13 Aralık 2011 Salı

Fenerbahçe-Güngören A2 Maçının Ardından

Hasta olmamdan ötürü Dereağzı'ndan takip edemediğim bir maçı yazma niyetinde değildim. Ancak özellikle Recep Niyaz bu düşüncemi değiştirdi.

Maçı Fenerbahçe A2 Takımı üstün bir oyunla 5-0 kazandı. Sonucu ortaya çıkartan birçok sebep var, mesela Ömer Kandemir'in takıma dönüşü, Güngören'in nispeten zayıf bir ekip olması gibi. Dolayısı ile yine kişisel performanslara dayalı bir not düşme niyetindeyim...

Öncelikle Ömer Kandemir'in oynadığı maçlarda Fenerbahçe'nin farklı bir performans sergilediğini söyleyelim. Temposu, oyun için devamlılığı ve kararlılığı iyi seviyede Ömer'in. Dahası top tekniği ve hücuma verdiği destek gibi hususlarda da Okan Alkan'dan sonra oyuncu beğenmenin çok zor olduğu bir mevki ve ortamda takip edilebilir bir profili var. Bugün yine çok faydalı ve etkiliydi. Sakatlıktan ve şanssızlıktan uzak bir ikinci yarı geçirir umarım.

Gökay İravul bugün geçmiş maçlara nazaran iyi olsa da benim tandığım Gökay bu değil. A2 takımında oynamaktan mı şikayetçi, yoksa başka bir problem mi var bilemiyorum ama benim tanıdığım Gökay herşeyden evvel çok daha delici. Yine takıma önemli katkı veriyor, sahada '' farklı '' duruyor ama onun performanslarını 2-3 sene önce Ankaragücü'nden gelip de A2 takımla oynadığı zamanlarda '' huzursuz '' olduğunu hissettiren Abdülkadir Kayalı'ya benzetiyorum. İdmanlarda ve sahada elinden geleni yapmaya çalışması şart. Ben onun çok daha becerikli ve kaliteli bir oyuncu olduğunu biliyorum ancak tanımayanlar için kendisini biraz daha fazla tanıtsa fena olmayacak.

Berkay Öztuvan'ı genel olarak beğeniyorum. Bu sene ciddi bir fiziksel ilerleme katetmiş gibi geliyor.

Defansta, kaptan Hasan Erbey'in partneri Berkaycan Değirmencioğlu'nu geçtiğimiz senelerde izlediğimde pek beğenmememe rağmen bu sezon itibari ile çıkışta buluyorum. Hava toplarındaki hakimiyeti iyi seviyede. Ancak tabi ki olmazsa olmaz; çalışmaya devam etmeli.

Hasan Erbey geçenlerde hakkında ne yazdıysam hepsini okuduğunu söylemişti, bu maçta onun içinde birşeyler karalayalım. Kendisinin de söylediği gibi, gerçekten çok iyi çalıştığını düşünüyorum zira fiziği bunu ciddi manada kanıtlar durumda. Onun hakkında yazdıklarımı şöyle bir inceleyim dediğimde gözüme çarpan yazı üzerinden gitmek gerekirse;

''A2 sezonu boyunca Dereağzı'nda oynanan tüm maçları izleyen birisi olarak o maçlara yöneticilerin dahi ilgi göstermediğini gördüğümden rahatlıkla bu dört oyuncu hakkında detaylı bilgilendirme yapabilecek az sayıdaki futbolseverden birisi olduğumu söyleyebilirim. Bu sebeple Hasan'ı anlatmamda mani olduğunu düşünmediğimden kısaca bir oyuncu profili çizeyim...

Stoper mevkisinde oynuyor Hasan. A2 takımının defanstaki lideri idi. Yanında oynayan stoper ve bek oyuncularını çizgi halinde ileri çıkartan, defansta liderlik görevini üstlenen bütün sezon boyunca kendisi idi. Tipi, oyun için konsantrasyonunu, kısmen ağırlığını Lugano'ya benzetebiliriz ki kendiside edindiğim izlenime göre Lugano fanatiklerinden. Ayaklarının Lugano'ya göre daha düzgün olduğundan ve ileriye dönük olarak umut verdiğinden bahsedebilecek olsakta kısa mesafede Lugano gibi çevik olmadığını da söyleyebiliriz. Hava toplarında da gayet etkili. Çabukluk sıkıntısını atarsa ilerleyen zamanlarda iyi yerlere geleceğini söylemek güç değil.''


eskiden yazdığım bu yazı üzerinden birşeyler ilave etmek gerekiyor diye düşünüyorum. Hasan'ın hava hakimiyetine vurgu yapmışız ancak bir oyuncu Lugano'yu örnek alıyorsa bence duran toplarda en azından tehlike arzetmelidir ki Hasan'ın da bu özelliğin üstüne koyması yararına olacaktır diye düşünüyorum.

Son olarak Recep Niyaz...

Bugün hız, devamlılık, dribling ve bitiricilik özellikleri açısından olağanüstü bir gol attı Recep. Onun tarzındaki meziyetli oyuncuların skor üretmesi beni çok keyiflendiriyor. Ancak asıl önemli olan tabi ki gerek yaş, gerek fizik olarak rakiplerinden çok daha geride olmasına rağmen Recep'in bunları sahaya yansıtması, yansıtma isteği. Hakkında keskin ve çok umutlu mesajlar atmamaya çalışıyorum ancak Recep takım mağlupken de galipken de ortaya hep birşeyler koyma isteğinde. Toplu ve topsuz inanılmaz iyi oynuyor ki zaten en önemli özelliklerinden bir tanesi de topsuz oyunu oynama mahareti. Devam et Recep... Şımarmadan, hiçbir meslek dalında elde edemeyeceklerini doğru bir futbolcu olarak kazanabileceğinin bilincinde olarak , üzerindeki formanın Fenerbahçe forması olduğunu her daim aklında tutarak devam et...





5 Aralık 2011 Pazartesi

Fenerbahçe-Kartal A2 Maçının Ardından

Bugün Dereağzı'nda seyir zevki açısından oldukça düşük kalitede bir maç vardı. Ancak 0-0 biten maçı izlenir kılan, dikkat çekici oyuncular yok değildi.

Özellikle İlyas Yılmazer'den bahsetmek lazım ilk etapta. Herşeyden evvel belirtmek gerekiyor ki istikrarlı bir oyuncu İlyas. Sezon içinde oynadığı maçlarda takıma verdiği katkı her zaman üç aşağı beş yukarı aynı. Sadece sol bek de oynadığı zaman kendini bu maçtaki kadar göstereceği alanlar bulamıyor doğal olarak... Bugün ise çok iyi bir sol açık performansı verdi. Topla çok seri ve dönüşleri inanılmaz hızlı. Olağanüstü bir yetenek demek elbette güç ancak bu yaş grubu için artık yavaş yavaş fazla geldiğini belirtmek lazım. Adam eksiltmesi, sertliği, boyunun kısa olmasına karşılık özellikle üst bölgesinin genişliği ve seriliği ile A takıma geçişin sinyallerini vermeye başladı. İki sene önce geldiği Pendikspor'da A takımda da oynamışlığı olduğunu belirtmek lazım. İstikrarı ve yükselen çizgisi ile bana çok büyük umut veriyor İlyas... Yalnız şahsi fikrim hücuma katılma zamanı ve ters kademe gibi temel bek öğretilerini bünyesine katıp bek oynarsa çok daha iyi performanslar verebilir. Bugün onu sol açık performansı ile çok beğendim ancak kimi oyuncular arkadan geldiğinde daha etkilidirler ya, İlyas'da da bu söz konusu olabilir. Gerçi orada oynayamasa da, bugün oynadığı ön tarafta da gayet etkili, önümüzdeki senelerde A Takım'ın sol açık rotasyonuna katılması şaşırtıcı olmayacak benim için.

Recep Niyaz ilk yarı sonunda oyundan alınmasına karşılık topu her ayağına alışında nasıl bir futbolcu olduğunu gösterdi. Çok olağandışı işler yapmadı, skor üretemedi ancak top kontrolleri, seriliği ve adam ekarte etme becerisi yaşına göre çok fazla. Fiziksel eksikliklerini kapatmak için çok fazla zamanı olduğu için rahatlıkla Fenerbahçe'nin üst yapısına çıkıp senelerce katkı verecek yıldız potansiyelli bir oyuncunun geldiğini söyleyebiliriz.

Stoper Berkay'ı ilk izlediğim zamanlarda çok dağınık bulmuş konsantrasyon eksikliği olduğunu düşünmüştüm. Ancak özellikle son iki maçta kendisini iyi gördüm. Hava toplarında epey etkili. Tabi daha geniş alanlarda oynanan maçlarda hızlı rakiplere karşı da görmek gerekiyor.

Gökay İravul bugün geçen maça göre daha istekli ve iyiydi. Çok rahat ve oyunu iyi yönlendiriyor. Ancak bu sene bir kere gördüğüm '' A Takım havası solumuş oyuncu '' farkını sahaya yansıttığını söyleyemem.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Fenerbahçe-Kasımpaşa A2 Maçının Ardından

Maç yazılarını sıcağı sıcağına yazmadığım zaman '' o an '' ki hazzı alamıyorum doğal olarak. Ancak bu maç özelinde çok önemli ve güzel performanslara şahit olduğum için geç de olsa Kasımpaşa maçına dair birşeyler karalayım istedim.

Dereağzı tribünlerinde yerimi almaya doğru giderken saha kenarında Recep Berk Elitez'i gördüm. Fizik olarak önemli bir gelişme trendi yakalamış gibi gözüküyordu. Ancak bu onun son maçlardaki formsuzluğunu ve doğal olarak sonradan oyuna girip skor katkısı yapan Emre Kara'nın onu kesmesini engellememişti.

Erten,Zeki,Berkaycan,Hasan Erbey,Devrimcan,Görkem,Gökay,Berkay Öztuvan,İlyas Yılmazer,Recep Niyaz ve Emre Kara ilk 11'i ile sahaya çıkmıştı Fenerbahçe. Kasımpaşa ısınırken gözüme çarpan fiziksel olgunlukları zor bir maç olacağı hissine kapılmama sebep olmuştu ki nitekim ilk 10 dakika top göstermedi Paşa Fenerbahçe'ye. Bunda günün '' kötü '' bile oynayamayan ismi Gökay'ın da etkisi yok değildi tabi. Görkem'in enfes derin topları ile etkili olmaya çalışıyordu Fenerbahçe. Oldu da... Ancak Emre'nin gününde olmamasından dolayı oyun anlamında zaten zor durumlara düştüğü müsabakada skoru elde etmesi de gecikiyordu. Derken klasik Fenerbahçe golü geldi. İlyas'ın kornerden ortalığı topa çok iyi yükselen Berkaycan güzel bir kafa vuruşu ile öne geçirdi Fenerbahçe'yi. Ancak orta alanda çok etkili olan ve izleyenlere gol atacağını hissettiren Kasımpaşa'nın cevabı gecikmedi.

İkinci yarıda Recep Niyaz'da Görkem'e eşlik etmeye çalışsa da Görkem'in 2/3 tane gollük pasını değerlendiremeyen Emre Görkem ve Recep'in bireysel çabalarını gölgeliyordu. Değişiklikte gecikmedi. Ve Emre Kara'nın yerine oyuna giren Recep Berk Elitez, Görkem'in ikramlarından birini oyuna girdiği gibi skora çevirip Fenerbahçe'yi öne geçiriyordu. Ancak son dakikalarda gelen Kasımpaşa golü ile maç 2/2 bitti. Nitekim maçın hakkı da beraberlikti.

Oyuncu özelinde birkaç şey yazacak olursak öncelikle Gökay'dan bahsetmek gerekiyor sanırım. Ben sahadaki Gökay'ı tanıyamadım. Bazen futbolcular kötü oynayabilirler, maçı tutturamayabilirler ancak Gökay kötü bile oynayamadı. Maçın başından sonuna kadar sahada var mıydı yok muydu belli değil gibiydi.

Ön libero Berkay oynadığı temiz futbolla bir kez daha dikkat çekti. Çok net ve garanti oynuyor. Basit oyununu bile zevk vererek seyrettirmeyi başarıyor. Umarım çizgisi devam eder.

Recep Niyaz özellikle ikinci yarı elinden geleni yaptı. Çok net futbol oynuyor o da. Top gelmeden ne yapacağının kararını vermiş olup herkesten önce harekete geçiyor. Yaşı sebebiyle gelişime açık olan fiziği ona bu kademede kimi ikili mücadelelerde sıkıntıya sebep olsa da oyun zekası, yeteneği ve estetiği ile gerçekten umut verdi Recep.

Son olarak Görkem Kulbay ile bağlayalım maç yazısını. Sene başında Karşıyaka'ya transferi son anda yatan Görkem'in yaşadığı bu talihsizlik bu performansını sürdürüp üstüne ufak eklemeler yaparsa büyük bir şansa dönebilir. Maçın bence en iyi performansı ondan geldi. Sağ kanattan defansın arkasına 3 tane gollük top attı ki toplardan biri havadan gelip forvetin koşu yaptığı kanalda tam anlamıyla öldü, Emre'nin topu kontrol etmek için ekstra bir çaba sarfetmesine gerek kalması. Yine ilk yarıda hareket halindeki topa baskı da varken kaptırdı gözüyle bakmama rağmen yaptığı '' Hamit Altıntop ortası '' ve ikinci yarıda rakibin sol bekini birebirde geçip attığı '' al da at '' pası maçın seyrini tamamen değiştirebilecek işlerdi. Ancak birtakım eksikler hala göze çarpmıyor değil. Bunlardan en önemlisi soldan gelişen ataklarda ceza sahasına girmekten çekinmesi ya da girmemesi. Bir kere denedi bunu Görkem, onda da gollük bir yarım vole imkanı buldu. Üst kademede '' kanat '' oyuncusu olmak istiyorsa bence bu asistçi özelliğini skorlarla da süslemeli. Oyun zekası ve tekniği ile doğru orantılı skor üretmiyor Görkem.

Kısacası A2 maçlarına gelin, size keyif verecek birşeyleri illaki bulursunuz. Birdahaki Dereağzı günlüğünde görüşmek üzere.

30 Ekim 2011 Pazar

Fenerbahçe-Galatasaray U-16 Maçının Ardından

Fenerbahçe Lefter Küçükandonyadis tesislerinde derbi dolu birgün geride kaldı. Sınırlı vaktim ve ilgim sebebiyle U16 takımını izlemeyi tercih ettim. U17 maçına göre maçta gol olması bile doğru tercih yaptığımın ispatı olmalı. Kıran kırana mücadele de cabası...

Oyunun başında aynen Beşiktaş ile oynanan hazırlık maçında olduğu gibi önde oynamak adına büyük bir çaba vardı Fenerbahçe'de. Daha ilk dakikalardan itibaren oyuncular oyunu Galatasaray yarı sahasına yıkmak istediklerini ortaya koydular. 3. dk da gelen gol frikikten gelen bir ortaya yapılan kafa vuruşu sonucunda oluşsa da takımın oyunu öne itme çabası maçın farklı kazanılacağı düşüncesi oluşturuyordu. Nitekim 6. dk da yine duran toptan ( kornerden ) gelen topa yapılan kafa vuruşu ile Fenerbahçe 2-0 öne geçmişti ki bu; oyunun yavaş yavaş basketbol maçına döneceği hissini iyice kuvvetlendiriyordu. Ancak dakikalar ilerledikçe Galatasaray ortasahada dengeyi sağlamaya başladı. Bunda şüphesiz Fenerbahçe'nin skoru erken elde etmesi ile rahatlaması da etkili oldu. Yalnız bu dakikalarda da dikkat çeken en önemli detay, Fenerbahçe'nin ilk dakikalardaki kadar agresif oynamamasına karşılık önemli pozisyonlar yaratabilmesiydi. Bunda da baş aktör 8 numaralı Bertuğ oldu. Bertuğ '' kadife '' diye tabir edilen sol ayağını mükemmel kullanan ve de bunu temposu ile birleştirmeye çalışan önemli bir organizatör... Bugün de çok klas derin toplar attı. Ancak bunlar golle sonuçlanmayınca Galatasaray'ın devre sonuna doğru kazandığı penaltı '' atamayana atarlar '' klişesinin doğruluğunu bir kez daha ispatladı. 2-1 biten ilk yarının ardından Fenerbahçe ikinci yarıya yine çok istekli başladı ancak yakalanan pozisyonları golle neticelendiremedi. Ve maç 2-1 lik Fenerbahçe galibiyeti ile sonlandı.

İki takım özelinde konuşmak gerekirse aralarındaki en büyük farkın Fenerbahçe lehine ''organize , yetenekli ve birbirini iyi tamamlayan bir takım '' olması olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki Fenerbahçe U 16 takımı gerek sahayı parselleme gerekse yardımlaşma konusunda Galatasaray'dan daha iyi seviyede. Bunun yanında iki takımın kontra atakları arasında da büyük farklılıkların olduğunu söyleyebiliriz ki bu da organizasyonun en önemli ispatıdır bence.. Bugün yakalanılan hızlı ataklarda Fenerbahçe oyuncularının koşuları yaptığı yerler ve özellikle Melih'in ters kanada attığı iki top birbirlerinin karbon kopyası gibiydi. Kısacası iyi de olsa kötü de olsa Fenerbahçe takımında bir organizasyon, bir bilinç görebiliyorsunuz. Bu da bu takımı izlemek için yeterli. Zira bugün tıp ki Beşiktaş maçındaki gibi ilk yarının sonlarında, takımın rölanti anında yediği gol ve Galatasaray'ın da oyunu topla oynama açısından dengelediği dakikaların fazlalığı takımdan olan beklentilerimin biraz altında bir izlenim bıraksa da bu takım diğer rakiplerinden '' organizasyon ve takım olma '' yönünden ayrılıyor. Bu da onları epey ayırıyor.

Bu kadar '' bütün '' bir yapının parçalarını ayrı ayrı değerlendirmek biraz güç. Ancak nispeten güçlü bir rakibe karşı oynadıklarından kimi oyunculara bugünkü performanslarından sebep parantez açmak şart. Bertuğ Başdemir ilk yarı boyunca kusursuz oynadı. Defansın arkasına atılan toplar, etkili duran toplar, ortasahada rakibe kaptırılan toplara anında yaptığı pres... Çok iyiydi. Ancak ikinci yarı etkisi biraz düştü.

Stoper ikilisi birbirini çok iyi tamamlayan oyunculardan oluşuyor. Onları bu sebeple ayıramayacağım. İyi bir performans sergilediler.

Sağ bek Egemen çok istikrarlı, çizgisinden kolay kolay sapmayan bir sağ bek oyuncusu. Bugün yine eski performanslarını tekrarladı. Oyunun son dakikalarında takım kontraya çıkma hazırlığındayken ilk önce topa basıp rakibi bayılttıktan sonrasında çizgiye paralel şekilde Melih Okutan'a yuvarlaması da sağ beke göre biraz fazla gibiydi.

Forvet Aziz Ceylan fiziksel avantajlarını çok iyi kullanan iyi bir ileri uç elemanı. Ancak bugün benim alışık olduğum keskinliği yoktu. Bazı pozisyonlarda topu ezdi. Ancak Galatasaray defansı ile çok iyi boğuştu. Defans arkasına attığı etkili koşular sürekli tehdit oluşturdu. Bu da Galatasaray defans çizgisinin biraz daha arkaya çekilmesine sebep oldu

Sol bek Yasir'i bugün bir kez daha çok beğendim. Hücuma katılacağı zamanı çok iyi bilen, oyunun iki yönünü de gerek kafası gerekse fiziği ile iyi oynayabilen bir bek oyuncusu. İkinci yarıda penaltı itirazına sebep olan müdahalesini çok beğendim. Penaltı mı değil mi bulunduğum yerden seçmek çok zor ancak bana değil gibi geldi. Penaltıysa da yerden kalkıp oyuna tereddütsüz şekilde devam etmesi öyle düşündürmüş olsa gerek...

Son olarak sağ açık Melih Okutan... Melih bugünün en başarılı isimlerinden biriydi. İkinci yarıda kontra anında attığı ters toplar çok iyiydi. Onun haricinde sağ beki ile çok uyumlu bir ikili oluşturdu. Boş alanlara sürekli yaptığı koşularla topa sahip olan oyunculara etkili bir tercih hakkı sundu. Oyunu genelinde etkili ve hareketliydi. ( Yanılmıyorsam ) Yaptığı kafa vuruşu da gol olsaydı çok güzel bir hediye olacaktı. Bir dahaki maçlara artık...

Galatasaray takımının kaptanı ve aynı zamanda 15 numarası olan çocuğu da çok beğendim. Adını bilmiyorum ancak takımının en çok göze batan oyuncusuydu.

Başka bir U16 haftasında görüşmek üzere...

10 Ekim 2011 Pazartesi

Fenerbahçe-Beşiktaş U-16 maçı ve Fenerbahçe U-16 takım raporu

Geçen sezon sonu kazanılan Türkiye Şampiyonası Finali'nden sonra ilk önce Macaristan'a, sonra ise Manchester'a gidip Dünya 5. olmuş çok özel bir takım Fenerbahçe U-16 takımı. Ancak onlar sadece başarılarından sebep özel değiller. Gerek arkadaşlıkları, gerek takımlarına ve camialarına olan bağlılıkları, gerek hemen hemen her oyuncunun karakter olarak sporcu kimliğini oturtmuş olmaları, gerekse yaşlarına göre oynayabileceklerinin en iyisini oynamaları... Birçok açıdan benim gördüğüm en organize altyapı takımı. Tabi bu takımın kurulması ve idare edilmesinde büyük payı olan hocaları Tamer Sivrikaya'yı da söze dahil etmezsek sanırım haksızlık etmiş oluruz. Gerçekten inanılmaz başarılı ve her açıdan '' istenen '' bir takım yaratmış başarılı antrenör.

Takım kaptanı İbrahim Serdar Aydın ile hoca twitter'dan cumartesi günü maç olduğunu yazınca biz de bu genç kardeşlerimizi sadece Fb TV'den izlemekle kalmayalım dedik ve Dereağzı'na yola koyulduk. Onlar da maç başlar başlamaz çok organize gelişen bir atak sonrasında çok klas bir gol atarak bizi daha büyük bir merağa sevkettiler. Bu dakikadan sonra top ne kadar Beşiktaş'lı oyuncuların ayağında kalsa da oyunun kontrolü Fenerbahçe'de idi. Beşiktaş Fenerbahçe'nin oynamaya müsade ettiği kadar futbol oynayabiliyordu ki burda da hocamız için ayrı bir parantez açmak gerekiyor diye düşünüyorum. Yaşı nispeten küçük futbolcuları birbirine sıkı sıkıya bağlamak, birşeyler öğretmek ne kadar kolay gözükse de Fenerbahçe U-16 takımının yaptığı saha parselizasyonunu yapmak pek kolay değil. Ancak Fenerbahçe U-16 takımı bu açıdan yaşlarına göre mükemmel denebilecek bir disiplin ve uyuma sahip görüntü veriyordu. Zaten ilerleyen dakikalarda da savunma anında rakibi pas hatasına zorlayarak istediği anda tempo yapmasını beceren Fenerbahçe, yine organize bir şekilde sürüklediği ve meziyetli oyuncusu Ramazan Civelek'in ortaya yeteneklerinden bir tutamını bıraktığı pozisyonda penaltı kazandı. Kaptan İbrahim Serdar Aydın atışı gole çeviremese de kaçan penaltıda aslan payı Beşiktaş kalecisine aitti. Çok çevik şekilde çok iyi uzandı topa. Ancak ilerleyen dakikalarda maç boyunca en az 10 defa tanık olduğumuz defans arkası toplarından birini atan İbrahim Serdar'ın enfes pasında onunda yapacak çok fazla şeyi kalmamıştı. Fenerbahçe kendini çok sıkmadan 2/0 öne geçti

Oyun bu şekilde sürecek diye beklerken bir anlık konsantrasyon kaybı sonrasında Beşiktaş'ın golü gelse de takım izleyenlere '' farklı '' olduğunun mesajını veriyordu. Oyuncu değişiklikleri ile Fenerbahçe yedek takımına dönüp Beşiktaş Fenerbahçe'ye göre nispeten daha az değişiklik yapınca Beşiktaş maçı 3/2 kazandı. Ancak kazandığı sadece bir hazırlık maçıydı. Zira Fenerbahçe takımı oynadığı futbolla Beşiktaş'tan çok daha iyi olduğunu ortaya koymuştu. Beşiktaş adına ise takım bazında çok fazla şey söyleyemesek de 10 numaralı oyuncuları Muhammed Şahingöz yetenek olarak, 5 numaralı oyuncuları ise fizik olarak takımdan ayrı bir yerde duruyordu.

Bu sezon daha fazla U-16 maçıyla karşısınızda olup daha fazla oyuncu tanıtacak olsam da ilk etapta gözüme çarpan birkaç oyuncudan bahsetmek gerekiyor. Öncelikle kaleci Anıl Demir çok başarılı , geride takımına güven veren bir kaleci. Zaten yaş grubunda da Milli olması onun yeteneklerinin farkında olan birilerinin olduğunun ispatı... Kaleciliği kadar oyun kuruculuğu ; yani ayak gücü ne seviyede şuan için net birşey söyleyemiyorum. Ancak epey iyi kaleci olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Macaristan'da ki turnuvanın en değerli kaleci seçildiğini de ekleyelim.

Sağ bek Egemen Zengin, Kayseri'ye kiralanan Okan Alkan kadar yetenekli olmasa da hücuma katılması ve savunma disiplini ile göze batan diğer isimlerden. Sert, topla sağ bek oyuncusuna göre iyi seviyede. Zaten herhangi bir bek oyuncusunu Okan Alkan ile kıyaslamak ona yapılmış büyük haksızlık olur. Zira Okan bir sağ bek oyuncusunun sahip olabileceği en üst seviyede yeteneğe sahip bir oyuncu.

Orta sahanın ortasında oynayan ve 8 numara giyen Bertuğ, yetenekli ve teknik bir solak. Çok isabetli derin toplar atıp, oyunu orta sahada iyi yönlendiriyor. Savunma anlamında da çok üst seviyede olmasa da şok preslerle ve birebir mücadelelerde top kazanmasını biliyor. Saf sol ayağının yanına bir de bu özelliğini daha da geliştirerek koyarsa kendisini bir anda iki siklet öteye taşıyabilir diye düşünüyorum.

Forvet arkası oyuncusu İbrahim Serdar takımın en farklı ve özel oyuncularından. Milli Takımlarda sağ bek oynayan, zamanında stoper oynamışlığı olan bir forvet arkası oyuncusu. Kısacası hocanın elinde çok yönlü iyi bir joker ve tabi iyi bir lider oyuncu var. Onun sağ bek ve stoper performanslarını hiç izlemesem de mücadele azmi ve devamlılığı sebebiyle buralarda oynayabilmesine şaşırmadım. Forvet arkası oyuncusu için de tekniği iyi seviyede olan İbrahim, zaman zaman Alex tarzında yaptığı topsuz koşuları ile forveti ikileyip süpriz goller atan iyi bir pasör. Şutları da gayet net ve etkili. Şahsen A2 takım seviyesinde oynayabilir gibi geldi bana. Zaten zamanla oralara geleceğinden de hiç şüphem yok. Dünya Şampiyonası'nda elde ettiği gol krallığı da bunun ispatı olsa gerek...

Forvet oyuncusu Aziz Ceylan'da bu özel grubun en özel oyuncularından. Defans oyuncuları için '' bela '' denilebilecek özelliklere sahip. Ve topla münasebeti de gayet iyi gibi gözüküyor. Stil olarak Torres'e benzettim kendisini. Onun da Cv'sinde Macaristan'da kazandığı gol krallığının olduğunu ekleyelim.

Esasen bu takımdaki oyuncularının hepsi çok özel ve meziyetli oyuncular. Stoperler Mehdi ile Çağrı, açık oyuncusu Melih, ( Fenerbahçe.org sağolsun ) ismini bilmediğim sol bek oyuncusu ( edit: Hocamız adının Yasir olduğunu söyledi ) ve Ramazan Civelek'te bahsedebileceğimiz oyuncular ancak onlar bir sonraki yazıya kalsın.

Bu çocukları bir de Dereağzı'nda izleyin derim.Ancak izleyemesenizde biz yerinize izleyeceğiz ve işallah 3/4 sene daha önceden yazmaya başladığımız Gökay ve Okan abileri kadar iyi oyuncular olmaya aday bu yetenekli gençleri burada tanıtmaya devam edeceğiz.

Yarına not

Yarın Fenerbahçe U 16 takımı raporu yazmaya niyetim var . Tabi terslik olmadığı taktirde. İki gün önce Beşiktaş karşısında izlediğimde de buna niyetlenmiştim ancak kavuşturamadık. Biraz maç,biraz oyuncu tanıtımı iyi olur gibi. Herkesin bu muhteşem çocukları tanıması gerek bence.

Sonrasında bir zamanda da bir '' Aykut KOCAMAN '' yazısı.

Görüşmek üzere.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Türkiye-Almanya Milli Maçının Ardından

Kısa ve öz...

Ben en temel sorunumuzun Spor Kültürümüzün olmaması olduğunu düşünüyorum.

Bunu tetikleyen etmenlerin ise herşeyi bilme hastalığımızın ve spor algımızın yanlışlığı olduğunu düşünüyorum.

Bakıyorum; biri Hiddink'e sallamış biri başkasına. Sahada olup da sallanmayan oyuncu kalmamış. Aslında Hiddink seçimi tartışılabilir ancak onun da başlığı adamın fazla profesyonelliği, bizim ise gazman oluşumuz olur. Bu açıdan bir değerlendirme yapılabilir ki yine temel problemin ne olduğu ortaya çıkar.

Hiddink belki bugün çok kötü günündedir, çok kötü kadro çıkarmıştır... Dersine iyi çalışmamıştır... Baştan sona rezalet bir hazırlanma periyodunun ardından sınavda 0'ı çakmışızdır Milli Takım olarak... Ancak bizim çözülmesi gereken problemimiz kadroda olması gereken Fenerbahçe'li futbolcular değil. Servet, Sabri,Selçuk Şahin, Hakan Balta değil. Burak Yılmaz değil. Anadolu'dan adam alınmaması hiç değil... Tamamen yukarıda saydıklarım.

Bu Milli Takım Dünya 3.sü oldu... Antrenörü kötü giyiniyor, konuşamıyor diye eleştirildi. O antrenör geçtiğimiz üç senede 1 Türkiye kupası aldı, 1 kez takımını şampiyonluğa oynattı. Bizim kazmanın alası dediğimiz Serkan Balcı ile, kütük Burak Yılmaz ile mücadele ederek yaptı bunu. Onları yıldız yaparak...

Bu ülkede bir takım Metalist Kharkiv'e elendi. Elenen hoca suçlunun ta kendisi olduğu için kovuldu. Ve Bursa'da şampiyon oldu.

Bu ülkenin Uefa ve Süper Kupa sahibi takımı Tromsolara elendi, Helsinborglara yenildi.

Bu ülkenin şampiyonu şampiyonlar liginde 0 çekti.

Ve yine bu ülkenin Milli Takımı Dünya 3. olduktan sonra baraj maçlarında Letonya'ya elendi...


Dolayısı ile biz aynaya bakmadıkça, Beckenbauer kadar cesur hareket edemedikçe bugün Sabri ile Hiddink olur günah keçisi yarın ise Selçuk Şahin... Bizim medyamız Arda vs. Messi demeye devam ettikçe biz daha çok küfrederiz Mesut'un Alman Milli Takımını seçmesine... Çünkü biz kendimize sormayız '' Neden bu adamı biz yetiştiremiyoruz '' diye... Aynen Hamit Altıntop ya da Nuri Şahin'in klup performanslarının Milli Takıma göre neden ve nasıl bu kadar iyi olduğunu ya da kısaca bu adamların Milli Takımda neden yapamadıklarını soramadığımız gibi... Ve ya sorarız, '' paragöz i*neler, Milli Takımı sallamıyorlar klup takımı kadar '' deriz. Arda'nın Galatasaray'da Atletico'da oynadığının yarısını oynaYAmadığını da görmeyiz, görsek de yine Arda'ya kızarız.

Hakem kötüydü, Ahmet gününde değildi, Mustafa kazmanın teki, biz çok iyiyiz ancak Mehmet s*çtı batırdı, bundan yenildik... Rakip hiç iyi değildi. Ya da biz hiç kötü değildik...

Dün facebookta Neslihan'a smaç servis atmayı öğreten ondan önceki gün Ersan İlyasova'ya 3lük atmayı öğretiyordu. Bugün ise Sabri'ye orta yapmayı.

Dün facebookta voleybol antrenörüne sallayan ondan önceki gün Orhun Ene'ye küfrediyordu. Bugün ise Hiddink'e...

Acı gerçeğimiz budur. Biz değişmedikçe, biz herşeyi bilmedikçe, biz yeteneklerimiz doğrultusunda yapacağımızın en iyisini yapma gayreti göstermedikçe... '' Coşkulu ve istekli takım '' gibi saçma sapan bir sıfat ile kendimizi, bizden aslında bir halt olmayacağını açık etmemeye karar vermedikçe. Hiddink yetmez Mourinho olsun diyorum ben. Sabri yetmez, Xavi Hernandez olsun.



He maça gelince de Almanlar gerçekten müthişler, top değil futbol oynuyorlar. Daha ciddi ve tam kadro bir Almanya karşısında Türkiye'nin 7 yemesi bile süpriz değildir.

24 Eylül 2011 Cumartesi

Futbol Dolu Hafta İçinin Ardından

Şike operasyonunun etkisini kırdırmak için mi düzenlenmiştir bilmem ancak sıkışık maç programı, aşırı bir bıkkınlık yaratmasına karşılık, bu sürecin hukuğa aykırı ve insan onurunu ayaklar altına alan bir biçimde ilerlediğini öne süren beni dahi futbola yeniden döndürdü diyebilirim. Tabi şuan için, Fenerbahçe hakkında çok uzun uzadıya yazı yazacak bir enerjiye sahip olmasamda genel olarak birçok futbol maçı izleyerek geçirdiğim hafta içini dikkatimi çeken 2 maç ile özetleyebilirim diye düşünüyorum.

Valencia-Barcelona

Geceleri uykumun gelmediği zamanlarda bilgisayarı kapatıp televizyon izlemek üzere kanepeye kurulurum. Valencia-Barcelona maçına da bir gece yarısı maçın tekrarında rastladım. Her çıkışın bir inişi olduğunu doğa kanunu olarak gören ve buna bağlı olarak ta Cecs Fabregas hamlesinin değiştireceği oyun formasyonu itibari ile Barcelona'yı geriye götürme ihtimalini azımsanmayacak kadar güçlü gören birisi olarak Guardiola'nın Cecs'i monte etme uğruna sistemde çok fazla değişiklik yapmadığını gördüğümden ötürü bu beklentimin tam olarak karşılandığından bahsetmek güç. Buna rağmen ben Bayern'e ve önüne gelene 4/5 atan; üç sezon önceki Barcelona'dan aldığım keyfi nasıl geçen sezon izlediğim takımdan alamadıysam bu sezon izlediğim takımın da geçen sezon ki keyfi vermediğini söyleyebilirim. Barcelona'nın makine düzeninde oynadığı maçlardan sıkılmış olmama rağmen Cecs'in Katalanlara ne vereceğini merak ettiğimden dolayı bu sezon çok az maçlarını kaçıracağımı tahmin ediyorum. Bakalım ilerleyen zamanlar neler gösterecek?

Atletico Madrid-Sporting Gijon

Çok övülmesine karşılık Falcao'yu çok izlemiş bir futbolsever değildim ki halen daha değilim. Soranlara bu sebeple pek fazla yorum yapmıyordum zira izlemediğim oyuncuları yorumlamak bana uzak bir hadise.Yine uykunun tutmadığı bir gece yarısı golcü kardeşimizi alıcı gözle bir inceleyeyim dedim. Hava hakimiyeti hakkında bilgi ve görgü sahibi olduğumdan '' forvet '' özelliklerini yani attığı koşuları, rakip stoperleri topsuz olarak nerelere götürdüğünü gözlemlemek istedim. Bunun forvet oyuncuları için modern futbolda çok önemli bir yer tuttuğuna inanırım ancak Falcao muhtemelen uyuya kaldığım 40. dakikaya kadar atılan 10 kornere %80 civarı vurduğu için böyle bir değerlendirmenin adil olmadığı kanaatine vardım. Kluivert, Morientes ya da Hakan Şükür... Kafasıyla şut atan, plase yapan birçok iyi kafacı gördüm ancak böylesini daha önce görmemiştim diyebilirim. Rastgele yapılan ortalara dahi vurabilmek büyük bir sezi ve zamanlama işi. Daha yakından takip etmek gerek. Sadece hava hakimiyeti bile bunun için yeterli sebep.

Bad Teacher

Bu hafta ''Şu filmi izleyeyim. '' şeklinde bir düşünceye sahip olmadan gittim sinemaya. Vizyondakilere baktığımda oyuncu kadrosu itibari ile ( Justin, Cameron Diaz ) '' Bad Teacher '' ı izlemeye karar verdim.

Beklentim olmaması itibari ile eğlenceli vakit geçirdiğimi söyleyebilirim. Detaylara inmeden kısaca filmin konusu hakkında bilgi vermek gerekirse film; mesleğiyle alakası olmayan , paragöz bir öğretmenin, silikon taktırmak uğruna attığı taklaları anlatan, yer yer mantık hataları olan ( komedi filminde mantık hatası aramak en büyük mantık hatası gerçi ) eğlenceli bir film. Ancak bunlara rağmen sinemaya bu film için gitmek para ve vakit kaybı olur diyebiliriz. Evde izlemek için ideal bir film.

Cameron Diaz'ın ve Justin'in oyunculuklarını beğenmeme rağmen Justin'in canlandırdığı karakterin ona uymadığını; dolayısı ile karakter uyuşmazlığından bahsetmemizin acımasız bir eleştiri olmadığı kanaatindeyim. Filmde ''kötü polis'' olan Amy'nin filmin sonunda haklı olmasına rağmen tayininin çıkmasına sevindik tabi. Kısacası koleksiyonunuza katabileceğiniz ancak sinemada izlemenizi önermeyeceğim bir film.

11 Eylül 2011 Pazar

Kolombiyalı:İntikam Meleği

Filmlerin ilk dakikalardan itibaren kendisini izlettirecek sebepleri sunmasını beklerim. Mutlaka '' Ne oluyor '' dedirtecek bir detay ya da filmin gelişme kısmını açık etmeden bir olağandışılık... Kolombiyalı filmi de bu açıdan daha ilk dakikalarından yakaladı beni. Ve film bittiğinde zamanıma acımadan, film izlemenin keyfine vararak ayrıldım salondan.

İzlemeyenler olabilir diye filmin içeriğini açık etmek istemiyorum. Ancak kısaca söylemek gerekirse film, ailesini gözünün önünde katledenlerden intikam almak üzerine yemin etmiş olan bir kızın bu yolda yaptığı mücadeleler üzerine kurulmuş. Çok iyi bir senaryo çok güzel mekanlarda işlenerek hayli pahalı bir filme imza atılmış.

Filmi izlemeye başladığınız andan itibaren silahlı sahnelerin canlılığı ve gerçekliği dikkatinizi çekiyor ki bu da benim gibi aksiyon meraklısı bir sinemaseveri hayli etkiledi. Tabi bunda Kataleya karakterinin müthiş bir oyunculuk sergilemesi de etkili oldu. Eğer yolunuz düşerse eminim sizde vaktin nasıl geçtiğini anlayamadığınız bir film seyredeceksiniz.

Oyunculuklar, silahlı sahnelerin inandırıcılığı, senaryo, oyuncuların karakterlere uyumu,yaratıcılık gibi birçok açıdan değerlendirmek gerekirse benim filme puanım 10 üzerinden 8.5 tur. Mutlaka tavsiye ederim.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Eve Dönüş...

En son mesajın üstünden ne kadar geçti onun hesabı dahi güç. Sanırım haklı sebepler vardı; Taurasi skandalından itibaren ilerleyen süreçte Fenerbahçe ve Türk Sporunun nezdimde izlenmeyecek hale gelmesi en önemlisi benim için. Ancak şuraya iki satır birşey karalamamak ta onca emeğe haksızlık sanırım. Öyle ya da böyle Dünya dönüyor.

Bu sene üniversiteyi bitirme niyetinde olduğumdan çok tempolu deparlar atayamacağız belki ama yine de bu kadarı da olmaz sanırım. Bir de dil kursu ve yüksek ihtimal çalışma temposu eklenince zaman çok kısıtlanacak ama şuraya iki satır karalayacak kadar vaktimiz olur sanırım. Vakit buldukça - ki bu konuda genelde bulurum - A2 maçlarını aktarmaya devam edeceğim. Bahis hayatına geri döndüğüm taktirde maçta paylaşabiliriz. Kısacası çok özel anlar olmadığı müddetçe Fenerbahçe Futbol Takımı hakkında birşey yazmak gelmiyor içimden. Onun haricinde hayatından her alanından satırlar bulabilirsiniz.

Bir de Öss Maratonundan sıyrılmayı başaran Mali'nin Motor Sporları ile ilgili yazıları ve evliliğin ilk zamanlarını atlatan Adem Öztürk'ün Fransa ve Brezilya futbolu temelinde Dünya futbolu ile ilgili yazıları da eklenirse güzel olur tabi. İrtibatı sağlayıp blogu daha güncel hale getirme isteğim bu sefer başarı ile sonuçlanır diye umuyorum. İlk yazıda görüşmek üzere...

14 Ağustos 2011 Pazar

Brasileirão'nun Yeni Yıldızları

Son dönemde ki olaylar yüzünden futboldan soğumayan yoktur, özellikle Fenerbahçe'li olmanın gururunu taşıyan benim gibi taraftarlar için ise tekrar bu dünyaya adapte olmak biraz zaman alacak. Sadece tek bildiğim bu sürecin sonunda sevdiğim renklere olan aşkım her zamankinden daha güçlü olacağıdır.

Ağustos ayında yeni yıldızları, yeni bir şampiyonluk hedefini, şampiyonlar ligi coşkusunu beklerken kucağımızda böyle bir süreci bulmak şevkimi kırsa da yazın beni tekrar bu oyuna aşık eden Brezilyalılara teşekkürü borç biliyorum.

2010 yılında Santos'u aşmaya başlayan performanslar göstermeye başlayan Neymar ve Ganso ikilisi zaten göz önündeydi ama takımdan ilk ayrılan Danilo Silva oldu. Üstelik 12 milyon euro gibi yüksek bir bedelle yetenek parlatma kulübü Portoya  satılan genç sağ bek, gerektiğinde oynadığı orta alanda da ne kadar başarılı olabildiğini gösterdi.

Danilo ne kadar önemli bir performans gösteriyorsa Botafogo'lu Elkeson da bir o kadar futbolseverleri şaşırtmaya devam ediyor. Cenk Tosun nasıl bizi yarım sezonda attığı gol çesitliliği ile etkiledi ise Elkeson da Brezilyada aynı etkiyi gösteriyor. Sağ ayağının büyüsüne kapılmamak ise imkansız, hele ki Coritiba maçında attığı inanılmaz frikik belkide sezonun ilk üç golünden biri olacak.

Eskişehir brezilyalı dede ile sözleşme imzaladı haberi bizim topraklarımızda yer bulurken bir diğer Dede (Anderson Vital) samba ülkesindeVasco ile milli formaya aday olacak performans sergiliyordu. Genç defans oyuncusu hızı ve kademe anlayışıyla Lucio sonrası milli takım tandemine David Luis ile aday olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bütün bu genç isimlerin yanında asıl dikkat çeken Sao Poulo'nun genç yıldızlara verdiği şanstı. Sezonun ilk bombası Lucas'tı ardından bir diğer alt yapı ürünü Casemiro çıktı sahneye. İki isimde daha 19 yaşındalar ve Lucas altı ay gibi kısa bir sürede milli takım hocası Menezes'in gözüne girmeyi başardı bile. Genç oyuncu sürati      , pas yeteneği, hızlanması ve sakin yapısıyla şimdiden bir çok takımın göz hapsinde. Casemiro ise orta alanda takıma güç katan bir isim. Fizik olarak Tottenham'lı Sandro'ya oldukça benzeyen yetenekli isim sahanın her yanını görebilmesi ile bu yaşta kolay kolay elde olunamayacak bir artıya sahip.

22 Temmuz 2011 Cuma

Yine Bekleriz















Şu Fenerbahçe tribünleri ne kadar acaip bir topluluk değil mi yahu?

Sen o kadar şike yap, bir o kadar maç bağla. Sonra kendini bilmez taraftarın sahaya girsin.

Sen senelerce Türk futbolunun lekesi ol. Başkanın Türk Futbolunun anasını ağlatsın. Sonra bir grup taraftar Taraf binasının önüne gitsin, slogan atsın. Yok canım, iflah olmaz bunlar. Bu kadar yüzsüzlük fazla. Bu kadar da olmaz.

Fenerbahçe 104 senelik camia, Aziz Yıldırım ise bu camianın 14 senelik başkanı yahu. Nedir bu hukuğa karşı yürümeler, anarşist ayaklar? Kafanız mı güzel, yoksa sıkıntı daha mı derin?




























Ben cevap vereyim dilim döndüğünce;

Anlayamazsınız siz.

Daha bir sene önce Fenerbahçe tribünlerinde açılan '' Adam gibi adam Recep Tayyip Erdoğan '' pankartı ile dün taraftarın kalbinden dökülen '' Hükümet istifa '' sloganlarının tezatlık katsayısı hesabını yapmaya çalıştıkça anlayamazsınız. Zira bunun hesabını yapmaya çalışırken aynaya bakamama aciziyeti gösterecek kadar zavallısınız.

Siz ki; her sene Fenerasyon diye ağlayıp, damgalı Fenerbahçeli M.Ali Aydınlar'ı Federasyon başkanı yapacak kadar omurgasızsınız.


Siz ki; Fenerli Medya diye bir yangın çıkartmaya çalışıp Fenerbahçe taraftarının o kendi tarafındaki(!) insanlara bakış açılarını görmeyecek kadar kör ya da gördüğü halde tersini söyleyecek kadar ikiyüzlüsünüz.


Siz ki 15 /16 yaşındaki çocukları dövüp bundan tribün destanı yaratacak kadar adamsınız.















Siz yalancısınız arkadaşım, hem de en pisinden.

Siz farklı olayım, namım yürüsün diyip Ramiz dayı triplerinde pankartlar açan ; farklı duracağım diye ona buna boyun eğerken kıçı açığa çıkartanlardansınız arkadaşım.

Siz yüzsüzsünüz, hem de dik alasından ! Zira sizsiniz şampiyon olmuş takımı su şişesi atma organizasyonu ile karşılayan... Yine sizsiniz tüm sezonu telef ettikten sonra acısını, acıtanın kafasına rakı şişesi atarak çıkarmaya çalışan...

Hikaye anlatmayı bırakın bize; biz böyle sevdik rengimizi. Aşkımız, tribünlerde sebebi belirsiz showlar yapıp '' En büyük biziz '' palavrası atma gereksinimi duymayacak kadar büyük. Caddede yürüyen on binlerin tanık olup sebep olduğu büyüklüğü, onlar; biz biliyoruz ya... Biz biliyoruz ya; kim eğri , kim doğru diye. Biz biliyoruz ya kavgamızın renginin sarı lacivert, adının ise Fenerbahçe olduğunu. Siz, varın Aziz koyun o adı. Siz varın hukuğa karşı görün davamızı....

Bu dakikadan sonra sakın düşünmeyin ama kanal kanal gezip hakimin karar vermediği konuları karara bağlama cürretini gösterenlerin kimliğini.

Sakın düşünmeyin görevinin dışına çıkarak, yetkili merci olmamasına karşın 19 maçta şike ispat ettik diyecek kadar abartanların neye hizmet ettiğini.

Sakın düşünmeyin; koskocaman camianın başkanının henüz hiçbir suçu ispatlanmamasına karşın medya linçi ile ülkenin en baba suçlusu figürüne uydurulmasının sebeplerini.

Ve yine sakın ama sakın düşünmeyin; '' Fenerbahçe düşmezse , biz bu deplasmana nasıl gideceğiz ? '' diye.

Düşünseniz de bir sonuca varamazsınız çünkü...

Düşünseniz de bu yangına en fazla odun atarsınız çünkü...

Bırakın. Bizim ateşimiz yeter de artar bize.




















Klubün kapısını kitletip , Türk futbolunun kara lekesi Aziz Yıldırım'ı hapishane köşelerinde çürütseniz de bitirebilecek misiniz 6 yaşındaki çocuğun Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım sevdasını?

Bitiremeyeceksiniz arkadaşım, bi-ti-re-me-ye-cek-si-niz. Bak siz inandınız; siz suçu ispat edilmemiş bir adamı linç ettiniz ama o çocuk kadar aklınız yoktu sizin. O çocuk kadar temiz değilsiniz, o çocuk kadar saf değilsiniz.

O çocuğun '' suçlu olma ihtimaline karşı sevdiğinin yanında durma '' erdemini gösterecek kadar sahip değilsiniz aşkınıza ve aşkınızı paylaşanlara...

Bu ateş bundan yeter işte Fenerbahçeli olana; bir Aziz'i içeri aldın sevdasını kelepçeledin, ne fayda? Kelepçeleyebilecek misin 6 yaşındaki çocuğun sevdasını?

Yapamayacaksınız. Ancak yaptıklarınız yetecek size. Ve bir ihtimal yarın öbürgün aynı süreçten geçtiğinizde '' Hukuksuzluğa karşı yürüyoruz '' dediğinizde bulamayacaksınız kimsecikleri yanınızda. Bilakis, oturduğumuz yerden kıs kıs güleceğiz yüzsüzlüğünüze...

Biliyor musunuz; şaşırmayacağız, zor da olmayacak aslında...

Pardon, biraz alıştık ta...

5 Temmuz 2011 Salı

Sorular, Sorular ve Yine Sorular

Burada yeri geldiğinde çok sert Aziz Yıldırım ve Aykut Kocaman eleştirileri yapmış, basit bir bloggerım. Sonrasında da Aykut Kocaman'ın hakkını teslim ettiğinde olumsuz geri dönüşler almış, bir şampiyonluk ve kazanılan 16 maç neticesinde dönüş gösterdiği düşünülen basit bir blogger... Sanırım gelinen şu noktada sahip olduğum bakış açısı daha net olarak ortaya çıkacaktır.

Peşinen belirtmek gerekir ki Aziz Yıldırım'ın atarlı karakteri ve taraftarla olan iletişim bozukluğu sebebiyle kendisine hayranlık duyduğum söylenemez. Ancak bazen Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim etmek gerekir. Tıp ki hocaya ettiğimiz gibi...

Bir adam düşünün. Yerlerde bir ekonomiyi ayağa kaldırmış olsun. Tek haneli bir ekonomiyi üç haneye taşımış; Fenerbahçe üzerinden ticaret yapan, rant sağlayan zararlı taraftar gruplarını Fenerbahçe'nin yakasından düşürmüş olsun.Bir adam düşünün, Fenerbahçe sevdası sebebiyle hayat ortağından ayrılmak zorunda kalmış olsun.İşini gücünü bir kenara bırakıp her zaman en iyisini nasıl yapabilirim diye düşünen biri olsun. Fenerbahçe üzerinden para kazanma sevdası sebebiyle yönetime girmiş futbol çakallarına avcunu yalatmış, cebinden verdiği paraların bir kuruşunu dahi almayacağını beyan etmiş olsun. Çocuk gibi büyütmüş olsun kısacası sevdasını. Her türlü zorluğa -seveninin olmadığı bir ortamda- tek başına göğüs germek zorunda kalmış, tırnakları ile camiasını bir yerlere taşımış...

Böyle bir adam, böyle bir sevda uğruna yanlış yollara girebilir değil mi?

Peki, o halde başka bir adam daha düşünün. Camiasının, taraftarının gücü ile yaptığı bir stad varken başka yollarla yapılan stadlar için '' Türk futbolu için bunlar lazım '' demiş olsun. Yaptığı tesis koskocaman ülkede yeni hamleler adına yol olsun. Keza stadı da... Kadınların 8. sınıf vatandaş olarak görülüp, ülkenin yönetiminde söz sahibi idarecilerin 2-3 kadınla yaşayarak kadınlık onurunu ayaklar altına aldığı bir ortamda bu ülkenin en başarılı kadın atletini , kadın basketçilerini, kadın voleybolcularını bünyesinde toplayıp Avrupa yolunda çığır açmış olsun. Herkesin üvey evlat olarak gördüğü amatör spor branşlarına gösterdiği hassasiyet ile - ki o hassasiyet idmanlarına gidecek kadar bir hassasiyet - sponsorları, camiaları , müessese takımlarını uyandırmış olsun. Getirdiği Dünya Çapındaki kadın basketbolculara karşılık onlar kadar iyilerini getirme zorunluluğu doğurmuş; kısacası ülkedeki tüm spor organizasyonlarında öncü olmuş bir adam olsun. Ama en can alıcısı, bugün satın almakla itham edildiği camiaların naklen yayın ihalesinden aldıkları gelirleri arttırmak için gecesini gündüzüne katmış, düşük bütçeli takımlar için çok büyük problem olan menajerlik hadisesini bitirmek için somut adımlar atmış olsun. Ve yine, sözde büyük camialar ''köylü kurnazlıkları'' ile Anadolu'da parlayan yıldızları kendileri ile olan her maçtan önce '' transfer '' ederken, bahsi geçen oyuncular kendisini aradığında '' Şimdi seninle görüşmem doğru değil, zamanı gelince klubünle görüşeceğiz '' diyebilmiş olsun. Bu kadar kötü bir adam düşünün yani ! Ve tabi ki bu kadar işbilmez... Zira işi biliyor olsa idi, o ''satın alacağı'' Anadolu kluplerinin gelirleri artsın diye uğraşmaz, kendi aldığı pay ile onları ezer geçerdi. Her geçen gün artan bütçeleri ile iyi futbolcular transfer eden bu klupleri alt etmek için şike gibi yollara başvurmazdı. Ama hem bu kadar kötü, hem de bu kadar işbilmez bir adamdan bahsediyoruz işte. Oysa ki ne kadar kolaydı değil mi X adlı oyuncu kapısına geldiğinde başını bağlayıp onun çıkaracağı sorunlarla klubünün o X oyuncusuna biçtiği meblağın yarısına transferi bitirmek. Ama bu kadar iş bilmez bir adam bu. Etik ? Hiç bilmez.

Beyler; oynanan oyunun farkında mısınız?

Fenerbahçe'ye gol atan ve sahada mücadele edip te en çok etki bırakan oyuncu olan Musa Aydın'ın Fenerbahçe aleyhine delil sayıldığının farkında mısınız ?

Fenerbahçe'ye atılan golün asistini yapan Mehmet Yıldız'ın da Musa'ya keza delil kabul edildiğini, Milli formayı giymiş bir futbolcunun nasıl utanarak emniyete girdiğinin farkında mısınız?

Aziz Yıldırım'dan sonra Fenerbahçe başkanı olması beklenen Mehmet Ali Aydınlar'ın, her sene ''Fenerasyon'' diye ağlayan camialar tarafından nasıl başkan yapıldığını, gelinen noktada başkanlık için ismi geçen Hamdi Akın ve Murat Ülker gibi isimlerin kimlere yakın olduğunun farkında mısınız?

Soruşturma kapsamında ifade vermesi beklenen Serkan Çalık gibi bir isim varken, soruşturmanın nasıl sadece Fenerbahçe'ye ihale edildiğinin farkında mısınız?

Geçen sezon Onur Kıvrak'a gol yemediği taktirde istediği herşeyi alacağını söyleyen Ozan İpek gibi, '' Trabzonspor için oynayacağız '' diyen Hurşut ve Aykut Demir'in isminin bir kere telafuz edilmemesinin farkında mısınız?

Aranma ve ifadesine başvurulma belgesi basına verilen Serdar Adalı'nın hala dışarıda rahat rahat gezebildiğinin farkında mısınız?

Geçen sezon hemen hemen her maç sonrası ortalığı yangın yerine çeviren Trabzonspor yöneticilerinin hala ''Kupamızı verin'' cıngarını çıkartmamalarının farkında mısınız?

Geçtiğimiz sezon yanlış bir kararla ofsayt gerekçesi ile iptal edilen golünü değil de mağlup olduğu rakibi Trabzonspor'un '' verilmeyen penaltılarını '' konuşan Yıldırım Demirören'in söz konusu olaylarda adının dahi geçmemesinin farkında mısınız?

Deniz Feneri ile ilgili haberlerin yayın yasağına takıldığı bir ortamda talep edilen '' yayın yasağı '' nın kabul edilmediğinin, Fenerbahçe ismi ve camiasının alenen herkesin diline pelesenk edildiğinin farkında mısınız?

16 Nisan'ın bir başlangıç olarak görüldüğü söylenirken daha önceki tarihlerde oynanan Eskişehir-Fenerbahçe maçınında inceleneceğinin söylenmesinin ne anlama geldiğinin farkında mısınız?

Gizli bir soruşturmanın söz konusu olduğu söylenirken, daha ifadelerin dahi tamamlanmadığı bir soruşturma ile ilgili ''Fenerbahçe'nin küme düşürüleceğini'' ve daha çarpıcısı '' belgeleri incelediğini '' söyleyen bir gazetecenin varlığının farkında mısınız?

Şuan muhatap olduğu yasa çıkarılsın diye senelerce emek vermiş bir başkanın, son beş senede iki şampiyonluğu son maçta kaçırdığının ve bu yasa sebebiyle içeriden çıkamama durumu ile karşılaşma ihtimalinin olduğunun farkında mısınız?

Yine yasanın çıkış tarihi sebebiyle, averajın şampiyonu belli edeceği senelerde Ankaragücü'nü son maçta 8-0 yenen bir Galatasaray'a , linkteki yazı gibi bir ihbara rağmen Beşiktaş'a birşey olmayacağının farkında mısınız?



"Özellikle kariyerinin sonuna gelmiş oyuncularım resmen bana ve takıma ihanet ettiler. Başta Zago, Cordoba ve Ronaldo olmak üzere yabancılar iyice kenara çekildiler. Ama yöneticilere söylemiştim. Onlara kariyerinin sonuna gelmiş, para için oynayan futbolcuların, her şeyi deneyebileceğini anlatmıştım. Buna rağmen Beşiktaş yönetimi onların parasını vermedi. Onlara yol açtı. Boşluk bıraktı. Konya maçından sonra Cordoba'yı kenara çekip 'Maç sattın mı?' diye sordular... Geriye dönüp baktığımda, şüphelerimin yerine oturduğunu görüyorum. Şimdi kendime kızıyorum. Çünkü o zaman kötü adam ben olmuştum. Türkiye'deki sisteme karşı mücadele etmek çok zor.''

''Alaattin Çakıcı: ‘Sinan Sinan, ufak bir şey istiyoruz onu da halledemiyorsun. Oğlum, şampiyonlukta hiç mi payımız yok? O kadar olay oldu. Bir Allah’ın kulu açıp ağzını size bir şey söyleyebildi mi? Kızdırıyorsunuz beni.’


Sinan Engin: ‘Şey abi, tamam tamam... Abi, öyle değil başka bir şey oldu. Biliyorsun. Telafi ederiz abi. Kızma.’ ''
*****

15 Mayıs 2004 (Saat: 19.33)
VP: 11 numara Sinan var ya!
X: Abi, o özellikle koştu, abi biraz koşması lazımdı.
VP: Yok yok, .... çocuğu gol atmak için oynadı.
X: Yok abi! Sergen konuşmuş şimdi abi. Yemin ediyor öyle bir şey yok.
VP: Sergen mi diyor?
X: Evet.
VP: Ne dedin Sergen'e? .... edecek Vedat abin dedin mi?
X: Evet abi. Hiç koşmasak olmaz!
VP: Tamam onu da kaybetmeyelim! Hepsine teşekkür et, Sergen'le konuş. Hepsiyle konuş, hepsine teşekkür et.
X: Konuşacağım tabii abi!
VP: Uçakta beraber olacağım zaten hepsiyle ya!


Şeklinde demeç verme cesaretini göstermiş bir teknik direktörün sesini kulak vermeksizin, mafya babaları ile menajerler arasında geçen konuşmaların basında çarşaf çarşaf yazılmasına karşın söz konusu camianın herhangi bir cezaya muhatap tutulmayacağının farkında mısınız?

Şayet tüm bunların farkında değilseniz... Sorularıma cevap verin bir zahmet. Tüm bunları açıklayın bana...

Fenerbahçe'ye karşı takımlarının en etkili isimlerinden olan oyuncuların nasıl delil olabildiklerini mesela...

Veya çok büyük yolsuzluklara rağmen yayın yasağı ile haberlerin kesildiği konular sıcaklığını korurken, Fenerbahçe'nin yayın yasağı getirme talebinin reddedilme sebebini açıklayın. Gizli bir soruşturmada birtakım gazetecilerin nasıl belge temin edebildiklerini, daha ifadelerin alınma işlemi dahi bitmeden Türkiye gibi hukuk alanında ağır bir ülkede nasıl Fenerbahçe'nin düşürüleceğinden bahsettiklerini açıklayın. 3günlük bir soruşturma ile hangi sebeple kamuoyunda '' şikeci ve küme düşürülmüş Fenerbahçe'' algısının oluşturulmaya çalışıldığını da bir zahmet...

Bazı medya patronlarının sahibi olduğu, ülke geleceği ile son derece alakalı olan haberlerin atlandığı kanallarda daha bitmemiş bir soruşturma ile ilgili hangi hak ve hukuka dayanarak karalama kampanyası düzenlendiğini anlatın bana. Keza bunların amacını da...

Oynanan her maçtan sonra gözyaşları ile ülkeyi sele boğan rakip camiaların yöneticilerinin nasıl hala ses çıkartmadıklarını anlatın bana... Her ortamda Fenerbahçeliliğini vurgulayan, Fenerbahçe'nin sponsoru bir adamı , her sene Fenerasyon diye ağlanırken , hangi sebeplerle Federasyon başkanı yapılma isteğinin uyandığını açıklayın mesela...

Sosyal paylaşım ağlarında böyle bir soruşturmanın olacağını 10 gün öncesinden haber veren isimler varken başbakanın böyle bir soruşturmadan haberinin olmadığını söylemesini açıklayın bana... Aynı paylaşım ağlarında başbakanın Aziz Yıldırım ile ilişkisini bir hafta önce kestiği haberlerinin dolanmaya başlamasının sebebini de açıklayın bir zahmet... Ve tabi Fenerbahçe yönetimindeki Cihan Kamer ve Hüseyin Topbaş gibi isimlerin ortalarda neden gözükmediğini de...

Verecek cevabınız yok mu yoksa? O halde oynanan bu tiyatroya daha fazla seyirci kalmayın lütfen. Kalmayın ki yarın öbürgün bu tiyatronun kötü karakteri olarak sizin üzerinizden bir oyun sahnelenmesin. Bir suç varsa elbette cezası olacak, kurulduğu andan itibaren Türk Sporuna yön veren Fenerbahçe camiası bunun cezasını çekecektir. Tüm camialar ve vatandaşlar gibi Fenerbahçe Spor Klubününde hukuğun karşısında boynu kıldan incedir.Yalnız hukuksuzluğa karşı değil...Küme düşürülme cümlesini en basit gazetecenin bile şiddetle ve altını çizerek sarfettiği bir ortamda federasyonun vereceği karar son derece önemli ve manidardır. Zira bu kadar apar topar verileceği söylenen bir kararın soruşturma nihayetinde çıkacak karardan farklı olmasını beklemek hayalciliktir. Dolayısı ile önümüzdeki günler çok önemli gelişmelere gebe olup söz konusu gazeteci ve habercilerin söylemlerinin doğru çıkması durumunda sonuna kadar takip edilmesi gereken bir süreçtir. Bu noktada belirtmek gerekiyor ki, bu süreç sonunda Fenerbahçe taraftarının ''izleyici'' rolünü seçmeyeği de aşikardır.


2 Temmuz 2011 Cumartesi

Kısa Kısa Yeni Genç Oyuncular



Soldan sağa: Hasan Erbey,Mehmet Topçu,Berk Elitez,Gökay,Aykut Kıratlı, İlyas Yılmazer, Recep Niyaz

Özellikle A2 sezonu başladığında daha ayrıntılı şekilde yazacağız ama şimdiden meraklısı için kısa kısa notlar düşelim dedim.

Hasan, Berk ve Gökay iki sezon önce devre arasında kampa dahil edildiği için tanıtıma ihtiyaç duymuyorum. Oyuncu künyesi için arama kısmına bu oyuncuların ismini yazarak arama yapabilirsiniz.

Öncelikle Mehmet Topçu'dan başlayayım. Kendisi orjinal ve ''süpersolak'' tanımına uygun bir oyuncu. Oyun görüşü ve pas kabiliyeti çok iyi. Yalnız , bahsi geçen klasman A takım klasmanı ise bunlar yetersiz kalabiliyor. Mehmet'in bu dakikadan sonra yapacağı şey fiziksel yüklemelerle özellikle üst bölümünü geliştirmek. Klasik , pasör 10 numaradır kendisi. A Takımın sağlık heyeti Beşiktaş'ın Muhammed'e uyguladığı programın benzerini Mehmet'e uygulayabilir. Kendisi İngiliz takımlarının takip ettiğini ve Fenerbahçe'nin ciddi uğraşlar sonunda camianın içinde tuttuğu belirtmek lazım.

Aykut Kıratlı yanılmıyorsam Fenerbahçe'nin futbol okullarından gelip altyapıya yerleşen, oralarda da her klasmanda oynadıktan sonra A Takım alınan bir isim. Ben kendisini çok fazla izleme şansına sahip olamadım ama içeriden gelen haberler kalecilik yeteneğinin çok iyi olduğu yönünde. Keza ayağınında iyi olduğu söyleniyor. Seneye a2 takımda direkt oynamaya başlayınca daha çok şey yazarız elbet.

İlyas Yılmazer geçtiğimiz sezonun devre arasında Pendik'ten alınan iki genç oyuncudan birisi. Esasen sol açık olmasına rağmen Aykut Kocaman'ın Hasan Erbey'i ön libero denetme isteği üzerine stopere kayan sol bek oyuncusu Devrimcan'ın yerine sol bekte oynadı sezonun önemli bir bölümünde. Ayağı pas yapan, rastgele top atmayan, hırslı,mücadeleci ve sert bir oyuncu. Genç yaşında Pendik'te A Takım oynaması önemli bir referans hakkında. Zira oynadığı ligde (Spor Toto 2. Lig) bu yaşta müsabakaya çıkmak kolay iş değildir. Nispeten daha tecrübeli ve fizik olarak iyi seviyede olan oyuncuları tercih ederler ki İlyas Pendikspor'un altyapı takımlarında kazanılan başarılarda başrol oynadığı için A Takıma layık görülenlerden olmuş. Onun içinde daha detaylı değerlendirmeyi önümüzdeki zamanlarda yazarız.

Recep Niyaz Denizli'den gelen ve gerek fiziksel özellikleri gerek yeteneği ile '' Yerli Messi '' etiketini üstünde taşıyan bir oyuncu. Yalnız Messi yakıştırması aldatmasın, zira Recep'in bence kendine has ve yaş grubunun üstünde bir oyun tarzı-kafası var. Futbolun topsuz yanını çok iyi oynayan, ayağına gelen top gelmeden ne yapacağına karar verip ; topla buluştuğunda en kısa zamanda en basit şekilde en verimli kararı veren bir oyuncu. Hani Messi gibi üç kişiyi bağlayıp gittiğine çok tanık olmasam da a2 takımından bir oyuncunun benim Muhammed Demirci'yi övmem karşısında '' Bu da birşey mi, bizim Recep bundan çok daha iyi; ayağından top alamıyoruz '' dediğini de vurgulamak gerek. Üç dört kişiyi bağlayan oyuncu görme arzusunu kısa vadede tatmin etmez ancak bu yönününde olduğu sıkça söyleniyor. Kısacası değişim sürüyor, darısı sahada görmeye...

18 Haziran 2011 Cumartesi

Şükrettiniz mi?

Bu yazıyı geçen sene kazandığımız Efes serisinden sonra yazmıştım. Antu'ya koymuştum fakat bloga koyma fırsatım olmamıştı.


"Biz bir sevdanın peşinde koşarken siz rahat koltuklarınızda bizim başarısızlıklarımızı beklediniz. Yılmadan beklediniz...
Her gün farklı birini desteklediniz. Bir gün Bursalıydınız hepiniz‚ ertesi gün Trabzonsporlu‚ sonra Vakıfbank Güneş Sigortalı sonra Efes Pilsenli ve daha nicesi...
Öyle ki kendi tuttuğunuz takımları bile unuttunuz sadece bizim başarısızlıklarımızı beklediğiniz için.
Evet belki bir defa bu zevki tattınız ama artık sezon bizim için bitti‚ bizim için yorucu sezon oldu sizin için ise her gün "Fenerbahçe kaybeder" konulu rüyaya yatıp gece boyunca kabus olarak Fenerbahçe´nin şampiyonluklarını görmekti bu sezon...
Sonuçta iyi olan ve sevdasına sahip çıkan kazandı ve siz kabusunuzla başbaşa kaldınız. Daha kötüsünü söyleyeyim; bu henüz daha başlangıç. Bundan sonra her sene bir önceki senenize şükredecek duruma geleceksiniz ama kabusunuz değişmeyecek. Kabusunuz her zaman Türkiye´nin en büyük SPOR KULÜBÜ olan FENERBAHÇE OLACAK!
Hala daha anlamadıysanız günün anlam ve önemine uygun olarak şunu dinleyebilirsiniz:

"

Şimdi soruyorum, şükrettiniz mi?

4 Haziran 2011 Cumartesi

Belçika-Türkiye Milli Maçının Ardından

Futbol klişeleri ile aram pek iyi değildir ancak hakikaten ''bir puanın dahi'' iyi sonuç sayılabileceği bir ortamda sahadan lazım olanı alarak ayrılmak başarı. Hele oynanan oyunu göz önüne getirirsek büyük başarı dahi diyebiliriz. Zira tarih boyunca eleme maçı oynayamayan ve oynanacak dakikalar ya da maçlar varken ya demoralize olup elek olan ya da maça yatmaya çalışıp eline yüzüne bulaştıran bir neslin torunlarıyız biz. Esasen bugün izlediğimiz maçta da puana yattık denilebilir gayet tabii yöntem de eleştirilebilinir. Ancak '' geleceğim '' diye bağıran ikinci gole hamle yapılmamasına karşılık, ben gelen puanı olumlu karşılıyorum. Önceden biz bunu da başaramıyorduk galiba ?

Çıkan kadroyu eleştirmek '' Alex küçük maçların adamı '' diyip üzerine '' Zico adam değil '' diye bağlayan ülkemizin futbol duayenlerinin işi. Ayağına top versen bomba diye karakola götürecek bu zihniyet elbet ne eylerse güzel eyler. Muhtemeldir de taraftarın sesi olup Sabri ve Selçuk Şahin'e sarar ki ben de tam bu noktada devreye girmek isterim. Evet, bu sezon hangi maçta oynadığını hatırlamadığım Çağlar'ın neden oynadığını bende merak ediyorum da hepsi bu. Asıl Sabri ve Selçuk üzerinden Milli Takım kurtaranlarla işim... Yahu; bahsedilen adamlar senelerce camialarına hizmet etmiş, gördükleri onlarca klup teknik direktörleri tarafından senede ortalama 25 adet maçta ilk onbire layık olmuş, Milli Takım antrenörleri tarafından da genel olarak kadroya çağrılma şerefine nail olmuş, özetle bu ülkenin '' seçkin futbolcuları '' arasına girmeyi başarmış isimler. Tamam; sağlıksız bir spor medyamız var, bunu kabul edebiliyorum. Ama taraftar olarak bizler hiç mi ders almayız? Ali Bilgin, Gökhan Emreciksin ve daha nicelerinin Anadolu'da '' Messi '' olup bu büyük camialarda tutunamamalarının sebebi hep mi antrenör, yönetim çapsızlığı olacak? Hadi bir dönem için böyle olsun. Peki bunca eleştiri ve önyargıya rağmen senelerdir buralarda barınmaya başarmaları neyin nesi bu oyuncuların? Uluslarası arenada büyük başarılara sahip onca antrenör '' kötü '' ama iki futbol izleyen herkes Mourinho ülkede. Eh, böyle devam öyleyse...

Saha içine dönecek olursak... Ben Arda Turan'a özel bir ödül verilmesi taraftarıyım. Objektif olalım; Arda Turan ne çok iyi bir pasör, ne çok iyi bir şutör. Hatta araya oynama kabiliyeti ortalamanın biraz üstü, şutu ortalama dahi diyebiliriz. Ek olarak Milli Takım performanslarının etkisiyle hızına da ortalama diyebiliriz. Ancak onun farkı zaten burada ortaya çıkıyor. Futbol sahalarında hala beyni ile oynayabilen oyuncular özel oyuncu olarak adlandırılıyor ki Arda Turan'da öyle bir oyuncu işte. Ve tabi ki tam bir ''Milli Takım oyuncusu.''

Esasen gelişimlerini başladığı yerden itibaren ilgiyle takip ettiğim çok yetenekli bir jenerasyona sahip olmalarına rağmen Belçika bize karşı oynayabilecek takım değil. Ancak hocanın yaşadığı kafa karışıklığı ve ''bir puan yeter'' anlayışı ile birleşerek oyuncuların zihin aleminde yer etmiş olacak ki epey kopuk bir Milli Takım izledik. Burak sezon performansı itibari ile ismini yazmadığınız taktirde ayıp edeceğiniz bir adam ki sahadaydı. Kazım Kazım her ne kadar istikrarlı ve formda bir sezon geçirmemiş olsa da Kompany'nin kucağına Semih'i atmaktan daha iyi bir tercihti, layıkıyla mücadele etti. Emre ve Volkan bildiğimiz gibi... Yalnız bende en büyük hayal kırıklığını kalitesine ve yeteneklerine güvendiğim Selçuk İnan yarattı. Ofansif ortasaha çıkışlı bir oyuncunun ön libero mevkisine devşirilmesi sonucunda yaşadığı mevki sıkıntısı sahada kendisini gösterir gibiydi. Zira çok yetenekli ve potansiyel şut tehlikesi olan bir oyuncu Selçuk. Ancak bugün bunları gösteremediği gibi çok ta yumuşak kaldı. Defansta üç adet çabuk sayılabilecek oyuncusu olan bir takımın defans ile ortasaha arasındaki mesafeyi ortasahaya yaklaşarak kapatmasını bekliyordum ki psikolojik olarak geriye yaslanan defansa ortasahada yarı sahaya gömülerek ; yani defansa yaklaşarak tepki verince olay Selçuk ve Emre'nin atacağı uzun toplara kalmıştı. Ancak bugün genel olarak çok koşup yorulan ortasaha oyuncularından tarz olarak kırılgan olanının tarafından pozisyon yiyerek tamamladık maçı. Selçuk'un hücum anlamında etkisi olmamasına karşın defans anlamında da oyundan düşmesi sebebiyle istenileni verememesi Sabri'yi çok zorladı. Sağımızdan gelen her atak potansiyel gol tehlikesi oldu diyebiliriz.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen çok değerli bir puan aldığımızı tekrarlıyor maçın adamı olarak Arda Turan'ı seçiyorum. Hatasız oynayarak '' hata yapsın da gülek '' diye bekleyenleri hayal kırıklığına uğratan Selçuk'un oyuna yaptığı pozitif katkıyı da çok beğendiğimi söyleyebilirim. Haddini bilip basit oynadığı sürece Selçuk Şahin bu ülkenin mevkisindeki en değerli oyunculardan biridir. Aynen Sabri gibi....

2 Haziran 2011 Perşembe

Geciken Yetenek, Rafinha.


Bayern Münih hemen her yıl olduğu gibi bu sene de kadrosuna fark yaratacak isimleri katmak istiyordu. Neuer ve geçtiğimiz sene aynı takımdan ayrılan Rafinha ile Bundesliga için fantastik bir takım olma yolunda emin adımlar ile ilerliyorlar. Bu şekilde her bölgede ligde yıldız vasıflarını taşıyan bir takıma dönüşmeleri içinde yapılacak hamle sayısı bir hayli azaldı.

Fakat şu an Almanya'da vitrinde olması sebebi ile Neuer daha büyük transfer gibi gösteriliyor, Rafinha bir miktar geride kalıyor. Almanya'da bilhassa kalecilerde ve sarışınlarda bu tarz ortamlar hep yaratılır. Alman medyası bir oyuncuyu seçer ve onu en iyi yerlere getirene kadar asla elinden bırakmaz. Türk ve türk asıllı oyuncular da bundan nasiplendiler aslında.

Fakat aynı basın zamanında Rafinha'yı hiç sevmedi. Rafinha da defalarca takımından ayrılmak istediğini, önünün açılması gerektiğini söyledikçe kendi kuyusunu tırmaladı durdu. İstemeye istemeye oynadığı futbol ile milli takımdaki yerini de kaptırdı. Genoa'da ise Cicinho gibi alışkın olmadığı bir kültürün mücadelecisi oldu. Ancak şu an Bayern gibi bir fırsat geçti eline ve Rafinha bunu en iyi şekilde kullanacaktır. Oynadığı en büyük kulübün Bayern Münih olmayacağı görüşündeyim.

1 Haziran 2011 Çarşamba

Aykut Kocaman'a Dair

Hocanın kendisininde ifade ettiği gibi ''şık'' bir şekilde görev değişikliği olmadı sene başında. Aykut Kocaman gibi bir ismin daha uygun bir ortamda göreve gelmesini beklerdik ama kısmet böyleymiş. Bir gün sonrasına dair birşeyler dahi tasarlayamadığımız Fenerbahçe'nin kendisine sunduğu ateşten gömleği giymesinden sebep, başlarda ''küçük harfler'' ile yazmaya çalıştık. Oldurabildiğimiz kadar...

Hoca hep umut dağıttı. Sık sık '' devrim '' kelimesi tekrarlandı ki Aykut Kocaman'dan değil de medyadan duymaya başladıktan sonra kıllandık haliyle. Zira o medyadan bir kişinin dahi Zico'nun hakkını teslim ettiğini hatırlamakta güçlük çekiyorum. Altan Tanrıkulu, Gürcan Bilgiç ve daha nicesi... En can alıcısı ise Deniz Barış'ı transfer eden Daum'u Lille maçından sonra '' Deniz Barış'ın stoper oynadığını Daum yeni keşfetmiş, aferin. '' şeklinde aşağılayan Gürkan Kubilay... Hemen hemen hepsi, haftalar boyunca '' Kocaman Devrime '' olan inançlarından bahsettiler ki bünye alışık olmadığından ters tepmeye başladı açıkçası. Zira efsane diye nitelendirilen oyuncusunun, camianın en büyük başarısını yakalamış hocayı başkana şikayet eden satırları dün gibi hafızalarda.

O günlerde benimde, Aykut Kocaman'ın teknik olarak Fenerbahçe'yi taşıyacak kapasitede olup olmadığına dair şüpheler taşıdığımı söyleyebilirim. Ancak başlangıçta '' Aykut Kocaman '' diyip sineye çekmiştik elbet. Fenerbahçe taraftarı da Fenerbahçe gibi nihayetinde. Efsane kontenjanından maksimize edilen tolerans, söylemler ile eylemlerin paralellik göstermemesinin ardından bir neslin gördüğü en büyük futbolcu ile yaşanan problemlerle birleşince sabır sınırları zorlanmaya başlanmıştı ki sıkıntı yaşanan tek futbolcu Alex De Souza değildi. Bana göre mevkisindeki oyuncuları sıralarken ilk 10'a mutlaka yazacağım Andre Santos ve nicesi. Sonra farkettim ki eleştirinin temeli teknik direktörlükten önce insan idaresi olmalıymış ki Aykut Hoca ilk yarı itibari ile malesef bu konuda da ciddi sıkıntılar yaşadı. Eh, kayış Yeni Malatya maçıyla koptu haliyle.

Ancak ikinci yarı itibari ile geçen sezon yazdığımız maç yazıların finalini yaptığımız cümle tekrar gözümüzde canlanmaya başladı: '' Fenerbahçe'nin olduğu yerde her zaman umut vardır. '' Bir , iki derken bir baktık ki Fenerbahçe bu işin içine girdi tekrar. O günden itibaren yazmayı aksattığım maç yazılarını yazmayı aklımdan bile geçirmedim. Ve daha bir sürü totem.. Sene sonu gelsin istedim hep, uğuru bozmayayım... Ama aslında yazılacak onlarca şey olmuştu. Biraz bahsetmek gerekirse mesela Schuster ve Hagi'nin çingeneliklerini gördükten sonra burada bir nevi günah çıkartmak; ''ne olursa olsun başımızda doğru düzgün bir adam var yahu'' yazmak istemiştim ama kısmet bugüneymiş. Evet; Aykut Kocaman hala rol model olarak ortaya koyduğu Barcelona'nın ''B'' sini sahaya yansıtabilmiş değil. Evet; Fenerbahçe normal şartlar altında ligi çok rahat şekilde şampiyon bitirmesi gereken kadrosu ile çok zorlanarak şampiyonluğa ulaştı. Ve işin zorlaşmasında gerek Alex gerekse Andre ile yaşanan sıkıntılar gibi Aykut Kocaman kaynaklı birçok faktör aktif rol oynadı. Ancak hoca bu sıkıntılı dönemlerden öyle bir başarıyla ayrıldı ki bunun sonucunda hanesinde artık '' güven '' ve '' şampiyonluk '' yazıyor. Şayet o şampiyonluk yazmasaydı da çok zor dönemde ayağa kalkan hoca ve takım 17'de 16 yaptıktan sonra ''gönlümde şampiyon olmuştur'' yazardı zaten.

Yine hocanın hakkını teslim etmemiz gereken bir konu daha var diye düşünüyorum. Birçok maçta oyuncu değişikliklerinin - ki aslında direkt Stoch tercihinin - geç kaldığını düşünüyordum. Hala da bu konuda sıkıntılar yaşandığı söylenebilir. Ancak Stochundan Guizaına, Crisinden birçok oyuncusuna kadar bu kadar geniş bir rotasyonu , yaşanan onca sıkıntıya rağmen maçlara bu kadar hazır ve motive tutmak çok zor iş. Burada aslan payı direkt hocanındır. Belirtmeden geçmek olmazdı.

Sözün özü; diyerek bir son vermek istedim ancak sözün özü Can Bartu tesislerindeki tezahüratlar olsa gerek. Umuyorum ki şuana kadar son derece isabetli gördüğüm transferlerde kısa sürede takıma uyum sağlayacak ve gelecek senede bu olumlu hava devam edecektir.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Fenerbahçeli Ses Ver !

Fenerbahçeli;

Senin camianın şampiyonluk mücadelesi verdiği şu günler; senin birlik olma, en keskin virajlardan Fenerbahçe'ye leke sürmeden ve başını hiç öne eğmeden geçerek seni her daim sevindirmeye çalışanlarının yanında olma günüdür. Gün ; ne kadar büyük bir aile olduğumuzu ispatlama, içeriden ve dışarıdan emeğimize ve kupamıza göz dikenlerin karşısında avazımızın çıktığı kadar Fenerbahçe'nin gücünü haykırma günüdür. Sen de ses ver Fenerbahçe'li. Veya sesin olanın yanında dur.Senden ricam şuradan ulaşabileceğin linki paylaşabildiğin kadar Fenerbahçe'li ile paylaş ve paylaşmasına vesile ol. Ol ki ; takımının başarısızlığı üzerinden oy hesabı yapan, emeğin üzerinden rant sağlama kaygısı taşıyanlara karşı sesimiz çıksın.

6 Mayıs 2011 Cuma

Fenerbahçe'nin Genç Yetenekleri: Okan Alkan ( Bölüm 2 )

(1. bölüm için tıklayınız.)

... 4/1 kazanılan özel maçta sonradan gösterdiği performans kendisini iki gün sonra oynanacak maçta direkt 11 oynama şansı sundu. Okan bu şansı da iyi değerlendirdi. Ve Milli Takım forması altında oynadığı başarılı performansların yanında hocalarının da referansıyla İstanbul'un yolunu tuttu. Artık Galatasaray deplasmanında doksanıncı dakikayı görebilmek onun için çok daha yakın ve inanılır bir hedefti.2007 Haziran'ı itibari ile o artık Fenerbahçe'nin futbolcusuydu...












Tff kayıtlarına göre Fenerbahçe ile ilk maçına benimde bir zamanlar formasını giydiğim Anadolu Üsküdar 1908 karşında 2008'in Mart ayında çıktı. Ve o maçta yalnızca 26 dakika süre aldı. Ancak Milli Takımın sağbeki olarak oynamaya devam eden Okan, Anadolu Üsküdar maçından 15 gün kadar sonra birkaç sene içinde Fenerbahçe taraftarının kendilerine dair büyük umutlar besleyeceği Gökay İravul ve Berk Elitez ile beraber Ukrayna maçının ilk 11'inde yer alıyor..Müsabaka 1/1 eşitlikle bitiyor. Gol ? Oynadığı tüm Milli kademelerde olduğu tabii ki Recep Berk Elitez'den...


















2007/2008 sezonu itibari ile Okan Alkan ağırlıklı olarak 90'lı oyuncuların şans bulduğu DSGL liginde kısıtlı sayıda müsabaka deneyimi kazanması rağmen U15 Milli Takımı ile başlayan Milli Takım serüvenini bir üst yaş grubuna, yani U16 Milli Takımına taşımayı başardı. Ancak 2008/2009 sezonda göstermesi gereken daha çok şey vardı. Zira birkaç sezon birlikte oynayıp, kademeleri birlikte atlayacağı bir genç takım kurulmuştu. Okan Alkan, Gökay İravul, Hasan Erbey ve Berk Elitez'in yer aldığı takım sezona 6/1 Düzcespor galibiyeti ile başladı. 6 gün sonra Okan yine Milli Görev için Milli Takım ile beraber sahadaydı. Ancak gerek Milli Takım'ın altyapısındaki belirsiz ortam, gerek onun yeteneği çok kısa sürede onu U17 takımına taşımıştı. ''Milli Takımdaki belirsiz ortamda etkili oldu'' diyorum çünkü Tff kayıtlarından
ulaşabileceğiniz üzere 2008/2009 Avrupa Şampiyonları elemeleri süresince U16 Milli Takımından birçok yetenekli oyuncu üst yaş grubunda şans bulamadı. Ayrıca kadro istikrarı, yani çekirdek Milli Takım
kadrosu oluşmadı. Okan ise böyle bir ortamda şanslı çıkan oyunculardandı. 2/0 kazanılan Malta maçında oyuna 41. dk da dahil oldu. 3 gün sonra oynanan ve 3/3 biten Rusya maçında ise 90 dakika sahadaydı.



































Milli mesainin ardından Dereağzı tesislerine dönen Okan Alkan istikrarlı yükselişine devam ediyordu. Ve Okan adına beklenen an gelmişti. 2008 takvimini çöpe atmamıza 3 gün kala Okan Alkan Gebzespor deplasmanında Fenerbahçe formasını 13. kez giyip sahaya çıkıyor ve resmi müsabakalarda ilk golünü atıyordu. Gebzespor maçı dahil olmak üzere 18 maçlık periyotta Fenerbahçe inişli çıkışlı bir grafik çiziyordu. Ancak Okan Alkan bu süreçte U17 Milli Takımına özel maçlarda katkı vermeye devam ediyordu. 5 maçlık özel turnuvalarda Millilik sayısını arttıran Okan Gökhan Töre ve Engin Bekdemir'in sık sık rotasyon kurbanı olduğu bir ortamda Avrupa Şampiyonaları için sahada olmaya devam ediyordu. 2009 Nisan'ı geldiğinde Milli mesaiden fırsat bulup klup takımıyla iki müsabakaya çıktıktan sonra Avrupa Şampiyonası finallerine gidiyor yedekten oyuna girdiği ilk Almanya maçından sonraki iki müsabakada ( Hollanda ve İngiltere) sahaya yine 11 çıkıyordu. Turnuva Milli Takım için pek parlak geçmese de Okan basamakları hızla tırmanmaya devam ediyordu. 3 senede hayatı tam anlamıyla değişmişti. Artık hayalini kurduğu formaların altında mücadele ediyor daha büyük hedeflere ulaşmaya yaklaşmanın heyecanını yaşıyordu.
























2009/2010 sezonu Okan'ın kariyerinin belki de en önemli sezonudur. Gerek Fenerbahçe gerek Milli Takımda istikrarlı bir şekilde görev alan Okan 09/10 sezonunda A2 takımında forma giyecektir. Ancak bu sezonun başında bu detaydan çok daha önemli bir olay yaşanmıştır. Fenerbahçe Karşıyaka'nın başarılı sağ bek oyuncusu Rıdvan Şimşek'i transfer edip sağ bek rotasyonunu derinleştirmek ve geleceğini garanti altına almayı düşünmektedir. Tam bu noktada Şenol Çorlu alt takımlardan, 91 doğumlu Rıdvan'dan bir yaş küçük bir gencin gümbür gümbür geldiği bilgisini verir. Bir anlamda Okan'a yapabileceği en büyük güzelliği yapıp hem önünü açar hem de dikkatleri üstüne çeker. Nitekim Fenerbahçe'nin Rıdvan transferinden vazgeçmesi sonucunca Beşiktaş genç oyuncuyu kadrosuna katar. Artık sahne Okan'ındır. Hayallerine ulaşmak için yapması gereken tek şey çok çalışıp üst yapının dikkatini çekmeye çalışmaktır. Nitekim Okan sezonun ilk maçında gerekli mesajları vermeye başlamış, kanadını son derece etkili kullandığı müsabakayı bir asistle tamamlamıştır. Milli mesai arasından sonra oynadığı dört müsabakada da artık kendine çok güvenen ve yere sağlam basan bir Okan vardır. Benim kendisi ile tanışıklığımda aşağı yukarı bu zamana rastlar. Ve kendisi tüm bu olumlu referanslar ve performansı neticesinde unutamayacağı bir turnuvaya gider: FİFA U17 Dünya Kupası.Bu süreçte gruptan çıkmayı garantilediğimiz Yeni Zelanda maçı harici tüm maçlarda 11'de forma giydi Okan. 50 dakikasını 10 kişi oynadığımız 2. tur maçında Birleşik Arap Emirlikleri karşısında da 11'deydi. 2/0 kazanılan maç sonrasında Türkiye'nin tarafından finale çıkmak eşleşmelerin diğer tarafına göre daha kolay gözüküyordu. Ancak bir engel vardı. O da etkili oyunu ile dikkatleri üzerine çeken Kolombiya idi. 20. dk da öne geçtiğimiz müsabakanın 90. dk sında yediğimiz gol aslında maçın sonucunun önceden habercisi idi. Okan o gün Milli Takımlar forması altındaki ilk golüne önce uzatmalara sonra da penaltılara giden müsabakalarda imza atmasına karşın Türkiye bu fantastik maçta Kolombiya'ya penaltılar sonucunda elenerek yurda döndü.

Türkiye kupaya hüzünlü bir şekilde veda etmişti. Ancak oynanan oyun ve bu yaş grubundaki oyuncular heyecan vericiydi. Orhan Gülle, Engin Bekdemir, Muhammet Demir ve tabii ki Okan Alkan. Milli oyuncular yurda dönmeden isimleri basında daha sık yer almaya başlamıştı ki içlerinde benim açımdan en çarpıcı olanı '' Gökhan Gönül'ün Mardinli veliahtı '' başlıklı haberdi. Ve nihayetinde önce U18 , sonrasında ise U19 Milli Takımına yükselen ve gerek Milli Takım gerekse A2 takımda etkili performanslarına devam eden Okan A takıma yükseliyor, Antalya kampına katılıyordu. Yanında ise seneler önce Mardin'den kalkıp Milli Takım kampına gittiğinde karşılaştığı ve o günden beri çok samimi bir dostluğu olan Gökay İravul vardı.















A Takım performansı herkes tarafından biliniyor Okan'ın. Ben geçmişinden ve basamakları nasıl tırmandığından bahsetmek; 5 senede hayatının nasıl değiştiğine dikkat çekmek istedim. Okan'ın bu kademelerdeki performanslarını da çok önceden ( A Takıma çıkmadan ) buralara not düştüm, hatta kendi çapımda büyük çaplı isteklerde bulundum. Dönemin hocası Daum pek oralı olmasa da Okan ve diğerleri Aykut Kocaman ile gerçek manada şans bulmaya ve kendilerini göstermeye başladılar. Ancak ben Okan Alkan hikayesine son vermeden önce birkaç ufak detayda eklemek istiyorum. Fenerbahçe altyapısında izlediğim oyuncular arasında yetenek bakımından benim en çok etkilendiğim oyuncuların başında geliyor Okan Alkan. Hızlı, seri, teknik ve hırslı bir sağ bek oyuncusu. Ben kendisini Dani Alves'e benzetiyorum. Yalnız bu benzetmenin teknik yanları olduğu kadar mental yanları da var. Hırsından ve basamakları çok hızlı tırmanmasından sebep mağlubiyetlerde ya da olumsuz durumlarda kontrolünü kaybedebiliyor Okan. Basamakları sindire sindire tırmanmamasına sebep olan tek bir faktör var; o da kuşkusuz yeteneği. Ancak bazen hem yeteneğinden hem de bahsettiğimiz diğer sebeplerden dolayı kontrolden çıkabiliyor Okan. Bu da hem diline hem oyununa çok çabuk şekilde yansıyor. Öncelikli olarak bu yanlışlardan kurtulması gerekiyor.. Son dönemde gereksiz bir mevki polemiğine girip kesik yediğini riqfutbol.com ve çeşitli kanallardan duysak ve yine ek olarak başka sıkıntıları da işitsekte doğru bir rehabilitasyon süreci sonrasında Okan'ı yazın bir yerlere... Oynayamayacağını söylediği sağ ya da sol önde de oynar başka yerde de. Yeter ki hayallerinin kıymetini bilsin...
Related Posts with Thumbnails