımına gelmesi, ancak Telefonica sponsorluğunda bir Yamaha Takımı'na Pedrosa'nın gelebileceği ve Spies'in de Honda ile yarışacağı iddialarına kadar her tür tevatür(twitter?) mevcut.

Zor tuttum kendimi, transfer açıklanana kadar biriktirdiğim dijital illüstrasyonları(bildiğin fotoşop işte) paylaşayım burada. Hoşgeldin Valentino!



* Başlıkla ilgili bir de açıklama yapaym. Biliyorsunuz Eurosport arada sporla alakası olmayan poker filan veriyor, sinirim bozuluyor. Eurosport'tan Onur Abi'nin her yayını heyecanlı hale getirebilmesinin bir sonucudur bu söz. Oyunculardan birine vale gelince bu şekilde bağırmıştır. "Vole geldiiiiii"-Futbol  "Kale geldiiiiii"-Satranç gibi diğer çeşitlemeleri de yapılmıştır.

22 Ağustos 2010 Pazar

Colin Kazım Richards Evine Dönerken

Paok maçında anlamamıştım Kazım'ın kadroda olmayışını... Senin direkt sağ açığın sakatken, ortamın son derece ateşli olması beklenirken o sağ açığa en yakın tarzdaki , böyle sıcak ortamları seven oyuncuyu kadroya almıyorsun, yok yere seçeneklerini azaltıyorsun...

Gel gelelim yine o sağ açık sakat ve sen yine orjinal bir tane açığın olmadan gidiyorsun Trabzonspor deplasmanına. Kazım'ı cezalandırmıyorsun aslında, kendini ve Fenerbahçe'yi cezalandırıyorsun.

Taraftar dik duruşunu, inadını seviyor da... Aykut hoca fazla sert, fazla keskin gibi. Materazzi gibi bir adamı zırıl zırıl ağlatan Mourinho da hoca, Terry'i kadrosunda tutan Capello da hoca, son zamanlarda bolca sıkıntılı hadiselere imza atan Rooney'i Chelsea karşısında sahaya süren Ferguson da hoca... Biraz politik, biraz ılımlı davranmanın şu şartlarda kimseye zararı olmazdı sanırım.

Hocalık biraz da böyle adamları kazanmaktır, kazandırmaktır...

Volkswagen? Scirocco? WRC?

Seneye değişecek olan Dünya Ralli Şampiyonası yönetmelikleri hem daha hızlı, hem daha kompakt araçları kullanarak maliyetleri düşürecek, hem de sadece iki temelli üretici kalan WRC için IRC'den Skoda, Peugeot gibi markaları çalmayı deneyecek. Ford Fiesta, Citroen DS3, Mini Countryman kesin olacak araçlar. Bunun yanında Saab, belki Peugeot 207, umarız Skoda Fabia ve çok istiyoruz ki Volkswagen Scirocco da ihtimaller arasında.

Bizim yoğunlaşacağımız araç ise Volkswagen Scirocco. Carlos Sainz önderliğinde Scirocco WRC'yi hazırladıkları düşünülen VW motorsporları departmanı bu durumu biraz da doğrular gibi Almanya Rallisi'ne öncü araç olarak iki Scirocco gönderdiler. 2010 Dakar'ı ilk iki sırasındaki VW pilotları bio yakıtlı Scirocco'yu Almanya etaplarında kullandılar. Video da burada. Sainz(Cuma) ve Al-Attiyah(Cumartesi-Pazar) öncü oldukları için Scirocco daha ilk ralli tecrübesinde Loeb'i geçmiş oldu böylece. Gerisi gelir umarız, 1.6 Turbo motorlu S2000 bir Scirocco'yu çok durdurabilen çıkmaz. Pilot kadrosu için bile çeşitli söylentiler var, Dani Sordo da bunlar arasında-her ne kadar çok parlak olmasa da Sainz dokunuşu önemli. Yine de eğer VW yarışacaksa araç kesinlikle Scirocco olmalı, pilot için ise şampiyonluk potansiyeli olan birilerine ihtiyaç var. Ford grubundan Matthew Wilson ya da François Duval koparılabilir, ya da Markku Alen'in oğlu Anton Alen düşünülebilir. Yine de Ogier ve Loeb Citroen'de olunca iş zorlaşacak.



By Mali Selışık

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Mesut Özil - Deivid De Souza

Futbolda bir yerlere gelmek için yetenekleriniz, işinize bağlılığınız kadar önemli birşey varsa o da şans olsa gerek. A2 takımını sürekli takip etmem ve oradaki yeteneklerin iyi ve kötü yönlerini burada paylaşmamdan dolayı, o oyuncuları izleyen birisi olarak bu oyuncuların nerelere gelebileceğine dair meraklı sorularla çokça muhattap oluyorum. Değerlendirmelerim oyuncuların yetenek-karakter çözümlemeleri üzerine oluyor ama her seferinde atlıyoruz '' şans '' faktörünü. Oysaki çok çalışanın, çok isteyenin istediği yerlere gelerek bitirdiği hikayeler kadar, müthiş yetenekli olup bir türlü klasman atlayamayan oyuncuların başrol oynadığı bir sürü hikayede vardır. Kimisi Mesut olur, Barcelona taraftarıyım derken bile belkide inanmaz Barcelona'da oynayabileceğine, ama sonunda Real'li olur... Kimisi Deivid olur, en parlak sezonunun ardından sakatlık problemi yaşar, belkide Dünya'da en kıymet verdiği varlığı kaybeder ve onun cenazesine sakatlığından ötürü katılamaz. Sonrasında ise bavulunu toplar yol olur...

http://cdn.bleacherreport.net/images_root/images/photos/001/010/276/103428544_crop_340x234.jpg?1282148435

Mesut Özil müthiş bir zekaya ya da müthiş bir şansa sahip bunu bilemiyorum ancak bildiğim tek şey varsa o da yine doğru yerde olduğudur. Borges daha güzel ve akıcı şekilde detaylandırır elbet ama Schalke'de ona belirlenen bonservis miktarını verecek takım çıkmasaydı şuan belki Kayserispor'un oyuncusu olabilirdi. Ancak Mesut'un çaylaklık zamanlarındaki yeteneğini gören Thomas Schaaf'ın referansı Mesut'u Werder'e taşımaya yetti. Bu şans mıydı, belki... Ama ortada belirsiz olmayan tek şey varsa o da Mesut'un doğru ellerde olduğu idi. Nitekim Mesut sürekli üstüne koydu, sürekli kendini geliştirdi. İlk etapta fiziğinde bir gelişme oldu ki bu da meziyetleri ile sahada fark yaratmasının anahtarı idi. Öyle bir gelişme ki bu henüz 21,5 yaşında, kariyerinin büyük tehilkeye girdiği Schalke macerası biteli hemen hemen üç sene olmuşken kendisini Real Madrid'e taşıdı. Yeni Lincoln, yeni Diego olarak yola çıktığı piyasada Mesut olmayı başardı, hemde arkasında '' Yeni Mesut kim olacak? '' sorularını bırakarak...

Almanya Milli Takım'ını seçmesinden dolayı büyük üzüntü duymuştum ama hiç kızmamıştım, kızamamıştım Mesut Özil'e. Mesut Özil olarak artık Real Madrid forması ile ter dökecekse bunda yetenekleri, şansı, kararlılığı kadar Alman pasaportu ve daha önemlisi Alman altyapısı da pay sahibi çünkü... Çünkü Schalke'den ayrılırken onu isteyen Fenerbahçe'ye gelse idi, Arda, Messi iken; Mesut, Tuncay bile olamayacaktı bu memlekette... Dahası gerçek manada genel olarak hiç bir futbol altyapısı olmayan oyuncularımızla belki de büyüyemeyecekti bu kadar. Fenerbahçe'ye transfer olsaydı belki Türk Milli Takımı seçecekti ama orada da sağ önde Sabri'den dahi kesik yiyebilirdi. Veya Kazım'dan... Almanya'da doğmadım, '' ben olsam '' lı bir cümle kurmak bu sebeple biraz boş ancak onu Mesut Özil yapan , futbola dair bildiği ne varsa hepsini veren ülke Almanya iken , son kullanma tarihi yaklaştıktan sonra paçavra gibi bir kenara atılan gurbetçiler ortada iken boşa hala üzülmek, boşa Mesut'un Türklüğünü sorgulamak...İllaki birşeyler sorgulamak istiyorsak; elli senedir altyapıları neden düzenleyemediğimizi sorgulayalım, zamanında Mesut'tan daha fazla şeyler vadeden Nuri'yi Milli Takım'da neden doğru düzgün kullanamadığımızı, nasıl bu oyunculara aidiyet veremediğimizi sorgulayalım. Çünkü bu soruları sorma cesaretine sahip olmadığımız sürece daha çok ağlarız Mesutların arkasından, daha çok ''Trabzonlu ailenin çocuğu Oğuzhan Özyakup nasıl Hollanda Milli Takımı için oynar?'' da deriz.



http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-20_idman3.jpg

Madalyonun öbür yüzünde ise Deivid De Souza. Mesut Özil ve Deivid De Souza'nın kariyerlerini, çıkış ve iniş noktalarını ders diye okutmalı aslında...

Bir sezon önce yapılan eleştirilerin artık tecavüz boyutuna geldiği bir ortamda, her destansı hikayenin kahramanının olacağını tasdik edercesine ortaya çıktı Deivid De Souza. Zico ile başrolünü oynadığı, Fenerbahçeliler tarafından sonunun gelmesinin hiç istenmediği bir hikayenin ardından çift haneli rakamlar dahi teklif edildi bonservisi için İspanyollardan...Belkide kariyerinin en zor sezonunun ardından , Daum'un parçalarını birleştirip , Zico'nun Newcastle maçı ile beraber '' başla '' tuşunu bulduğu bir makinanın en önemli dişlisi olmaya başardı. Öyleki kahramanı olduğu destansı hikayeden sadece bir sezon önce bu sene Guiza'nın başına gelenler onun başına geliyordu, istenmeyen adam oluyordu. Bir sezon önce varlığı cinnet sebebi haline gelmişken sonrasında oynamadığı Psv maçında Kazım'ın varlığı şüphe ve korku yaratır hale geliyordu. Ama makine çalışmaya başlamıştı bir kere, takım İnter'e gol pozisyonu vermeden maç bitirir hale gelmişti. Daha önemlisi ise Avrupa'da beklenen karaktere en nihayetinde Zico ile kavuşmuştu Fenerbahçe... Onun yokluğu hissedilmeden 2 /0 kazanılan Psv maçıda bundandı. Sonrasında Sevilla'nın muhteşem bir geri dönüşle safdışı bırakılması da... Müthiş bir özgüven kazanmış, başını asla eğmeyen takımın kaptanı Alex'ti, asist kralı Alex'ti ama aranılan adamı Deivid olmuştu... Çünkü isyanın sesiydi o.

Her güzel şeyin bir sonu var elbet. Bu hikaye Fenerbahçe için gurur ve mutluluk verici bir sonla bitti. Ama hayat Deivid için o kadar güzel değildi. Artık hayatının transferini yapabilecek imkanı vardı ancak Mesut kadar kararlı ve inatçı değildi. Aziz Yıldırım Fenerbahçe'si ise zamanında satmayıp zarar etmekte ondan daha inatçıydı. Bilinmezdi sakatlık, bilinmezdi şanssızlık ama nihayetinde özel bir durumdu bu. Deivid belkide ederinden fazlasını vermişti. Ve Fenerbahçe'de , Deivid'de kaybederek geçirdi transfer sezonunu. Çünkü Deivid artık sakatlanmıştı. Ve o sakatlığı sebebiyle annesinin cenazesine dahi gidemiyordu... Belkide hayatında en fazla değer verdiği insanın son yolculuğunda yanında olamıyordu.

Bu bir son muydu? Fenerbahçe-Deivid birlikteliği adına son olan birşey varsa o da iki gün önce yaşandı ve Deivid artık '' Büyük insan'' Zico'nun yanında. Ben genel itibari ile futbolculuk özelliklerini beğenmesemde yaşattıklarından dolayı kendisine minnettarım. Dahası Deivid ismini duyarsam şayet kafamda canlanacak olan şeyler futbolculuğundan ziyade yaşattıklarından ibaret. Bu dakikadan sonra bir geri dönüş daha zor artık ama belli mi olur? Onun ayağından bir hikaye daha güzel giderdi aslında...

Gitti Niang Geldi Gignac

Niang'ın gelişi belkide son senelerdeki en akıllı hamlelerimizden biriydi, daha iyisi olur muydu? Gignac olsa hem yaş hemde top tekniği ve pas yeteneği ile daha çok şey katabilirdi.

Param olsa ilk yatıracağım oyuncuydu şu yaz döneminde Gignac ki Deschamp'ta benim gibi düşünmüş olacak ki o da Gignac'ı istedi.

8 milyon euro paraya bir 8 daha ekleyerek transfer etti Marsilya, üstelik forvet işini garantiye almak için Remy ve Nice ile de anlaştılar ama sağlık kontrolünde kalp sorunu çıkınca askıya alındı.

Marsilya'dan doğru hamleler geldi, bakalım bu sene de tekrar en tepede yer bulabiliecekler mi?

19 Ağustos 2010 Perşembe

Paok-Fenerbahçe Maçının Ardından

Maç öncesinde Selçuk-Baroni göbeği ve Caner-Mehmet kanatlarının fiziksel bir direnç getireceğinden, ancak takımın yaratıcılık açısından tamamen Alex'e bağlı olduğundan bahsetmiştim. Esasında Caner ve Mehmet tehlike yaratabilecek oyuncular olsada ne yazık ki beni haksız çıkarmadılar ve Yunanistan deplasmanında ateşli seyirciler önünde silik bir performans sergilediler ki Caner sahada mıydı değil miydi hala anlayabilmiş değilim. Mehmet Topuz'un ise sürekli içeri katederek zaten kalabalık olan yeri adım atılmayacak hale getirmesi ise Türk futbolcularının zihinsel özelliklerine yapılan eleştirilerin doğruluğunu kanıtladı bir kez daha...
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-19_mac003.jpg
Şuna değinmek lazım ki Paok oyun anlayışı itibari ile Young Boys gibi ters bir takım değil. Ne yaptıkları, ne yapabilecekleri, golü nasıl atabilecekleri herhangi bir sürpriz taşımıyor. Oyunun başında önde basmaya çalışsalarda bunu Young Boys gibi çok büyük riskler alarak yapmıyorlar... Geçmişe dönüp geçen sene içerdeki Lille maçına çıkan takımdaki oyuncuların pas yeteneklerine puan verip bugün oynayanlarla karşılaştırırsak muhtemelen bugünki takım açık çekerdi. Ancak sahadaki takım ilk yarı boyunca Young Boys maçında olduğu gibi rakip tarafından sürekli hırpalandı. Pas yapamadan... En acı tarafta Fenerbahçe'nin çıktığı Chelsea deplasmanında, Chelsea gibi takımın bile Paok'un ilk yarı ekranlara yansıyan %64 lük topla oynama yüzdesine ulaşamaması idi. Bu işte bir gariplik var...
http://users.sch.gr/stoug/photos/paok/paok5.jpg
Fenerbahçe'nin ilk yarıdaki silik performansı üzerine uzunca konuşulabilir, Chelsea gibi takıma bile daha müteazi kadrolarla verilmeyen top hakimiyetinin '' topa sahip olma''yı temel hedef olarak benimsemiş bir hocanın takımı tarafından Paok gibi ortalama ile iyi arasında sayılabilecek bir takıma verilmesindeki mantık hatası irdelenebilir. Ancak ben Fenerbahçe'nin rakip basarkende, rakip kapanırkende pozisyon bulamamasına daha doğrusu bulduğu pozisyonları Mehmet Topuz'un karambol şutu ile Andre ve Mehmet'in uzaktan gelen şutuyla bulmasına şaşırdım. Türk hocaların elde ettiği başarıların %60'ını şans ve taktikten teknikten öte, önemli kişilerle olan samimi ilişkilere bağlamamda bundandır. Aykut Kocaman ismi bu konuda meslektaşlarına göre çok daha dolu olabilir, değişim sebebiyle futbolcuların yeni görevlerini tam anlamıyla kavrayamamış olmaları söz konusu olabilir. Ama ben böylesine kapanan takıma karşı herhangi bir planlı hücum girişimi görmemekten dolayı endişeliyim. Ama, rakip basarken eksikliklerden dolayı kontra yapacak oyuncuların olmaması sebebiyle kontra planları olmamasına değil eleştirim; bilakis kontra yapacak elemanlar yokken mevkilerin tamamı ile fiziksel direnç ile kapatılması ve aslında bunun pas yapamamak gibi dezavantajlar yapamamasına... Tüm bu söylenenler için erken olabilir ancak Daum ve Zico'ya 2 ayda yapılan muameleden sonra bu soruların sorulmaması, aksine medyadan korkunç bir Aykut Kocaman desteği çıkması beni işkillendiriyor. Bugüne kadar hemen hemen tüm teknik direktörleri yalnız adamdı Fenerbahçe'nin, sen yine yalnız ve dik durmaya çalış Aykut Kocaman... Altan Tanrıkulu'ların satırlarından daha büyük destekçin varsa , onlarda seni kimseye yedirmemeye söz vermiş taraftardır. Bizim yaptığımız ise ilerleyen dönemlerde ne değişti, ne değişmedi muhasebesini yapmak adına not almak, ötesi değil.
http://fenerbahce.org/pic_lib/2010-08-19_mac002.jpg
Sakat ve cezalı oyuncuların çokluğu Young Boys maçlarını etkilediği gibi bu maçıda etkiledi. Şüphesiz bir Dia ve Stoch bu maçta büyük farklar yaratabilirdi. Ancak her kura sonrası '' Rakibinin 3 misli bütçesi, değeri var'' denilen Fenerbahçe için bu eksiklikler bahane olmamalı. Ve bir eleştiri getireceksek eğer bunu Kazım Richards gibi bu atmosferlerden etkilenmeyecek karakterde oyuncuyu bu yokluk ortamında kullanmayacak kadar fevri tavırlar sergilemesine, taraftar gibi davranmasına getirebiliriz Aykut Kocaman'ın. Kazım gibi yetenekli bir oyuncunun sadece sorunlu olmasından ötürü yollanmasına karşıyım, bir oyuncunu sorunları kadar yeteneği varsa o sorunların üstünü kapatıp yeteneğine dikkat çektirecek kişi o takımın teknik direktörüdür. Genel olarak takip ettiğim kadarıyla taraftar gibi hızlı ve sert tepkiler görüyorum Aykut Kocaman'dan ki bu taraftarın hoşuna gidiyor olsa da daha politik ve ılımlı olması kendisi ve Fenerbahçe adına çok daha olumlu olacaktır.

Deplasmanda alınan 1/0 mağlubiyet çok karalar bir sonuç değil elbet... Karalar bağlatan içeride yenilecek bir golden sonra takımın üç tane atacak gücünün, saha içi organizasyonunun ve disiplininin olmadığını görmek. Ancak ben yinede Paok'un Fenerbahçe'nin dengi bir takım olduğunu düşünmüyorum, sakatların iyileşmesi, cezalıların dönmesi ile Fenerbahçe bu takımı Kadıköy'de elemeli... Hiç bir bahaneye sığınmadan...

Son sözü Özer Hurmacı ve İlhan için söyleyelim. Özer oyuna sonradan girmesine karşın kısa sürede bugün iş yapabileceğini gösterdi. Stoch ve Dia transferleri Özer'i çok fazla arka plana itmemeli çünkü gerçekten sahada duruşu ve kendine güveni çok farklı. İlhan'ın ise faul yapmadan keseceği pozisyonları büyük bir merakla ve özlemle bekliyorum.

Liverpool-Trabzonspor

Liverpool: Reina, Kelly, Kyrgiakos, Carragher, Aurelio, Rodriguez, Lucas, Poulsen, Joe Cole, Jovanoviç, Babbel

Trabzonspor: Onur Kıvrak, Serkan Balcı, Cale, Egemen, Glowacki, Burak Yılmaz, Ceyhun Gülselam, Selçuk İnan, Gustavo Colman, Umut Bulut, Teofilo

Liverpool'da Gerrard ilk 18'de yok, Fernando Torres ve N'gog yedekler arasında.

Trabzonspor'da Alanzinho, Jaja, Yattara yedekler arasında.

Çift forvet gibi gözüksede Umut'u gezdirecek sanırım Şenol hoca. Dirençli takım kurmak istemiş haliyle ama bence bu takım sadece fizik olarak diri. Ofansif ortasaha çıkışlı Selçuk İnan, esası forvet arkası Colman, forvette görmeye alıştığımız Burak Yılmaz ve iki tane forvet. Ceyhun'un Allah yardımcısı olsun. Trabzonspor maçı tutmayı becerirse yedekten gelip skor üretecek üç tane kaliteli oyuncusu var, umarım istedikleri gibi olur.

Bir sürpriz ne de güzel olurdu...

Paok-Fenerbahçe Maç Öncesi

http://www.hizliupload.com/img/259347screenshot.jpg

Fenerbahçe Tv'nin verdiği maç kadrosu...Emre'nin sakatlığı tüm planları bozmuş gibi. Tahmin etmesem de böyle sürprizler bazen hayırlara vesile olabiliyor ki umarım bu seferde öyle olur.

Göbekte Mehmet-Cristian( ya da geçen sene Samiyen'de oynanan Galatasaray maçındaki gibi Selçuk-Mehmet) tercih edilip kanatlardan birine Özer konulabilirdi ama dirençli ve fizik olarak iyi bir ortasaha yaratma düşüncesi ile Mehmet ve Caner ikilisi kullanılmış kanatlarda. Olumlu karşılanabilir bir düşünce ancak rakibin zihinsel özelliklerine bağlı olarak sıkıntı olabilir, zira Alex-Andre-Semih ve birazda Baroni harici takım IQ su oldukça düşük bir kadro ile sahada olacak 45 dk sonra Fenerbahçe... Ancak bu da çok fazla sorun olmamalı, kimi maçlar taktik ve teknikten ziyade mücadele ile karakterle kazanılır çünkü...

Takımın ofansı tamamen Alex'in atacağı toplara bağlı, hep eleştirilenden de öte aslında sever böyle ortamları... Rastgele...

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Sorunlar Çözülüyor mu? - Mamadou Niang-

http://www.sport24.com/var/plain_site/storage/images/football/diaporamas/la-32e-journee-en-images/djibril-cisse-et-mamadou-niang/2344875-1-fre-FR/djibril-cisse-et-mamadou-niang_diaporama.jpg
Senelerdir forvetsiz oynayan bir takıma, Fransa gibi hızlı ve defans oyuncularının fizik olarak çok iyi olduğu bir ligden istikrarlı şekilde tatmin edici gol sayısına ulaşan ileri uç elemanı almak kağıt üstünde son derece mantıklı duruyor. Uzun zamandır Fransa, İtalya ve Rusya'dan yapılacak transferlerin - özellikle defans ve forvet- Türkiye'ye kolay adapte olacağını düşünen birisi olarak ilk etapta çok olumlu ve mantıklı karşıladım Niang transferini. Niang bu ligde, Guiza ve Kezman ile telef olan bir takım ve onun taraftarlarına Maradona gelecek ve epey de gol atacaktır. Ben, aslında Adem ÖZTÜRK'ün yazmasını beklediğim Niang yazısını Adem ÖZTÜRK'ün yoğunluğu sebebiyle yazamamasından dolayı biraz farklı noktalara dikkat çekerek klavyeye dökmek istiyorum.
http://3c.img.v4.skyrock.net/3c9/nasrisamir2201/pics/510951904_small.jpg
Burada Alper ÖCAL'ın düşüncelerimin önemli bir bölümünü yansıtan saptamalarını bulabilirsiniz. Akıcı üslubu ile kendisini okutan ve okuturken bilgi veren bir yazı yazmış Lambuja.

Konumuza dönecek olursak, Lorik Cana zamanından beri sempati duyduğum bu sebeple televizyondaki maçlarını kaçırmamaya çalıştığım bir takım Marsilya. Zamanla taraftarlarından, stadından hatta formalarından dolayı bu sempatim arttı. Cana'nın ayrılışından sonra yeni bir kahraman aradık haliyle ki o eksikliği büyük oranda Niang ile kapattım. Cana gibi Niang'ta lider oyuncuydu ki bu da ilgiyi direkt hakeden bir sebep zaten...
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjNScDdm7ujzTzxK268S6Sya_nQYTnZ6pOk2GwG6LQ31PUUWJWCyW9bM9zgeosGFugILQAwvkO1NCsJAJleafE-0WAzQUaZiX0w6EGRv-CsRl87K7HYZTRB8AevJyQ1EAdPxMiTMb9JO3Ik/s1600/530136107_small.jpg
İlk etapta Niang'ın son sene ağırlıklı olarak soyunduğu tek forvet rolü ile Fenerbahçe'deki tek forvetin görevlerinin epey farklı olduğunu söyleyebilirim. Bu da takımların kimyasından tutun da saha tertibi, oyun anlayışına kadar birçok sebepten dolayı ortaya çıkıyor. Her hattıyla dinamik , seri bir takımdan uzun süredir yavaş oynayan, geride çok fazla pas yapmayı seven bir takıma geliyor Niang. Hoş, Aykut hoca Fenerbahçe'yi daha hızlı, daha dinamik bir görüntüye ulaştırmak için çabalayacağını söylüyor ve bu da birkaç maçta ufak sahnelerle olsa da canlanıyor ama çoğunluğu uzun süredir takımda olan ve uzun süredir oynanan bir futbol mantığını benimsemiş oyuncuları kısa sürede bu kimliğe kavuşturmak sanılandan daha sancılı olabilir. Aykut hoca ve Niang'ın avantajıda burada ortaya çıkıyor , zira hücum oyuncularının; yani işi bitirecek oyuncuların çoğu yeni oyuncular ve belirli bir felsefeyi başka taktiksel disiplinleri benimsemiş oyunculardan daha kolay alabilirler. Ancak futbolun bir takım oyunu olduğunu düşünürsek, olayın sadece ileri uç elemanlarında bitmediği gerçeğide önümüze çıkıyor. Bir de tabi oynanmaya çalışılan hızlı oyuna uyum sağlaması zor gözüken stoper oyuncularını hesaba katarsak bahsedilen değişimin aslında çok uzun bir süreci kapsayabileceği de ortada...

Niang fiziksel özelliklerinden dolayı sırtı dönük top alabilecek, kanattan ya da arkasından gelen oyunculara servis yapabilecek bir oyuncu. Bu sebeple oyuncuya performans maksimizasyonu yaşatmak için kanat oyuncularının hızlı ve içeriye kateden oyunculardan seçilmesi gerektiği ortada. Dia ve Stoch ile bu ihtiyaç karşılanacaktır. Ama senelerdir forvet elemanlarının yetersizliği sebebiyle şuan oynanan futbolda para yapan forvetlerin aslında topa kafa vurmaktan, kafa ile gol atmaktan daha önemli rollere soyunduğunu unutan Fenerbahçe taraftarının hava hakimiyeti fantezisini karşılayamayacaktır Niang. Gerektiğinde kafa ile gol atacaktır, sırtı dönük top alacaktır ama çevremdeki hiçbir Fenerbahçe'linin istediği kadar yüksek bir hava hakimiyetine sahip değildir. Ki bence bu özelliği yeter seviyededir, orası da ayrı. Zira yeterince hızlıdır kendisi.Arada saçmalasa da son vuruşları epey iyidir, birebirde adam geçebilecek kadar yeteneği vardır. Ve hepsinden önemlisi bir liderdir, PVH kadar olmasa da sahada duruşu saygı uyandıran bir oyuncudur.
http://www.jamati.com/online/wp-content/uploads/2008/05/mamadouniang_olympique-de-mareseille.jpg
Ancak sorulması gereken önemli soru Alex'in akıbetinin ne olacağıdır. Hücum organizasyonlarının göbek oyunculara yüklenen eşit sorumlulukla belirlendiği, Alex'in rolünde çoğunlukla ona göre çok daha tempolu olan Lucho Gonzales (32 maç,28 ilk 11) gibi modern bir oyuncunun oynadığı takımdan ; Lucho'ya göre temposu çok kötü düzeyde olan Alex'li bir takımda, Alex'in üstün top tekniği ve asist özelliği sebebiyle belki daha fazla pozisyona girecek olsa da Alex'in koş(a)madığı yerlere kendisinin gidecek olması sebebiyle performansında bir düşüş olabilir Niang'ın. Üstüne basarak söylüyorum ki, elbette çokça gol pozisyonuna girecektir ve gol atacaktır ama Fenerbahçe'nin Marsilya ile taban tabana zıt olan oyun formatı sebebiyle Alex'in asistlerini harcadığı çokça görülebilir Niang'ın. Esası sol forvet olan, fiziksel ve teknik meziyetleri sebebiyle sonradan gezen forvet ve en son tek forvet özelliği kazanan Niang ' ın tek forvetli sistemde sırıtmamasının , bilakis önemli işler yapmasının önemli faktörlerinden birinin Lucho Gonzales gibi , Valbuenna gibi tempolu oyuncularla oynamasından ileriye geldiğini düşünüyorum. Bu sebeple Fenerbahçe'de soyunacağı tek forvet rolünde destekçilerinin doğru seçilmemesinin çok üst düzeyde olan beklentilerini karşılamayacağını hesap ederek kadro yapılması gerekiyor.

Hayırlısı diyelim, yapılması düşünülenler hızla gerçekleştirirse çok canlar yakacak Niang diye de ekleyelim.

17 Ağustos 2010 Salı

Güçlüyken Tepki Vermek

M.P. Antalyaspor maçında iki gol attıktan sonra herşey güzel görünürken maçta tek olay vardı. Semih bandı takmak istemedi ve Emre'ye verdi.

Ardından da şu demeci vermiş beyimiz."Alex oyundan çıkarken bandı bana uzattı. Emre lider karakterli bir oyuncu ve kaptanlık pazubandını onun takmasını istedim. Yönetime karşı bir tavır olarak algılanmamalı"

Eğer bir duruş sergiliyorsanız arkasında duracaksınız. Sözleşmeni yönetim habersiz uzattı diye avukatın tarafından  yaygara kopartılsın,senin sesin çıkmasın.

Klübünü üstelik yetiştiğin kaptan olduğun klübünü şikayet et, sonra istediğin ücreti bulamaınca Daum'u mazeret olarak göster ve ayrılır ayrılmaz şikayetini geri al.

Sonunda da tepki olarak kaptanlık bandını takma arkadaşına ver. Üstelik ben takmam, sen tak falan tribine gir. Birde üstüne böyle yanar döner bir açıklama yap.

Yakışmıyor hele kendini en güçlü hissettiğin anda böyle tepkiler vermek hiç yakışmıyor.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Var Bir Benzerlik

‘Sabes a cuantos mundiales ha ido Raúl?’


Do you know how many World Cup’s Raul has been to?

‘A Tres’

Three

‘Tu sabes a cuantos Copas de Europa ha ido?’

Do you know how many European Cups he’s been to?’

‘A Dos’

Two’

‘Dime las que hemos ganado?’

Tell me which ones we’ve won?
 
Yukarıdaki Luis Aragones'in Euro08 öncesi bir gazeteciye verdiği cevapları içeriyor. Türkçe meali neden Raul'u milli takıma almadığı sorusuna.
 
3 Dünya Kupası, 2Avrupa şampiyonası oynadığı ve bunlardan hiçbirini kazanamadığı.
 
Bugünlerde bizim topraklar da geçen bir tartışmaya benzemiyor mu.

1 Ağustos 2010 Pazar

Wahsigoooollllll

Solundan gelen bir ağrı nedeniyle hastaneye kaldırılıp apar topar gönderildi zamanında. Fenerbahçe tarihinin en komple hücum oyuncusuydu bana göre. Atmaya bu senede Fluminense de devam ediyor, üstelik Türkiye'den gönderildiğinden beri farklı takımlar da durmadan atıyor. İlk maçında iki gol atarak merhaba dedi.



Washington'un gelmesi de Fred'in takımdan ayrılacağına bir işaret sayılabilir. Bonservissiz gelmişti yüksek bir kazanca satılacaktır büyük ihtimalle.


Bir haberde R. Oliviera'dan verelim, her sene transfer olurdu bu diyarlara ama bir türlü olmadı. Sonunda ülkesine, eski takımına geri döndü ve ilk golünü de dün attı.


Bakalım hücum oyuncusu arayan takımımız olursa ara transferde adı geçecek mi?

27 Temmuz 2010 Salı

Brezilya-Fenerbahçe Hattı


Kare Globoesporte’den alınma. Guti'nin imza töreninden bu fotoğrafı seçmişler ve detay vermişler. Belki de 5-6 sene evvel de böyle haberler görmek normal karşılanabilirdi. Sonuçta Guti dünyanın en büyük takımlarından birinin sembol ismi ve yeni transfer yapmış, bunun ses getirmesi doğal ama asıl güzel olan bir diğer haber.


Aklımızın ucundan bile geçmeyecek bir haber bence. Buda aslında Fenerbahçe’ye samba diyarında verilen değeri gösteriyor. Ne bir transfer haberi nede vatandaşları ile alakalı bir konu. Forma tanıtım haberi bile Brezilya okuyucuya sunulmaya başlamış bir kulüpten bahsediyoruz. Doğru temeller atılmış olması sevindirici, tabi hazır bu temeller oraya bu kadar iyi atılmışken Fluminenseden Fred alınıp gelinse ve ileri uç oyuncusu sorunumuz Gyan için konuşulan rakamlara göre oldukça ucuz aynı zamanda kaliteli bir isimle çözülse.




Güzel olmaz mı?

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Anıl Dilaver Vs Berk Elitez



Galatasaray senelerdir altyapıdan oyuncu çıkartmasına alışıktık ancak Fenerbahçe bu sene ezber bozarak dört tane oyuncusunu A takıma çıkarttı. Burada gerek Recep Berk Elitez, gerek Gökay İravul, gerekse Okan Alkan hakkında epeyce bilgi paylaşmıştık. Bu sefer sadece iki yakanın altyapısından üst yapıya çıkan forvetlerinin resimlerini paylaşmak istedim. Rekabetleri sahada kalmayacak gibi...



















http://www.galatasaray.org/images/sporcular/2/anil_dilaver_b7512.jpg

Futbolculukları da kendileri kadar güzel olur işallah...

Not: Recep Berk Elitez bence daha iyi futbolcu.

Transfer

Kimi zamanlarda uzun süreler boyunca boşladığım blogu yenilemek, geliştirmek, düzenli olarak kaliteli yazılar yazılmasını sağlamak adına neler yapabileceğimize dair kafa patlatıyorum son günlerde.. Kaliteyi; olayı magazine dökmeden, sadece spor temelinde arttırmayı amaçlıyorum. Dünya'nın her yerinde spor yapılıyor, hemen hemen her ülkenin kendine ait bir ligi var. Ancak yalnızlık zor iş, öyle zamanlar oluyor ki çok büyük ilgiyle izlediğin, bilgili olduğun bir konu zaman aşımından dolayı rafa kalkabiliyor. Bilgili olduğun bir lig, bir organizasyon da.. Bu sebeple özellikle Fransa ve Brezilya ligleri konusunda son derece bilgili olan Adem ÖZTÜRK'e teklif götürdüm, sağolsun kırmadı ve yerden şut üstten aut bünyesine katıldı. Ama blogu daha fazla çeşitlendirmek, yazıların sadece futbol üzerine yazılmamasını sağlamak adına yeni hamleler yapılmalı diye düşünürken uzun süredir blogunu takip ettiğim Mali SELIŞIK'a teklif götürmek geldi aklıma. Sağolsun kendisi de kırmadı bizi ve bundan sonra motor sporları ile alakalı yazılar paylaşacak yerden şut üstten aut blogunda... Her ne kadar kendim futbol çıkışlı olsam da Dünya'da böylesine fazla takipçisi olan sporların futbolun bu denli gölgesinde kalmasını sindiremediğimden ve Türkiye'de de motor sporları ile epey alakalı insanlar olduğunu bildiğim için bu transferden dolayı son derece memnunum. Kendisine tekrar teşekkür ediyorum.

Yeniliklerimiz devam edecek.

Hayırlı olsun.

--------------------Diferansiyel
Related Posts with Thumbnails