20 Mart 2011 Pazar

Nasıl Anlatsam?












Kontraya çıkmak için bekliyorlar herhalde.


Haftanın Yıldızları



Bizde top oynadık, 11'e 11 ter döktük yeşil sahalarda. Ama hiç bu kadar etkili ve istekli top oynayamadık. Bu kadar güzel paslar veremedik. Atağa çıkarken hep top kaybederdik biz, kıçımızın dibindeki adama basmaktan acizdik. Nitekim topçu da olamadık. Haftanın yıldızlarısınız. Hey yavrum be, topçulara gel...

19 Mart 2011 Cumartesi

Galatasaray-Fenerbahçe Maçının Ardından

Dün üzerimde Galatasaray forması, yüreğimde ise sarı kırmızı olup stadta olsaydım herhalde hala şokta olurdum. Öylesine bir atmosfer oluştu ki zamanla Galatasaraylılar dahi '' bu sefer olacak galiba '' diye düşündüler. Ancak yine olduramadılar. Fenerbahçe müsabakası oynanıyorsa 90. dakikaya kadar sabretmek lazım sevinmek için. Erken havaya girdiğin taktirde Fenerbahçe affetmiyor, Alex ise hiç affetmiyor.

Maçın kendi çapımda özeti iki tane büyük yanlışlar yapan teknik direktörlerden daha az yanlış yapanı kazandı diyeceğim ancak elinde Alex olanı kazandı. Zira Hagi daha az yanlış yapmış olsa dahi yetmeyebilir, rakipte Alex var çünkü.Böyle negatif bir tablo ortadayken maçı yanlışsız idare etmesi gerekiyordu ki o ve onun çizgisinden yürüyen Schuster'in varlığı ile Aykut Kocaman'ın hocalığına, daha fazlası ise adamlığına şükreder olduk.

Ben Hagi'nin maça Pino ile başlamamasının büyük hata olduğunu düşünüyorum. Elinde bir adamın var; daha önceki derbide müthiş oynamış, hızlı, yetenekli ve formda. Başka bir adam daha var; o da hala kendini bulmaya çalışıyor. Fenerbahçe rekabetine dair bildikleri muhtemelen soyunma odasında anlatılanlarla sınırlı. Normal şartlar altında şuan kahve sohbeti yapıyor olsam çok güzel sıfatlar takabilirdim Hagi'ye ama blog işte. Kısacası ben olsam Pino ile başlardım.

Ancak Hagi oyuna Pino ile başlamadığı gibi oyuna dahi almadı. Ortalama üstü performans veren, golünü atıp daha da iştahlanmış Kazım'ı oyundan aldı ancak Stancu hala oyunda idi. İzlerken böyle rezalet bir idareye karşı Fenerbahçe'nin kazanması gerektiğini düşünüyordum nitekim öyle de oldu. Sen maçın ilk yarısında oyun anlamında daha çok pozitif şeyler yaptığın ancak beraberlik beklenebilecek bir maçta ikinci yarıya oyunu sende tutan en önemli faktörü-yani ortasahayı- rakibe verecek değişiklikler yaparsan olmuyor işte. Kendi ayağına sıkmak bu olsa gerek.

Kafamdaki Hagi hamleleri gerçekleşse dahi Galatasaray belki 3/4 tane yiyebilirdi ancak bence futbolun doğrusu yapılmış olacaktı. Sezon başından beri maç temposu yakalamasına imkan olmayan,sakat iki tane kanat adamını oyuna aldığında bir rahatlama oluştu bende. Zira Arda'da Kewell'da istenilen tempoda değiller şuan ki Kewell hiç bir zaman olmadı da zaten. Bu hamleler ile maçın başından beri Fenerbahçe'nin etkili olamama sebebi olan ortasaha hakimiyeti yavaş yavaş Fenerbahçe'ye teslim edildi ki bahsettiğimiz gibi elde bir tane dahi kontra atakçı kalmayınca kaybettiği taktirde 3 puan değil 2 maç geriye düşecek olan takım için bulunmaz bir ortamdı bu.

Olayın Aykut Kocaman tarafına gelirsek...

Kimi maçlar vardır, kimi oyuncular rezalet bir oyun ortaya koyarlar. Ne pas verebilir ne mücadele edebilir ne de ayakta durabilirler. Bu takım oyununa olumsuz etkide bulunur , belli zaman sonra takım o oyuncuyu yoksayar ve yalnızlığa iter saha içinde. Ama daha tehlikeli olan bir durum varsa o da oyuncunun varlığının takıma verdiği negatif elektriktir. Dün Niang takım üzerinde böyle bir etkiye sahipti ya da ben öyle düşünüyorum. Gollerin onsuz gelmesi hamlelerin doğruluğunun değil futbolda elektiriğin( ya da enerjinin ) ne kadar önemli bir yer tuttuğunun kanıtıdır gözümde. Size saçma gelebilir tabi, saygı duyarım. Ancak ben futbolculuk deneyimiminde etkisi ile böyle düşünüyorum.

Emre-Topuz ikilisi nasıl savunma anlamında sıkıntı yaratıyorsa Cris-Selçuk ikilisi de hücum anlamında kısırlaştırıyor Fenerbahçe'yi. Maça bu ikili ile başlamak bence çok büyük hataydı. Buna bir de Mehmet Topuz'un son derece sinik ve silik performansı eklenince ortasahanın Galatasaray'a geçmesi süpriz olmamalı. İkinci yarı yapılan Cris-Semih değişikliği bu yanlışların üzerine tuz biber ekti, oyunu gereksiz şekilde Galatasaray cezasahası ile Fenerbahçe ortasahası arasına sıkıştırdı. Ancak sıkışan top değil, mevkisiz oynayan Semih'ti. Alex ve Semih sürekli top almak için geri geldi, böylelikle hücum anlamında bir bütünlük sağlanamadı. Böyle bir ortamda sonucu ancak Alex belirleyebiliyor işte.

Benim gözüme batan bir başka yanlışta kesinlikle Stoch'un oyuna sokulma dakikası idi. Tamam, futbol takımlarında papaz oyuncular vardır ve oyundan almak zordur. Ancak Niang ilk yarı itibari ile bugün birşeyler yapamayacağını her haliyle anlatıyordu. Hoca olarak bu hamleleri yapmaktan çekinmemek gerekiyor. Zira daha önce de yazdığım gibi kayıp 3 puan değil 2 maç olacaktı çünkü.

Tüm bu antrenör yanlışlarına sebebiyle sonucu Fenerbahçe ya da Galatasaray değil Alex belirledi. Senelerdir yaptığı işlere bir yenisini ekledi. Yalnız burada da bir parantez açmak lazım. Aykut Kocaman sene başında gerek eylem gerek söylemleri ile Alex'e bağlılıktan şikayet ediyordu, Fenerbahçe'yi bu sıkıntıdan kurtaracağını söylüyordu. Bu konuda attığı yanlış adımlardan ders aldığına , Alex'in harcanmamasına seviniyorduk ancak şuan sahada tamamen Alex'e bağlı bir Fenerbahçe var. Bundan önceki senelerde de Alex'e bağlılık söz konusuydu ki Alex varsa zaten bu normaldir. Ancak takıma puan tablosunda yazılacak 3 puan bu kadar Alex ile alakalı mıydı, bence değildi. Bunu bir masaya yatırmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Kısacası Alex'in varsa hayata bir sıfır önde başlarsın. Heykel şart oldu bu sezon itibari ile...

8 Mart 2011 Salı

Asi Ruh ve Onurlu Duruş...

Yaşayan son efsanenin ölümü

Beşiktaş'ın iki Şeref'i var. Biri futbol şubesini kuran Şeref Bey. Ötekisi ise attığı 320 golün 99'unu vole ile atan (Asla kafayla gol atmadı) Şeref Görkey.
Beşiktaş'ı üst üste 5 yıl şampiyon yapan o efsane 5'li forvetin (Sabri, Kemal, Şeref, Hakkı, Şükrü) yaşayan son efsanesi Şeref Görkey öldü. Şeref Bey'i toprağa verirken bir anıyı yazmak istiyorum...
Beşiktaş, Galatasaray'la oynuyor. Yenerse Fenerbahçe şampiyon olacak. Ama Beşiktaş o maçta Şeref Görkey'i oynatmıyor.
Ertesi gün Cumhuriyet'in manşeti düşündürücü:
"Beşiktaş sahaya Şeref'siz çıktı!..."Konuyu değiştirmeyeceğim.Geçen sezon Beşiktaş, Rizespor'la oynuyor. Yeners
e Rize düşecek, Bursa kurtulacak.
Ama Beşiktaş'ta Sergen Yalçın oynamıyor. Hadi kısa keseyim ve Levent Bıçakcı'ya sorduğum sorunun cevabını yazacağım...Beşiktaş-A.Sebat, Rize-Beşiktaş maçları hakkında Şike Tahkik Komisyonu araştırma yaptı. Ulusoy Federasyonu bu maçları onayladı. Sayın başkan dedim. UEFA'dan sorarlarsa, bu rezalete ne cevap verirsin:"Susarım. Başımı öne eğerim, utanırım
. Sonra yere bakarım ve kafamı kaldıramam!..."Lütfen... Beşiktaş'ı yönetenler. Beşiktaşlıları utandırmayın. Lütfen!.. Beşiktaş'ta kirli eller ve kirli ayaklar temizlensin.

12 Kasım 2004
Kazım KANAT-Sabah

Neden Beşiktaş'ı kaleme almadığımızı ne kadar güzel anlatmış rahmetli Kazım KANAT. ( Link ) Söylemeye lügatımızın yetmediği şeyleri, tarihten bir kesit sunarak olabilecek en yalın şekilde ortaya koymuş;

''Beşiktaş sahaya Şeref'siz çıktı''

*****




























Tabi benim buralarda bu ne idüğü belirsiz camiayı kaleme almamamın sebebi tek başına Kazım KANAT'ın satırları değildir ki takipçiler net olarak hatırlar bu kararımı aldığım zamanı. Denilecek ki, '' Şimdi neden yazıyorsun o halde Beşiktaş'ı?''... Çok keyif aldığımdan değil elbet, sadece unutulan ve unutturulmaya çalışılıp, şerefli ikincilik ve amaçsız bir taraftar grubu ile övünmeye çalışanların geçmişini ucundan azıcık yazmak istedim. Zira sağda solda çok fazla duyar olduk ''Beşiktaşlılık duruşu'' ile içiçe geçmiş ''muhteşem taraftarlık'' kavramını.

Beşiktaş'ın o dillere pelesenk olan duruşu (!) çok önceden beridir vardır aslında. Ancak Ağustos'un 19'una kadar pek te umrumda değildir. Sözde 3. büyük takım taraftarlarına herhangi bir galibiyetten sonra tek mesaj atıp , tek bir söz söylemişliğim yoktur bu tarihe kadar esasen. Zira ne yanardöner bir camia oldukları, kendileri, sadece siyah-beyaz gören gözleri itibari ile idrak edememiş olsalar da ortadadır.

Peki ne mi olmuştur bu tarihte?

Avrupa Ligi'nde Paok ile eşleşen Fenerbahçe ilk maçını oynamak için Yunanistan'a gitmişti. Son derece ateşli Yunan seyircisinin önünde oynanacak maçta, Kadıköy'e avantajlı bir skor ile dönme hesapları yapıyordu. İşler istenildiği gibi gitmemiş Fenerbahçe bu deplasmanda avantajlı bir skor alamamıştı. Ancak maç sonundaki tabloda, 26 Ağustos'ta kapatılacak hesap sadece Avrupa Ligi hesabı değildi. Zira Yunan taraftarlar hadlerini aşmış, tribünlerde Türk bayrakları ve Atatürk posterlerini yakıp, çiğneyerek ; Milli değerlerine son derece bağlı bir Milleti provake etmiştir. Ya da biz öyle sanmışız.
















(Beşiktaş'ın kardeşlerinin Ayasofya'ya haç dikme videosu için tıklayınız.)

Zira Beşiktaş taraftarı o onurlu duruşunu sergileyerek, utanmadan sahiplendikleri Atalarının posterlerini yakan Yunan taraftarları İpsala'da karşılamış, yetmezmiş gibi Yunanistan takımının başkanı Zagorakis'e ''kardeşlik''leri sebebiyle bir atkı hediye etmişlerdir. O atkıda bulunan armanın içinde yine buna tek sahip olan klup olmaları itibari çok övündükleri Ay-Yıldız'ın bulunması ise trajikomiktir.















Buraya kadar olan kısmı, futbolu biraz takip eden herkes biliyordur diye tahmin ediyorum. Biraz geçmişe doğru dönme vakti gelmiştir o halde...
*****
Yukarıdaki satırları ''o bir grup kendini bilmezi Beşiktaş taraftarı ile özdeşleştiremezsin.'' şeklinde savunan onlarca Beşiktaşlı arkadaşım var. Türkiye'nin en büyük ve en organize taraftarı Beşiktaş taraftarıdır onlara göre. Keza en onurlusu da...

Öyle onurlu ve adam gibi duruşa sahip bir taraftar topluluğudur ki Beşiktaş taraftarı şuan özlemle andıkları Süleyman Seba'ya '' Ahmet Dursun, Seba gitsin'' dahi demişlerdir.

Ve yine öyle muhteşem bir duruşları vardır ki onların; karısının yanında küfür ederler başkanlarına. Ancak o ana-avrat küfür eden başkanlarının yaptığı iki-üç transfer nihayetinde Asena kıvraklığında bir figür ile dönüverirler.





































En çok övündükleri şey taraftarlıklarıdır Beşiktaş taraftarının. Takıma olan bağlılıklarını, organize showlarını methederler sürekli. Fenerbahçe düşmanlıklarından ziyade taraftar gücü ile büyükler arasında yer aldıklarını savunurlar. Oysa bilmedikleri birşey vardır;

En çok övündükleri taraftar gruplarının rant kaygı ve kavgası içinde habersiz şekilde çoktan telef olmuşlardır.

Şöyle ki; Yıldırım Demirören başkanlığındaki dönem başlı başına rezalet bir yönetim anlayışının egemen olduğu dönemdir Beşiktaş için. Ancak çok övdükleri Çarşı'nın Beşiktaş'ın geleceğini ipotek altına alan başkanlarına karşı sesi, camianın içinden 2 tane evlatlarını ve 41 tane futbolcularını yedikten sonra çıkmıştır. Sebebi ise belirttiğimiz üzere Yıldırım Demirören üzerinden ulaştıklarıdır.

Serdar Bilgili yönetimi, kapalı tribünde arkası kesilmeyen olayların yarattığı kaygı sebebiyle kapalı tribünde Çarşı'yı pasifize etmişti vakt-i zamanında. Bunun bedelini 25 Nisan 2004'te Fenerbahçe maçında ağıza alınmayacak küfürlere muhatap olarak ödedi. Sonrasında ise istifa etmek zorunda kaldı. Tam burada şu linke tıklamak gerekiyor diye düşünüyorum. Zira Yıldırım Demirören ve Kıvanç Oktay , linkte görebileceğiniz üzere takım tam tıkırında iken sebepsiz şekilde istifa etmiştir. Akabinde gazeteler sürekli tek bir noktaya dikkat çekmeye başlamıştır; '' Yıldırım Demirören başkan olmak istiyor. '' Bu esasen bir mesajdı, çekil artık mesajı. Ancak Serdar Bilgili girdiği yoldan çıkmamaya kararlıydı ki bu kararlığı altı aydan fazla süremedi. Fenerbahçe maçından sonra kapalı tribünü aldığı bir grup taraftar ve şeref tribününde bulunan duruş sahibi Beşiktaşlılar tarafından küfürlerle uğurlandı.

Bir grup Beşiktaş taraftarı vardır ki onlarda hala benim düşündüklerimi sorgulamaktadır.Bu sebeple onları bu iğrenç ortamın piyonu olarak görmemekte, taraftarlıklarını taktir etmekteyim. Zira onlarda benim gibi Ulusoy-Demirören akrabalığından, şampiyonlukları çaldığını düşündükleri Galatasaray camiasından ''kardeş'' olarak bahsedilmesinden, kupalarının federasyon başkanının babasına götürülmesinden, 100 seneyi geride bırakmış bir camianın geleceğinden, '' En büyük hayalim oğlumun Beşiktaş başkanı olması'' diyen zihniyetten şikayetçidir. O şeref tribününde küfür edenlerden de, kapalı tribünü elinden alındığında çileden çıkanlardan da...

Ve yine kimisinin içi içini yemektedir:

Takımda herşey yolunda iken istifa eden Yıldırım Demirören'in, Ulusoy ile bağlantısı sebebiyle ''acaba'' kaçan şampiyonlukta payı var mıdır? Şenes Erzik'in dahi ilerleyen zamanlarda Uluslararası Platformda çok önemli yerlere geleceğini savunduğu Serdar Bilgili acaba bir hiç uğruna mı harcanmıştır?

Bu konuda bakın bir Beşiktaş taraftarı ne diyor:

''yil 2004 te secimlerden önce ani bir kararla hic sebepsiz birseysiz,futbol sube sorumlulugundan istifa eden sevgili yildirim demirören fitili ateslemis sonrasida düzenli bir sekilde gelmistir,yani bir senaryo yazildi o senaryoda alehimize idi,vede iyibirsekilde ilerledi ve film demirören icin mutlu sonla bitti.kim nederse desin,ister hayir ister evet deyin,ister hakaret edin ister destek verin ama osene kacan sampiyonlugumuz ardindanda yasadigimiz bu kaosun tek sorumlusu tek sorumlusu tek sorumlusu sayin yildirim demirörendir.iyi giderken hersey durduk yerde istifa etti,aslinda o gün benim icime birseyler dogmustu,cünkü haluk ulusoy ve demirörenin akrabaliklarini iyibiliyordum,kendi camiaminda nasil hassas oldugunu biliyordum,buyüzden birseyler olacagini anlamistim.kim nederse desin o 5kirmizi kart,ondan sonraki maclarda bariz hakem katliamlari demirören ve sevgili kuzeni(tambilmiyorum nesi oldugunu)ulusoyun bir senaryosuydu.ben buna Allah bir gibi bililiyor ve inaniyorum.bu düsüncemde asla degismez.bu olayin icinde piyonlarda coktu,mesela hakemler,rakiplerin yaninda icimizden baya cok büyük bir kesimde sirf kapalidaki localari yiktirip tekrar oraya gecebilmenin planlarini yaparlarken demirörenle yedikleri yemegi dün gibi hatirliyoruz,vede bu senaryonun icinde bilgilinin gitmesi icin yapilacak finisi sevgili carsi yapmistir.müthis bir final yaptilar,aslinda rolleri aslinda büyüktü,figüran degillerdi o senaryoda.sevgili carsi liderimiz alen bey 5yildir kulübümüzü hirdavatciya ceviren,prestijimizi ayaklar altina alan,bize tarihimizin enbüyük karalekesini yasatan sayin demirörenin hala arkasinda olduklarini söylüyor.evet bende suanda sayin demirörenin arkasindayim,ama bu destegi besiktasimi sevdigim icin,bu destegi vermeye mecbur oldugum icin veriyorum,ama sadece sezon sonuna kadar.bu sene bütün besiktaslilar yalandanda olsa mecburen yönetimin arkasinda durmaliyiz.fakat bu sezonun öncesindeki senelerde bizler demiröreni desteklemedik pek,ama carsi 5senedir devamli destekliyor.korkarim bu sezonun sonunda bile destekliyecekler,ister sampiyon olalim ister olmayalim,carsi destegini cekmeyecektir,bunuda Allah birgibi biliyorum.sevgili sanli besiktas taraftari,lütfen besiktasimizin hatiri icin icimizde yanan sampiyonluk özlemi icin,106yillik tarihimiz icin mayis ayina kadar yönetime ve baskana destek verelim.cünkü busezonda hüsranla biterse inanin enaz bir 5sene daha kaos ortamina girer cikamayiz.ama ister sampiyon olalim ister olmayalim mayis ayindan sonra ben kendi adima demirörene destek vermiyecem.''

Kendisi Demirören'e destek verse de vermese de ortada bir gerçek vardır; o da Demirören başkanlığı dönemindeki rezaletlere rağmen buna tepki koyamayan '' Asi Ruh '' un bu sessizliğinin bir sebebi olduğudur. Acaba o sebep belki kaçan şampiyonluğun mimarı olan Yıldırım Demirören'in onları eski yerlerine döndüreceği vaadi midir? Şampiyonluklarını çalan Denizli'de, Trabzon'da şampiyonlukları alacak parası olmayan (!) Aziz Yıldırım ya da Fenerasyon mudur yoksa...

*****

Adem Akçay (Siyah - Beyaz Derneği): Yıldırım Demirören bize daha önce başkan adayı olmak istediğini söylemişti. Bunun için istifa ettiyse zamanın doğru olduğunu sanmıyorum.

*****

Beşiktaş taraftarının medar-ı iftahar'ı , ''Asi Ruh'' Çarşı'nın onurlu duruşundan bahsetmişken saha içi ve saga dışındaki duruşlara girmemek olmaz.

Rahmetli yazar Kazım KANAT, alacağı onlarca tepkiye rağmen, gönül verdiği camiayı; girişte gördüğünüz üzere nahoş bir şekilde kaleme almıştır. Ancak Beşiktaş'ın Şeref'li duruşları sadece yazıdakinden ibaret değildir.

1975-1976 sezonunda ikinci lig kırmızı grubu şampiyonlukla bitiren Balıkesir lige yeni dahil olmuştur. Ancak Balıkesir lige fırtına gibi girmiş ve ligi ilk yarı itibari ile 4. sırada bitirmiştir. Fakat Beşiktaş küme düşme hattındadır. İkinci devrenin ilk maçında Beşiktaş aleni hakem hataları sonucunda Balıkesirspor'u 1/0 yenmeyi başarmıştır. Ve Balıkesir için bu, sonun başlangıcı olacaktır. Lig ilerleyen haftalarda öyle bir hal almıştır ki küme düşecek takım son hafta belli olacaktır. Balıkesir'in kurtulması için 1 puan yetmektedir. İstenilen alındığı taktirde A. Demirspor, Beşiktaş, Ankaragücü, Göztepe, Zonguldakspor ve Orduspor'dan ikisi küme düşecektir. Ancak düzen kurulmuştur, ikinci ligden gelen Balıkesirspor yine hakem hataları sonucunda ilk yarısı 1/0 biten maçı 6/1 kaybedip Ankaragücü ile beraber ikinci ligin yolunu tutacaktır.

Tabi Beşiktaş'ın şanlı tarihindeki şerefli duruşlar bununla da sınırlı değildir. Öyle ki Sebatspor-Rizespor-Beşiktaş üçgeninde yaşananlar herkes tarafından bilinmektedir. Bu yaşananların sonucunda Bursaspor'un Beşiktaş düşmanlığının temeli atılacaktır zira Bursaspor ne olduğunu anlamadan küme düşecektir.

*****

Lucescu, geçen günlerde Vatan gazetesine yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"Özellikle kariyerinin sonuna gelmiş oyuncularım resmen bana ve takıma ihanet ettiler. Başta Zago, Cordoba ve Ronaldo olmak üzere yabancılar iyice kenara çekildiler. Ama yöneticilere söylemiştim. Onlara kariyerinin sonuna gelmiş, para için oynayan futbolcuların, her şeyi deneyebileceğini anlatmıştım. Buna rağmen Beşiktaş yönetimi onların parasını vermedi. Onlara yol açtı. Boşluk bıraktı. Konya maçından sonra Cordoba'yı kenara çekip 'Maç sattın mı?' diye sordular... Geriye dönüp baktığımda, şüphelerimin yerine oturduğunu görüyorum. Şimdi kendime kızıyorum. Çünkü o zaman kötü adam ben olmuştum. Türkiye'deki sisteme karşı mücadele etmek çok zor."
*****
''Alaattin Çakıcı: ‘Sinan Sinan, ufak bir şey istiyoruz onu da halledemiyorsun. Oğlum, şampiyonlukta hiç mi payımız yok? O kadar olay oldu. Bir Allah’ın kulu açıp ağzını size bir şey söyleyebildi mi? Kızdırıyorsunuz beni.’


Sinan Engin: ‘Şey abi, tamam tamam... Abi, öyle değil başka bir şey oldu. Biliyorsun. Telafi ederiz abi. Kızma.’ ''
*****

15 Mayıs 2004 (Saat: 19.33)
VP: 11 numara Sinan var ya!
X: Abi, o özellikle koştu, abi biraz koşması lazımdı.
VP: Yok yok, .... çocuğu gol atmak için oynadı.
X: Yok abi! Sergen konuşmuş şimdi abi. Yemin ediyor öyle bir şey yok.
VP: Sergen mi diyor?
X: Evet.
VP: Ne dedin Sergen'e? .... edecek Vedat abin dedin mi?
X: Evet abi. Hiç koşmasak olmaz!
VP: Tamam onu da kaybetmeyelim! Hepsine teşekkür et, Sergen'le konuş. Hepsiyle konuş, hepsine teşekkür et.
X: Konuşacağım tabii abi!
VP: Uçakta beraber olacağım zaten hepsiyle ya!

*****

Tüm bunlar bir kenara... Bahsi geçen dönem ile ilgili olarak Sinan Engin'in söyledikleri çok çarpıcıdır:

''O dönem birşeyler oldu.''























Acaiplikler bununla sınırlı değildir. 2005/2006 sezonunda Galatasaray on yıldır kazanamadığı İnönü deplasmanında bu sefer kazanmak ve Fenerbahçe'nin puan kaybını beklemek zorundadır. Fenerbahçe'nin doludizgin yoluna devam ettiği bu sezonda Yıldırım Demirören'in şu sözlerle Beşiktaş'ın safını açıkça belli etmiştir:

'' Fenerbahçe'nin şampiyon olmaması için elimizden geleni yapacağız. ''

Nitekim Beşiktaş 52. dakikada Tümer Metin'in golüyle öne geçmesine karşın Galatasaray'a enteresan bir şekilde 2/1 kaybetmiştir. Ve Beşiktaş yönetimi daha da garip bir şekilde daha önce Arsenal'in resmi teklifinde satmadığı kalecisini kapı önüne koymuştu. Maç sonunda maçın Beşiktaş adına tek golünü atan Tümer Metin'e '' Bu hafta bu maç ile ilgili çok spekülasyon yapıldı, sen çıktın golünü attın, neler düşünüyorsun?'' şeklinde sorulan soruya son derece gergin olan vücut diliyle birleştirip verdiği cevap hayret verici idi:
'' Ben elimden geleni yaptım, benim vicdanım rahat. Bu soru başkalarına sorulmalı...''

Kazım KANAT'da bahsi geçen olay ile ilgili olarak yıllar sonra , katıldığı santra programında şu sözleri söylemişti;

'' Beşiktaş-Galatasaray maçı ile ilgili öyle şeyler biliyorum ki... Söylesem muhtemelen taş üstünde taş kalmaz. Ancak bazı sırlar var, benimle beraber mezara gelecek. Bu da onlardan işte... ''

İşte böyle bir düzen var Türkiye'de. Kendini büyük , taraftarını eşsiz sanan ancak varlığı sadece bu pis ortamı çeşitlendiren bir camia... Fenerbahçe düşmanlığı ve giriştiği küçük oyunlarla büyük olmaya çalışan ancak asla ve asla büyük olamayacak bir camia...


Ne desek boş şu videoyu izledikten sonra. Beşiktaş Trabzonspor'a yatmamış, Simao'nun pozisyonu golmüş. Eh , böyle bir tarihe sahip bir camia şu görüntüleri sergiledikten sonra isterse sahada üç tane oyuncusu can versin mücadele ederken kim, nasıl inanacak acaba?


























































Türkiye'de iki büyük vardır ezelden beri. Ancak Yıldırım Demirören yönetimi ve taraftarı nasıl Süleyman Seba'nın adından söz edilir haline getirdiği Beşiktaş'ı yerle bir ettiyse mevcut Galatasaray taraftarı ve yönetimi ''2 büyük'' gerçeğini görmezden gelip, yukarıdaki karelerin içinde yer aldığı müddetçe,Türkiye'nin 3/4'ü Trabzonspor'un şampiyonluğunu değil, Fenerbahçe'nin şampiyon olamamasını istiyor ve bir gerçek gözümüze gözümüze batıyor o vakit... O da Fenerbahçe'nin gitgide yalnız kaldığı ve tek kaldığı. Bu sebeplerden ötürü ben Galatasaray taraftarının Beşiktaş ile ''kardeşlik'' ilişkisine girip Beşiktaş'ın kendisini aşağıya çekmesine göz yummasındansa; camiasının eskisi gibi spor kimliğine bürünülmesinin gerekliliğini savunup Türkiye'nin iki büyük klubünden birine yakışır şekilde davranması, Türk sporuna hizmet etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Beşiktaş ise zamanla hakettiği yerlere gelecektir zaten...


Her Gün Biriniz, Bir Gün Hepiniz...

"Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'i eskiden beri tanırım. Çok iyi bir aile çocuğu. Medeni bir insan. Destekler miyim, evet desteklerim. Ben memnunum Federasyon'dan. Memnun olmamam için de bir sebep yok. Ben devam etmesini isterim kendisinin. Güzel şeyler yapıyor. Ciddi gelirler var. Takır takır da ödeniyor bu paralar"

"Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım çok çalışkan biri. O, Kulüpler Birliği'ne her şeye hazırlıklı olarak geliyor. Ben onları yapamam açıkçası. Dünya kadar işle uğraşıyor. O'nun orda olması kulüpler için avantaj"

Lig TV - 15 Aralık 2010

**********


"… Kulüpler Birliği'ne gelince... O yapının bir yaptırımı yok.

Kulüpler Birliği Başkanlığı bana teklif edildi ama kabul etmedim, edemezdim de. Trabzonspor'a gerçekten de çok yoğun bir mesai harcıyorm. Kulüpler Birliği'ne de zor bir alan. Ayrıca şimdiki Başkan'ı Aziz Yıldırım da bu işe büyük vakit ayırıyor, özen gösteriyor"

Fanatik – 9 Ekim 2008


6 Mart 2011 Pazar

22 Şubat 2011 Salı

Sen Var Ya Sen...













Sana ne desek, nasıl hitap etsek?

Sanırım sözü İntuition'a bırakmak yeterlidir. Gerekeni söylemiş kendisi sözlükte;

"bir takım kaptanı nasıl olur için yaptıkları sadece a2 maçına gitmekle sınırlı olmayan oyuncudur. takımın bu maçtan aldığı primi altyapı oyuncularına dağıtması için arkadaşlarını ikna eden ve bunu da gerçekleştiren bir kaptandır. sadece futbol mu? kendisi gerek basketbol gerek voleybol olsun maçlara gider‚ soyunma odasında oyunculara moral verir aynı zamanda. alex sadece fenerbahçe´de futbol takımının kaptanı değil‚ bir camianın kaptanıdır."


21 Şubat 2011 Pazartesi

Fenerbahçe-Galatasaray A2 Derbisinin Ardından

Fenerbahçe'nin A2 takımı için yazacak şey bulmakta zorlanıyorum. 1 saat yol tepip, beraber çok daha hoş vakit geçirmek varken, Dereağzı'na A2 maçına çağırdığın kız arkadaşınla beraber tel örgülerin ardından kuru soğukta, berbat bir açıdan maç izlemek inanılmaz bir burukluk yaratıyor adamda. Bir de A2 takımının uzun süredir varolan amaçsızlığı eklenince olay iyice çekilmez bir hal alıyor. Dolayısı ile yazması dahi sıkıntı veriyor diyebilirim.

Esasen geçtiğimiz sezonda birbirinden kopuk, ne yaptığını bilmeyen, ciddiyetsiz, sistemsiz bir takım vardı. Ancak yaş gruplarında epey gol atan Berk Elitez, U17 turnuvasında dikkat çeken Gökay ve Okan, ek olarakta Görkem tüm bu olumsuzluklara rağmen izlenir kılıyordu bu takımı. Arada Gökay araya salıyor, Okan iki üç adam bağlıyor, Recep Berk uzuyor gidiyordu. Bu sene Beykan ile tutunmaya çalıştım bu takıma ancak o da ne zaman gitsem oynamadı. Dolayısı ile A2 takım maçını izlemek için tek sebep olarak Görkem Kulbay, Enis Gül ve İsmail'i izlemek kaldı. Eh, Görkem ve Enis'te anlayamadığım bir şekilde oyuncu havuzunun dışına çekilince, geçen sene büyük keyif alarak gittiğim yol gözüme gözüme batmaya başladı. Kendi yazımın fotoğraflarını kendim çekeyim diye götürdüğüm fotoğraf makinası ile tek fotoğraf dahi çekme isteği uyanmadan ; uyutan, sıkıcı maçlar izlemeye başladım.

Bugün Gökay, Okan, Hasan ve Berk'in oynadığı haberini alınca anlamsız şekilde güzel bir maç olacağına dair bir his uyandı bedende.. Hem bu oyuncuların A takım idmanlarından sonra bu kademede ne kadar fark yaratacaklarını izlemek , hem Pendik'ten alınan iki genç oyuncunun futbol karakterleri hakkında gözlem yapmak hem de uzun süre sonra Görkem'i izlemek için çıktım yola. Dereağzı'na vardığımda karşı tarafımda kalan tribünde önemli adamların olduğunu anlamıştım, ancak Alex'in orada olduğunu bilseydim, maç filan dinlemez sahanın ortasından koşar tırmanırdım oraya. Sürekli maç izlediğim binanın tepesinde bu sefer Aykut Kocaman vardı.Dolayısı ile çıkamadık oraya, kuş bakışı kesemedik sahayı. '' Messi '' Recep abilerini izlemeye gelenlerdendi. Yine Beşiktaş'ın çok büyük kazık yiyerek Antep'e kaptırdığı Orhan Gülle ve eski Fenerbahçeli, yeni Beşiktaşlı Semih Beyaz'da Dereağzı'nın diğer tanıdık konuklarıydı. Arada Hürriyet Gazetesinden Ahmet Ercanlar abimi gördüm, ancak rezalet olan yerimi kaptırma korkusu ile gidemedim yanına. Kusuruma bakmaz işallah. Ki o içerideydi zaten gitme olasılığımda yoktu sanırım. Ek olarak Emre ve Lugano'da varmış, onları devre arasında televizyonda görme fırsatım oldu. Maraton Tugay, Raşit Çetiner ve Orhan Ak'ın da orada olduğunu yazmış, kendilerini göremesem de not olarak düşülebilir.

Maça Fenerbahçe iyi başladı. Ancak blogda daha öncede bahsettiğimiz Berkin Arslan ( tam olarak şuraya tıklamanız gerekiyor. ) zaman zaman büyük tehlikeler yarattı Fenerbahçe kalesinde. Benim çok beğendiğim, bana göre A takıma çıkan oyuncular arasında en yetenekli olan Okan Alkan'ı ilk yarı epey zor durumlara düşürdü. Nitekim sanırım 14. dakikada 35/40 metrelik deparıyla golü de haketti ancak savunma önüne zamanında yattı. Ancak gol 27. dakikada Berk ile Fenerbahçe'den geldi. İlk yarı genelinde Berk iyi boğuştu kendinden epey daha fizikli olan rakipleriyle. Bana epey güçlü gibi geliyor ki hızının yanında bununda olması çok önemli. Tabi birebir kaldığında daha fazla numara yapabilse herşey daha anlamlı, hayatta daha güzel olacak ama bakalım; belki zamanla...

Hasan ilk yarı itibari ile defansta bildiğim gibi oynadı. Galatasaray'ın forveti Anıl Dilaver'i iyi kontrol etti. Nitekim Anıl ilk yarı sonunda oyundan alındı. Gökay bildiğim Gökay, Fenerbahçe A takımında verdiğinin üstünde oynuyor. Ancak ben A takımda oynayan bir oyuncunun buraya gelip direkt maç almasını bekliyorum. Özellikle takımı için çok kritik ve skor üretmesi gereken bir mevkide oynuyorsa... Pas tercihleri, oyun görüşü herşey çok güzel ancak daha fazla skor üretmeli Gökay. Bunun içinse daha kuvvetli ve daha cesur olmak zorunda.

Görkem nerede diyeceksiniz; ikinci yarıda yemekhanede kendisi ve stoper Zeki ile beraber izledik maçı. Soğuktan ve rezalet açıdan kurtardı bizi. Talihsiz bir sakatlık geçirmiş o da , böyle bir maçta olmaması benim için hayal kırıklığı oldu. Hoş, sakatlığı olmasa da anlamadığım şekilde oynatılmıyor ya. Garip işler. Ne desek boş.

Onun gibi sahada olmayan bir başka isimde Enis Gül'dü. Pendik'ten alınan ismi yanılmıyorsam Eren olan oyuncumuz tarafından kesilmiş Enes. Ben Eren'i de sonradan oyuna giren İlyas'ı da beğendim, iyi kumaşları var, iyi transferler bunlar. Ancak Enes'i kesmek için de bir sebep göremiyorum. Diyorum ya akıl almaz tercihler olduğunu düşünüyorum bu kademede. Bunu sadece maç kadrosuna bakıp değil, Sivas'a , Batman'a giden oyuncuları da göz önünde bulundurarak söylüyorum. Ve Gökay, Hasan, Okan ve Berk'in adına karaladığı ilk şeyler 1,5 sene evvele rastgelen birisi olarak söylüyorum bunu. Ancak bir önceki paragrafı bağladığımız gibi bağlamaktan başka birşey de gelmiyor elden. Garip işler işte, çok garip hem de...

İkinci yarı için ne yazarsam boş olur zira daha çok muhabbet ettik. Onur Karakabak'ı sordum, Manisa'ya verildiğini öğrendim. Geçirdiği sakatlık sonrası tedavi süreci umarım olumlu geçmiştir de Manisa'da şans bulur kendisi.

Maç bitiminde Recep Berk Elitez söylene söylene soyunma odasına gidiyordu zira Galatasaray'a beraberlik getiren gol son dakikalarda gelmişti. Ertuğrul'da Şenol Çorlu'ya dert yanıyor gibiydi.. Okan soyunma odasına giderken sinirli gözüküyordu. Gökay ise u17'den kaptanı Orhan ve eski takım arkadaşı Semih ile muhabbet ediyordu. Biz de yavaş yavaş evimizin yolunu tutuyorduk...

Galatasaray'da Berkin Arslan, Cem Sulyan ve Semih Oğuz'u beğendim(üçüde prof). Galatasaray'ın profesyonel yaptığı bir başka oyuncu olan 8 numara Bilal Özhan'ın sahayı karıştırmak adına yaptığı her türlü çirkinliğe göz yuman hakemede notum zayıftır. Keza aynı hakem Galatasaray'ın iki dakika içerisinde 1,5 penaltısını da görmezlikten geldi, bunu da belirtmezsek olmaz sanırım.

20 Şubat 2011 Pazar

Beşiktaş-Fenerbahçe Maçının Ardından

Beşiktaş ile yapılan herhangi bir müsabaka için yazılacak her kelimede geçen vakite yazık.

Yalnız hala '' Neden Fenerbahçe?'' diye soranlar var ya ... Hani bitiyorum onlara. Gerçekten bak...

Tek başına hepsini susturduğu için Fenerbahçe...

.Yine en fazla '' büyük '' rüyalar görmeyi becerebilecek bir camiaya büyük olmadığını hatırlattığı gibi, büyük rüyalar görmesine dahi izin vermediği için Fenerbahçe...

Budur maç yazım benim.

İyi geceler.

15 Şubat 2011 Salı

Komedi Dükkanı


Ben hayatımda böyle bir olay ne gördüm ne de duydum. İşin daha ilginci bir benzerinin daha yaşanacağını da düşünmüyorum.

Atamızın resimlerini, bayraklarımızı yakan Paok'luları İpsala'da karşılayan Beşiktaş taraftarının gönül verdiği camia için taa o gün daha birşey yazmacağımı söylemiştim. Zira kayda değer bir camia olduğunu düşünmüyorum. Bilakis ezilmiş, yıllardır Fenerbahçe düşmanlığı ile ayakta kalmaya çalışan, değil Quaresma ; Messi'yi dahi getirse '' büyük '' olamayacağını düşündüğüm bir camia Beşiktaş.

Nitekim devre arası gerçekten Dünya yıldızlarını getirmelerine karşın hiçbir zaman birinci sayfa olamadılar. Bu onların kaderi, yadırgamamak lazım.

Ancak son 3-4 günde gelişen olaylardan sonra birşeyler karalamak istedim haklarında. Yine de sıcağı sıcağına harekete geçmemekle iyi yaptığımı anlamış bulunuyorum an itibari ile. Zira az önce bir komedi filmi sahnelendi Nevzat Demir basın toplantısı odasında.

İbrahim Üzülmez, futbolculuğunu beğensem-beğenmesem de, karakterinden hoşlansam-hoşlanmasam da her zaman taktir ettiğim bir futbol emekçisi idi. Dahası hırsı, mücadelesi ile aslında çoktan efsane olmuştu gözümde. Sınırlı kapasitesine sebebiyle her hocanın son tercihi olmasına rağmen beşinci hafta geçmeden 11 olmasını sağlayan da bu hırsı, profesyonelliği idi. Zamanla kaptan oldu, kötü performanslarda sergiledi ancak bir o kadar da iz bıraktı İbrahim Üzülmez. Galatasaray'a attığı gol, Barcelona maçı performansı gibi epey maç sayılabilinir. Ancak başarısı sadece bu iki maçla sabit olsa dahi bir azim öyküsü onunkisi. Yedek kaldığında sorun etmeden çalışan, formasını aldığında elinden geleni yapan... Kimi zaman sinirli, kimi zaman komik...

Ani bir kararla bileti kesildi İbrahim Üzülmez'in. Ben o an çok şaşırmadım, Beşiktaş bu; Allah kimseye sonradan göstermesin varlığı dedim. İbrahim için üzüldüm , ne kadar boş beleş bir camia olduğunu birkez daha anladım Beşiktaş camiasının. 11 senelik emeğin nasıl yaşı sebebiyle onu ön plana atılarak bir kalemde çizilebileceğini gördüm.

Ancak ne yalan söyleyeyim az önce Ntvspor ekranlarında Yıldırım Demirören ile Delinho'yu gördüğümde bu sefer çok şaşırdım. Kovdukları kaptanlarına vefa gösteriyordu büyük başkan. (!) Böyle hatalar yaparsa sözleşmesini feshederiz diyordu yüzüne bakıp pis pis sırıtırken. Ve ekliyordu:

''O bizim Deli İbrahimimiz. Ona kapımız her zaman açık. İsterse gelsin A2 takımda çalışsın, isterse jübile yapsın bu forma altında isterse de özel izin alıp transfer yapması için çabalayalım.''

Eh be Yıldırım Demirören, sen olmasan biz ne yaparız. Sen her fırsatta '' Yıldızlarımız '' diyip o ''Yıldızlar'' kategorisinin dışında olanları küstürmeye devam et. Onları da kovabileceğini söyle, bizde gülelim. Hem de oturma uzvumuz ile.

Bravo size, gerçekten ilklerin takımısınız. Törenle kaptan kovan, dalga geçer gibi kaptanlık pazubandı verip '' Akşam yatmadan buna bakıp bakıp uyu İbrahimciğim zira ancak rüyanda kaptan olursun artık '' mesajı veren ilk ve tek takım.

Konuşmada birçok komik detay mevcut ama benim ilgimi en çok '' İbrahim olduğu sürece birinci kaptanımız her zaman odur, bunu herkes bilir.'' demesi çekti büyük başkanın. Aynı adam devre arasında Guti'yi kaptan yapacağını söylüyordu bir de. Ne diyeyim, hiçbir zaman büyük değildiniz, olamayacaksınız da...



13 Şubat 2011 Pazar

Paraguay'ın Mesut Özil'i

Geçen gün seyrettiğim Arjantin-Brezilya u-20 maçından fark ettiğim bir yetenek hikayesi aslında, oyuncunun adı J. Manuel Iturbe.

Anne babası Arjantin'e çalışmak için gelmiş Paraguaylı bir ailenin çocuğu. Her güney amerikalı gibi sokaklarda başlıyor futbol ile tanışması ardından ilk profesyonel maçına da Paraguay takımı Cerro Porteno ile çıkıyor. 

Mesuttan Juan'ı ayıran temel özellik daha önce Paraguay u-20 takımında da oynaması. ilk izlenimim Messi değilde daha çok Lavezzi gibi daha kuvvetli klasik 1.70 altında ki Arjantinli genç yetenek.

Kendisinin peşinde neredeyse bütün büyük takımların adı geçiyor fakat internetten gördüğüm kadarıyla Porto ile anlaşmış sene başında 1.5 milyon gibi cüzzi bir rakama. Takipte yarar var adını daha sık duyacağımız kesin ileride.

30 Ocak 2011 Pazar

Fenerbahçe-Trabzonspor Maçının Ardından



Çok şey yazdık Aykut Kocaman hakkında, çok eleştirdik kendisini... Ancak bugün oynanan maçın özeti budur, günün kazanan-kazandıranı benimsediği oyun stratejisi ile, yaptığı değişiklikler ile Aykut Kocamandır; dahası '' Nasıl koydu Aykut Kocaman'' dır. Zico'nun zamanında absürd saha içi dizilişlerinden Newcastle maçı ile vazgeçişi geldi aklıma birden...

Nedense...

Bu pozitif havanın lig sonuna kadar sürmesi dileğiyle.


21 Ocak 2011 Cuma

Bir Devin Ayak Sesleri

Ne haftaydı ama. Önce bayan baskette sonra da erkekler baskette Avrupa’nın 1 numaralı favorisi gösterilen iki büyük takım, iki marka takım saygıyla eğildi çubuk formanın gücü karşısında...Bu galibiyetler sadece kağıt üstünde yazılabilecek kadar basit değildi. Dile kolay onur mücadelesi yapan ve “Biz hala Avrupa’nın en iyisiyiz !” diye haykıran kızlar bir yana 20 maçtır kendi evinde yenilmeyen, Avrupa’nın en etkili guard rotasyonuna sahip Yunan devini kendi saha ve seyircisi önünde evire çevire yenen cesur yürekli adamlar bir yana.

Önce Çarşamba gününe Gundars Vetra’nın takımının düştüğü aciz durumlara dönelim.

Sezona şampiyonluk parolasıyla başlayan Fenerbahçe bayan basketbol takımının son bir iki ayda başına gelenler bir takımın başına daha büyük ne gibi bir felaket senaryosu gelebilir ki dedirtecek cinstendi gerçekten. Önce Dünyanın En İyi Bayan Basketbolcusu Diana Taurasi’nin yasaklı madde kullandığının test sonuçları ile ortaya çıkması ve ardından sözleşmesinin feshedilmesi ile takım üzerine kara bulutlar çullanmaya başlamıştı.

“Angel’la birlikte takım kimyasını yeniden oluşturmak için bir an önce çalışmaya başlayacağız,hayat devam ediyor” diyen Ratgeber, bir başka Dünya Yıldızı Penny Taylor’ın zamansızca ülkesine çekip gidivermesi ile bir başka şok daha yaşamıştı. Sene öncesi tüm planlarını ve oyun setlerini bu iki oyuncu üzerine kuran koç silbaştan bir takım yaratmak zorunda kalacaktı artık. Bir gökdelen düşünün son katları çıkmaya başlamışsınız ve bir anda bakıyorsunuz en alttan iki büyük sutun yıkılıyor ve büyük emeklerle bitirmek üzere olduğunuz bina yerle bir olmakla karşı karşıya kalıyor. Yeniden başlıyorsunuz koca binayı inşa etmeye. Hem de bu olumsuz şartlarda karşınızda bir anda kupanın favorisi Rus takımı Ekaterinburg’u buluveriyorsunuz.

Ekaterinburg nasıl bir takım mı? Kendi ligi ve Avrupa ligi dahil bu sene tek resmi mağlubiyetini Taurasi ve Penny’li Fenerbahçe’ye karşı almış, kadrosunda Pondexter, Parker,Nolan,Gruda,Stepanova,Dumerc,Biba gibi dünya yıldızlarını barındıran, tek amacı 4 yıldır Euroleague kupasını almak olan ve bu amaç uğruna korkunç paralar harcayan bir takım.

Dahası 4 yıldır bir arada oynamanın ve kendilerini yenebilen tek isim olan Taurasi’den de kurtulmanın avantajı ve özgüveni ile geldiler İstanbul’a.

Eski dost Pondexter maç öncesi “Burası benim yuvam ve Fenerbahçe taraftarını çok seviyorum” diyerek gönülleri bir kez daha fethederken, koçları Vetra “İlk maçta mucizevi basketlerle mağlup olmuştuk, buraya galibiyet için geldik.” diyerek ilk maçın acısını hala unutamadığını ve kabullenemediğini buram buram belli ediyordu.

Angel McCoughtry takımla henüz 2 resmi maça çıkmış, Jecabsone Zagota sadece 2 idman yapabilmişti takımla. Tüm veriler UMMC’nin rahat bir galibiyet alacağını gösteriyordu. Ancak unutulan bir şey vardı. Fenerbahçe bayan basketbol takımı hala 12 oyuncuya ve kocaman 12 tane yüreğe sahipti. Taraftarı salonu hınca hınç doldurmuş, zor zamanlarda dahi “her zaman arkanızdayız ve size güveniyoruz” mesajını açık bir şekilde vermişti.

İşte böyle bir atmosferde başladı maç ve hava atışının yapılması ile birlikte de salonda Fenerbahçe fırtınası esmeye başladı. Koçun maça şok zone savunma ile başlaması Vetra’nın öğrencilerini de şaşırtmış Gruda’nın çember altından bulduğu sayının ardından Matoviç, Angel ve “Heeey ben hala MVP’yim” diye bağıran Horokova ile gelen 9-0 lık seri daha maçın başında ilk molayı almak zorunda bırakmıştı Rusları. Bundan sonra ne mi oldu? Taraftarın yeni sevgilisi Angel McCoughtry önderliğindeki kızlar, maçın sonuna kadar rakiplerine nefes dahi aldırmadı ve maç başına 64 sayı yiyen rakibini 82-75 yenerek girdikleri onur mücadelesini kazandılar. Bu skor hem Avrupa’da bu sene tek yenilgisiz takım olarak 2.tura 1.sıradan girme hakkını kazandırdı hem de sahaya yüreğini koyan kızların rakip kim olursa olsun kazanmak için ellerinden geleni yapacaklarını, önemli olanın isimler değil! Takım ruhunu yakalamak olduğunu, Fenerbahçe’nin ölmediğini ve dimdik ayakta olduğunu tüm Avrupa’ya haykırmış oldular.

Oyuncuların tek tek ne kadar büyük bir mücadele gösterdiklerine kelimeler yetersiz kalır ancak maç sonrası koç Ratgeber’in şu sözleri son dönemde yaşananların o kadar güzel bir özetiydi ki :“Fırtınanın ortasındaki bir botun içindeyiz fakat büyük dalgalarla mücadele etmeden iyi bir denizci olamazsınız"…

Amatör branşların son yıllardaki tartışmasız en istikrarlı şubesi ve lokomotifi olan Potanın Kraliçeleri’ne final four yolunda sonsuz başarılar diliyor ve rotamızı Yunanistan’a çeviriyoruz.

Geçen yılın Eurolegue şampiyonu Barcelona’yı kendi seyircisi önünde mağlup etme başarısı gösteren Fenerbahçe Ülker bu kez de finalist Olimpiakos’a konuk olmak üzere Dostluk ve Barış Salonu’nun yolunu tutmuştu.

Esasında bu iki takım ilk tur gruplarını aynı galibiyet yüzdesi ile bitirmiş, oyun yapısı ve sistemleri arasında da bariz bir fark görünmüyordu. Tek fark Yunanlıların Euroleague tecrübelerinin, basketboldaki lobilerinin! ve oyuncuların şöhretlerinin çok daha ağır basmasıydı. Rakip ön alanda Teodosiç,Spanoulis ve Papaloukas ile Avrupa’nın en etkili 3’lü guard rotasyonuna sahip görünürken Fenerbahçe Ülker de Ömer, Kinsey ve Tomas’la en etkili panzehire sahipti. Jasicevicius’un takıma dahil olması Ukiç’i de rahatlatmış ancak Mirsad’ın olmaması maç öncesi uzun rotasyonunda sıkıntı yaratmıştı.

Maçtan önce biletlerin tamamının tükendiği söylenmiş ancak pota arkalarında yer yer boşluklar göze çarpmaktaydı. Bir diğer ilginç istatistik de rakibin kendi sahasındaki 20 maçlık bir yenilmezlik serisine sahip olmasıydı. Ezeli rakipleri ve ligde bir türlü üstünlük sağlayamadıkları Panathinaikos’u lig maçında deplasmanda mağlup etmenin özgüveni de hakimdi Yunanlılarda. Ancak bizlerin de galibiyet için umutlarımızı artıran en büyük etken takımımızın Ukiç’in yokluğundaki bocalama dönemi hariç tüm sezon boyunca sahaya koyduğu oyun karakteri ve kazanma arzusuydu.

Maça tam da beklendiği gibi Bourousis’in çember altındaki etkili oyunu ile başladı Olimpiakos. Fenerbahçe ise Tomas ve Ukiç ile karşılık veriyordu rakibine. İki takımda çok basit top kayıpları yapıyor, hakemlerin en ufak temaslara faul çalmaları maçı sık sık durduruyor ve iki takımın da tempoyu ele geçirmesine engel oluyordu. Bir ara Rocky Balboa’nın Ivan Drago ile yaptığı maç gözümün önüne geldi. Arka arkaya bir o boksör bir diğeri rakibini yere sermek için yumruk atıyordu ve bu maçı da belli oldu ki son anlarda ayakta kalmayı başaran kazanacaktı çünkü iki takımda bir türlü geri adım atmıyordu. İlk yarı sonuna kadar skor üstünlüğü defalarca el değiştirdi ve devreye 33-33 eşitlikle girildi.

Devrede en çok dikkat çeken istatistikler Fenerbahçe’nin yaptığı 12 top kaybının yanında çember altına bir türlü top indirememesi ve maçı mümkün olduğu kadar sete set hücumlara çevirerek dış şutlarda başarı sağlamaya çalışmasıydı. Bunda da 4/4 üçlük isabetiyle gayet başarılı olduklarını söylemek mümkündü.

Rakipte ise üç silahşörler Teo,Spa ve Papa son derece etkisiz bir performans sergilemişlerdi ilk yarıda ve takım olarak sadece 3 asistte kalmaları Fenerbahçe’nin yaptığı baskılı savunma karşısında oyun disiplininden ne kadar uzaklaştıklarını gösteriyordu.

İkinci yarıya da benzer bir şekilde başladı. Erceg ve Bourousis’e günün en başarılı ismi Tomas karşılık verdi. Derken henüz çeyreğin başında arka arkaya faul yapan Kaya sinirlerine hakim olamayıp teknik faulü de alınca oyun dışında kalmış zaten sıkıntıdaki uzun rotasyonumuz iyice daralmıştı. Bu durumda sezonun belki de en tartışılan ismi Sean May’e ve Lavrinoviç’e büyük bir yük düşecekti. Çeyreğin son anlarında Spanoulis’in sazı eline almasıyla Olimpiakos bir anda 5 sayı öne fırladı. Ancak May’in savunma ve hücumda ekstra katkısı ve Ukiç’in son saniye turnikesi ile her şeye rağmen 3 sayı geride girdi Fenerbahçe son çeyreğe. Çeyreğin en dikkat çekici olayı belki de ilk yarı uzun oyuncularla bir türlü pas senkronunu tutturamayıp çok basit top kayıpları yapan Jasicevicius hiç oyuna girmemişti. Ancak bu büyük oyuncunun söyleyecek son bir sözü illa ki olacaktı!

Maçın 34.dakikası 64-63 Olimpiakos’un üstünlüğü ile geçildikten sonra ne olduysa bu dakikadan sonra oldu. Ayağındaki ödeme rağmen büyük bir özveri gösteren Büyük Kaptan Ömer Onan çıktı sahneye. Önce çok kritik bir üçlük gönderdi rakip potaya ardından da son çeyreklerin en dikkat edilecek ismi Spanoulis’i savunması ile sahadan sildi. Spahija 3.çeyrekte hiç şans vermediği Saras’ı sahaya sürdü bu arada. Çünkü o da biliyordu ki Panathinaikos ile defalarca bu takıma karşı zaferler kazanmış Litvanyalı oyuncu bir kez daha bu salonda sahneye çıkacaktı. O da bu güveni boşa çıkarmadı ve 3 dakika kala attığı kritik üçlükle tüm salonu susturmayı bildi. Rakibine 5 dakikayı aşkın sayı atma şansı vermeyen Fenerbahçe Ülkerli oyuncular Ömer’in artık klasik haline gelen son saniye basketiyle 84-70’lik muhteşem bir galibiyet elde ediyordu…Böylece geçen yılın şampiyonunun ardından finalisti de saygıyla eğildi takımımızın önünde.

Takımın 1 yılda geldiği bu nokta gerçekten inanılmaz boyutta. 1500-2000 ortalamaya oynayan, ilk tur gruplarında sonuncu olmuş, tartışmaların,dedikoduların ardı arkası kesilmeyen o takım gitmiş, Aydın Örs’ün direktörlüğünde ve Spahija’nın koçluk dehasıyla 13-14 bin seyirciye oynayan, oyuncusu,taraftarı olağanüstü bir sinerji yakalayan ve F4’ü sonuna kadar kovalayacak bir takım gelmişti. Rakip kim olursa olsun ve nerede oynarsa oynasın 40 dakika boyunca mücadeleyi bir an olsun bırakmayan, salonda binlerin, ekran başında milyonların ayakta alkışladığı bir takım ortaya çıkmıştı.

Maçtan sonra Ratgeber’in manidar sözüne benzer Spahija’da çok güzel bir mesaj vermişti tüm Avrupa’ya: “Onlar belki de Avrupa’nın en iyi takımı olabilirler ancak biz de Fenerbahçe’yiz”

Basketbol şubesindeki bayan erkek bu 24 oyuncuya ne desek ne kadar övsek azdır. Muhteşem bir haftayı geride bıraktık. Umuyor ve inanıyorum ki bu yolun sonu her iki takımımız için de F4 olacaktır. Teşekkürler Fenerbahçe….

“Dünyanın En Büyük Spor Klübü”


Konukyazar: İlhan BİÇİCİ

Related Posts with Thumbnails